PARİS’İN YARINI: 1968 YENİDEN YAŞANABİLİR Mİ?
Mayıs 1968’de bir öğrenci itirazı Fransa’yı felç eden işçi grevleriyle buluşmuş, sonunda ülkenin siyasal ve kültürel hafızasını değiştirmişti. Ekim 2026’da yine gençler, yine sokaklar, yine hayatını değiştirmek isteyen kalabalıklar var. Ama bir tarihsel benzerlik geleceğin habercisi midir? 2027 seçimine giderken Fransa’nın önünde hangi yollar açılıyor?

İki fotoğrafı yan yana koyalım. İlki siyah beyaz: Mayıs 1968’de Paris’te kaldırılmış parke taşları, Latin Mahallesi’nde barikatlar, öğrencilerle polis arasında çatışma, fabrikaların kapısında grevciler. İkincisi renkli ve dikey: Ekim 2026’da bir lise kapısı, telefonuyla paylaşım yapan gençler, République Meydanı’ndaki yürüyüş, tahrip edilmiş bir mağazanın vitrini. Fotoğrafların biçimi birbirine benziyor. İkisi de devleti ve yurttaşlığı tartışmaya açan bir sokak hareketinin görünür anlarını kaydediyor. Fakat iki fotoğrafı aynı olay saymak, aradaki elli sekiz yılı tarihten silmek olur.
1968’i bütün anlamıyla değerlendirmek için Haziran seçimlerini, 1969 referandumunu ve sonrasında kurumların nasıl değiştiğini de anlatmak gerekir. 2026’yı değerlendirmek içinse ilk okul blokajlarından 17 Ekim’in büyük protestolarına, oradan 23 Ekim’de cumhurbaşkanının öğrenci temsilcileriyle görüşmesine kadar izlenen yolu bilmek yetmez; henüz verilmemiş kararların sonuçlarını da beklemek gerekir. Geçmişin tamamlanmış bir hikâyesini, bugünün açık uçlu hikâyesine karşılaştırırken kaçınılmaz eşitsizlik burada yatıyor. [1][2][3][4]
Bu derginin ilk yazısında Roma’nın pleblerinden Paris barikatlarına, 20. yüzyılın meydanlarından Hong Kong’a kadar aynı soruyu izlemeye başlamıştık: İnsanlar ne zaman kalabalığın gücüne başvurur? Şimdi son yazıda sorunun öteki yarısını soracağız: Kalabalık güç kazandığında bir toplumda gerçekten ne değişir? Bir siyasi önder gider mi, bütçe kararı değişir mi, haklar genişler mi; yoksa kazanımların bir bölümünü seçim sonuçları, polis müdahaleleri ve hareketin iç anlaşmazlıkları mı gölgeler?
1968’in öğrenci dünyası: Üniversite kapısından ülkeye
1968’deki patlamanın ilk sahnelerinden biri Nanterre Üniversitesi’ydi. Öğrencilerin üniversite hayatına, idari otoriteye, cinsiyet ve kuşak ilişkilerine, Vietnam Savaşı’nın temsil ettiği uluslararası düzen sorunlarına ilişkin itirazları vardı. Sorbonne’un kapatılması ve öğrenci gözaltılarıyla büyüyen hareket Paris sokaklarına taşındı. Mayıs ayının ilk haftalarında üniversite kampüsü yalnız eğitim kurumunu değil, Fransa’nın siyasal otorite kültürünü sorgulayan bir alana dönüştü. Ancak o günlerin bütün gençlerini tek bir sol örgütün komutası altındaymış gibi göstermek mümkün değil. Değişen, taleplerin çoğulluğuydu. [1][3]
2026’da ise ilk büyük dalganın merkezinde üniversitelerden çok liseler bulunuyordu. Öğretmen eksiklikleri, yıpranmış binalar, öğrencilerin günlük koşulları ve yükseköğretime geçiş sistemi Parcoursup, eylemi görünür kılan başlıklardı. 1968’in kampüsünde düşünsel ve kültürel otoriteye yönelen itirazla 2026 öğrencisinin dersini alamadığı sınıftaki öfkesi aynı şey değil. Elbette 1968 öğrencileri arasında somut eğitim sorunları, 2026 öğrencileri arasında köklü sistem eleştirileri bulunuyor. Fark, hareketin başlangıcındaki ağırlık merkezinde. [5][6]
Bu ayrım siyaseten önemlidir. Bir eğitim sistemi yalnız özgürlüğün değil, gelecek vaatlerinin de kurumudur. Lise öğrencisi bugün öğretmen istediğinde yarın diplomasının değerini, bir sonraki yıl üniversiteye kabul edilme olasılığını, on yıl sonra kendisine nasıl bir iş hayatı sunulacağını da tartışıyor olabilir. 1968’in genci kendisini aile ve üniversite otoritesine karşı tanımlarken 2026’nın genci çoğu zaman devletin verdiği hizmeti, fırsat eşitliğini ve geleceğe giden yolun şeffaflığını sorguluyor. Bu iki ideal arasında kesişim bulunabilir; birbirinin kopyası değildir.
1968’in asıl kırılması: Fabrikanın kapısı açıldığında
Mayıs 1968’i yalnız öğrenci isyanı olarak hatırlamak tarihsel bir yanılgı olur. Öğrenci protestolarına büyük işçi grevleri eklendiğinde hareketin devlet ve ekonomi üzerindeki etkisi kökten değişti. Fabrikalardaki iş bırakmalar üretimi ve günlük hayatı aksattı; sendikalar, işveren örgütleri ve hükümet ayrı müzakere masalarına oturdu. Tarihsel kaynaklar bu hareketi milyonlarca işçiyi kapsayan, çoğu anlatıda yaklaşık on milyon kişinin katıldığı büyük bir grev dalgası olarak tanımlar. Fakat her gün, her sektör ve her grevci için tek ve değişmez bir toplam varmış gibi davranmak doğru değildir. [1][4][7]
27 Mayıs’ta açıklanan Grenelle görüşmelerinin bilançosunda asgari ücrette yaklaşık yüzde 35 artış ve genel ücretlerde yaklaşık yüzde 10 artış gibi somut başlıklar vardı. Bu görüşmelerin sonucunu bütün fabrikaların aynı anda kabul edip işe döndüğü şeklinde anlatmak da yanlış. Bazı işyerlerinde grev devam etti, farklı sektörlerde ek pazarlıklar yürütüldü. Grenelle, toplumsal hareketin siyasi tarihe geçmesinde önemliydi; çünkü sloganın yanında ölçülebilir emek ve ücret kazanımı oluşturmuştu. [4][7]
2026’da öğrenci sendikaları, çeşitli işçi örgütleri ve Sarı Yelekliler çevreleri ortak tarihlerde sokağa çıktı. Bu olgu 1968’i hatırlatıyor. Fakat 23 Ekim’e kadarki bilgiler, Fransa ekonomisinin 1968’deki gibi yaygın ve uzun süreli bir genel grevle felç olduğunu göstermiyor. Her sendikanın çağrısı, her toplu yürüyüş ve her okul blokajı bir genel grevle eşanlamlı değil. Tarihsel karşılaştırmanın kırıldığı en önemli yerlerden biri bu: 1968’de hareketin toplumsal baskı kapasitesini dönüştüren üretimi durdurma ölçeğine 2026’nın şimdilik eriştiğini söylemek için elimizde yeterli kanıt bulunmuyor. [8][9]
Barikatın gücü mü, örgütlenmenin sürekliliği mi?
Paris’in sokakları binlerce insanı bir araya getirebilir; fakat bir ülkede uzun süreli değişim yaratmak için bir günlük kalabalığın ötesinde örgütlenme gerekir. 1968’de konfederasyonların işçi tabanı, fabrikalardaki komiteler ve üniversite ağları farklı amaçlar taşıyorlardı. Hepsinin tek merkezden yürüdüğü iddia edilemez; ama üretimi durdurabilecek ve hükümetle masaya oturabilecek kurumlar vardı. Bu nedenle müzakere, öğrencilerin ve işçilerin kurduğu basınçla anlam kazandı. Kurumsal güç, sokaktaki görüntünün arkasında bulunuyordu. [1][7]
2026’nın örgütlenme ekolojisi daha parçalı. Lise örgütleri, üniversite çevreleri, bağımsız kolektifler, sendikalar ve Sarı Yelekliler bir kısmı aynı günü, bir kısmı farklı güzergâhı paylaşan aktörler. Sosyal medya çağrısı bir günde binlerce kişiye erişebiliyor ama bir yürüyüşün ertesi haftasında hangi talebin masada kalacağını, kimlerin karar yetkisiyle konuşacağını ve hangi uzlaşmanın kabul edileceğini otomatik belirlemiyor. Çok hızlı yayılmakla uzun süre birlikte kalabilmek aynı organizasyonel yetenek değil.
Sosyologların kolektif eylem hakkındaki bulguları burada işe yarıyor. Erica Chenoweth’in sivil direniş çalışmalarında geniş, çeşitli ve süreklilik sağlayabilen katılımın, yöntem çeşitliliğinin ve karşı tarafta tutum değişikliği yaratabilmenin önemli olduğu vurgulanır. Bu çalışmalar farklı ülkelerden uzun dönemli verileri inceler; 2026 Fransa’sının kaç gün süreceğini söyleyen bir takvim sunmaz. Ancak bir hareketi yalnız aynı gün kaç kişinin sokağa çıktığıyla değerlendirmememiz için sağlam bir karşılaştırma ölçütü sağlar. [10][11]
1968’in en yanlış hatırlanan sonucu: De Gaulle hemen gitmedi
Mayıs 1968 üzerine anlatılan kısa hikâyelerden biri şöyledir: Öğrenciler isyan etti, Fransa felç oldu, De Gaulle iktidardan düştü. Hikâyenin ilk iki parçası doğrudur, sonuncusunda ise tarih ciddi biçimde kısaltılır. De Gaulle 30 Mayıs’ta Millet Meclisini feshetti ve seçim yoluna gitti. 23 ve 30 Haziran 1968 seçimleri Gaullistlere güçlü bir meclis çoğunluğu sağladı. Bu nedenle sokağın hükümeti hemen devirdiğini söyleyemeyiz. O yıl yaşanan büyük toplumsal sarsıntıdan sonra iktidarın sandıktan güçlenerek çıkması da mümkündü. [2][3][12]
De Gaulle ertesi yıl, 27 Nisan 1969’da Senato ve bölgesel düzenlemelere ilişkin referandumda “hayır” oylarının yaklaşık yüzde 52,4’e ulaşmasının ardından istifa etti. Bu sonuç doğrudan Mayıs 1968 üzerine yapılan oylama değildi. Ama bir yıllık siyasal meşruiyet sürecinin parçasıydı. İktidar bir seçim kazanıp daha sonra başka bir oylamada kaybedebilir. Tarih, sokak ile sandık arasındaki ilişkinin tek yönde işlemediğini gösteriyor. [2][12]
1968’in mirasını yalnız De Gaulle’ün ayrılığına bağlamak, emek hayatında, üniversite idaresinde ve kültürel normlarda sonraki yıllarda oluşan değişimleri görünmez kılar. Üniversitelerde katılımcılık ve özerklik konusundaki reformlar, işyerlerinde sendikal temsil alanının genişlemesi ve gündelik hayatın otorite anlayışındaki dönüşümler farklı zamanlarda, farklı kurumlarla gerçekleşti. Buna karşılık bütün bu değişimlerin tek ve yalnız sebebinin Mayıs 1968 olduğunu söylemek de nedenselliği aşırı basitleştirmek olur. Bir hareket katalizör olabilir; bütün tarihi tek başına yapmaz. [3][7]
2026’da devletin karşısındaki toplum hangi bakımdan farklı?
2026’da Fransa ekonomik ve siyasal açıdan 1968’in ülkesi değil. INSEE’nin Eylül 2026 kesin verilerinde yıllık tüketici enflasyonu yüzde 3,1’di. Enerji fiyatları yıllık yüzde 21,3 artmış, motorin fiyatındaki yükseliş yüzde 44,1’e ulaşmıştı. Aynı ortalama her evin bütçesini aynı ölçüde etkilemez. Büyük kentin merkezinde yaşayanla otomobile bağımlı bir çalışan, enerji artışını farklı hisseder. 1968’deki işçi ücretleri ve üretim düzeni sorunuyla 2026’nın ulaşım, fiyat, barınma ve kamu hizmetleri sorunları arasında akrabalık var; fiyatların, çalışma biçimlerinin ve toplumsal kesimlerin yapısı ise farklıdır. [13]
Siyasi güven açısından da geçmişin kolay bir eşdeğerini bulamıyoruz. Sciences Po bünyesindeki CEVIPOF’un Şubat 2026 barometresinde siyasete güven yüzde 22, partilere yüzde 15, cumhurbaşkanına yüzde 18, belediye başkanlarına ise yüzde 60’tı. Bu oranlar Ekim göstericileri hakkında yapılmış ayrı bir anket değil; olaylar öncesinde Fransa toplumunda zaten bulunan güvensizliğin göstergesidir. Yerel temsilcilerin ulusal siyasetten daha güvenilir görülmesi, merkezi iktidara duyulan öfkeyle kamu kurumlarına duyulan ihtiyaç arasındaki ayrımı anlamaya yardımcı oluyor. [14]
Buna karşılık 2026’da demokratik düzeni savunmakla mevcut siyasi aktörlere güvenmek arasında bir ayrım var. CEVIPOF araştırmasında demokrasiye ilkesel bağlılığın yüksek kalması, siyasi hayal kırıklığının her durumda otoriter rejim özlemine dönüştüğü iddiasına karşı önemli bir uyarıdır. Yurttaş mevcut partilere düşük güven duyup daha fazla katılım veya daha iyi işleyen kurumlar talep edebilir. Sokakta biriken öfkenin hangi yöne gideceğini anlamak için yalnız hükümetin popülerliğine değil, insanların hangi değişim biçimini istediğine de bakmak gerekir. [14]
Parcoursup: 2026’nın simgesi neden bir barikat değil, algoritma?
1968’in fotoğrafında üniversite kapısı ve barikat öne çıkarken 2026’nın çok tartışılan sembollerinden biri Parcoursup oldu. Yükseköğretim başvurularının yürütüldüğü bu sistem, öğrenciler açısından yalnız bir yazılım değil; hangi okulda, hangi koşullarda, hangi ölçütlerle gelecek kurabilecekleri sorusunun idari yüzü. Le Monde’un araştırmasında 2026 başvuru sayısı rekor düzeye çıkmış, sistemin yerleştirme kriterlerinin saydamlığı ve sosyoekonomik eşitsizliklerle ilişkisi tartışılmıştı. Sistemin bütün adayları tek başına “seçen bir algoritma” olduğunu söylemek yanlış; kararlar eğitim kurumlarının düzenlediği değerlendirme ve sıralama süreçleriyle oluşturuluyor. Yine de başvuran açısından kararın neden çıktığını anlayamamak ciddi güven sorunu yaratabiliyor. [6]
Bu tartışma 1968’le güçlü bir benzerlik de taşır: İnsan kendisi hakkında karar veren kuruma söz söylemek istiyor. Fakat otoritenin görünümü değişmiş durumda. Bir zamanlar amfide, rektörlükte ve dekanın masasında görünen hiyerarşi şimdi başvuru ekranına, kriterlere ve verilerin işlenişine de uzanıyor. Yalnız bir yazılımın düzeltilmesi sosyal eşitsizliği bitirmeyeceği gibi, bütün şikâyetleri “algoritmaya öfke” diye tarif etmek de öğrencilerin dile getirdiği personel, bina ve rehberlik sorunlarını gizler.
23 Ekim’de kapı açıldı: Macron’un görüşmesi ne değiştirdi?
Tam bu noktada derginin kapanış günlerinde önemli bir gelişme yaşandı. 23 Ekim 2026 Cuma günü Emmanuel Macron, lise örgütlerinin ve öğrenci temsilcilerinin bir bölümünü Élysée Sarayı’nda yaklaşık üç saat ağırladı. Katılımcılar toplantının kendisini bir dinlenme fırsatı olarak gördüklerini anlattılar. Bazı temsilciler cumhurbaşkanının Parcoursup için kapsamlı bir yeniden düzenleme ihtimalini kabul ettiğini söylerken başka örgütler yalnız sadeleştirme ve şeffaflıkla yetinmeyeceklerini, sistemin kaldırılmasını istediklerini belirtti. [8][9]
Görüşme bitiminde henüz üzerinde uzlaşılmış somut bir reform paketi açıklanmadı. Lise örgütleri eylemlerini sürdürme çağrısı yaptı; Başbakan Sébastien Lecornu’nün 26 Ekim Pazartesi günü temsilcilerle yeniden görüşmesi ve bazı somut adımları duyurması planlandı. Bu nedenle “öğrenciler kazandı” ya da “hükümet hiçbir şey yapmadı” demek için zaman erken. Bir siyasi kapının açılması sonuç değildir; o kapının ardında hangi tarihte hangi kararın uygulanacağı asıl sınavdır. [8][9]
1968’de Grenelle görüşmelerinin önemi de bu ayrımda saklıdır. Siyasi yönetimin sendikalarla görüşmesi sürecin bir aşamasıydı; anlaşma notunun fabrika kapılarındaki kabulü ve sonrasındaki uygulamaları başka bir aşamaydı. 2026’da öğrenci örgütlerinin cumhurbaşkanıyla aynı masaya oturması hareketin siyasi etkisinin işareti olabilir; ama öğretmen açığı kapanmadan, okul binası onarılmadan, üniversiteye erişim sisteminin hangi hükümlerinin değişeceği açıklanmadan bu etkiyi kesin kazanıma dönüştüremeyiz. [7][8]
Müzakere masasında kimlerin sandalyesi var?
23 Ekim görüşmesi yeni bir sorunu da görünür kıldı: Hareketin bütün katılımcıları o salonda temsil ediliyor muydu? Lise örgütleri ve akademik öğrenci konseyleri çeşitli sesler taşıyor; ama bağımsız gruplar, üniversite öğrenci birlikleri, işçi sendikaları ve Sarı Yelekliler aynı kurumsal yapıya sahip değil. Bu farklılık bir kusur olmak zorunda değil; büyük hareketlerin doğasında bulunabilir. Ancak siyasi sonuç üreten her görüşme, kimin adına hangi yetkiyle konuşulduğu sorusuyla karşılaşır.
Bir yanda hızlı karar alma ihtiyacı, öbür yanda katılımın genişliği vardır. Hükümet yalnız kendisiyle görüşebileceği düzenli ve tanınmış örgütlere ağırlık verirse daha dağınık topluluklar dışarıda kaldıklarını düşünebilir. Diğer yandan herkesi aynı anda muhatap alma iddiası, kimsenin onaylamadığı belirsiz bir müzakereye dönüşebilir. Çözümün tek bir modeli yok. Ama anlaşmanın kamuoyuna açık yazılması, uygulanma takvimi, öğrenci ve velilerin geri bildirim kanalı ile önceden belirlenmiş başarı ölçütleri böyle bir güven açığını azaltabilir.
1968’in güçlü sendikalarıyla 2026’nın sosyal medya üzerinden hızla örgütlenen ağlarını karşılaştırırken övgü veya küçümsemeyle yetinmemeli. İlkinde kurumsal pazarlık gücü, ikincisinde yatay yayılım ve hızlı seferberlik öne çıkabilir. Kalıcı kazanım için çoğu zaman her ikisinin farklı ölçülerde gerekli olduğunu düşünmek mantıklıdır. Bu, tek bir merkezi örgüt kurulmalı önerisi değil; hesap verebilir temsil ile yaygın katılımın birlikte önem taşıdığına ilişkin bir çıkarımdır.
17 Ekim’in gölgesi: Şiddet tarihin akışını nasıl değiştirebilir?
2026 hareketi 1968’e benzetilirken ikinci büyük sınır, şiddetin kamusal algıdaki ağırlığıdır. 17 Ekim’deki yağma, kundaklama, saldırılar ve yaralanmalar, öğrencilerin talepleriyle ilgili tartışmaya korkuyu ekledi. Elabe’nin 21 Ekim anketinde Fransızların yüzde 91’i şiddeti kınarken yüzde 93’ü hayat pahalılığına yönelik talepleri, yüzde 82’si öğrenci taleplerini meşru buluyordu. Aynı toplumun “şikâyetinizi anlıyorum” ve “bu yöntemleri reddediyorum” demesi, hareketin geleceği bakımından belirleyici olabilir. [15]
Güvenlik duygusunun sarsılması, yeni katılımı sınırlar mı yoksa daha fazla öfke mi üretir? Her iki sonuç da mümkün. Bir aile öğrencisinin yaralanmasından korktuğu için yürüyüşten uzak durabilir; aynı aile, barışçıl katılımcıya müdahaleyi aşırı bularak hak savunusunu güçlendirebilir. Esnaf daha etkili polis koruması isterken ülkenin eğitim sistemine yatırımı savunmaya devam edebilir. Hareketin başarısı, bütün bu konumları tek bir siyasi etiketle birleştirmekten çok, zarar görenlerin haklarını da tanıyabilmesinde yatabilir.
Sivil direniş araştırmalarının özellikle uyardığı nokta şudur: Geniş katılıma açık, disiplinli ve yenilikçi şiddetsiz yöntemler, çok farklı grupların harekete bağlanmasını kolaylaştırabilir. Ancak bu ampirik gözlem 2026 Fransa’sında belirli bir hareketin kesin başarılı olacağını söylemez. Devletin aşırı güç kullanımı veya örgütlerin kendi iç ayrışması da gelecek üzerinde etkili olabilir. Tarihsel karşılaştırma basit bir “şiddet varsa kayıp, yoksa zafer” formülüne indirgenmemeli. [10][11]
Devlet, düzeni geri getirirken siyasal meşruiyetini kazanabilir mi?
17 Ekim’den sonra İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, 24 Ekim için 70 bin polis ve jandarma görevlendirileceğini; hareketli birlikler, seçkin müdahale ekipleri ve farklı güvenlik araçlarının hazır tutulacağını duyurdu. Bir hafta önceki ulusal personel sayısı yaklaşık 60 bindi. Bu artışa bakıp yeni planın kesin olarak başarılı olacağını söyleyemeyiz. Kadro sayısı, olay sırasında alınacak taktik kararların yerini tutmaz. Asıl ölçü, hem insanların ve işyerlerinin güvenliği hem barışçıl gösteri hakkının korunması olacak. [9][16]
Fransa İç Güvenlik Kanunu belirli koşullarda gösteri yasaklarına imkân tanıyor, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ise barışçıl toplantıyı koruyor. Yetkililer 24 Ekim öncesinde bazı kentlerde sınırlandırma kararları alırken sendikalar ve siyasi partiler bir bölümüne hukuki itiraz yöneltti. Le Monde’un 23 Ekim akşamı izlediği gelişmelerde Paris’te bildirilen bir yürüyüş için güzergâh tartışmasının hâlâ sürdüğü, sendikaların kendilerine farklı bir rota dayatıldığını savunduğu görülüyordu. “Perşembe izin verildi” bilgisini “cumartesi kesin aynı rotada yüründü” diye tarihe yazamayız. Olayın kendisi henüz gerçekleşmemişti. [9][17][18]
Bu ikili zorunluluk 1968’de de vardı: İktidarın sokakta düzeni geri kazanma ihtiyacı ve toplumun taleplerini siyasal bir cevaba bağlama sorumluluğu. 2026’da fark, görsel kayıtların yaygınlığı, yaralanma ve müdahale iddialarının çok daha hızlı dolaşıma girmesi ve her yasak kararının çevrimiçi ortamda tartışılabilmesi. Şeffaflık imkânı arttı; yanlış bilgi hızı da arttı. Bir hükümetin müdahalesi gün içinde yüzlerce kez izlenebilir, ama parçalı görüntüler yüzünden olayın bütünü daha da zor anlaşılabilir.
2027 seçimleri: Sokaktaki enerji sandığa taşınabilir mi?
1968’de siyasal sistem hızlı bir genel seçime gitti, Gaullistler Mecliste güçlü çoğunluk elde etti ve de Gaulle bir yıl sonra referandumla karşılaştı. 2026 Fransa’sının önünde zaten 2027 cumhurbaşkanlığı seçimi bulunuyor. Bu fark temel: Bir hareket yeni bir seçim talep etmese bile yakın seçim takvimi siyasilerin her adımını etkileyebilir. Öğrencilerin eğitime ilişkin talepleri, güvenlik tartışmaları ve geçim maliyeti, adayların önümüzdeki aylarda nasıl konuşacağını değiştirebilir. Ama bu etki için henüz sandık sonucu yok. [2][12]
Fransa Anayasasının 6. maddesine göre hiç kimse art arda ikiden fazla cumhurbaşkanlığı dönemi görev yapamaz. Emmanuel Macron 2017 ve 2022’de seçildiği için 2027’de üçüncü ardışık dönem için aday olamaz. De Gaulle’ün Mayıs 1968 sonrasında kendi siyasal geleceğini seçime ve daha sonra referanduma bağlamasıyla 2026’da iki dönemini tamamlayan bir cumhurbaşkanının karşı karşıya bulunduğu takvim aynı değil. Bu nedenle “yeni 1968 Macron’u götürür mü?” sorusu tarihin kişiselleştirilmesidir; 2027’de zaten anayasal bir görev değişimi süreci bulunuyor. [19]
Sokak hareketinin seçim sonucu üzerindeki etkisini ölçmek için anketlerdeki tek günlük kaymaları takip etmek yeterli değil. Seçmenler güvenlik, satın alma gücü, göç, kamu hizmetleri, demokrasi ve siyasi kişilikler arasında farklı öncelikler sıralayabilir. Bir hafta güvenliği öne çıkaran gündem, başka bir hafta enflasyon veya eğitim kararı nedeniyle değişebilir. Hangi parti veya adayın bundan kalıcı yarar sağladığı, karşılaştırılabilir anket serileri ve sonunda gerçek oy davranışı olmadan ilan edilemez.
Birinci olasılık: Küçük ama somut bir reformla gerilimin azalması
Gelecek için ilk senaryo, hükümetin eğitim alanında sınırları açık reformlara yönelmesi ve hareketin önemli bölümünün bunları kısmi kazanım saymasıdır. 26 Ekim için duyurulan görüşmede öğretmen açığı, okul binaları, öğrencilerin günlük koşulları ve Parcoursup’un işleyişi konusunda somut kararlar gelebilir. Bunların büyüklüğü, kapsamı ve uygulanma hızı farklı olacaktır. Birkaç düzenleme bütün gelecek kaygısını çözmez; ama somut iyileştirmelerin gerçekten gerçekleşmesi çatışmayı azaltabilir. [8][9]
Bu senaryonun başarısı basit bir basın toplantısıyla ölçülmez. Hangi okula kaç öğretmen atanacak? Ders telafisi nasıl yapılacak? Bina onarımı için bütçe ne zaman kullanılacak? Parcoursup’ta hangi ölçütler yayımlanacak, öğrenci itiraz hakkı nasıl işleyecek? Bir hafta sonra verilen sözle üç ay sonraki uygulama karşılaştırılabiliyor mu? Hükümet ve örgütler bunları açık gösterebilirse meşruiyet tartışması bir kazanım muhasebesine dönüşebilir. Belirsiz bir “reform sözü” ise yeni bir hayal kırıklığının başlangıcı da olabilir.
İkinci olasılık: Büyük bir günün ardından yavaş sönme
İkinci senaryoda hareketin en görünür günleri geride kalabilir. Lise tatilleri, sınavlar, ailelerin güvenlik kaygısı, örgütlerin farklı talepleri ve işçi sendikalarının kendi takvimleri ortak katılımı azaltabilir. Bir hafta kitlesel gösteri yapmak, aylar boyunca aynı yoğunluğu sürdürmek anlamına gelmiyor. Bu senaryoda sorular çözülmeden katılım azalabilir; buna rağmen daha sonra başka bir olayla yeniden ortaya çıkabilecek şikâyetler toplumsal hafızada kalabilir.
Hareketin sönümlenmesi hükümetin bütün sorunları çözdüğünü kanıtlamaz. Bir öğrencinin sınıfa dönmesi öğretmen açığının ortadan kalktığı anlamına gelmez; bir esnafın mağazasını açması da korkusunun bittiğini göstermez. Sessizlik ölçüm değildir. Protestonun azalmasıyla talebin karşılanması arasındaki farkı görmek için bağımsız okul, işgücü ve kamuoyu verilerini izlemek gerekir. Ayrıca kimi talepler dernekler, sendikalar, mahkemeler ve yerel toplantılar yoluyla kamusal alanda yaşamaya devam edebilir.
Üçüncü olasılık: Güvenlik sarmalı ve iki ayrı kopuş
Üçüncü senaryoda hükümetin daha geniş güvenlik uygulamalarıyla radikalleşmiş grupların tepkileri birbirini besleyebilir. Bir yerde yeni yağma veya ağır saldırı yaşanırsa kamuoyunun güvenlik talebi artabilir; başka yerde barışçıl yürüyüşçülere orantısız güç kullanıldığına ilişkin güçlü kanıt ortaya çıkarsa protesto hakkını savunan yeni bir dayanışma doğabilir. Böylece sokakta aynı anda iki kopuş gelişebilir: Bir kesim hareketten uzaklaşır, bir kesim yönetimi daha az meşru görmeye başlar.
Bu bir tahmin değil, risk senaryosudur. Önlenebilir olması da önemli. Göstericileri ve suça karışanları ayıran güvenlik politikası, hızlı ve bağımsız soruşturma, somut gerekçeli geçici önlemler, güvenilir iletişim kanalları ve zarar görenlere destek bu karşılıklı sertleşmeyi azaltabilir. Tersine bütün bir hareketi suçlu veya bütün kolluğu kötü niyetli sayan siyasi dil, insanlar arasındaki ayrımları silerek çatışmayı kalıcılaştırabilir. Tarihin en tehlikeli anları her grubun kendi korkusunu tek hakikat olarak görmeye başladığı anlardır.
Dördüncü olasılık: Sandıktan daha büyük bir kurumsal tartışma çıkması
Dördüncü senaryoda talepler yalnız okul koşullarıyla sınırlı kalmaz; kamu hizmetlerinin nasıl finanse edildiği, siyasi kararların nasıl alındığı, yurttaşların katılım yolları ve 2027 seçiminin programı üzerinde daha büyük bir etki yaratır. Bu, 1968’in birebir tekrarı olmak zorunda değildir. Yükseköğretim başvuru sisteminin şeffaflaştırılması, yerel eğitim yatırımlarının denetlenmesi veya katılımcı karar mekanizmalarının güçlenmesi gibi daha mütevazı ama kalıcı değişiklikler de tarihe iz bırakabilir.
Böyle bir genişleme farklı gruplar arasında uzlaşma gerektirir. Vergi adaleti isteyen bir çalışanla üniversitede kontenjan isteyen bir öğrenci, aynı programın bütün maddelerinde anlaşmayabilir. Ortak zeminin kurulması, kimin neyi istediğinin açık yazılmasına bağlıdır. Bir hareketin tarihsel başarısı bazen hükümeti tamamen değiştirmesinde değil, daha önce konuşulmayan bir meseleyi tüm partilerin önünde cevaplanması gereken kalıcı bir soruya dönüştürmesindedir.
Hangi senaryo güçleniyor? İzlenecek altı gösterge
Geleceği değerlendirmek için göstericilerin toplam sayısı önemli, fakat yetersizdir. Birinci gösterge sürekliliktir: 17 Ekim büyüklüğündeki katılım diğer günlerde, diğer şehirlerde ve başka eylem biçimlerinde korunabiliyor mu? İkinci gösterge sosyal bileşimdir: Öğrenciler, işçiler, öğretmenler, veliler ve farklı siyasi çevreler birlikte hareket edebiliyor mu? Üçüncüsü örgütsel tutarlılıktır: Görüşmeye katılan temsilcilerin sözleri tabandaki kişilerce meşru görülüyor mu?
Dördüncü gösterge devletin yanıtıdır: Güvenliğin yanında eğitim ve geçim taleplerine ölçülebilir karar geliyor mu? Beşincisi kamuoyu dengesidir: Taleplere destek ile şiddete karşı tepki nasıl değişiyor; bu iki durum ayrı ayrı ölçülüyor mu? Altıncısı hukukun işlemesidir: Suç isnatları kişiselleştiriliyor, yasak kararları yargı denetiminden geçiriliyor, kolluk müdahaleleri bağımsız biçimde inceleniyor mu? Bu altı başlık bir kehanet cetveli değil, sonraki haftalarda yeni veriler geldikçe yeniden değerlendirilebilecek bir gazetecilik kontrol listesidir.
Bu nedenle dergimiz 24 Ekim gösterilerine ilişkin henüz gerçekleşmemiş olayları kapanış paragrafına koymuyor. Gösteri sayısı, yeni gözaltılar, polis müdahaleleri veya olası hükümet açıklamaları gün içinde değişebilir. Geleceğe dair bir yazının itibarı, geleceği olmuş gibi anlatma cesaretinde değil, hangi bilgiyi hangi tarihe kadar bildiğini okura söyleyebilmesindedir.
Tarihin hafızası nasıl çalışıyor? 1789, 1848, 1871, 1968, 2026
Paris’in barikatlarla anılmasının nedeni tek bir tarihin ötekini üretmesi değil. 1789 devrimi, 1830 ve 1848 ayaklanmaları, 1871 Komünü ve 1968, aynı şehirde birbirinden farklı toplumsal yapılar ve siyasi kurumlarla karşılaşmış hareketlerdi. Barikat bazen devrimin yolu, bazen yenilginin hatırası, bazen bir kuşağın kendisini görünür kılmasının simgesi oldu. Kent hafızasının aynı mekânları koruması, olayların aynı hedefe veya sonuca sahip olduğunu göstermez.
Bu derginin tarih bölümlerinde gördüğümüz şey, sokağın bazen kazanımlar doğurduğu, bazen büyük kayıpların sahnesi olduğuydu. Kalabalığın psikolojisi bölümünde insanın grup içinde tek tip davranmadığını; hukuk ve meşruiyet dosyasında haklı talep ile şiddetin aynı fiil olmadığını inceledik. Gezi yazılarında ise bir park hakkındaki tartışmanın nasıl bütün bir ülkenin demokrasi, polis ve temsil meselesine dönüşebildiğini; bunun toplumda nasıl uzun süreli ve tartışmalı izler bırakabildiğini gördük. Paris 2026 dosyası bütün bu katmanların bir kez daha aynı şehirde buluştuğu açık bir örnek.
Ama hiçbir olay diğerinin kopyası değildir. Gezi’nin Türkiye’siyle 1968 veya 2026 Fransa’sının siyasal kurumları, yargı düzeni, çalışma yaşamı, uluslararası bağlamı ve toplumsal hafızası aynı değil. Benzerlik kurmak açıklayıcı olabilir; eşitlemek yanıltıcıdır. Tarihi kullanmanın en iyi yolu, bizi düşündüren sorular üretmektir: Hangi yakınma ortaklaştı, hangi olay eşik yarattı, devlet ne yaptı, kim zarar gördü, hangi kazanım gerçekten uygulandı?
Kazanımın ölçüsü: Hükümetin değil, hayatın değişmesi
Bir toplumsal hareketin sonunda hükümet temsilcileri bir anlaşma açıklayabilir. Gazeteler bunu zafer diye yazabilir. Fakat gerçek kazanım, üç ay sonra öğretmeni bulunan sınıfta, ücretine yansıyan artışı gören işçide, şiddetsiz yürüyüşe katılmaktan korkmayan yurttaşta ve korunduğunu bilen esnafta ölçülür. 1968’in Grenelle süreci bu açıdan önemlidir: Pazarlık masasında ücret artışları açıkça konuşuldu ve emek hayatında sonuçlar doğdu. Bugün de eğitim sisteminde veya geçim koşullarında reform iddiası, uygulama olmadan tamamlanmış sayılmamalı.
Zararın ölçüsü de aynı ölçüde geniş olmalıdır. Kırılmış vitrin, yaralanmış beden, kaybedilmiş gelir, okulda boş geçen ders, korktuğu için evden çıkamayan çocuk veya bir müdahale nedeniyle mesleğini sürdüremeyen insan aynı toplam içinde eritilemez. Bazısı adli kayda, bazısı sigorta dosyasına, bazısı sağlık raporuna, bazısı yıllarca süren kişisel hafızaya yazılır. Tarihin kazananlarını konuşurken kaybedenleri istatistik dışına atmak, sokağı yalnız en güçlü sloganların tarihine dönüştürür.
Bu yüzden dergimizin son hükmü, 1968’in yeniden yaşanacağı ya da yaşanmayacağı üzerine bir kehanet olmayacak. 2026 hareketinin hangi sonucu üretirse üretsin, eğitimde eşitlik, ekonomik güvenlik, siyasi katılım, barışçıl protesto hakkı ve kamu düzeni arasındaki gerilim Fransa’nın önünde kalacak. Bir reform paketi bazı sorunları çözebilir; hiçbir paket bir gecede bütün kuşakların geleceğe ilişkin belirsizliğini ortadan kaldırmaz. Aynı biçimde şiddet ve suç dosyalarında verilen cezalar gerekli olabilir; fakat cezalar ilk şikâyetin neden ortaya çıktığı sorusunun cevabı değildir.
SON SÖZ: SOKAK NEDEN HEP GERİ DÖNER?
Bu dergiye bir soruyla başladık: İnsan niçin sokağa çıkar? Roma’nın sıradan yurttaşıyla Paris’in öğrencisi arasında iki bin yıllık mesafe var. Birinin senatoya, birinin üniversite yönetimine, birinin ücret pazarlığına, birinin hükümetin güvenlik düzenine itirazı farklı. Fakat ortak bir eşik beliriyor: İnsan kendisi hakkında verilen kararları etkileyemediğini düşünmeye başladığında, bir başkasının da aynı duyguyu taşıdığını gördüğünde ve birlikte görünür olmanın bir anlamı bulunduğuna inandığında sokak siyasi bir dile dönüşüyor.
Kalabalık bu dili konuştuğunda insan değişebiliyor. Cesaret artıyor, risk algısı farklılaşıyor, dayanışma duygusu güçleniyor. Kimi zaman korku geriliyor, kimi zaman şiddet ve suç devreye giriyor. Bu nedenle sokağı romantikleştirmek de şeytanlaştırmak da kolay. Zor olan, oradaki insanın neden çıktığını anlamak, zarar gören insanı dinlemek ve her davranışa aynı ahlaki hükmü vermemek. Bir şehrin insanlarını yalnız sloganlarıyla veya kırılan camlarıyla değerlendirmek, yaşadıkları ülkeyi eksik okumaktır.
1968 geri gelebilir mi? Aynı adlarla, aynı grevlerle, aynı siyasi sonuçlarla hayır; tarih geri sarılan bir film değildir. Ama 1968’in temel sorusu geri dönebilir ve aslında dönmüştür: Devletin vaat ettiği gelecek ile insanların yaşadığı hayat arasındaki mesafe büyüdüğünde, bu mesafeyi kim, hangi yöntemle, kimin adına kapatacaktır? Okul kapısında başlayan sorunun ülke çapındaki siyasete kadar uzanması, 2026’da bu gerilimin yeniden görünür olduğunu gösteriyor.
Belki gelecek hafta Paris sokakları daha sessiz olacak. Belki yeni kalabalıklar toplanacak. Belki hükümet ölçülebilir reformlarla bir krizi yatıştıracak. Belki hareketin bazı kolları ayrışacak ve Fransa 2027 seçimine bu tartışmaların gölgesinde girecek. Bunların hiçbiri henüz tarih değildir. Tarih olması için olayın gerçekten yaşanması, belgenin oluşması, yararın ve zararın ölçülmesi gerekir. Gazetecinin görevi bugünün görüntüsünü geleceğin kesin hükmü gibi satmak değil, okurun yarının hükmünü verebileceği kanıtları korumaktır.
Sokağın bir ülkeyi değiştirip değiştirmediği yalnız meydanda belli olmaz. Sınıfta, işyerinde, evde, belediyede, mahkemede, seçim sandığında ve gelecek kuşağın hatırasında belli olur. Bu nedenle SOKAK’ın son sayfası bir barikatın yıkılmasıyla değil, daha zor bir soruyla kapanıyor: İnsanlar seslerini duyurmak için bir daha sokağa çıkmak zorunda kalmadan önce, kurumlar onları dinlemeyi öğrenebilecek mi?
— SOKAK · İSYANIN ANATOMİSİ / DOSYANIN SONU —
KAYNAKLAR VE İLERİ OKUMA
[1] Fondation Charles de Gaulle, “De la crise de mai 1968 au référendum d’avril 1969”; öğrenci–işçi hareketi, Grenelle süreci ve iktidarın yanıtı: https://www.charles-de-gaulle.org/lhomme/dossiers-thematiques/de-crise-de-mai-1968/
[2] Fransa Senatosu arşivi, “Le référendum de 1969 et le départ du général de Gaulle”; 1968 Haziran seçimleri ve 27 Nisan 1969 referandumu: https://archives.senat.fr/en-2025-le-senat-fete-ses-150-ans/le-referendum-de-1969-et-le-depart-du-general-de-gaulle.html
[3] Larousse, “France: vie politique depuis 1958”; Mayıs 1968’den sonraki siyasi ve kurumsal değişimler: https://www.larousse.fr/encyclopedie/divers/France__vie_politique_depuis_1958/186032
[4] Fondation Charles de Gaulle, “Frise chronologique”; 1968 öğrenci ve işçi hareketleri ile hükümetin karşılıkları: https://www.charles-de-gaulle.org/lhomme/frise-chronologique/
[5] Le Parisien/AFP, “Emmanuel Macron a promis une refonte de Parcoursup, selon les représentants lycéens”, 23 Ekim 2026; cumhurbaşkanıyla görüşme ve talepler: https://www.leparisien.fr/societe/emmanuel-macron-a-promis-une-refonte-de-parcoursup-selon-les-representants-lyceens-qui-appellent-a-continuer-la-mobilisation-UM2JHAHXDVGARDATVAAV5HLWL4.php
[6] Le Monde, “Why French students are so angry about Parcoursup”, 10 Ekim 2026; yükseköğretime kabul sistemi, ölçütler ve itirazlar: https://www.lemonde.fr/en/campus/article/2026/10/10/why-french-students-are-so-angry-about-parcoursup-the-higher-education-access-platform_6758447_11.html
[7] Institut CGT d’Histoire Sociale de la Métallurgie, “1968: Les grèves de mai-juin”; Grenelle’de ücret görüşmeleri ve sonraki grevler: https://histoire.ftm-cgt.fr/explorer/terrain/lutter/greves_1968/
[8] Le Monde, “En direct: manifestations du 24 octobre”, 23 Ekim 2026 akşam haber akışı; lise temsilcileri görüşmesi, örgütler ve ilan edilmiş güzergâhlar: https://www.lemonde.fr/societe/live/2026/10/23/en-direct-manifestations-du-24-octobre-sept-partis-politiques-de-gauche-deposent-un-recours-aupres-du-conseil-d-etat-contre-les-interdictions-de-manifester_6795855_3224.html
[9] Associated Press, “Louvre and other museums closing for Saturday protests as French authorities deploy 70,000 officers”, 23–24 Ekim 2026; ertesi günün güvenlik hazırlıkları ve farklı eylem çağrıları: https://apnews.com/article/0208e62321f811e3003460f71b7fcc89
[10] Erica Chenoweth, Civil Resistance: What Everyone Needs to Know, Oxford University Press, 2021; hareketlerin büyüklüğü, çeşitliliği ve dayanıklılığı: https://academic.oup.com/book/62761/chapter-abstract/562937967
[11] Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan, Why Civil Resistance Works: The Strategic Logic of Nonviolent Conflict, Columbia University Press, 2011; şiddetsiz hareketlerin katılım ve başarı koşulları: https://www.hks.harvard.edu/publications/why-civil-resistance-works
[12] Élysée Cumhurbaşkanlığı resmî biyografisi, “Charles de Gaulle”; 30 Mayıs feshi, Haziran 1968 seçimleri, 1969 istifası: https://www.elysee.fr/en/charles-de-gaulle
[13] INSEE, “En septembre 2026, les prix à la consommation augmentent de 3,1 % sur un an”, 15 Ekim 2026; enflasyon ve enerji verileri: https://www.insee.fr/fr/statistiques/9080209
[14] Sciences Po–CEVIPOF, “Baromètre de la confiance politique 2026”, 9 Şubat 2026; siyasi güven ile demokrasiye bağlılığın ayrımı: https://www.sciencespo.fr/cevipof/fr/actualites/barometre-de-la-confiance-politique-cevipof-2026-la-confiance-s-effondre-en-politique-la-proximite-fait-figure-de-refuge/
[15] Le Parisien/Elabe, “Violences et pillages du 17 octobre: selon un sondage, 91 % des Français les condamnent”, 21 Ekim 2026; şiddet ve talep meşruiyeti: https://www.leparisien.fr/faits-divers/violences-et-pillages-du-17-octobre-selon-un-sondage-91-des-francais-les-condamnent-24-les-comprennent-21-10-2026-NXVI4G5P25BMXPTF2B5QXNOLQ4.php
[16] Le Monde, “Manifestations du 24 octobre”, 23 Ekim 2026; hükümetin 70 bin görevli planı: https://www.lemonde.fr/societe/live/2026/10/23/en-direct-manifestations-du-24-octobre-plusieurs-partis-et-syndicats-denoncent-les-interdictions-de-manifester_6795855_3224.html
[17] Fransa İç Güvenlik Kanunu (Code de la sécurité intérieure), L211-1 ve L211-4; gösteri bildirimi ve idari yasak kararlarının çerçevesi: https://www.legifrance.gouv.fr/codes/article_lc/LEGIARTI000025505140/
[18] Avrupa Konseyi, “Freedom of assembly and association”, AİHS 11 çerçevesi, toplanma hakkına ilişkin güvenceler: https://www.coe.int/en/web/echr-toolkit/la-liberte-de-reunion-et-dassociation
[19] Légifrance, Fransa Anayasası madde 6; beş yıllık dönem ve art arda en fazla iki cumhurbaşkanlığı dönemi kuralı: https://www.legifrance.gouv.fr/loda/article_lc/LEGIARTI000006527460/
EDİTORYAL NOT
Bu yazı 24 Ekim 2026’nın ilk saatlerinde, 23 Ekim gece sonuna kadar doğrulanabilen gelişmeler esas alınarak hazırlanmıştır. 24 Ekim gösterilerinin nihai katılımı, şiddet veya gözaltı bilançosu henüz açıklanmış sonuçlar gibi yazılmamıştır. 23 Ekim Macron–öğrenci görüşmesi gerçekleştirilmiş bir olay; 26 Ekim Lecornu görüşmesi ve somut karar beklentisi ise geleceğe ilişkin plan olarak ayrılmıştır. Parcoursup için “refonte” ifadesinin öğrencilerce aktarıldığı, hükümetin o gün kesinleşmiş reforma ilişkin ayrıntılı paket açıklamadığı belirtilmiştir. 1968’deki Grenelle görüşmeleri ile Haziran 1968 seçimleri ve Nisan 1969 referandumu birbirinden ayrılmış; De Gaulle’ün Mayıs 1968’de anında iktidardan düşmediği açıklanmıştır. 1968 grevlerinin büyüklüğü ve sonraki kültürel etkileri için tek neden veya tek toplam iddiasından kaçınılmıştır. 2026 ulusal anketleri yalnız Paris kentinin görüşü gibi sunulmamıştır. 2027 seçimleri ve yeni güvenlik planları gerçek sonuç değil, mevcut kurumlar ve ilan edilmiş hazırlıklar üzerinden değerlendirilmiştir. “Dört olasılık” ve “altı gösterge” bölümleri haber değil, editoryal senaryo analizi olarak yazılmıştır. İkinci el röportaj ve gözlemler özgün saha çalışması izlenimi verecek biçimde sunulmamıştır. Derginin kapanışı geleceğin kesin hükmü değil, mevcut araştırmanın kapsamlı sonucu olarak tasarlanmıştır.