←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

Beşiktaş'ın deplasman 'tutarlılığı' sürüyor

Beşiktaş'ın deplasmanda kazanamamasının sebebi savunmanın hataları mı, yoksa hücumun rakibi oyunda tutması mı?

Beşiktaş’ın Kasımpaşa deplasmanında 2-0 öne geçtiği maçı 2-2 bitirmesini yalnızca savunmacıların bireysel hatalarıyla açıklamak kolay. Oysa hem karşılaşmanın ayrıntılı verileri hem de sezonun ilk on haftasındaki iç saha-deplasman farkı, daha büyük bir soruna işaret ediyor: Beşiktaş dışarıda yalnızca fazla gol yemiyor, topa sahip olduğu zamanlarda bile rakibini yeterince uzun süre baskı altında tutamıyor. Böyle olunca savunma her maç yeniden sınava giriyor ve hücumda kazanılan avantaj, maçın başka bir bölümünde kaybolabiliyor.

Evinde başka, deplasmanda başka bir Beşiktaş

İlk on hafta sonunda iç sahada oynadığı beş maçı da kazanan Beşiktaş, bu karşılaşmalarda 14 gol atıp yalnızca üç gol yedi. Aynı dönemde beş deplasmanda ise bir galibiyet, bir beraberlik ve üç yenilgiyle dört puan topladı; altı gol atarken dokuz gol yedi. Evinde maç başına 2,8 gol atan takım deplasmanda 1,2’ye geriliyor, kalesinde gördüğü gol ise 0,6’dan 1,8’e yükseliyor. Yani dışarıda hücum üretimi ciddi biçimde azalırken gol yeme ortalaması üç katına çıkıyor.

Burada küçük ama önemli bir düzeltme gerekiyor. Beşiktaş’ın lig genelinde on maçta yediği 12 gol, maç başına 1,2 gole karşılık geliyor; bu değer sezonun söz konusu dönemindeki yaklaşık 1,49’luk takım başına lig ortalamasının altında. Dolayısıyla ‘Beşiktaş ligin en çok gol yiyen takımlarından biri’ demek doğru değil. Fakat deplasman ortalaması olan 1,8 gol, aynı genel lig ortalamasının belirgin biçimde üzerinde. Sorun savunmanın her koşulda kötü olması değil; iç sahada çalışan dengenin deplasmanda bozulması.

Kasımpaşa maçında top başka, tehdit başka şey anlattı

Kasımpaşa karşısında Beşiktaş topa yüzde 58 oranında sahip oldu, 502 pas denedi ve 403’ünü tamamladı. Rakip yarı sahadaki 202 başarılı pası, ev sahibinin 87 başarılı pasının iki katından fazlaydı. Fakat şut sayısı tam tersini söylüyor: Kasımpaşa 16, Beşiktaş sekiz kez kaleyi denedi. Üstelik Kasımpaşa beş korner kazanırken Beşiktaş iki kornerle kaldı. Bir başka deyişle Beşiktaş topun dolaşımını daha iyi yönetti, Kasımpaşa ise daha sık hücum bitirdi.

Bu rakamlar Beşiktaş hücumunun bütünüyle etkisiz olduğu anlamına gelmiyor. Siyah-beyazlılar sekiz şutta 1,26 beklenen gol (xG) üretti; Kasımpaşa ise 16 şutta 1,33 xG’ye ulaştı. İsabetli şut kalitesini ölçen xGOT değerinde de 1,86’ya karşı 1,35 üstünlüğü vardı. Trossard ve Vlahović’in birer gol atması, yaratılan fırsatların değerlendirilebildiğini gösteriyor. Dolayısıyla sorun, her gelen topun kaçırılması değil; bu nitelikteki fırsatların maçın bütününe yayılamaması.

Savunmayı sürekli sınava sokan hücum

Maçın kırılma noktası sadece 60. dakikada yenilen ilk gol değil. Beşiktaş ikinci golünü 47. dakikada bulduktan sonra 56’da Trossard, 59’da Vlahović ve 62’de İlhan Fakılı ile üç şut çekti; ardından karşılaşmanın sonuna kadar bir daha şut üretemedi. Takım 2-1 öndeyken bile Kasımpaşa kalecisini tehdit edemediği için ev sahibi savunmanın önceliği giderek hücum etmek oldu. Kasımpaşa’nın oyuncuları ileri çıkmanın bedelini yeterince hissetmedi.

Bir takımın öne geçtikten sonra her dakika saldırması gerekmez. Bazen tempoyu düşürmek, topu kontrollü kullanmak, rakibin baskısını boşa çıkarmak da doğru tercihtir. Bunun şartı, topu yalnızca kendi savunma hattında dolaştırmamak ve rakip baskı yaptığında oyunu ileri taşıyacak bağlantıları korumaktır. Beşiktaş, maçın son yarım saatinde bu dengeyi kuramadı. Böylece iki golle elde ettiği avantaj, savunma oyuncularının tek bir müdahalesine veya ceza sahasındaki tek bir eşleşmeye daha bağımlı hale geldi.

Agbadou’nun top kayıpları ne anlatıyor?

Emmanuel Agbadou’nun oyunu bu açıdan özellikle incelenmeli. Kasımpaşa maçında 90 kez topla buluşan stoper, 77 pas denedi ve 64’ünde başarılı oldu. Beşiktaş’ın en fazla pas yapan oyuncusuydu; aynı zamanda 13 başarısız pasla takımın en fazla pas hatası yapan ismiydi. Ancak bu 13 pası aynı ağırlıkta değerlendirmek yanıltıcı olur. Agbadou 12 uzun pas denemesinden yalnızca dördünü tamamladı; başka bir ifadeyle başarısız paslarının sekizi uzun toplardan kaynaklandı. Geriye kalan kısa ve orta mesafeli 65 pasının 60’ını isabetli göndermiş olması, sorunun sıradan pas alışverişinden çok ileriye oyun kurma tercihleriyle ilgili olduğunu düşündürüyor.

Agbadou’nun aynı maçta üç top çalma, iki pas arası ve beş uzaklaştırma yapmış olması da önemli. Savunma katkısını yok sayıp onu tek başına yenilen gollerin sorumlusu ilan edemeyiz. Bununla birlikte bir stoperin 77 pas kullanması, bunların 11’ini son üçte birlik bölgeye göndermesi ve uzun paslarının çoğunun hedefi bulmaması, Beşiktaş’ın geriden çıkarken yaşadığı sıkıntıyı görünür kılıyor. Takımın ilerlemesini sağlayacak pasın sürekli savunmacıdan beklenmesi, orta sahadaki bağlantılar kopunca hem top kaybı ihtimalini hem de rakibin ikinci topları toplama şansını artırıyor.

Burada dikkatli olunması gereken bir sınır var: Başarısız pas, otomatik olarak tehlikeli bölgede yapılmış bir top kaybı demek değildir. Agbadou’nun hangi hatalarının doğrudan Kasımpaşa atağına dönüştüğünü belirlemek için her pasın koordinatını ve sonrasındaki pozisyonu eşleştirmek gerekir. Eldeki toplam sayılar ’13 kez rakibe gol pozisyonu verdi’ sonucunu desteklemiyor. Fakat oyun kurulumunda yükün bir stopere yığılması ve riskli uzun pasların verimsizliği başlı başına taktik sorundur.

İki kafa golü, aynı ceza sahası alarmı

Kasımpaşa’nın golleri de yalnızca Agbadou üzerinden okunamaz. Winck 60. dakikada Hajradinović’in, Rafferty 87. dakikada Kerem Demirbay’ın asistinde kafa vuruşuyla gol buldu. Ev sahibi takımın 11 ortasından beşi isabetliyken Beşiktaş dokuz ortasından yalnızca birini hedefe ulaştırabildi. İki golün de kafa vuruşundan gelmesi, Beşiktaş’ın orta karşılaması, ceza sahasına koşu takibi ve stoper-bek paylaşımı bakımından sorun yaşadığını gösteriyor.

Özellikle ikinci golde, oyuna 83. dakikada giren Rafferty’nin dört dakika sonra skor üretmesi dikkat çekiyor. Yorulmuş bir savunmanın taze oyuncunun hareketliliğine cevap vermekte zorlanması makul bir açıklama olabilir; ancak bunu kesin neden olarak sunmak için pozisyonun görüntüsünü ve eşleşmeleri ayrıca incelemek gerekir. Kesin olan, Beşiktaş’ın iki farklı skor üstünlüğüne rağmen rakibin ceza sahasına etkili toplar göndermesini engelleyemediği ve bu topları savunurken iki kez cezalandırıldığıdır. Burada sistemsel bir uyarı var; tek bir stoperi hedef göstermek asıl meseleyi ıskalar.

Orta sahanın pas yüzdesi yüksek, yaratıcılığı sınırlı

Beşiktaş’ın orta sahası topu güvenli kullanmış görünüyor. Salih Özcan 56 pasın 49’unu, Ndidi 39 pasın 36’sını tamamladı. Ne var ki Salih hiç gol fırsatı yaratamazken Ndidi iki fırsat hazırladı; ikisinin toplam beklenen asist değeri yalnızca 0,12’de kaldı. Kasımpaşa’da Kerem Demirbay ve Hajradinović ise dörder fırsat yarattı, birer asist yaptı ve toplam 0,64 beklenen asist üretti. Fark, iki takımın merkezdeki oyuncularının topa dokunuş sayısında değil, o dokunuşlarla rakip savunmaya yaptırabildiği işte.

Beşiktaş’ın gollerinde Rıdvan Yılmaz ile Amir Murillo’nun asist yapması tesadüf sayılmaz: Hücumun kilidini bek oyuncuları açtı. Bu elbette bir avantaj; ancak merkezde oyun kurma gücü sınırlı kalırsa beklerin ileri çıkması daha da zorunlu hale geliyor. Bekler yükseldiğinde kaybedilen toplarda arkalarında alan bırakılması ise savunmanın yeni bir problemi olabiliyor. Yani yaratıcılık eksikliği yalnızca atılamayan golle ilgili değil, takımın geriye koşmak zorunda kaldığı pozisyonların nasıl oluştuğuyla da ilgili.

Değişiklikler çözüm olmadı

Italiano’nun 63. dakikada Olaïtan’ın yerine Hyeon-Gyu Oh’u alması, Vlahović’in çevresindeki hücum yapısını değiştirdi. Ancak bu hamleden sonra Beşiktaş’ın tek bir şut bile çekememesi, daha fazla hücum oyuncusu bulundurmanın daha fazla hücum üretmekle aynı şey olmadığını gösterdi. Oh’un oyuna girişiyle şutsuzluk arasındaki eşzamanlılık tek başına sebep-sonuç kanıtı değildir; Kasımpaşa’nın yükselen temposu ve skorun 2-1’e gelmesi de değişimin parçasıydı. Yine de teknik ekibin asıl ihtiyacının ceza sahasındaki oyuncu sayısından önce topu ileriye sağlıklı taşıyabilmek olduğunu düşündürüyor.

Bu karşılaşma özelinde Beşiktaş’ın maç yönetimi ciddi biçimde sorgulanmalı. İki farklı öne geçtiğiniz deplasmanda rakibinizin hücum tehdidini bütünüyle ortadan kaldıramayabilirsiniz, ama rakibin kendi yarı sahasını geride bırakırken duyacağı endişeyi canlı tutmanız gerekir. Beşiktaş bunu başaramadığında karşılaşmanın son kısmı giderek savunmanın dayanıklılık testine dönüştü. Kasımpaşa’nın beraberlik golünü bulması, sadece bir hava topunun sonucu değil, Beşiktaş’ın rakibin baskısına uzun süre cevap verememesinin de sonucuydu.

Her deplasmanda aynı sorun yok, ortak sonuç var

Beşiktaş’ın deplasman sonuçları tek açıklamaya izin vermiyor. Alanyaspor’a 1-0, Trabzonspor’a 2-0 kaybettiği maçlarda gol bulamadı; Amedspor karşısında iki gol atmasına rağmen 3-2 yenildi; Kasımpaşa’da iki golle yetinip 2-2 berabere kaldı. Fenerbahçe karşısındaki 2-1’lik galibiyet ise bu dizinin istisnası oldu. Bu sonuçlar, bir hafta bitiriciliğin, başka bir hafta savunmanın, başka bir hafta da skor üstünlüğünü koruyamamanın öne çıktığını anlatıyor. Dolayısıyla sorun tek bir oyuncu veya tek bir mevki değil, takımın maçın farklı evrelerinde aynı dengeyi koruyamaması.

Bütün bunları birlikte değerlendirdiğimde Beşiktaş’ın deplasman zaafının merkezine ‘kötü stoperler’ ya da ‘yetersiz forvetler’ yazmam. Savunmanın kanatlardan gelen ortalara karşı organizasyon sorunu açık; Agbadou’nun riskli pas tercihleri de ayrıca incelenmeli. Fakat hücumun rakibi sürekli tehdit edememesi, orta sahadaki yaratıcılığın birkaç oyuncunun omuzlarına yüklenmesi ve öne geçildiğinde oyunun kontrolünün kaybedilmesi bu savunma sorununu büyütüyor. Mesele yalnızca daha az gol yemek değil; rakibin gol aramak için bu kadar rahat ileri çıkmasını da engellemek.

‹ DİĞER YÜZ