←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

Tribünler hakem kararını değiştirir mi?

Aynı pozisyonu izleyen hakem, tribün sesi açıkken ve kapalıyken farklı karar verebilir mi? Laboratuvar deneyleri ve seyircisiz maç dönemleri, kalabalığın yalnız oyuncuları değil, belirsiz anlarda düdüğü çalan kişiyi de etkileyebildiğine dair ilginç ipuçları veriyor.

Bir futbolcu rakibini düşürüyor. Pozisyonu televizyondan izleyen iki hakem var. İkisi de aynı görüntüyü görüyor. Birinin kulaklığında tribün uğultusu var. Diğeri sessizlikte izliyor.

2002’de yayımlanan klasik bir deney tam olarak buna benzer bir düzen kurdu. İngiltere’de 40 lisanslı hakeme Liverpool-Leicester City maçından 47 müdahale gösterildi. Görüntü, sahadaki hakemin kararını görmeden hemen önce durduruluyordu. Hakemlerden pozisyonu değerlendirmeleri istendi.

22 hakem videoyu gerçek tribün sesiyle izledi.

18 hakem sessiz izledi.

Kalabalığı duyan hakemler ev sahibi takım aleyhine yüzde 15,5 daha az faul verdi.

Görüntü aynıydı.

Değişen ses ortamıydı.

Bu deney yıllardır “taraftar hakemi etkiler” tartışmasının en güçlü laboratuvar örneklerinden biri olarak anılıyor. Fakat sonucu doğru okumak önemli. Çalışma hakemlerin bilinçli biçimde “ev sahibini kayırdığı”nı göstermedi. Aksine, etkinin farkında olmadan karar sürecine sızabileceğini düşündürdü.

Kalabalık hakeme ne söylüyor olabilir?

Bazen çok basit bir şey:

“Bir şey oldu.”

On binlerce kişi aynı anda ayağa kalktığında, bağırdığında veya faul beklediğinde ses güçlü bir algısal ipucuna dönüşür. Hakem yalnız topa ve oyunculara bakmaz; bütün ortamın içinde karar verir. Özellikle pozisyon gri alandaysa tribünün ortak tepkisi olayın ciddiyetine ilişkin ek bir sinyal gibi hissedilebilir.

Bu sinyal güvenilir olmak zorunda değildir.

Taraftar taraflıdır.

Ama beynin dikkat sistemi “yüksek ve ani tepki”yi görmezden gelmekte zorlanabilir.

2002 deneyinde ilginç bir ayrıntı daha vardı. Araştırmacılar hakemlik deneyiminin bu baskıya karşı koruma sağlayıp sağlamadığını da incelediler. Daha deneyimli hakemlerin genel karar örüntülerinde bazı farklar vardı ama kalabalık sesinin etkisini tamamen ortadan kaldıran basit bir “tecrübe kalkanı” bulunmadı.

Bu şaşırtıcı değil.

Uzmanlık insanı insan olmaktan çıkarmaz.

Hakem çok hızlı karar verir. Oyunun akışı sürer. Görüş açısı kusurlu olabilir. Bir müdahalenin şiddeti, temasın zamanı, topa ulaşılıp ulaşılmadığı ve oyuncunun hareketi birkaç saniyenin içinde yorumlanır.

Böyle belirsiz durumlarda çevresel ipuçları önem kazanabilir.

Fakat 2002 deneyinin sınırı da açıktı: 47 pozisyonun tamamı tek bir maçtan geliyordu.

Sonraki araştırmacılar farklı maçlardan görüntüler, farklı ses seviyeleri ve başka sporlar kullanarak aynı soruyu test etti. Genel tablo, kalabalık etkisinin gerçek olabileceğini ama her ortamda aynı büyüklükte çıkmadığını gösterdi.

Sonra dünya beklenmedik bir deney yaptı.

COVID-19 salgını sırasında profesyonel futbol ligleri aylarca seyircisiz oynandı.

Normalde bilim insanlarının yapamayacağı büyüklükte bir doğal deney ortaya çıktı:

Aynı ligler.

Aynı takımlar.

Aynı hakem sistemi.

Ama tribün baskısının büyük bölümü yok.

2021’de yayımlanan bir çalışma 17 ülkede 23 ligden 6.481 maçı inceledi; bunların 1.498’i seyircisiz oynanmıştı. Araştırmacılar özellikle kart kararlarına baktığında, seyirci yokken deplasman takımlarına verilen sarı kartların azaldığını ve ev sahibi lehine görülen farkın daraldığını buldu.

Başka bir geniş çalışma 11 ülkede 15 ligden 4.844 maçı karşılaştırdı. Seyircisiz dönemde ev sahibi takımlar daha az puan topluyor ve daha az gol atıyordu. Hakem kararlarında da ev sahibi avantajıyla uyumlu farklar zayıflıyordu; ancak takımın sahadaki hücum üstünlüğü gibi değişkenler hesaba katıldığında tablonun bir kısmı açıklanabiliyordu.

Bu son ayrıntı çok önemli.

Ev sahibi takım daha çok hücum ediyorsa rakip daha çok savunma yapmak zorunda kalabilir.

Daha çok savunma müdahalesi daha çok faul ve kart üretebilir.

Dolayısıyla “deplasman daha çok kart gördü, demek ki hakem taraftardan korktu” çıkarımı tek başına yeterli değildir.

Hakem baskısını takım performansından ayırmak gerekir.

Seyircisiz maçlar bu yüzden değerliydi ama kusursuz laboratuvar değildi.

Pandemi döneminde yalnız tribünler boşalmadı.

Takımların antrenman düzeni değişti.

Seyahat koşulları değişti.

Oyuncuların psikolojisi değişti.

Maç takvimi sıkıştı.

Bazı liglerde saha avantajının başka parçaları da değişti.

Yine de birçok bağımsız analiz benzer yöne işaret etti: Taraftar yokluğu, ev sahibi avantajının en azından bir kısmını ve hakem kararlarındaki bazı asimetrileri azalttı.

Peki hakem gerçekten “baskı altında” mı?

Bunu fiziksel korku gibi düşünmek gerekmiyor.

Sosyal psikolojide baskı çok daha ince çalışabilir.

Binlerce insan aynı anda bir karar bekliyor.

Yanlış olduğuna inandıkları kararda anında yüksek sesli tepki veriyor.

Hakem her düdükten sonra sosyal geri bildirim alıyor.

Bu, karar verme ortamını değiştirir.

Kalabalık yalnız olaydan sonra tepki vermez.

Hakemin dikkatini olaydan önce de biçimlendirebilir.

Bir oyuncu yere düştüğünde tribün çok güçlü tepki verirse hakemin “kontrol etmem gereken bir şey oldu” eşiği düşebilir. Tersine ev sahibi oyuncunun yaptığı temas tribünden aynı tepkiyi üretmeyebilir.

Burada VAR ilginç bir ikinci katman oluşturdu.

Video yardımcı hakem, kalabalığın sahadaki ani baskısını azaltabilecek bir teknik filtre gibi düşünülebilir. Hakem ekran başında görüntüyü tekrar tekrar izleyebilir. Ama VAR da sosyal ortamın tamamen dışına çıkmaz. Stadyumda bekleme süresi uzar, tribün kararı bekler, ekran görüntüleri ve büyük tepkiler devam eder.

Teknoloji kararın bilgi kalitesini artırabilir.

İnsan karar vericiyi sosyal bağlamdan tamamen ayıramaz.

Hakemlerin eğitiminde de bu yüzden yalnız kuralları bilmek yetmez. Dikkat yönetimi, stres altında karar, iletişim ve baskıya dayanıklılık profesyonel hakemliğin parçasıdır.

Bu tartışmanın en büyük yanlışlarından biri hakemi “tarafsızsa etkilenmez, etkileniyorsa taraflıdır” ikiliğine sıkıştırmaktır.

Tarafsızlık bir kişilik özelliği kadar sistem tasarımı problemidir.

İyi sistem, hakemin insan olduğunu kabul eder.

Doğru açı sağlar.

Yardımcı hakem ekler.

Video teknolojisi kullanır.

Karar protokolleri oluşturur.

Hakemi tehdit ve tacizden korur.

Çünkü en iyi niyetli insan bile çevreden tamamen yalıtılmış hesap makinesi değildir.

Tribünün sesi ölçülebilir bir baskı yaratabilir mi?

Evet, bazı deneyler ve seyircisiz maç doğal deneyleri bunun kararları etkileyebildiğine güçlü işaretler veriyor.

Ama ses hakemin kulağına “ev sahibine faul verme” diye emir fısıldamıyor.

Daha incelikli bir şey yapıyor.

Belirsiz bir anın etrafındaki sosyal ağırlığı değiştiriyor.

Kalabalığın etkisini yalnız desibelle ölçmek de eksik olur. Aynı gürültü, hakemin kararıyla aynı yönde ya da ona karşı olabilir. Tribünün ani ve senkron tepkisi, sürekli uğultudan daha fazla bilgi taşır; çünkü “şimdi bir olay oldu” sinyali verir. Bu nedenle araştırmacılar ses şiddeti kadar tepkinin zamanlaması ve taraflılığını da tartışır.

Üstelik seyirci hakemi etkileyebildiği kadar oyuncuyu da etkiler. Ev sahibi takım daha saldırgan oynayabilir, deplasman oyuncusu iletişim kurmakta zorlanabilir, tempo değişebilir. Hakemin önüne gelen pozisyonların sayısı ve türü değiştiğinde karar istatistikleri de değişir. COVID doğal deneylerinin bazılarında hücum üstünlüğü kontrol edildiğinde hakem yanlılığı ölçüsünün küçülmesi tam bu yüzden önemliydi.

Dolayısıyla tribün baskısı tek bir düdükte yakalanan gizli önyargı değil, bütün maç ekolojisinin parçasıdır. En ikna edici kanıt, laboratuvarda aynı görüntünün farklı sesle farklı yorumlanması ile gerçek maçlarda seyircisiz dönemde bazı kart farklarının daralmasının aynı yöne işaret etmesidir.

Ve bazen bir düdüğün hangi tarafa çalacağını değiştirmek için gereken şey tam da o küçük ağırlık farkı oluyor.

‹ DİĞER YÜZ