←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

Seçim pusulasında birinci sırada olmak oyu değiştirir mi?

Adayların yalnızca isimleri ve sıraları değişse, oylar da değişir mi? On yıllara yayılan doğal deneyler ve seçim verileri, pusuladaki ilk sıranın özellikle seçmenin daha az bilgi sahibi olduğu yarışlarda küçük ama ölçülebilir etkiler yaratabildiğini gösteriyor.

Bir seçimde adaylardan biri diğerinden daha çok oy aldı. Bunun nedeni programı, partisi, kampanyası, tanınırlığı ya da adayın kendisi olabilir. Fakat araştırmacıların yıllardır sorduğu daha rahatsız edici bir soru var: Adı pusulanın en üstünde yazdığı için birkaç oy fazladan almış olabilir mi?

Bunu ölçmek normal bir seçimde zordur. Çünkü aday sırası çoğu yerde rastgele değildir. Güçlü parti ilk sırada olabilir, alfabetik sıradaki aday tesadüfen daha tanınmış olabilir veya pusula düzenini belirleyen kurallar başka özelliklerle çakışabilir. O zaman “ilk sıradaki daha çok oy aldı” demek, sıranın etkisini kanıtlamaz.

Kaliforniya bu konuda araştırmacılara nadir bir doğal deney sundu.

Eyalette aday isimlerinin sırası, seçimden önce kura benzeri bir “rastgele alfabe” prosedürüyle belirlenir ve bazı yarışlarda sıralama seçim bölgeleri arasında döndürülür. Böylece aynı aday bir yerde pusulanın üst tarafında, başka yerde daha aşağıda görünebilir. Aday değişmez, parti değişmez, kampanya aynı kalır; değişen şey pusuladaki konumdur.

Daniel Ho ve Kosuke Imai, 1978–2002 arasındaki Kaliforniya seçimlerini bu sistem sayesinde inceledi. 2008’de Public Opinion Quarterly’de yayımlanan çalışmaları, pusula sırasını rastgeleleştirilmiş doğal deney olarak kullandı. Sonuç, “ilk sırada olmak her seçimde büyük avantajdır” kadar basit değildi.

Etki vardı, ama yarışın türüne göre değişiyordu.

Araştırmacılar özellikle önseçimler ve parti bilgisinin seçmene daha az rehberlik ettiği yarışlarda sıra etkilerinin daha görünür olabildiğini buldu. Büyük partilerin çok tanınan adaylarının yarıştığı genel seçimlerde ise etki daha küçük veya bazı analizlerde saptanamayacak kadar zayıf çıkabiliyordu.

Bu ayrım psikolojik olarak mantıklı.

Bir seçmen cumhurbaşkanlığı veya çok görünür bir belediye başkanlığı yarışında sandığa giderken adayını önceden biliyorsa pusulanın sırası ona fazla bilgi sağlamaz. Fakat okul kurulu, yargıçlık, yerel kurul veya çok sayıda ismin bulunduğu düşük görünürlüklü bir yarışta seçmen adayların hepsi hakkında güçlü görüşe sahip olmayabilir.

O zaman pusulanın kendisi karar ortamının parçasına dönüşür.

Psikolojide “primacy effect”, yani ilk sunulan seçeneğin bazı koşullarda avantaj kazanması uzun zamandır bilinen bir olgudur. Bunun tek açıklaması yoktur. İnsanlar listedeki ilk seçeneklere daha çok dikkat verebilir. Uzun bir listede yorulup “yeterince iyi” ilk seçenekte durabilir. İlk gördüğü aday hakkında düşünmeye başlayınca sonraki adayları onunla kıyaslayabilir. Hiçbirini tanımadığı durumda rastgele seçim yaptığını düşünürken farkında olmadan üst sıraya yönelebilir.

Ama seçmen davranışını bu mekanizmalardan yalnız birine indirgemek doğru değildir.

2014’te Public Opinion Quarterly’de yayımlanan kapsamlı Kaliforniya analizi, aday adı sırası araştırmalarındaki eski yöntem tartışmalarını yeniden değerlendirdi. Josh Pasek, Daniel Schneider, Jon Krosnick ve arkadaşları, isim sırasının döndürüldüğü eyalet çapındaki yarışları topluca incelediler. Ortalama ilk sıra avantajının var olduğunu, fakat büyüklüğünün bağlama göre değiştiğini bildirdiler.

Çalışmada büyük parti adayları için ilk sırada bulunmanın ortalama oy payı avantajı yaklaşık sekiz onda bir yüzde puanı civarındaydı. Daha küçük parti adaylarında ortalama daha düşüktü. Düşük görünürlüklü yarışlarda etki yüksek görünürlüklü yarışlara göre daha büyüktü.

Sekiz onda bir puan küçük görünüyor.

Çoğu seçimde gerçekten küçüktür.

Fakat yakın bir yarışta bir yüzde puanından daha az fark bile sonuç açısından önemli olabilir. Bu nedenle mesele “pusula insanları kolayca kandırıyor” değil; seçim sisteminin mümkün olduğunca adayların siyasi desteğini ölçmesi beklenirken tamamen içerikle ilgisiz bir tasarım ayrıntısının marjinal de olsa oy dağılımına karışabilmesidir.

Üstelik bazı seçim sistemlerinde etki daha büyük bulunmuştur.

Polonya’daki 2014 yerel seçimlerini inceleyen ve 2022’de Public Choice’da yayımlanan bir doğal deney çalışması, açık listeli nispi temsil sisteminin belirli yerel yarışlarında ilk sıradaki parti için oldukça büyük bir primacy etkisi tahmin etti. Araştırmacılar bu büyüklüğü, karmaşık pusula yapısı ve seçmenin karşı karşıya kaldığı çok sayıda seçenekle ilişkilendirdi.

Bu bulguyu başka ülkelere aynen taşımak mümkün değildir. Pusulanın biçimi, parti logoları, oy verme yöntemi, aday sayısı, seçmenin parti bağlılığı ve yarışın görünürlüğü değiştikçe sıra etkisi de değişebilir.

2021’de New Hampshire seçimlerini inceleyen araştırmacılar da tam bu nedenle farklı bir bağlamı test etti. Eyaletin yüksek siyasi katılımı ve parti sütunlu pusula yapısı nedeniyle etkinin zayıf olabileceği düşünülüyordu. Sonuçlar, bazı yarışlarda ilk sıra avantajına dair kanıt bulurken her yarışta aynı büyüklükte ve aynı biçimde bir etki olmadığını gösterdi.

Yani bilimsel tablo şudur:

Pusula sırası önemsiz değildir.

Ama pusula sırası seçmenin siyasi tercihini silip atan gizli bir düğme de değildir.

Etki daha çok kararsızlığın, düşük bilginin ve karmaşık karar ortamının bıraktığı küçük boşluklarda ortaya çıkar.

Bu noktada “seçmen neden ilk ismi seçsin?” sorusu biraz yanlış kurulmuştur. Araştırmalar seçmenin bilinçli biçimde “ilk sıradakine oy vereyim” dediğini iddia etmiyor. Karar verirken ne kadar dikkat, bilgi ve motivasyon kullandığımızın bağlama bağlı olduğunu söylüyor.

Her seçim yarışına aynı zihinsel enerjiyi ayırmıyoruz.

Bir pusulada onlarca yarış varsa seçmen listenin başındaki önemli seçimler için güçlü tercihler taşıyabilir, aşağı doğru indikçe daha az bilgiyle karar verebilir. Politik psikolojide “satisficing” denen yaklaşım burada devreye girer: İnsan her seçeneği eksiksiz karşılaştırmak yerine yeterli bulduğu bir seçenekte karar verebilir.

Bu nedenle bazı seçim yönetimleri isim sırasını sabit bırakmak yerine döndürür veya kura kullanır.

Kaliforniya’nın sistemi ilginçtir çünkü rastgeleleştirme tek başına tüm sorunu çözmez; aday sırası farklı seçim bölgelerinde döndürülerek belirli bir ismin sistematik olarak her yerde üstte kalması azaltılır. Araştırmacılar için bu sistem aynı zamanda sıranın etkisini diğer özelliklerden ayırmaya yarayan deneysel bir fırsat yaratmıştır.

Pusula tasarımı yalnız sıra meselesinden ibaret değildir.

Yazı büyüklüğü, adayların hangi sütunda yer aldığı, parti bilgisinin görünürlüğü, oy verme işaretlerinin hizası ve talimatların açıklığı da seçmenin hata yapma ihtimalini etkileyebilir. 2000 ABD başkanlık seçiminde Florida’nın Palm Beach County bölgesindeki meşhur “butterfly ballot”, pusula tasarımının yanlış oyları artırabileceğine ilişkin en çok incelenen örneklerden biri oldu. Orada sorun yalnız ilk sıradaki isim değil, aday adları ile deliklerin iki sayfaya nasıl hizalandığıydı.

Bu tür olaylar bir tasarım ilkesini hatırlatıyor: Pusula mümkün olduğunca görünmez olmalıdır.

İyi pusulanın amacı seçmeni yönlendirmek değil, seçmenin zaten sahip olduğu tercihi hatasız biçimde kayda geçirmektir.

Fakat hiçbir arayüz tamamen nötr değildir.

Bir aday mutlaka bir yerde ilk yazılacaktır. Bir sütun solda, diğeri sağda olacaktır. Bir font büyüklüğü seçilecektir. İnsan gözü bunları belirli sırayla okuyacaktır.

Demokrasinin en fiziksel anlarından biri olan oy verme, sonunda bir kâğıt ya da ekranla karşılaşır.

Ve o yüzeyin tasarımı, ne kadar küçük olursa olsun, bazen sonuca kendi parmak izini bırakabilir.

‹ DİĞER YÜZ