←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

Haftanın Portresi

Süper Lig'in yedinci haftasında incelenen yedi karşılaşmada 17 gol atıldı. Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor ve Beşiktaş haftayı galibiyetle tamamladı. Ancak ayrıntılı istatistikler, kazanmanın her zaman daha iyi oynamak anlamına gelmediğini gösterdi. Galatasaray büyük bir hücum üstünlüğü kurarken Trabzonspor bir devreye sığdırdığı üç golü on kişiyle korudu. Fenerbahçe son bölümdeki oyuncu değişiklikleriyle farkı açtı, Beşiktaş ise kalecisinin kurtarışları ve rakibinin değerlendiremediği fırsatlar sayesinde üç puana ulaştı. Haftanın diğer karşılaşmalarında daha fazla pozisyon üreten takımların kazanamaması, futbolun en temel çelişkisini bir kez daha ortaya çıkardı: Pozisyon üretmek, gol atmak ve maçı kazanmak üç farklı beceri.

1. Haftanın akışı: Cuma günü Galatasaray’ın dönüşü, cumartesi farklı galibiyetler, pazar günü savunma sınavı

Hafta, 9 Ekim Cuma günü Galatasaray’ın Kasımpaşa karşısındaki 3-1’lik galibiyetiyle başladı. Fakat bu karşılaşma sıradan bir iç saha galibiyeti değildi.

Galatasaray maç boyunca 25 şut çekti, rakip ceza sahasında 52 kez topla buluştu ve 2,52 beklenen gol üretti. Kasımpaşa ise dokuz şutta yalnızca 0,49 xG’ye ulaşabildi. Topa sahip olma oranı da yüzde 63’e karşı yüzde 37’ydi.

Bu rakamlar, incelenen haftanın en belirgin oyun üstünlüklerinden birini ortaya koyuyor.

Ancak Galatasaray’ın maçı kazanma biçimi, istatistiksel üstünlüğünden daha dramatikti.

Abdülkerim Bardakcı’nın 45. dakikadaki golüyle öne geçen sarı-kırmızılılar, 65. dakikada Lucas Torreira’nın kırmızı kart görmesiyle zor durumda kaldı. Kasımpaşa yalnızca üç dakika sonra Jesurun Rak-Sakyi ile beraberliği sağladı.

Bu noktada karşılaşmanın gidişatı değişebilirdi. Galatasaray hem bir oyuncu eksikti hem de skor üstünlüğünü kaybetmişti.

Fakat 90. dakikada Barış Alper Yılmaz, 90+6’da Mario Lemina golü buldu. Galatasaray on kişi kaldığı maçın son bölümünde iki gol daha atarak 3-1 kazandı.

Maçın bir başka ilginç yönü de gol vuruşlarının kalitesiydi. Galatasaray’ın üç golü, toplam yalnızca yaklaşık 0,39 xG değerindeki vuruşlardan geldi. Buna karşılık takımın beş büyük gol fırsatı da kaçırılmış olarak kaydedildi.

Yani Galatasaray çok yüksek gol beklentisi üretmiş, ancak gollerini en yüksek olasılıklı fırsatlardan değil, daha düşük olasılıklı vuruşlardan bulmuştu.

Bu maç, haftanın ilk önemli mesajını verdi: Oyun üstünlüğü, golün hangi pozisyondan geleceğini her zaman belirlemiyor.

Cumartesi günü bu kez bambaşka futbol hikâyeleri ortaya çıktı.

Gençlerbirliği ile Amed arasındaki 2-2’lik karşılaşma, hafta boyunca görülen skor ile oyun kalitesi arasındaki en çarpıcı farklardan birini sundu.

Amed yüzde 52 topa sahip oldu, 19 şut çekti ve 2,16 xG üretti. Gençlerbirliği ise 11 şutla yalnızca 0,50 xG’de kaldı.

Deplasman ekibi 25. dakikada Dia Saba’nın penaltısıyla öne geçti. Gençlerbirliği 54. dakikada Rafael Luís’in serbest vuruş golüyle eşitliği sağladı. Samuel Ballet 67. dakikada Amed’i yeniden öne geçirdi.

Amed, hem daha fazla pozisyon üretiyor hem de ikinci kez skor avantajı elde ediyordu. Ancak 90+2. dakikada Tiago Gouveia’nın kullandığı köşe vuruşunda Thalisson’un kafa golü geldi ve maç 2-2 bitti.

Gençlerbirliği’nin 0,50 xG üreterek iki gol atması başlı başına dikkat çekiciydi. Amed ise hem açık oyun hem toplam pozisyon kalitesinde üstün olduğu karşılaşmadan galibiyet çıkaramadı.

Birkaç saat arayla oynanan maçlar, haftanın temasını giderek belirginleştiriyordu: Sahada daha üretken olmak her zaman tabelada karşılığını bulmuyordu.

Alanyaspor ile Erzurumspor’un 0-0’lık beraberliği de aynı tartışmanın farklı bir örneğiydi.

Alanyaspor FotMob verilerine göre yüzde 57 topa sahip oldu. Rakip yarı sahada 270 isabetli pas yaptı. Erzurumspor’un aynı istatistiği yalnızca 119’du.

Fakat toplam gol beklentisinde Erzurumspor 1,69’a karşı 0,98 üstünlük sağladı.

Özellikle 57. dakikada Brandon Baiye’nin 0,36 xG değerindeki şutu ve 66. dakikada arka arkaya gelen üç vuruş, Erzurumspor’un maçı kazanabileceği önemli fırsatlardı.

Sadece 66. dakikadaki üç şutun toplamı yaklaşık 0,68 xG’ydi. Ancak Paulo Victor’un kurtarışları ve savunma müdahaleleri sonucunda gol gelmedi.

Bu karşılaşmada Alanyaspor topun kontrolünde, Erzurumspor ise gol ihtimali yüksek pozisyonlar üretmede daha başarılıydı.

Cumartesi gününün en dramatik karşılaşması ise Samsunspor ile Trabzonspor arasındaydı.

Trabzonspor, 27. dakikada Ernest Muçi, 38. dakikada Chibuike Nwaiwu ve 40. dakikada Franculino’nun golleriyle yalnızca 13 dakika içinde 3-0 öne geçti.

İlk 43 dakikada Trabzonspor 10 şut çekerken Samsunspor’un yalnızca iki şutu vardı.

Fakat Melih Kabasakal’ın 43. dakikada kırmızı kart görmesiyle maçın yapısı tamamen değişti.

Trabzonspor geri kalan bölümde yalnızca üç şut çekebildi. Samsunspor ise 21 şut üretti.

Ev sahibi ikinci yarıda üç kez direğe takıldı. Tanguy Coulibaly, Fatih Kaya ve diğer hücum oyuncularının girişimleri skoru değiştirmeye yetmedi. Kaleci André Onana’nın kurtarışları, Nwaiwu’nun blokları ve Trabzonspor savunmasının yoğun müdahaleleri sayesinde maç 3-0 tamamlandı.

Bu karşılaşmanın 3-0’lık sonucu, ilk 40 dakikadaki hücum üstünlüğünü ve sonraki 50 dakikadaki savunma direncini aynı anda anlatıyordu.

Cumartesi oynanan Rizespor–Fenerbahçe karşılaşmasında da sonuç ile oyunun akışı arasında benzer bir fark vardı.

Fenerbahçe, Marco Asensio’nun 12. dakikadaki golüyle öne geçti. Ancak ilk yarı boyunca Rizespor’un hücum girişimleri daha fazlaydı. Opta’nın saha aksiyonu haritasında ilk yarı için Rizespor adına 11, Fenerbahçe adına yalnızca üç şut/gol olayı bulunuyordu.

Bu rakamlar resmî toplam şut istatistiğiyle bire bir aynı ölçüm değil. Buna rağmen karşılaşmanın ilk bölümünde Rizespor’un rakip kaleyi sık sık yokladığını gösteriyordu.

Fenerbahçe, Ederson’un kurtarışlarıyla skor üstünlüğünü korudu. Son bölümde ise oyuna giren oyuncular sonucu belirledi.

İrfan Can Kahveci 83. dakikada, Oğuz Aydın 87. dakikada gol attı. İki golün hazırlanmasında da sonradan oyuna giren futbolcular rol oynadı. Böylece uzun süre 1-0 devam eden karşılaşma birkaç dakika içinde 3-0’a dönüştü.

Fenerbahçe’nin galibiyeti, Trabzonspor’unkinden farklı bir hikâye sunuyordu.

Trabzonspor önce farkı yaratmış ve sonra bunu savunmuştu. Fenerbahçe ise uzun süre tek farklı üstünlüğünü koruyup son dakikalarda farkı açmıştı.

Pazar günü ise iki ayrı sonuç ortaya çıktı.

Konyaspor ile Başakşehir’in 0-0’lık beraberliği, hücum kalitesi açısından haftanın en ilginç karşılaşmalarından biriydi.

Konyaspor yüzde 55 topa sahip oldu ve dokuz şut çekti. Başakşehir yedi şutta kaldı. Ancak beklenen gol değerinde Başakşehir 1,08’e, Konyaspor yalnızca 0,42’ye ulaştı.

Daha da şaşırtıcı olan, Başakşehir’in 1,08 xG üretmesine rağmen tek bir isabetli şutunun bulunmamasıydı.

Eldor Shomurodov’un 44. dakikadaki 0,53 xG’lik kafa vuruşu ve Abbosbek Fayzullayev’in 88. dakikadaki 0,31 xG’lik fırsatı sonuçsuz kaldı.

Başakşehir’in toplam gol beklentisinin yaklaşık yüzde 78’i bu iki pozisyondan kaynaklandı. Ancak ikisi de kaleye gitmedi.

Haftanın son incelenen karşılaşmasında Beşiktaş, Kocaelispor’u 2-1 yendi.

Orkun Kökcü’nün 19. dakikadaki golü, Show’un 27. dakikadaki beraberliği ve Dušan Vlahović’in 32. dakikadaki penaltısı ilk yarının skorunu oluşturdu. İkinci yarıda gol gelmedi.

Ancak Kocaelispor özellikle Metehan Altunbaş üzerinden çok önemli pozisyonlar yakaladı.

Altunbaş üç şutta 1,01 xG üretmesine rağmen gol bulamadı. Beşiktaş kalecisi Alexander Nübel beş kurtarış yaptı ve kaynakta +0,89 engellenen gol değerine ulaştı.

Böylece Beşiktaş da haftayı galibiyetle tamamladı. Ancak tıpkı Fenerbahçe ve Trabzonspor gibi, galibiyetin arkasında üzerinde düşünülmesi gereken savunma sorunları vardı.

2. Dört büyüklerin galibiyetleri aynı anlama gelmiyor

Haftanın en dikkat çekici sonucu Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor ve Beşiktaş’ın tamamının kazanmış olması.

Ancak bu dört galibiyeti tek bir başarılı performans kategorisinde değerlendirmek yanlış olur.

Galatasaray’ın Kasımpaşa karşısındaki galibiyeti, hücum üretimi bakımından dört takım arasında en açık üstünlüğü gösteren karşılaşmaydı.

25 şut, 11 isabetli vuruş, 52 ceza sahası dokunuşu ve 2,52 xG, Galatasaray’ın rakibi üzerindeki sürekli baskısını gösteriyor.

Kasımpaşa’nın yalnızca altı ceza sahası dokunuşunda kalması da bu üstünlüğün ne kadar geniş bir alana yayıldığını ortaya koyuyor.

Galatasaray’ın problemi fırsat yaratmak değildi. Takımın temel sorunu, çok sayıda fırsatı değerlendirememesi ve bir oyuncu eksildikten sonra oyun dengesinin bozulmasıydı.

Buna karşılık on kişi kaldıktan sonra yeniden üstünlüğü ele geçirip iki gol bulabilmesi önemli bir zihinsel ve hücum kapasitesine işaret etti.

Trabzonspor’un performansı ise çok daha keskin bir biçimde ikiye ayrılıyor.

İlk 40 dakikada takım hem etkili hem üretkendi. Samsunspor’un savunmasını farklı oyuncular üzerinden aşmayı başardı ve üç gole ulaştı.

Ancak kırmızı karttan sonra Trabzonspor’un hücum varlığı büyük ölçüde kayboldu.

Bu nedenle Trabzonspor’u 90 dakika boyunca rakibinden çok daha iyi oynayan bir takım olarak tanımlamak doğru değil.

Takım bir bölümde çok başarılı hücum etti, diğer bölümde ise oldukça uzun süre savunma yapmak zorunda kaldı.

Fenerbahçe’nin galibiyetinde öne çıkan konu bitiricilik ve oyuncu değişiklikleri oldu.

Topa sahip olma oranı neredeyse eşitti. Rizespor ilk yarıda önemli sayıda şut girişimi kaydetti. Ancak Fenerbahçe erken golün avantajını korudu ve maçın son bölümünde daha etkili hücum ederek farkı açtı.

Bu, sonuç alma becerisi bakımından olumlu bir gösterge.

Fakat daha güçlü rakiplere karşı aynı ölçüde fırsat verilmesi durumunda maçın sonucunun yine 3-0 olacağını düşünmek doğru olmaz.

Beşiktaş’ın Kocaelispor galibiyeti ise dört takım arasında savunma sorunları bakımından özellikle dikkat çekiyor.

Beşiktaş 16 şut çekti, yüzde 57 topa sahip oldu ve rakip ceza sahasında 24 kez topla buluştu.

Ancak Kocaelispor 11 şutta dört büyük gol fırsatı yakaladı. Beşiktaş’ın üç büyük fırsatına karşılık konuk takımın dört fırsat üretmesi önemli.

Üstelik Beşiktaş’ın toplam 2,21 xG değerinin 0,79’u penaltıdan geliyordu.

Penaltı çıkarıldığında Kocaelispor 1,65’e karşı 1,42 xG üstünlüğüne sahipti.

Daha da ilginci, iki takımın açık oyun xG değerlerinin 1,40 ile tamamen eşit olması.

Bu veriler Beşiktaş’ın oyun üstünlüğünü bütün alanlarda kuramadığını gösteriyor.

Dolayısıyla dört büyüklerin kazandığı bir haftada en doğru değerlendirme, hepsinin aynı düzeyde futbol oynadığı değil; aynı sonuca farklı becerilerle ulaştığı olmalı.

Galatasaray sürekli hücum baskısıyla, Trabzonspor erken bölümdeki yüksek üretkenlik ve sonrasındaki savunma direnciyle, Fenerbahçe son bölümdeki hücum kalitesiyle, Beşiktaş ise kaleci performansı ve kritik anlarda bulduğu gollerle kazandı.

3. Haftanın ana istatistiği: Fırsat üretmekle gol atmak arasındaki uçurum

Haftanın en belirgin ortak özelliği, üretilen fırsatların gol sayısına beklenen ölçüde dönüşmemesi.

Fenerbahçe maçında karşılaştırılabilir xG kaydı bulunmadığı için, FotMob verisi bulunan diğer altı maçı birlikte değerlendirmek daha sağlıklı.

Bu altı karşılaşmada toplam 173 şut çekildi ve 17,38 xG üretildi.

Ancak atılan toplam gol sayısı yalnızca 14’tü.

Bu farkın önemli bölümünü golsüz biten iki karşılaşma oluşturdu.

Alanyaspor–Erzurumspor maçında toplam 2,67 xG, Konyaspor–Başakşehir maçında ise 1,50 xG üretildi.

İki maçın toplamı 4,17 xG ve 46 şut.

Sonuç: Sıfır gol.

Bu tablo, gol beklentisinin kesin skor tahmini olmadığını hatırlatıyor. xG, şutların ortalama gol olasılığını gösteren istatistiksel bir model. Bir karşılaşmanın beklenen gol değeri iki ya da üç olsa bile gol atılmayabilir.

Ancak iki golsüz maçta toplam 46 şut çekilmiş olması, hücumcuların son vuruş performansı açısından önemli bir tartışma yaratıyor.

Erzurumspor 1,69 xG üretip gol bulamadı.

Samsunspor 1,66 xG üretip üç kez direğe takılmasına rağmen gol atamadı.

Başakşehir 1,08 xG üretip kaleyi hiç bulamadı.

Buna karşılık Gençlerbirliği yalnızca 0,50 xG’den iki gol çıkardı.

Futbolun aynı hafta içinde ortaya koyduğu iki uç örnek bunlar.

Bir tarafta gol olasılığı yüksek pozisyonlardan hiç gol atamayan takımlar, diğer tarafta son derece sınırlı hücum üretiminden iki gol bulan bir takım bulunuyor.

Bu sonuçlar, bitiricilik kalitesinin ne kadar değişken olduğunu gösteriyor.

Ancak burada uzun vadeli takım kalitesine ilişkin önemli bir ayrım var.

Düşük xG ile çok gol atmak, bir maçta başarılı bir bitiricilik performansı olabilir. Fakat sürekli olarak düşük kaliteli fırsatlardan yüksek sayıda gol üretmek kolay değil.

Buna karşılık düzenli biçimde kaliteli fırsatlar yaratıp bunları zaman zaman kaçırmak, hücum organizasyonunun bütünüyle başarısız olduğu anlamına gelmez.

Bu bakımdan Gençlerbirliği ile Amed arasındaki maç çok öğretici.

Gençlerbirliği iki gol atarak değerli bir puan aldı, fakat 0,50 xG ile sınırlı kalan hücum üretimini geliştirmek zorunda.

Amed ise kazanamadı, ancak 2,16 xG üretmiş olması hücum organizasyonunda olumlu işaretler bulunduğunu gösteriyor.

Yine de Amed’in sorunu yalnızca şanssızlık değil. İki kez öne geçtiği bir maçta skor üstünlüğünü koruyamamak, savunma organizasyonuyla ilgili ayrı bir problem.

Haftanın genel resmi bu yüzden iki soruyu birlikte sormayı gerektiriyor: Takımlar ne kadar kaliteli fırsat yaratıyor ve yarattıkları fırsatları ne kadar etkili değerlendiriyor?

Bunlara üçüncü bir soru daha eklenmeli: Rakiplerine ne kadar kaliteli fırsat veriyorlar?

Çünkü iyi hücum etmek, iyi savunma yapmak anlamına gelmiyor.

4. Haftanın en önemli teknik meselesi: Topa sahip olmakla oyunu kontrol etmek aynı şey değil

Yedi maçın birlikte değerlendirilmesi, topa sahip olma istatistiğinin tek başına ne kadar yetersiz olabileceğini gösteriyor.

Alanyaspor yüzde 57 topa sahip oldu ama Erzurumspor’dan daha düşük xG üretti.

Konyaspor yüzde 55 topa sahip oldu ama Başakşehir’in gol beklentisinin yarısına bile ulaşamadı.

Samsunspor yüzde 56 topa sahip oldu ve 23 şut çekti ama Trabzonspor’a 3-0 yenildi.

Fenerbahçe ise Opta verilerine göre yüzde 49,9 topla oynayarak Rizespor’u 3-0 mağlup etti.

Bu örnekler topa sahip olmanın önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.

Topu daha fazla kullanmak, rakibin hücum süresini azaltabilir, oyuncuların yerleşimini kolaylaştırabilir ve baskı oluşturmak için gerekli koşulları sağlayabilir.

Ancak bu avantajın gerçek hücum üstünlüğüne dönüşmesi gerekiyor.

Alanyaspor’un Erzurumspor karşısında rakip yarı sahada 270 isabetli pas yapmasına rağmen yalnızca 0,98 xG üretmesi bunun önemli örneklerinden biri.

Konyaspor da benzer bir sorun yaşadı. Topu daha fazla kullandı ama dokuz ceza sahası dokunuşu ve 0,42 xG ile sınırlı kaldı.

Bu iki takım için ortak soru şu: Topu rakip yarı sahaya taşımayı başarırken neden sonrasında yeterince tehlikeli hâle gelemiyorlar?

Başakşehir içinse problem ters yönde.

Takım 1,08 xG üretti fakat bunun 0,91’i duran toplardan kaynaklandı. Açık oyundaki gol beklentisi yalnızca 0,17’ydi.

Bu durum Başakşehir’in hücum fırsatlarının büyük bölümünü korner ve serbest vuruşlardan yarattığını gösteriyor.

Duran toplarda etkili olmak değerli bir özellik. Ancak açık oyunda bu ölçüde sınırlı kalmak, özellikle skor gerisine düşülen karşılaşmalarda sorun yaratabilir.

Trabzonspor’un ise farklı bir başarısı vardı. Takım toplam ikili mücadelelerde Samsunspor’a 58-27 üstünlük kurdu. Yer mücadelelerindeki başarı oranı yüzde 70’e ulaştı.

Bu fiziksel ve taktik üstünlük, özellikle ilk bölümde Trabzonspor’un hücum fırsatlarını daha etkili geliştirmesine katkıda bulundu.

Ancak kırmızı karttan sonra topun büyük ölçüde Samsunspor’a geçmesi, sayısal eksikliğin takım yapısını ne kadar değiştirebildiğini gösterdi.

Dolayısıyla haftanın teknik sonucu şu olabilir:

Oyunu kontrol etmek, yalnızca topa sahip olmak değil; topu hangi bölgelerde kazandığınız, ne kadar hızlı tehlikeye dönüştürdüğünüz, rakibe hangi fırsatları verdiğiniz ve maçın koşulları değiştiğinde düzeninizi ne kadar koruyabildiğinizle ilgili.

Bu bakımdan Galatasaray’ın Kasımpaşa karşısındaki 52 ceza sahası dokunuşu, diğer takımların topa sahip olma istatistiklerinden çok daha belirgin bir hücum üstünlüğü göstergesiydi.

5. Teknik direktör kararları: Haftanın bazı maçları yedek kulübesinde değişti

Haftanın önemli ortak noktalarından biri oyuncu değişikliklerinin ve beklenmedik oyun koşullarının sonuç üzerinde yarattığı etkilerdi.

Galatasaray’ın Torreira kırmızı kartından sonra yaptığı değişiklikler özellikle dikkat çekti.

Mario Lemina ve Eren Elmalı 67. dakikada, Victor Osimhen ile Leroy Sané 77. dakikada oyuna girdi. Galatasaray bu dönemde bir oyuncu eksik olmasına rağmen hücum tehdidini korudu.

Lemina 90+6’da gol attı. Osimhen de bu golün asistini yaptı.

Bu, değişikliklerin sadece savunma dengesini düzeltmek için kullanılmadığını, takımın son bölümde kazanma arayışını sürdürdüğünü gösteriyor.

Fenerbahçe’de ise yedek kulübesinin etkisi çok daha doğrudan skora yansıdı.

İrfan Can Kahveci 59. dakikada, Oğuz Aydın ve Romelu Lukaku 80. dakikada oyuna girdi.

  1. dakikada Oğuz’un asistinde İrfan Can, 87. dakikada Lukaku’nun asistinde Oğuz gol attı.

Yani Fenerbahçe’nin son iki golünde hem golü atan hem de asist yapan oyuncular sonradan oyuna girmişti.

Bu, haftanın en başarılı sonuç veren oyuncu değişikliği dizilerinden biriydi.

Trabzonspor’da ise Thomas Reis’ın müdahaleleri daha farklı bir amaç taşıdı.

Melih Kabasakal’ın kırmızı kartı sonrasında takımın önceliği değişti. Devre arasında Ernest Muçi’nin yerine Ozan Tufan’ın alınması, hücumdan savunma dengesine doğru yapılan müdahalelerden biriydi.

Daha sonra Franculino’nun yerine Cenk Özkacar gibi savunma yönü güçlü bir oyuncunun girmesi de bu yaklaşımı sürdürdü.

Trabzonspor’un bu tercihlerden sonra gol yememesi, sonuç bakımından başarılıydı.

Ancak aynı zamanda takımın hücum üretiminin çok büyük ölçüde azalması, skor koruma stratejisinin bedelini de gösterdi.

Amed’de ise benzer bir skor koruma girişimi sonuç vermedi.

Besnik Hasi, 84. dakikada Dia Saba ve Lumbardh Dellova’yı çıkarıp savunma oyuncuları Miraç Acer ile Mehmet Yeşil’i sahaya sürdü.

Amed hâlâ 2-1 öndeydi. Ancak 90+2’de Gençlerbirliği kornerden gol buldu.

Bu golü doğrudan değişikliklere bağlamak mümkün değil. Buna karşılık savunma güvenliğini artırmaya yönelik müdahalelere rağmen skorun korunamamış olması önemli.

Beşiktaş’ta da 71. dakikada üç oyuncu değişikliği yapıldı.

Emirhan Topçu, Salih Özcan ve Rıdvan Yılmaz’ın yerlerine Agbadou, Ouattara ve Ndidi girdi.

Beşiktaş bu müdahalelerden sonra yeni ve büyük bir hücum üretimi ortaya koyamadı, fakat skor üstünlüğünü korudu.

Fenerbahçe’nin değişiklikleri gol sayısını artırdı. Trabzonspor ve Beşiktaş’ın müdahaleleri sonucu korumaya yardım etti. Amed ise savunma değişikliklerine rağmen üstünlüğünü kaybetti.

Bu fark, teknik direktör kararlarının yalnızca hangi oyuncunun sahaya girdiğiyle değil, maçın hangi koşullarında ve hangi hedefle yapıldığıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

6. Haftanın görünmeyen kahramanları: Kaleciler ve savunmacılar

Haftanın hücum istatistikleri kadar savunma performansları da dikkat çekiciydi.

Beşiktaş’ta Alexander Nübel’in performansı bunların başında geliyor.

Nübel beş kurtarış yaptı ve +0,89 engellenen gol değerine ulaştı. Beşiktaş’ın yalnızca bir farkla kazandığı karşılaşmada bu katkı oldukça önemliydi.

Kocaelispor’un dört büyük gol fırsatı yakaladığı düşünüldüğünde kaleci performansı, galibiyetin temel unsurlarından biri olarak değerlendirilebilir.

Trabzonspor’da ise savunmanın merkezinde Chibuike Nwaiwu öne çıktı.

Nwaiwu bir gol attı, 15 savunma aksiyonu gerçekleştirdi ve altı şut bloğu yaptı.

Takımın toplam dokuz blokunun altısının tek bir oyuncudan gelmesi önemli.

Özellikle Trabzonspor’un uzun süre on kişi oynadığı karşılaşmada Nwaiwu’nun katkısı, takımın skor üstünlüğünü korumasına yardımcı oldu.

André Onana da altı kurtarış yaptı. Ancak Samsunspor’un isabetli şutlarından üretilen toplam xGOT yalnızca 0,56’ydı.

Dolayısıyla Onana’nın kurtarış sayısını tek başına değerlendirip karşılaştığı şutların tamamının çok tehlikeli olduğunu düşünmemek gerekiyor.

Fenerbahçe’de Ederson’un beş kurtarışı da benzer biçimde önemliydi.

Rizespor özellikle ilk yarıda daha fazla şut girişimi gerçekleştirdi. Fenerbahçe’nin skoru uzun süre 1-0 koruyabilmesinde kaleci müdahaleleri rol oynadı.

Alanyaspor–Erzurumspor maçında ise iki kaleci de beşer kurtarış yaptı.

Paulo Victor ve Ertuğrul Taşkıran, toplam 30 şutun bulunduğu karşılaşmanın golsüz tamamlanmasına katkıda bulundu.

Bununla birlikte haftanın kaleci performanslarını yalnızca kurtarış sayıları üzerinden sıralamak doğru olmaz.

Kurtarışın değeri, karşılaşılan şutun kalitesine ve gole dönüşme olasılığına bağlı.

Bu açıdan Nübel’in +0,89 engellenen gol değeri, haftanın en dikkat çekici kaleci verilerinden biriydi.

Savunma oyuncularının hücum katkısı da haftaya damga vurdu.

Galatasaray’da Abdülkerim Bardakcı, Trabzonspor’da Nwaiwu ve Gençlerbirliği’nde Thalisson gol attı.

Kocaelispor’da Show da takımının beraberlik golünü kaydetti.

Bu gollerin bir bölümünün duran toplardan gelmesi, savunmacıların yalnızca kendi kalelerini korumadığını, hücumda da sonuç belirleyici olabildiğini gösterdi.

7. Haftanın büyük dersi: Galibiyet, beraberlik ve mağlubiyet başka; oyun kalitesi başka

Yedi karşılaşma birlikte değerlendirildiğinde üç farklı takım profili ortaya çıkıyor.

İlk grupta hem sonuç alan hem de yüksek hücum üretimi sergileyen takımlar bulunuyor.

Galatasaray bu grubun en belirgin örneği. Kasımpaşa karşısında çok sayıda fırsat yarattı, topu rakip ceza sahasına sürekli taşıdı ve eksik kaldığı bölümde bile kazanmayı başardı.

Trabzonspor da özellikle ilk 40 dakikadaki hücum performansıyla bu gruba yakın bir görüntü verdi. Ancak maçın büyük bölümünü savunmada geçirmek zorunda kalması, doksan dakikalık oyun üstünlüğü konusunda farklı bir değerlendirme gerektiriyor.

İkinci grupta sonucu alan fakat performansının bazı bölümlerinde sorun yaşayan takımlar var.

Fenerbahçe ve Beşiktaş bunun örnekleri.

Fenerbahçe 3-0 kazandı ancak özellikle ilk yarıdaki rakip hücum üretimi, maçın skor kadar rahat geçmediğini düşündürüyor.

Beşiktaş da 2-1 kazandı fakat Kocaelispor’un yüksek kalitedeki fırsatları, savunma güvenliği açısından önemli sorular doğurdu.

Üçüncü grupta ise sonuç alamamasına rağmen bazı oyun göstergelerinde olumlu sinyaller veren takımlar bulunuyor.

Amed, Erzurumspor ve Kocaelispor bu açıdan dikkat çekiyor.

Amed 2,16 xG üretip galip gelemedi.

Erzurumspor 1,69 xG üretip gol bulamadı.

Kocaelispor dört büyük fırsat yakalamasına rağmen Beşiktaş’a yenildi.

Bu takımları yalnızca sonuçları üzerinden başarısız ilan etmek, hücum üretimleri hakkında önemli bilgileri kaçırmak olur.

Ancak aynı şekilde, fırsat yaratabildikleri için tamamen başarılı olduklarını söylemek de yanlış.

Çünkü futbolun amacı yalnızca fırsat yaratmak değil, bunları gole dönüştürmek ve rakibin fırsatlarını sınırlandırmak.

Gençlerbirliği ise farklı bir örnek sundu.

Ev sahibi 0,50 xG üretip iki gol attı ve güçlü rakibinden puan aldı.

Bu sonuç, bir karşılaşma bakımından değerli bir bitiricilik başarısıydı. Ancak aynı zamanda gelecek maçlar için uyarıydı.

Takımın bu kadar düşük hücum üretimiyle sürekli puan kazanmasını beklemek doğru olmaz.

Konyaspor ve Alanyaspor için ise temel sorun, topa sahip olma avantajını daha yüksek kaliteli gol fırsatlarına dönüştürememekti.

Başakşehir’in sorunu daha özgündü: İki büyük gol fırsatı yakalayan takım, bunların hiçbirinde kaleyi bulamadı ve açık oyun hücumunda çok sınırlı kaldı.

Bu nedenle haftanın sonuçlarından tek bir genel sıralama çıkarmak yerine, her takımın hangi becerisinin öne çıktığına bakmak daha anlamlı.

Sonuç: Haftanın kazananları ile iyi futbol oynayanları her zaman aynı takımlar değildi

Süper Lig’in incelenen yedi karşılaşmasında dört galibiyet ve üç beraberlik vardı. Toplam 17 gol atıldı, iki maç golsüz tamamlandı.

Ancak haftanın asıl hikâyesi bu rakamların ötesindeydi.

Galatasaray çok fazla hücum fırsatı ürettiği bir maçı, kırmızı kart sonrasında yeniden kazanmayı başardı.

Trabzonspor ilk 40 dakikada üç gol buldu, kalan bölümde savunmasını ayakta tutarak galibiyeti korudu.

Fenerbahçe uzun süre tek farklı götürdüğü maçı sonradan oyuna giren oyuncularının etkisiyle farklı kazandı.

Beşiktaş ise daha fazla topa sahip olduğu ve daha fazla şut çektiği karşılaşmada kaleci performansına ve rakibinin değerlendiremediği fırsatlara ihtiyaç duydu.

Diğer tarafta Amed, Erzurumspor ve Kocaelispor gibi takımların yakaladıkları fırsatları sonuçlandıramaması önemli puan kayıplarına yol açtı.

Alanyaspor ile Konyaspor ise topa sahip olma üstünlüğünün tek başına gol üretmek için yeterli olmadığını gösterdi.

Bütün bu maçlar bir araya getirildiğinde haftanın en önemli futbol gerçeği belirginleşiyor:

Topa sahip olmak oyunu kontrol etmek değildir. Daha fazla şut çekmek daha iyi fırsat üretmek değildir. Daha yüksek gol beklentisine ulaşmak da maçı kazanmak değildir.

Bu üç beceriyi aynı anda ve sürekli biçimde gerçekleştirebilen takımlar uzun vadede daha güçlü olur.

Haftanın oyun üstünlüğü bakımından en açık örneğini Galatasaray verdi. Trabzonspor kısa sürede fark yaratma ve savunma direncini gösterdi. Fenerbahçe yedek kulübesinin değerini ortaya koydu. Beşiktaş ise kazansa bile rakibine verdiği büyük fırsatları azaltması gerektiğini hatırlattı.

İstatistikler, bir maçın sonucunu değiştirmiyor. Ama o sonucun nasıl ortaya çıktığını ve sonraki maçlar için ne anlama gelebileceğini açıklıyor.

Yedinci haftanın incelenen maçları bize tek bir soru bırakıyor: Kazanan takım gerçekten daha mı iyi oynadı, yoksa oyunun belirleyici anlarını rakibinden daha iyi mi değerlendirdi?

Bu hafta bazı takımlar için iki sorunun cevabı aynıydı. Bazıları içinse birbirinden çok farklıydı.

Ve haftanın futbol hikâyesini ilginç kılan da tam olarak buydu.

‹ DİĞER YÜZ