←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

Fenerbahçe'yi kim yendi? Göztepe mi, kendi hücum planı mı?

Kadıköy'de topa sahip olan, 18 şut çeken, rakibinden iki kat fazla pas yapan Fenerbahçe, Göztepe'ye 2-1 yenildi. Peki suçlu kimdi? Pozisyonları harcayan forvetler mi, hücumcuları yeterince besleyemeyen orta saha mı, yoksa rakibin savunma düzenine cevap veremeyen teknik direktör mü? Maçın verileri, sorunun tek bir oyuncudan çok daha büyük olduğunu gösteriyor.

Futbolun en yanıltıcı istatistiklerinden biri topa sahip olma oranıdır. Bazen bir takım topun yüzde 70’ine sahip olur ama oyunun kaderini belirleyen yüzde 30’luk bölümde rakibine teslim olur. Fenerbahçe’nin Göztepe karşısında yaşadığı tam olarak buydu.

Ev sahibi yüzde 66 topla oynadı, 530 pas denedi, 18 şut çekti. Göztepe ise 259 pas ve 12 şutla maçı tamamladı. Bu istatistikleri maçın sonucunu bilmeden okuyan biri, Fenerbahçe’nin kazanmış olabileceğini düşünebilirdi.

Oysa maçın en önemli rakamı başka bir yerde saklıydı.

Fenerbahçe 18 şutta 1,51 beklenen gol (xG) üretti. Göztepe ise 12 şutta 1,40 xG’ye ulaştı. Yani Fenerbahçe’nin altı şutluk fazlası, yalnızca 0,11 gol beklentisi üstünlüğü sağlayabildi. Daha da önemlisi, iki takım da altışar isabetli şut çekmesine rağmen Göztepe’nin isabetli şut kalitesi (xGOT) 2,37, Fenerbahçe’ninki yalnızca 1,34’tü.

Fenerbahçe topu daha fazla kullandı ama Göztepe kaleyi bulduğunda çok daha tehlikeliydi.

Bu farkın nedenlerini anlamak için orta sahadan başlayalım.

Orta saha gerçekten kötü mü oynadı?

Fenerbahçe’nin orta sahası hakkında yalnızca pas başarı oranlarına bakarak olumsuz bir hüküm vermek mümkün değil.

Guendouzi 56 pasının 50’sini, Kanté 60 pasının 50’sini tamamladı. Škriniar 78 pas denemesinin 71’inde başarılıydı. Takım genelinde pas isabeti yüzde 83’tü.

Dolayısıyla Fenerbahçe’nin sorunu topu ayağında tutamamak veya savunmadan çıkaramamak değildi. Asıl mesele topun nereye, ne zaman ve hangi avantajı sağlayarak taşındığıydı.

Škriniar 89, Levent Mercan 87, Kanté 74, Guendouzi 69 kez topla buluşurken Lukaku’nun dokunuş sayısı 39, Kerem Aktürkoğlu’nunki yalnızca 24’tü. Bu dağılım tek başına orta sahanın sürekli geriye ya da yana pas yaptığını kanıtlamıyor. Ama hücum oyuncularının oyuna katılımıyla savunma ve orta saha oyuncularının top kullanma yoğunluğu arasındaki farkı gösteriyor.

Fenerbahçe topu dolaştırabiliyordu. Fakat hücumun en tehlikeli oyuncularını yeterince sık, yeterince avantajlı koşullarda oyuna sokamıyordu.

Orta saha top kaybettiği için değil, topa sahip olma üstünlüğünü yeterince etkili hücum bağlantılarına dönüştüremediği için sorgulanmalı.

Burada sorumluluk yalnızca Kanté veya Guendouzi’ye yüklenemez. Çünkü bir orta saha oyuncusunun ileriye etkili pas atabilmesi için önündeki oyuncuların da uygun boşlukları yaratması gerekir.

Ve bu bizi doğrudan teknik direktörün hücum planına getiriyor.

Fenerbahçe, Göztepe’nin istediği gibi mi hücum etti?

Maçın en çarpıcı istatistiklerinden biri orta sayıları. Her iki takım da 25 orta yaptı. Fenerbahçe bunların yalnızca ikisinde, Göztepe ise sekizinde başarılı oldu. Fenerbahçe’nin orta başarı oranı yüzde 8’de kalırken Göztepe yüzde 32’yi yakaladı. Bu farkı sıradan bir teknik başarısızlık olarak değerlendirmek yanlış olur.

Göztepe maça üçlü savunmayla çıktı. Üç stoperin bulunduğu, kanat oyuncularının da savunmaya destek verebildiği böyle bir düzen karşısında, ceza sahasına sürekli yüksek orta göndermek her zaman doğru çözüm değildir. Nitekim Göztepe hava mücadelelerinde 17-14 üstünlük sağladı. Sundberg 11, Bokélé dokuz uzaklaştırma yaptı.

Fenerbahçe’nin hücumları, rakibin savunmasının güçlü olduğu bölgelere gereğinden fazla yönelmiş olabilir. Elbette her orta kötü tercih değildir. Ortaların nereden, hangi baskı altında ve kaç oyuncuya karşı yapıldığı da önemlidir. Ancak 25 denemeden yalnızca ikisinin isabetli olması, maç boyunca etkisiz kalan bir yöntemin yeterince değiştirilemediğini düşündürüyor.

Fenerbahçe’nin burada başka çözümler üretmesi gerekiyordu. Savunma arkasına koşular, stoperlerle kanat savunmacıları arasına atılacak paslar, çizgiye inilip geriye çıkarılacak toplar ve rakibin merkez savunmasını yerinden oynatacak hücum hareketleri daha fazla denenebilirdi.

Sorun yalnızca futbolcuların ortaları kötü yapması değil, bu kadar başarısız bir hücum yönteminin neden bu kadar sık kullanıldığıdır.

İşte bu noktada oyuncu performansı tartışması teknik direktörün tercihleriyle birleşiyor.

Lukaku’yu kim besleyecekti?

Fenerbahçe’nin santrforu Romelu Lukaku, 90 dakikada yalnızca iki şut çekti. Rakip ceza sahasında dört kez topla buluştu. Toplam gol beklentisi 0,28’de kaldı. Bununla birlikte Lukaku kötü bir maç da çıkarmadı. Guendouzi’nin golünün asistini yaptı, takım arkadaşlarına üç şut fırsatı hazırladı ve FotMob’dan 7,7 puan aldı.

Burada ilginç bir çelişki var: Fenerbahçe’nin gol atması beklenen santrforu, gol pozisyonuna girmekten çok takım arkadaşlarına pozisyon hazırlama bakımından öne çıktı.

Lukaku’nun bağlantı oyununa katılması elbette yanlış değil. Ancak onun geriye gelip pas bağlantısı kurduğu pozisyonlarda ceza sahasının kimler tarafından doldurulduğu belirleyici hale geliyor. Lukaku’nun az şut çekmesinin ne kadarı yetersiz servisten, ne kadarı kendi hareketlerinden kaynaklanıyor? Bunu kesinleştirmek için pas alma ve koşu koordinatlarına daha ayrıntılı bakmak gerekiyor. Fakat iki şut, dört ceza sahası dokunuşu ve 0,28 xG, Fenerbahçe’nin santrforunu sürekli tehdit oluşturacak şekilde kullanamadığını gösteriyor.

Kerem Aktürkoğlu’nun durumu ise biraz farklı. Kerem yalnızca 24 kez topla buluşmasına rağmen üç şut çekti ve 0,55 xG üretti. Yani top kendisine az gelmesine rağmen değerli gol pozisyonlarına girmeyi başardı. Ne var ki bunları gole çeviremedi. Böylece iki ayrı problem aynı maçta ortaya çıktı: Lukaku yeterince bitirici pozisyona sokulamadı, Kerem ise bulduğu fırsatları değerlendiremedi.

Peki bütün suç taktiklerde mi? Kesinlikle hayır.

Fenerbahçe’nin üç büyük gol fırsatı kaçırdığını unutmamak gerekiyor. Kerem, Lukaku ve Oğuz Aydın birer büyük fırsatı harcadı.

Özellikle Kerem’in 55. dakikadaki 0,39 xG değerindeki kafa vuruşu ve Lukaku’nun 64. dakikadaki 0,20 xG’lik şutu önemliydi. Kerem ayrıca 71. dakikada direğe takıldı. Fenerbahçe bu fırsatlardan birini değerlendirseydi maçın geri kalanı çok farklı gelişebilirdi. Üstelik İrfan Kahveci’nin 0,80 xA üretmesi, takımın fırsat hazırlama konusunda tamamen başarısız olmadığını gösteriyor.

Dolayısıyla Fenerbahçe’nin yenilgisini yalnızca kötü taktik tercihlerle açıklamak da haksızlık olur. Bir teknik direktör futbolcularını gol pozisyonuna sokacak düzeni hazırlamakla sorumludur. Ancak oyuncunun gol olasılığı yüksek bir pozisyonda topu dışarı göndermesinden bütünüyle teknik direktörü sorumlu tutamayız.

Kuyt’ın hücum planı kusursuz değildi; fakat oyuncuları da maçın kazanılmasını sağlayabilecek fırsatları değerlendiremedi.

Bu iki başarısızlık birbirinin alternatifi değil, birbirini büyüten nedenlerdi.

Stoilov maçı değiştirdi, Kuyt cevap veremedi

Bence teknik direktörler arasındaki farkın en görünür hale geldiği bölüm, karşılaşmanın son yarım saatiydi.

Stanimir Stoilov 65. dakikada André’yi oyuna aldı. Ardından 74. dakikada Sinclair Armstrong ve Tino Anjorin’i sahaya sürdü.

  1. dakikada Armstrong beraberliği sağladı.
  2. dakikada André, Anjorin’in asistinde Göztepe’yi öne geçirdi.

Sonradan oyuna giren üç oyuncu, dört dakika içinde iki gol ve bir asistlik doğrudan katkıyla karşılaşmanın sonucunu değiştirmiş oldu.

Fenerbahçe ise 65. dakikada Semedo’nun yerine Mert Müldür’ü aldıktan sonra hücum hattındaki değişiklikleri 83 ve 84. dakikalara bıraktı.

O sırada skor zaten 1-2’ye dönmüştü. Burada maçın en çarpıcı verisine geliyoruz. Fenerbahçe 71. dakikada Kerem’in direğe çarpan şutundan sonra, 90+3’e kadar bir daha şut çekemedi. Yani Göztepe iki gol bulup maçı tersine çevirdiği halde Fenerbahçe yaklaşık 22 dakika boyunca şut üretemedi.

Bu yalnızca futbolcuların kötü bitiriciliğiyle açıklanabilecek bir durum değil. Çünkü ortada artık değerlendirilemeyen pozisyonlardan değil, üretilemeyen pozisyonlardan söz ediyoruz. Göztepe’nin maç içindeki değişimine karşı Fenerbahçe’nin hücum düzeni yeterince etkili tepki veremedi.

Bu noktada teknik direktörün sorumluluğu belirginleşiyor.

Sonuç: Üç ayrı sorun, tek mağlubiyet

Fenerbahçe’nin Göztepe karşısındaki yenilgisi, santrforların beceriksizliği veya orta sahanın kötü futbolu gibi tek bir başlıkla açıklanamaz.

Birinci problem hücum planındaydı. Fenerbahçe topa sahip olma üstünlüğünü rakibin savunma dengesini sürekli bozacak bir oyuna dönüştüremedi. Özellikle verimsiz orta girişimleri, hücumların sonuçsuz kalmasına katkıda bulundu.

İkinci problem oyuncuların son vuruşlarındaydı. Fenerbahçe üç büyük fırsat yakaladı ve üçünü de kaçırdı. Bu nedenle bütün sorumluluğu teknik direktöre yüklemek mümkün değil.

Üçüncü problem ise maç içi yönetimdeydi. Göztepe’nin değişiklikleri doğrudan sonuca etki ederken Fenerbahçe hem geriye düşüşe hem de rakibin değişen oyununa zamanında cevap veremedi.

Bu üç problemin ağırlıkları aynı değil.

İlk 70 dakikaya bakıldığında hücum planının verimsizliği ile oyuncuların bitiricilik sorunu birlikte öne çıkıyor. Fenerbahçe maçı kazanacak fırsatları bulmuştu.

Ancak son 20 dakikada taktik tepki eksikliği çok daha belirgin hale geliyor. Çünkü artık sorun golü atamamak değil, golü atabilecek şutu bile çıkaramamaktı.

Göztepe’nin hakkını da teslim etmek gerekiyor. Stoilov’un takımı yalnızca rakibinin hatalarını beklemedi. Daha az topla oynadığı maçta daha kaliteli isabetli şutlar üretti, kanatları daha etkili kullandı ve teknik direktörünün müdahaleleriyle maçı çevirdi.

Sonuçta Fenerbahçe’nin kaybettiği şey yalnızca üç puan değildi. Topa sahip olmanın oyuna hükmetmekle aynı şey olmadığını gösteren bir karşılaşma yaşandı.

Kadıköy’de Fenerbahçe’nin orta sahası topu taşıdı, hücumcuları fırsatları kaçırdı, teknik heyeti ise maçın değişen koşullarına yeterince etkili cevap veremedi.

Göztepe, bu üç sorunun aynı anda ortaya çıktığı yerde galibiyeti buldu.

Fenerbahçe için çıkarılması gereken ders açık: Daha fazla pas yapmak, daha fazla orta açmak ve daha fazla şut çekmek tek başına çözüm değil. Önemli olan rakibin savunmasını nasıl bozduğunuz, hangi oyuncuyu hangi koşullarda kaleye yaklaştırdığınız ve maçın gidişatı değiştiğinde ne kadar hızlı karşılık verebildiğiniz.

Çünkü futbol, topa en uzun süre sahip olanın değil, topa sahip olduğu sürede ne yapacağını daha iyi bilenin kazanabildiği bir oyun.

‹ DİĞER YÜZ