←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

PARİS HALKI NE DÜŞÜNÜYOR?

Fransa’da 17 Ekim’in ardından birbirine zıt görünen iki hüküm aynı kamuoyunda nasıl bir arada duruyor: Şiddete karşı neredeyse oybirliği, protestocuların geçim ve eğitim taleplerine ise çok geniş meşruiyet desteği? Parislilerin korkusu, ülke çapındaki anketler ve siyasi kamplaşmanın ötesindeki ortak kaygılar.

23 Ekim sabahı Paris’te, Cumhuriyet Meydanı çevresindeki bazı esnaf yine ahşap levhalar kesiyordu. Bir hafta önce kalabalığın doldurduğu caddelerde şimdi elektrikli testerelerin sesi duyuluyordu. Bazı dükkânların kapısına dayanışma notları bırakılmıştı. Ertesi gün yapılması planlanan yeni gösteri öncesinde güvenliğini düşünmek zorunda kalan bir mağaza sahibi ile gelecek kaygısından dolayı yeniden sokağa çıkmayı düşünen öğrenci aynı şehirde yaşıyordu. Belki ikisi de 17 Ekim’de olup bitenlerden rahatsızdı; ama bundan çıkaracakları siyasi sonuçlar aynı olmak zorunda değildi. [1]

Dergimizin önceki yazılarında Paris’te sokağı doğuran nedenleri, barikatların arkasındaki insanları ve devletin güvenlik düzenindeki sorunları inceledik. Şimdi başka bir soruya geçiyoruz: Seyredenler, yaşayanlar ve katılanlar ne düşünüyor? Bu sorunun tek bir cevabı olamaz. Bir de araştırmacının titiz biçimde koruması gereken bir sınır var: Fransa genelinde yapılmış bir kamuoyu araştırması, yalnız Paris kentinde yaşayanların görüşlerini ölçmez. Bu yazıda ulusal anketleri ulusal anket diye, Paris mahallelerinden gelen tanıklıkları ise belirli kişilerin görüşleri diye adlandıracağız. [1][2]

16 Ekim’de sokağa destek: Yüzde 69 ne anlatıyordu?

17 Ekim gösterilerinden bir gün önce Elabe’nin BFMTV için yayımladığı araştırmada Fransızların yüzde 69’u hayat pahalılığına karşı planlanan hareketi onaylıyordu. Bu toplamın yüzde 36’sı açıkça destek, yüzde 33’ü ise sempati ifade ediyordu. Aradaki fark önemlidir: Bir hareketin talebine sempati duyan herkes o hareket için sokağa çıkmaya veya organizasyonuna katılmaya hazır değildir. Yüzde 69, gösteriye fiilen katılacakların oranı da değildir. [2]

Gelirini yetiştirmek için harcamalarını kısmak zorunda kalanlarda onay yüzde 79’a, bu kısıtlamayı yaşamadığını bildirenlerde yüzde 62’ye ulaşıyordu. İşçilerde yüzde 75, 18–24 yaş grubunda yüzde 77 destek ya da sempati vardı. Bunlar yalnız gençliğin isyanına duyulan romantik yakınlıkla açıklanamaz. Yakıt, market, kira ve ücret meselelerinin toplumun çeşitli kesimlerinde doğrudan karşılığı bulunuyordu. Önceki yazıda ekonomik göstergeler üzerinden incelediğimiz geçim endişesi, bu kez yurttaşların kendi cevaplarıyla görünür hâle geliyor. [2]

Siyasi dağılım daha da dikkat çekiciydi. Yeni Halk Cephesi (NFP) seçmenlerinde yüzde 83, Ulusal Birlik (RN) seçmenlerinde yüzde 70, Cumhuriyetçiler (LR) seçmenlerinde yüzde 55 ve cumhurbaşkanının merkez blokunu ifade eden Ensemble seçmenlerinde yüzde 51 hareketi onaylıyordu. Bu, dört siyasi grubun aynı çözümü savunduğu anlamına gelmez. Birinin beklentisi vergi indirimi, bir başkasının beklentisi kamu harcaması veya ücret artışı olabilir. Fakat ortak ekonomik yakınma, siyasi kampların sınırını aşabiliyordu. [2]

Burada bir başka soru beliriyor: Geçim talebini destekleyenlerin kaçının yöntemler konusunda aynı fikirde olduğunu biliyor muyuz? Hayır. Destek ve sempati beyanları, eylemin her biçimine verilmiş açık çek sayılmaz. Nitekim aynı anket şiddete verilen tepkide farklı bir manzara gösteriyordu. Hareket başlamadan önce bile taleplerle şiddet arasında kuvvetli bir ayrım vardı.

Bir gün önce şiddete karşı çıkanlar, beş gün sonra ne dedi?

16 Ekim araştırmasında katılımcıların yüzde 82’si şiddetin talepleri dile getirmenin hiçbir zaman kabul edilebilir bir yolu olmadığını söylüyordu. Yüzde 17’si ise talepler dikkate alınmadığında bazı şiddet eylemlerini anlayabileceğini belirtiyordu. Dikkat: Bu soru henüz gerçekleşmemiş gösterilere ilişkin genel bir ilke sorusuydu. 21 Ekim’de yayımlanan ikinci Elabe araştırması ise 17 Ekim’deki gerçek şiddet ve yağma olaylarına dair değerlendirmeleri ölçtü. Burada yüzde 91 şiddeti kınadı; yüzde 24 şiddeti anladığını söyledi. [2][3]

Bu iki sonucu art arda yazıp “şiddete karşı çıkanların oranı 82’den 91’e yükseldi” demek bilimsel olarak yanlış olur. Sorunun zamanı, sözcükleri ve referans aldığı olay değişti. Birincisi genel bir kabul edilebilirlik ilkesini, ikincisi somut olayların kınanmasını soruyordu. Üstelik ikinci araştırmada katılımcıların yüzde 19’u şiddeti hem anladığını hem kınadığını belirtti. Dolayısıyla “anlamak” ile “onaylamak” aynı seçenek değildi; birbirini dışlayan iki tutum olarak da ölçülmüyordu. [3]

Bu yüzde 19, sokağın sosyolojisi için belki de en açıklayıcı gruptur. Bir kişi, devletin insanları dinlemediğine veya bir şikâyetin yıllarca büyüdüğüne inanabilir; bu nedenle öfkenin neden sertleştiğini anlayabilir. Ama aynı kişi dükkân yakmayı, insana saldırmayı ya da yağmayı yine de yanlış bulabilir. Sebebi kavramak eylemi haklılaştırmaz. Hukuk ve ahlak bu ayrımı çoktan tanımıştır; gündelik siyasi tartışma ise onu sık sık unutuyor.

Yüzde 93 ve yüzde 91: Aynı toplumun iki ayrı cümlesi

21 Ekim Elabe araştırmasında Fransızların yüzde 93’ü hayat pahalılığı ve alım gücüyle ilgili talepleri meşru görüyordu. Lise ve üniversite öğrencilerinin talepleri için meşruiyet değerlendirmesi yüzde 82’ydi. Aynı araştırmanın şiddeti kınama oranı yüzde 91. Gazete başlığı arayan bir editör yalnız birini seçip “Fransa öğrencilerinin arkasında” ya da “Fransa sokaklardan bıktı” diyebilir. İkisi de resmin yarısını verecektir. Tam resim şudur: Kamuoyu talepleri büyük ölçüde kabul ediyor, fakat şiddeti büyük ölçüde reddediyor. [3]

Yüzde 93, iktidarın protestocuların bütün önerilerini kabul etmesi gerektiğine ilişkin bir referandum sonucu değildir. “Talep meşru mu?” sorusunun yanıtıdır. Kamuoyu talebin haklı nedenlere dayandığını düşünebilir ama ne kadar bütçeyle, ne kadar sürede, hangi yöntemle karşılanacağı konusunda ayrışabilir. Aynı biçimde şiddeti kınayan yüzde 91’in tamamı hükümetin kullandığı güvenlik yöntemlerini onaylamıyor. Bir cevap, diğerinin yerine geçirildiğinde toplum yalnızca iki karşıt kampa sıkıştırılmış olur.

Üstelik Elabe’nin bu araştırmasında yüzde 70, yağma ve şiddet eylemlerini esasen toplumsal hareketten bağımsız olarak bu eylemleri gerçekleştirmek için gelen kişi ya da gruplarla ilişkilendiriyordu; yüzde 26 karma bir tablo olduğunu düşünüyor, yalnız yüzde 4 şiddetin esasen hareketin içinden gelen kişilerce yapıldığını savunuyordu. Bu soruya verilen yanıtlar faillerin gerçek kimliğini adli kesinlikle saptamaz. Ancak toplumun çoğunluğunun, sokaktaki bütün insanları tek bir suçlu kitleye dönüştürmediğini gösterir. [3]

Paris’teki korku, Fransa’daki korkudan farklı mı?

21 Ekim araştırmasında Fransızların yüzde 49’u 17 Ekim’deki olaylardan sonra kendi fiziksel güvenliği veya malı için korktuğunu, yüzde 50’si böyle bir korku duymadığını belirtti. Kadınlar arasında korku yüzde 53, erkeklerde yüzde 45’ti. Paris aglomerasyonunda korktuğunu söyleyenlerin oranı yüzde 55, kırsal yerleşimlerde ise yüzde 43 düzeyindeydi. Bu rakamın doğru adı “Paris aglomerasyonunda ankete katılanlar”dır; yalnız Paris Belediyesi sınırlarındaki bütün mahallelerin ayrı ayrı ölçümü değildir. [3]

Kent merkezinde yaşanan şiddet, sokağı yalnız bir siyasi sahne olmaktan çıkarır. Bir kişi 17 Ekim’den önce protestoyu olumlu karşılamış olabilir; aynı kişi ertesi hafta çocuğunu okula göndermekten, arabasını park etmekten veya dükkânını açık tutmaktan endişelenebilir. Bu ikili deneyimin varlığı toplumsal tutarsızlık değildir. İnsanların aynı olay için birden fazla, farklı öncelikli düşüncesi olabilir. Siyasi tartışma “ya gösterici ya esnaf” diye seçenek sunduğunda hayatın gerçek konumlarını dışarıda bırakır.

Le Monde’un 23 Ekim tarihli Paris haberinde 11. bölgedeki dükkânlarını kapatıp vitrinlerine ahşap levha çakan işletmeler, tahrip edilmiş bisikletler ve mahalle sakinlerinin destek mesajları yan yana bulunuyordu. Belediye açıklamasına göre 17–18 Ekim hafta sonuyla ilgili kayda geçmiş zarar gören işyeri sayısı 451’e ulaşmıştı. Bu, mağdurların tamamının gösteri karşıtı olduğu anlamına gelmez. Gazetenin aktardığı bir işletme sahibi, protesto hakkına saygısını ifade ederken kendi geçim kaynağının tahrip edilmesini yaşadığı ağır bir kişisel felaket olarak anlatıyordu. Aynı cümlenin içinde hem hak talebi hem güvenlik talebi yaşayabiliyor. [1][4]

Dört yüz kişinin toplantısı dört milyon kişinin anketi değildir

22 Ekim akşamı Paris Belediye Başkanı Emmanuel Grégoire, belediye binasında halka açık bir buluşma düzenledi. Le Monde’un haberine göre yaklaşık dört yüz kişi katıldı. Mağazası için korktuğunu anlatan bir esnaf, Châtelet çevresinde terk edilmiş hissettiğini söyleyen bir sakin ve apartman kapısını korumak zorunda kaldığını bildiren başka yurttaşlar konuştu. Bu, Parislilerin kendilerini kamu otoritesine duyurmaya çalıştığı önemli bir karşılaşmaydı. [1]

Fakat bu dört yüz kişiyi Paris kentinin bilimsel olarak seçilmiş bir örneklemi gibi sunamayız. Toplantıya gitme imkânı, güvenlik endişesi, siyasi ilgi ve belediyeye yakınlık gibi etkenler orada kimlerin göründüğünü değiştirebilir. Açık toplantılar, mikrofonun başına gelmeyenlerin ne düşündüğünü sayamaz. Buna rağmen sayısal temsil gücü bulunmaması, konuşulanların değersiz olduğu anlamına gelmez: Bir anketin açıklayamadığı nedenleri, somut ihtiyaçları ve kurumla yaşanan iletişim kopukluğunu görünür kılar.

Toplantıda gündelik hayatın sürdüğü ancak korkunun devam ettiği bir şehir ortaya çıktı. Yerel gece kısıtlamaları hakkında tartışmanın sınırlı kalması da ilginçti. Bazı çevreciler kısıtlamaları özgürlükleri daraltan tehlikeli uygulamalar olarak eleştirirken kimi mahalle sakini daha çok geceki gürültüden, polis helikopterlerinden veya ev güvenliğinden söz ediyordu. Bir tedbirin hukuki önemiyle bir mahalle toplantısındaki gündem ağırlığı aynı şey değildir. Toplumun bir konuyu az konuşması, o tedbirin haklar açısından önemsiz olduğunu göstermez. [1]

Kendi güvenliğini sağlamak zorunda hisseden ülke

Elabe’nin 21 Ekim verilerinde yüzde 61, güvenlik güçleri halkı koruyamadığı için bundan sonra insanların kendilerini ve mallarını kendi imkânlarıyla koruması gerekeceğini düşündüğünü söyledi. Yüzde 37 ise aksamanın geçici olduğunu ve kamu güvenlik kurumlarına güvenilebileceğini belirtti. “Kendi imkânlarıyla korunma” görüşü bir suç işlemeyi ya da silahlanmayı onaylama sorusunun yanıtı değildi. Ancak kamusal güvenlik tekelinin ne kadar güçlü bir psikolojik sarsıntı yaşadığını gösteren önemli bir algı ölçümüydü. [3]

Görüşler siyasete göre değişiyordu. RN seçmenlerinde kendi güvenliğini üstlenme gereği duyanlar yüzde 79, sandığa gitmeyenlerde yüzde 68 düzeyindeydi. Ensemble ve NFP seçmenleri arasında ise devletin koruma kapasitesinin geri döneceğine inananlar görece daha yüksek oranlardaydı. Bu fark, devletin zayıflığı iddiasının bazı siyasi görüşlerde neden güçlü yankı bulduğunu anlatıyor. Yine de ankete verilen cevap, gerçek hayatta bir kişinin ne yapacağını kesin olarak öngöremez. [3]

23 Ekim’de Le Monde, Paris’teki bazı dükkân sahiplerinin özel güvenlik hizmeti satın alıp almama ikilemini haberleştirdi. Küçük işletmeler için güvenlik görevlisi tutmanın bedeli bazen bir günlük cirodan daha yüksekti; işyerini kapatmaksa gelir ve ücret kaybı anlamına geliyordu. Aynı haberde polis prefektörlüğünün önce esnafa özel önlem alma çağrısı yaptığı, ardından işyerlerini korumanın devletin sorumluluğu olduğunu vurgulayarak ifadelerini düzelttiği anlatıldı. İletişimdeki bu çelişki, “Güvenliğimi kim sağlayacak?” sorusunun neden siyasal bir krize dönüşebildiğini gösteriyor. [5]

Bu noktada toplumsal açıdan tehlikeli bir eşik bulunur. İnsanlar kurumların kendilerini koruyamayacağına inandıkça komşular arası dayanışma da artabilir, izinsiz ve şiddet içeren öz savunma çağrıları da yayılabilir. Bunlar aynı davranış değildir. Kırık camı temizlemek için dayanışma grubu kurmakla kişisel cezalandırma yetkisi edinmek aynı hukuki ve ahlaki zeminde durmaz. Korkuya dayalı siyasi seferberlik biçimlerini değerlendirirken bu ayrımı kaybetmemek gerekir.

Daha sert devlet isteyenler, bütün gösteriler yasaklansın mı diyor?

21 Ekim Elabe araştırmasında şiddet failleri için yargısal işlemleri hızlandırmayı ve cezaları ağırlaştırmayı destekleyenler yüzde 90, polis ve jandarma sayısının artırılmasını destekleyenler yüzde 87’ydi. Belirli riskli bölgelerde geçici gece kısıtlamasına destek yüzde 77, bazı yüksek riskli alanlardaki toplanmaların geçici olarak yasaklanmasına destek yüzde 74’tü. Bu sonuçlar güvenlik talebinin genişliğini gösteriyor. Fakat belirli bölgede belirli süreli kısıtlamaya destek ile bütün gösterilerin ülke çapında yasaklanmasına destek aynı şey değildir. [3]

Nitekim 22 Ekim’de Odoxa’nın Le Figaro ve Backbone için yayımladığı araştırma, Fransızların yüzde 60’ının polise verilen talimatları yeterince sert bulmadığını, yüzde 22’sinin ise fazla sert gördüğünü belirtti. Ancak aynı araştırmada bütün gösterilerin yasaklanmasını isteyenler yalnız yüzde 38’di. İki anketin farklı sorularını birleştirerek kesin bir bireysel tutum profili kuramayız; yine de birlikte okunduklarında şu gerilimi gösteriyorlar: Güvenlik için daha kararlı müdahale beklentisi, toplantı özgürlüğünün genel olarak kaldırılmasına onay anlamına gelmiyor. [6]

Burada demokratik hukuk açısından iki kontrol sorusu var: Hangi tehlikeye karşı, hangi coğrafyada, ne kadar süreyle ve hangi yargısal denetim altında sınırlama getiriliyor? Bir yasağın toplumda destek bulması, onu kendiliğinden kanuna uygun hale getirmez. Tersine bir gösteri hakkının varlığı da şiddet kullanan kişilere dokunulmazlık tanımaz. Önceki yazıda tartıştığımız meşruiyet çerçevesi kamuoyu araştırmasıyla değiştirilmemeli: Halkın istediğiyle hukukun izin verdiği her zaman aynı ölçü değildir.

İktidarın güvenlik eleştirisi, hükümete güven anlamına gelmiyor

Elabe’nin 21 Ekim araştırmasında yüzde 74, yetkililerin yeterince hazırlık yapamadığı ve güvenlik düzeninin uygun olmadığı için olaylar karşısında yetersiz kaldığını düşünüyordu. Bu eleştiri hem sol hem sağ seçmenlerde çoğunluktaydı. Aynı kişiler şiddet faillerinin cezalandırılmasını ve güvenliğin güçlendirilmesini isteyebilir. Yönetime kızmak, devletin bütün güvenlik tedbirlerini reddetmek değildir; hatta bazen daha etkili ve hesap verebilir bir devlet istemek anlamına gelir. [3]

Odoxa araştırmasında görüşmecilerin yüzde 77’si hükümeti, yüzde 74’ü Emmanuel Macron’u, yüzde 69’u La France insoumise’i (LFI) 17 Ekim şiddetleriyle ilgili sorumluluk tartışmasında hedef gösteriyordu. Bu oranlar suçun mahkemede ispatı değildir; ankette sorulan siyasi sorumluluk algısıdır. Bir katılımcı hem hükümeti hem muhalefeti sorumlu görebilir. Bu yüzden yüzdeleri toplayıp yüzde 220’lik bir “suç cetveli” çıkaramayız. [6]

Güvenlik talebini yalnız iktidarın işine yarayan bir tepki olarak sunmak da eksik kalır. Mevcut yönetime güven düşükken insanların daha çok korunma istemesi mümkündür. Sciences Po’nun CEVIPOF merkezinin Şubat 2026 barometresinde siyasete güven yüzde 22, siyasi partilere güven yüzde 15, cumhurbaşkanına güven yüzde 18, belediye başkanlarına güven ise yüzde 60’tı. Bunlar 17 Ekim’den sonra sorulmuş değerler değil; olay öncesindeki siyasal iklimi tanımlıyor. Kurumlar arası bu güven farkı, bazı Parislilerin neden ulusal hükümetten çok belediye binasında konuşmayı tercih edebileceğini düşünmemize yardımcı oluyor; ancak tek tek katılımcılar için neden-sonuç kanıtı değil. [7]

Aynı öfke, farklı suçlu: Seçmenler neden ayrışıyor?

Elabe’nin 21 Ekim araştırması şiddetin “derin nedenleri” konusunda da büyük bir ayrım ortaya koydu. Genel toplamda yüzde 62 cezasızlık duygusunu ve adaletin yeterince sert olmayışını, yüzde 51 otoritenin zayıflamasını, yüzde 45 siyasi yöneticilerin yurttaşları yeterince dinlememesini işaret etti. Araştırmada birden fazla neden seçilebildiği için bu oranlar birbirini dışlayan seçenekler değildi. Aynı kişi hem cezasızlık hem temsil krizi görebilir. [3]

RN ve merkez-sağ seçmenlerinde ceza ve otorite başlıkları daha öne çıkarken NFP seçmenleri siyasal dinlenmeme duygusunu, toplumsal ayrışmayı ve gençlerin gelecek kaygısını daha çok vurguluyordu. 18–24 yaşındakilerin yüzde 71’i temel nedenler arasında yöneticilerin yurttaşı dinlememesini, yüzde 53’ü gençlik için perspektif eksikliğini saydı. Bir kuşağın bütün mensuplarının aynı görüşü benimsediği iddiasında değiliz; bu oranlar belirli yaş grubu içindeki dağılımı tanımlar. Ama kuşak deneyiminin sorumluluk açıklamalarını nasıl etkilediğini gösterir. [3]

Gençler ve ileri yaş grupları arasında “şiddeti anlamak” bakımından da fark vardı. 18–24 yaş grubunun yüzde 51’i şiddeti anlayabildiğini söylerken 25–34 yaş grubunda bu oran yüzde 39’du. Ancak bu oranları “gençlerin yarısı yağmayı destekliyor” diye aktarmak araştırmanın sorusunu tahrif etmek olur. Dahası, Elabe genel kınama oranının bütün yaş ve siyasi gruplarda yüksek olduğunu belirtti. Nedeni anlayabilme ile eylemi onaylama yine aynı şey değildi. [3]

Jean-Luc Mélenchon’a yöneltilen eleştiriler ve anketin dili

Elabe’nin sonrasında öne çıkan sorularından biri, Jean-Luc Mélenchon ile LFI’nin açıklamalarının şiddeti kolaylaştıran bir siyasi iklim oluşturup oluşturmadığıydı. Katılımcıların yüzde 68’i bu önermeye katıldı, yüzde 31’i karşı çıktı. İktidar bloku, sağ ve RN seçmenlerinde katılım çok yüksekken LFI sempatizanlarının yüzde 92’si aynı iddiayı reddetti. Bu kutuplaşma bize siyasi atfın seçim tercihleriyle ne kadar sıkı bağlantılı olduğunu gösteriyor. [3]

Ama sorunun kendisini de okumalıyız. Bir ankette insanlara “X’in açıklamaları gerilimi artırdı mı?” diye sorulması, bu nedenselliğin bağımsız olarak kanıtlandığı anlamına gelmez. Yanıt, kamuoyunda kabul gören siyasi bir değerlendirmedir; bir iddianame değildir. LFI’nin protestoya verdiği destek ile belirli kişilerin yağma ve saldırı suçları arasında hukuki bağlantı kurulacaksa somut fiil, niyet ve delil gerekir. Tam tersi de geçerlidir: Bir siyasi partinin güvenlik güçlerini sert eleştirmesi, sahadaki her müdahale iddiasını otomatik olarak doğru yapmaz.

Odoxa’nın 22 Ekim araştırmasında seçmenlerin yüzde 77’si LFI’nin hareket içindeki tutumunu seçim hesabıyla ilişkilendiriyor, yüzde 75’i gençleri tehlikeye attığını düşünüyordu. Bu yargılar Fransız siyasetindeki sert ayrışmanın verisi olarak değerlidir. Fakat farklı anket sorularını toplayıp belli bir siyasi aktörün şiddetten adli sorumlu olduğu sonucuna gidilemez. Siyaset araştırmasının işi yargının yerine geçmek değil, yurttaşların neye ve neden inandığını anlamaktır. [6]

Üç öfke, üç ayrı dijital evren

Odoxa ile birlikte çalışan Backbone’un sosyal medya çözümlemesi, çevrimiçi tartışmalarda en az üç ayrı duygusal küme belirledi: Seslerini duyuramadığını düşünen göstericilerin öfkesi, şiddet görüntüleri karşısında sarsılan yurttaşların öfkesi ve zarar gören esnafa yönelik dayanışma ile tepki. Bu gözlem, algoritmik ağların farklı deneyimleri birbirinden ayırabildiğine ilişkin yararlı bir yorum sunuyor. Ancak bir sosyal medya paylaşımı sayımı, temsili bir kamuoyu anketi yerine geçmez. Çok konuşan, çok takip edilen ve çok tekrar eden hesaplar toplumda çok daha az yaygın bir görüşü olduğundan büyük gösterebilir. [6]

Aynı akşam biri yürüyüşte polis müdahalesinin videosunu, biri yağmalanan mağazanın videosunu, diğeri sokağı temizleyen işçilerin görüntüsünü izlemiş olabilir. İzlediklerinden çıkardıkları ilk sonuç birbirinden farklı olacaktır. Her video olayın bütünü değil, seçilmiş bir zaman ve kadrajdır. Geçen bölümümüzde incelediğimiz gibi, bir görüntünün tarihi, yeri ve gösterdiği fiilin kim tarafından işlendiği doğrulanmadan, o görüntüden bütün harekete ilişkin hüküm çıkarılamaz. Dijital platformların hızlı duygusal yargı üretme gücü bu yüzden hem siyasi seferberliği hem kutuplaşmayı etkileyebilir.

Bir diğer tehlike, göçmenlere, öğrencilere veya belli mahallelerin sakinlerine yönelik kanıtsız toplu suçlama üretmektir. Bir ankette insanların belli bir kimlikle şiddet arasında bağlantı kurduğunu söylemesi, bu bağlantının suç kayıtlarıyla kanıtlandığı anlamına gelmez. Gazetecilik açısından algı verisi ile fail verisinin ayrı tutulması zorunludur. Sokağın karmaşık yapısını tek bir etnik, siyasi veya kuşaksal etiketle açıklamaya çalışmak hem araştırmayı hem adil yargıyı zayıflatır.

Halk kamu hizmetini istiyor, ama yaşadığından memnun değil

Paris sokaklarında eğitim ve geçim taleplerinin ortaklaşmasını anlamak için 21 Ekim tarihli başka bir Odoxa araştırması da anlamlı. ICI için hazırlanan araştırmaya göre Fransızların yüzde 84’ü kamu hizmeti modeline bağlılığını ifade ediyor, yüzde 85’i kamu görevlileri hakkında olumlu görüş bildiriyordu. Buna rağmen yüzde 61’i Fransa’daki kamu hizmetlerinin niteliğinden memnun değildi. Eğitim hizmetlerinin işleyişinden hoşnutsuzluk yüzde 73, adaletten hoşnutsuzluk yüzde 81 ve sağlık hizmetlerinden hoşnutsuzluk yüzde 60 olarak rapor edildi. Bunlar hizmetlerin nesnel kalitesini ölçen idari performans puanları değil, yurttaş memnuniyeti beyanlarıdır. [8]

Bu bir paradoks gibi görünüyor: Kuruma bağlılık yüksek, kurumun verdiği hizmetten tatmin düşük. Ama sosyal açıdan anlaşılır bir durum. İnsanların eğitim, sağlık ve sosyal korumayı önemli bulmaları, daha iyisini istemelerine engel değil. Hatta hizmete verilen değer arttıkça beklenti de artabilir. “Devlet hiçbir işe yaramıyor” söylemi ile “Devlet işini daha iyi yapsın” talebi arasında ciddi fark var. Siyasi aktörler protestoyu yalnız devlete düşmanlık diye yorumladığında ikinci seçeneği kaybedebilir.

Aynı araştırmada ankete katılanların yüzde 87’si kamu kurumlarında yüz yüze bir insan muhatap bulmayı zor, yüzde 81’i bir görevliyle randevu almayı zor bulduğunu söylüyordu. Bir yandan otomatikleşen hizmetler, öte yandan yükselen dinlenmeme duygusu: Dergimizin 23. yazısında ele aldığımız siyasal temsil problemi günlük idareye de uzanıyor. Yurttaş yalnız bir talepte bulunmuyor; talebini birine anlatabilmek ve yanıt alabilmek istiyor. [8]

Güvenlik siyasetinin seçmen kazanımları hemen ortaya çıkar mı?

17 Ekim’den sonraki anketler güvenlik kaygısının siyasette yükseldiğini gösteriyor. Odoxa’nın 22 Ekim araştırmasında “düzeni yeniden sağlayabilecek kişi” değerlendirmesinde Marine Le Pen yüzde 47 ile diğer isimlerin önündeydi. Elabe’nin başka bir güvenlik-güven sorusunda Le Pen yüzde 39’la ilk sıradaydı. Bu iki oran arasında dokuz puan fark bulunması, birinin iki gün içinde olağanüstü bir siyasi yükseliş yaşadığını kanıtlamaz. Sorular, seçenekler, ölçüm çerçeveleri ve araştırma düzenekleri farklıdır. [3][6]

23 Ekim’de yayımlanan Toluna Harris Interactive–RTL/M6 cumhurbaşkanlığı araştırması da 17–18 Ekim görüntülerinin seçim tercihlerinde henüz köklü bir değişiklik yarattığını göstermedi. Araştırmada satın alma gücü yüzde 56 ile öncelikli konular arasında yer alıyordu; fakat kamu düzeni tartışmasının seçim tercihlerine kalıcı etkisini görmek için günler değil, karşılaştırılabilir ölçümlerin devamı gerekir. Bir kişinin güvenlik konusunda bir siyasetçiye daha çok güvenmesi ile oyunu o siyasetçiye vermesi aynı davranış değildir. [9]

Bu ayrım özellikle seçim takvimine yaklaşırken önem kazanacak. “Olaylar şu partiyi güçlendirdi” cümlesi ancak aynı yöntemle ölçülmüş zaman serisi ve gerçek seçmen davranışıyla dikkatlice kurulabilir. Kimi seçmen ekonomi, kimi göç, kimi demokrasi, kimi güvenlik üzerinden karar verir. Çoğu ise bunlardan birden fazlasını önemser. Siyasi analizi tek bir televizyon görüntüsüne bağlamak, kamusal tepkiyi ölçmek değil tahminini kesin bilgi gibi sunmaktır.

24 Ekim’den önce toplumun yanıtlanmamış soruları

23 Ekim gecesi itibarıyla 24 Ekim için yeni gösteri çağrıları ve daha geniş güvenlik hazırlıkları bulunuyor. Fakat ertesi günün nasıl geçeceğini henüz bilmiyoruz. Bir önceki cumartesi yaşanan ağır şiddetin yeni yürüyüşe katılımı azaltıp azaltmayacağı, katılmak isteyenlerin ne ölçüde korkuya rağmen sokağa çıkacağı, esnafın ne kadarının kapalı kalacağı ve devletin koruma düzeninin ne ölçüde işleyeceği sonuçlarla anlaşılacak. Bu metin gelecekteki sonuçları bugünden yazmayacak. [1][5]

Bundan sonra kamuoyu araştırmalarını karşılaştırırken aynı soruların yeniden sorulmasına ihtiyaç duyacağız. Göstericilerin taleplerini meşru bulanların oranı korunuyor mu? Şiddeti kınayanların oranı hangi koşullarda değişiyor? Devletin güvenliği sağlayabileceğine ilişkin güven yeniden yükseliyor mu? Gençlerle ileri yaş grupları arasındaki fark artıyor mu? Paris aglomerasyonu ile kırsal bölgeler arasındaki korku farkı kalıcı mı? Bunlar yalnız gazetecinin değil, kamu politikası araştırmacısının da izlemesi gereken göstergeler.

Yurttaşlar açısından çözüm yalnız daha çok soru sormak da olamaz. Eğitim kurumlarının somut sorunları düzeltilmeli, tahribata uğrayan işyerleri için öngörülebilir destek sağlanmalı, kolluğun hukuka aykırı müdahale iddiaları bağımsız biçimde incelenmeli ve barışçıl katılımcıların toplanma hakkı güvence altında tutulmalı. Bunların hepsi aynı siyasi programı gerektirmez; fakat bir toplumun devlete duyduğu güveni yeniden üretmesinde birbiriyle ilişkilidir. İnsanların “Hem güvenlik hem hak” demesi bir çelişki değil, devletin iki görevinin aynı anda yerine getirilmesi talebidir.

Sonuç: Paris’in sandığı, sokağı ve penceresi

“Paris halkı ne düşünüyor?” sorusu ilk bakışta kolay bir anket başlığı gibi duruyor. Oysa bugün elimizde üç farklı tür kanıt var. Birincisi Fransa genelindeki temsili araştırmalar: Geniş bir kesim geçim ve eğitim taleplerini meşru buluyor; şiddeti reddediyor; daha etkili güvenlik istiyor; siyasal iktidara da ciddi eleştiriler yöneltiyor. İkincisi Paris aglomerasyonuna ilişkin sınırlı alt grup sonuçları: Kent çevresinde korku oranı kırsaldakinden yüksek görünüyor. Üçüncüsü sokak ve belediye binasındaki bireysel tanıklıklar: Korkunun nasıl yaşandığını, işyerini kapatmanın ne anlama geldiğini, kamusal hizmete ulaşamayan kişinin ne beklediğini anlatıyorlar. Bu üçü birbirinin yerine konamaz. [1][3][6]

İnsanları “gösterici yanlıları” ve “düzen yanlıları” diye ayırmak çekici ama yetersiz. Geçim kaygısı yaşayan bir Parisli aynı zamanda daha fazla güvenlik istiyor olabilir. Dükkânını kaybeden bir esnaf protesto hakkını savunabilir. Polisin sert müdahalesini eleştiren bir öğrenci yağmaya karşı çıkabilir. Bütün bunlar tutarsızlık değil, tek kimlikle yaşanmayan bir toplumun işaretleri. Siyasi meşruiyet bu çoklu beklentileri işitebildiği ölçüde güçlenir.

Anketlere bakıp şimdiden hareketin kazandığını ya da kaybettiğini ilan edemeyiz. Taleplerin haklı bulunması, taleplerin kabul edileceğini garanti etmez. Şiddetin mahkûm edilmesi, protesto hakkının sonlandığı anlamına gelmez. Kamu düzeni için desteklenen her tedbir de tek tek hukukî sınavdan muaf olmaz. Bundan sonraki asıl tartışma, öfkenin ilk haftasında kimin haklı olduğundan çok, hareketin zaman içinde hangi meşruiyet sınırlarını koruyup hangilerini aşacağı üzerine kurulacak.

Bir sonraki yazı: HAREKET MEŞRUİYETİNİ KAYBETTİ Mİ? — Bir toplumsal hareketin amaçlarını meşru bulmakla yöntemlerini desteklemek arasındaki fark; şiddet, devlet tepkisi, kamuoyu ve demokratik hakların sınırları.

KAYNAKLAR VE İLERİ OKUMA

[1] Le Monde, Hélène Bekmezian, “A la veille d’une nouvelle journée de manifestations le 24 octobre, un Paris barricadé et des habitants inquiets”, 23 Ekim 2026; Paris mahallelerinin, esnafın ve belediye forumunun gözlemleri: https://www.lemonde.fr/politique/article/2026/10/23/a-la-veille-d-une-nouvelle-journee-de-manifestations-le-24-octobre-un-paris-barricade-et-des-habitants-inquiets_6798955_823448.html

[2] Elabe/BFMTV, “Les Français et les mobilisations sociales”, 16 Ekim 2026; 17 Ekim öncesi hayat pahalılığı gösterilerine onay, siyasi ve toplumsal dağılım: https://elabe.fr/mobilisations-sociales/

[3] Elabe/BFMTV, “Les Français, les manifestations du 17 octobre et les violences”, 21 Ekim 2026; meşruiyet, şiddet, korku, güvenlik ve siyasi algılar: https://elabe.fr/manifestations-17-octobre/

[4] Paris Belediyesi, “La Ville de Paris condamne avec la plus grande fermeté les violences et les pillages commis dans la capitale”, 17 Ekim 2026; barışçıl gösterilerin suçlardan ayrıştırılması ve kentsel zararlar: https://pressev2.paris.fr/communiques/la-ville-de-paris-condamne-avec-la-plus-grande-fermete-les-violences-et-les-pillages-commis-dans-la-capitale

[5] Le Monde, Frédéric Guiraudou ve diğerleri, “Manifestation du 24 octobre: entre sécurité privée, appels à l’autodéfense et fermetures anticipées”, 23 Ekim 2026; işyerlerinin güvenliği ve prefektörlük açıklamaları: https://www.lemonde.fr/economie/article/2026/10/23/manifestation-du-24-octobre-entre-securite-privee-appels-a-l-autodefense-et-fermetures-anticipees-le-dilemme-des-commercants-parisiens-pour-eviter-le-chaos_6798945_3234.html

[6] Odoxa/Le Figaro/Backbone, “Une forte demande d’ordre et de fermeté, sur fond de défiance envers les responsables politiques”, 22 Ekim 2026; güvenlik, siyasi sorumluluk ve tüm gösterilerin yasaklanmasına yaklaşım: https://www.odoxa.fr/sondage/une-forte-demande-dordre-et-de-fermete-sur-fond-de-defiance-envers-les-responsables-politiques/

[7] Sciences Po/CEVIPOF, “Baromètre de la confiance politique CEVIPOF 2026”, 9 Şubat 2026; genel siyasi güven ile yerel yönetimlere güvenin ayrımı: https://www.sciencespo.fr/cevipof/fr/actualites/barometre-de-la-confiance-politique-cevipof-2026-la-confiance-s-effondre-en-politique-la-proximite-fait-figure-de-refuge/

[8] Odoxa/ICI, “Très attachés à leurs services publics, les Français veulent que le prochain président développe en priorité la santé, l’éducation et la justice”, 21 Ekim 2026; kamu hizmetlerine bağlılık ile hizmet memnuniyeti arasındaki fark: https://www.odoxa.fr/sondage/tres-attaches-a-leurs-services-publics-les-francais-veulent-que-le-prochain-president-developpe-en-priorite-la-sante-leducation-et-la-justice-et-quil-remette-de-l/

[9] RTL/M6 ve Toluna Harris Interactive, “Présidentielle 2027: les violences du 17 octobre n’ont pas rebattu les cartes”, 23 Ekim 2026; 19–21 Ekim saha çalışması, seçim gündemi ve satın alma gücü: https://www.rtl.fr/actu/politique/sondage-rtl-presidentielle-2027-le-pen-melenchon-philippe-les-violences-du-17-octobre-n-ont-pas-rebattu-les-cartes-7900688275

[10] Elabe/BFMTV, “Les Français et la colère des lycéens”, 7 Ekim 2026; öğrenci eylemlerine destek, taleplerin meşruiyeti, hükümetin dinleme kapasitesi ve tutum farklılıkları: https://elabe.fr/colere-lyceens/

[11] Fransa Anketler Komisyonu (Commission des sondages), Ekim 2026 kayıt ve bildirimleri; Elabe, Odoxa ve diğer araştırmaların yasal bildirim çerçevesi: https://commission-des-sondages.fr/notices/

[12] Le Monde, “Mobilisations sociales: à Paris, Emmanuel Grégoire dénonce des ‘défaillances de sécurité’”, 18 Ekim 2026; olayların ardından belediye ve mahalle sakinleri: https://www.lemonde.fr/politique/article/2026/10/18/mobilisations-sociales-a-paris-emmanuel-gregoire-denonce-des-defaillances-de-securite-au-lendemain-des-violences-dans-la-capitale_6797192_823448.html

EDİTORYAL NOT

Metin 23 Ekim 2026 gecesine kadar kamuya açık haber, araştırma ve kurumsal açıklamalara dayanır. Gazeteci tarafından yeni saha röportajı yapılmadı; Paris sakinlerinin deneyimleri yayımlanmış haberlerden aktarıldı. Ulusal Fransa anketleri yalnız Paris kentinin görüşü gibi sunulmadı; Paris aglomerasyonu alt grubu ile belediye sınırları ayrıldı. 16 Ekim’deki genel şiddeti kabul edilebilir bulma sorusu ile 21 Ekim’deki somut olayları kınama sorusu farklıdır; oranları doğrudan zaman serisi olarak karşılaştırmadık. “Şiddeti anlama”, “şiddeti onaylama” ve “şiddeti kınama” kavramları ayrı tutuldu. “Talep meşru” yanıtı “protestonun bütün yöntemleri meşru” biçiminde yorumlanmadı. Aynı kişilerin birden fazla siyasi sorumlu veya neden seçmiş olabilmesi gözetildi; anket sonuçları mahkeme hükmü sayılmadı. Belediye binasındaki açık toplantı ve sosyal medya analizleri temsili anketlerin yerine geçirilmedi. 24 Ekim gösterileri henüz gerçekleşmediği için sonuçları hakkında kesin ifade kullanılmadı.

‹ DİĞER YÜZ