←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

BARİKATIN ARDINDAKİ İNSANLAR

Bir gösterinin bilançosunda kalabalığın büyüklüğü, gözaltı sayısı ve kırılan camlar sayılır. Peki okul kapısında konuşan öğrenciyi, kızını merak eden anneyi, dükkânında saklanan esnafı, gazın içinde sipariş yetiştirmeye çalışan kuryeyi ve ertesi sabah sokakları temizleyen işçiyi hangi sayıya yazacağız? Ekim 2026 Fransa’sının birbirini duyan ve duyamayan insanları.

17 Ekim 2026’dan sonra Paris’in bazı sokaklarında başka bir barikat kuruldu. Bu kez kaldırım taşı değil, kontrplak levhalar kullanılıyordu. Esnaf bir sonraki gösteriden önce vitrinlerini tahtalarla kapatmaya çalışıyordu. Şehrin sağ yakasında elektrikli testerelerin sesi duyuluyordu; zarar görmüş kepenklerin önüne kimi mahalle sakinleri destek notları bırakıyordu. Bir protestocunun gözünde sokak sesini duyurabileceği yerdi. Aynı sokak, dükkân sahibinin gözünde bir daha kaybetmek istemediği geçim kaynağına dönüşmüştü. Le Monde’un 23 Ekim tarihli saha haberinin anlattığı manzara buydu. [1]

Dergimizin 23. yazısında ülkenin neden öfkelendiğini eğitim, geçim, gelecek ve temsil krizi üzerinden inceledik. Fakat bu büyük sözcüklerin altında birbirinden çok farklı hayatlar bulunuyor. Bir öğrencinin barışçıl eylem arzusuyla komşusunun gece eve dönememe korkusu birbirini iptal etmez. Bir polisin yaralanması, bir öğrencinin gördüğü şiddeti görünmez kılmaz; bir mağazanın yağmalanması da yağmaya hiç karışmamış göstericinin talebini otomatik olarak suç haline getirmez. Bu dosyada olayları tek bir kahramana ve tek bir kötüye indirgemeyeceğiz.

Bu yazı sahada tarafımızdan yapılmış yeni röportajlardan oluşmuyor. Fransa’daki gazetecilerin yayımladığı ve kişileri, tarihleri, bağlamları belli tanıklıkları; resmî kurumların açık kayıtlarıyla yan yana getiriyor. Kaynakların insanlara ait söylediklerini aktardığımız yerde bunu belirteceğiz; hiçbir kişiye kendi ağzından söylemediği cümleler yazmayacağız. Belgeye dayanan sahneleri yorumlardan ayırmak, insanların gerçek hayatına gösterilebilecek asgari saygıdır.

Bir okul kapısında başlayan yetişkinlik

9 Ekim’de Saint-Denis’deki Rosa-Parks Lisesi’nin amfisinde öğrenciler okul yönetimiyle tartışıyordu. Nour ile Christy olarak aktarılan öğrenciler söz alıyor, ders programlarından okulun koşullarına kadar şikâyetleri dile getiriyordu. Le Monde’un haberinde, öğrencilerin bazı isimlerinin değiştirildiği özellikle belirtilmişti. Ortamın dikkat çekici yanı, öğretmenlerin bir bölümünün tartışmayı öğrencilerin yürütmesine izin vermesiydi. Mesele yalnızca müdüre iletilecek bir dilekçeden çıkıp bir temsil denemesine dönüşüyordu. [2]

Öğrenciler, yöneticileriyle konuşmaktan vazgeçmiş değildi. Ama çözümün okul binasından daha yukarıda olduğunu da düşünüyorlardı. Görüşmede Fatoumata, muhatabın sadece okul müdürlüğü olamayacağını savunurken Nour, internette gördüğü öğrenci hareketi sözcülerinin kendisini temsil etmediğini dile getirmiş ve bölgeler arasında daha kapsayıcı bir temsil yöntemi önermişti. Bunlar bir hükümet programı değil, siyasal katılımın ilk deneyimleri. Yurttaş olma süreci bazen on sekiz yaşında oy pusulasıyla değil, bir toplantıda “Beni kim temsil ediyor?” sorusuyla başlıyor. [2]

Bu noktada gençleri tek bir kolektif özne gibi göstermek kolay ama yanlıştır. Okulunun kapatılmasını istemeyen, sınıfa girmek isteyen, sınava hazırlanmak zorunda olan ya da protestoya katılmayı riskli bulan öğrenciler de var. Nitekim Le Monde’un okul yönetimleriyle yaptığı görüşmeler, çoğu yerde blokajların çatışmasız geçtiğini, birçok okulun ise hareketin dışında kaldığını; bazı kurumlarda ise tahribatın eğitim hayatını doğrudan aksattığını gösteriyor. Okulun önündeki bütün gençler aynı kararı vermiyor. [3]

Madalina ve Elysa: Duvarlardan akan su

6 Ekim’de Pantin’deki Marcelin-Berthelot Lisesi’nin son sınıf öğrencileri Madalina ile Elysa, öğretmenleriyle birlikte yürüyüşe katıldıklarını Le Monde’a anlattı. Dikkat çektikleri şey büyük bir ideolojik slogan değil, okulun maddi koşullarıydı: Duvarlarda hasar, sınıflarda su sızıntıları, yetersiz kaynaklar. Aynı haberde Paris’in daha varlıklı bölgelerindeki ve hatta özel okuldan gelen bazı öğrencilerin, kendileri bu sorunları yaşamasa da daha eşit bir eğitim talebiyle sokağa çıktığı aktarılıyordu. [4]

Burada önemli bir ayrım yapmalıyız. Bir okulun kötü koşullarıyla başka bir okuldaki öğrencinin dayanışma eylemi aynı deneyim değildir. Madalina ile Elysa için sorun günlük dersin fiziksel ortamı; ayrıcalıklı imkânlara sahip bir öğrenci içinse kendi okulundan dışarıya taşan bir adalet sorusudur. Dayanışma, ortak yoksunluk gerektirmez. Ancak dayanışma iddiasının ciddiyeti, kendisi daha iyi koşullarda yaşayanların başka öğrencilerin ihtiyaçlarını gerçekten dinleyip dinlemediğiyle ölçülebilir.

Derginin 1968 bölümünü hatırlarsak gençlik hareketlerinin eğitim düzenini tartışmaya açması yeni değil. Fakat 2026’nın kendine özgü yanı, siyasal talebin bir bölümünün çok gündelik bakım ve altyapı sorunlarına dayanması. Hasarlı duvar, eksik öğretmen, kullanılamayan tuvalet: Cumhuriyetin eşitlik ilkesi en önce okul binasının içinde sınanıyor. Bu cümle araştırmamızın yorumudur; öğrencilerin hepsinin kullandığı ortak bir slogan değildir.

Anne, çocuğuyla aynı yürüyüşte

6 Ekim’de Paris’teki yürüyüşte öğrencilerin yanında anneler ve babalar da vardı. Le Parisien, Carole ile oğlu Marin’in gösteriye birlikte geldiğini fotoğraflarken, Alice adlı bir annenin kalabalıkta arkadaşlarıyla ilerleyen kızını izlediğini aktardı. Émilie, 16 yaşındaki kızı Laora’yla yürüyordu; daha önce kızının okulundaki blokajda arabuluculuk yapmıştı. Öğrenciler için ailelerin görünür desteği yalnızca manevi değil, riskli bir kamusal alana girerken hissedilen güvenlik bakımından da önemliydi. [5]

Le Monde aynı hafta, velilerin ve öğretmenlerin bazı okul kapılarında gerilimi azaltmaya ve gençlerin eylemlerini korumaya çalıştığını yazdı. Ebeveynlerin katılımını yalnızca “çocuklarına sahip çıkmak” diye romantikleştirmemek gerekir. Onlar da birer yurttaş; kamu eğitiminin niteliğiyle, çocuklarının gelecek imkanlarıyla ve kolluk müdahalelerinin sınırlarıyla ilgili siyasi görüşler taşıyabilir. Ama öte yandan çocuğunun güvenliğinden sorumlu olmanın yarattığı endişe, yetişkinleri farklı kararlar almaya zorlayabilir. [6]

17 Ekim’in sert görüntülerinden sonra aynı anne-baba dayanışması daha zor bir soruya dönüştü: Haklı görülen bir davaya katılmak, bir çocuğun zarar görme riskini ne ölçüde kabul etmeyi gerektirir? 23 Ekim tarihli Le Parisien haberinde, adı değiştirilmiş Sonia, 15 yaşındaki kızı Lola’nın 17 Ekim’de ilk gösterisine katıldığı sırada telefonunu sürekli kontrol ettiğini; akşam kızını karşılayınca yeniden gitmesini istemediğini anlatıyordu. Lola’nın iradesi ise annesininkiyle aynı değildi. Bu tek ailenin tercihini Fransa’daki bütün velilere genelleyemeyiz. Ama toplumsal hareketin aile sofrasına taşıdığı çatışmayı görünür kılıyor: Koruma isteğiyle siyasi özerklik talebi aynı evin içinde karşılaşabiliyor. [7]

Öğretmen: Önce ders, sonra güvenlik, sonra müzakere

Öğretmenler de tek tip bir grup değil. Bir bölümü öğrencilerin eleştirilerinde kendi çalışma koşullarının ifadesini buluyor, bir bölümü eyleme pedagojik destek veriyor, başkaları dersin kesilmesini ve çocukların tehlikeye girmesini öncelikli sorun görüyor. Rosa-Parks’ta yapılan tartışmaları haberleştiren Le Monde, bir öğretmenin öğrencilerin artık okul yaşamında ve daha geniş toplumda rol alabileceklerini fark etmelerini anlamlı bulduğunu yazdı. Ancak aynı öğretmenin görüşünü bütün öğretmenlere atfedemeyiz. [2]

12 Ekim’de yayımlanan ayrı bir araştırma, bazı okul müdürlerinin ve yönetici öğretmenlerin bambaşka bir baskı altında olduğunu gösteriyordu. Çoğu lisedeki blokajlar ciddi çatışmaya dönüşmemiş olsa da kimi okullarda havai fişek tipi patlayıcılar, cam kırılması, yangınlar, tehdit ve yaralanmalar yaşanmıştı. Bir okul müdürü saldırıya uğradıktan sonra ertesi gün yeniden işinin başına dönmesini, ekibini yalnız bırakamayacağı düşüncesiyle açıklamıştı. [3]

Bir öğrenci okulunu değiştirmek için kapının önünde toplanırken o okulun müdürü binayı, çalışanları ve öğrencileri korumakla yükümlü. Aynı kurumun içinde ikisi birden haklı kaygılar taşıyabilir. Müdürün görevi protestoyu suç diye damgalamak değil; öğrencinin görevi de okul çalışanının güvenlik kaygısını yok saymak değil. Burada “karşılıklı anlayış” sözü tek başına çözüm olmuyor. Kurumların hem barışçıl itirazı duyacak mekanizmalara hem dersin devamı ve güvenlik için açık kurallara ihtiyacı var.

Arthur, Adrien, Anouk ve Soukeyna: Aynı günün dört hatırası

19 Ekim’de Le Monde dört farklı öğrenciyle görüşerek 17 Ekim’in onların hafızasında nasıl kaldığını araştırdı. Arthur, Adrien, Anouk ve Soukeyna’nın ortak noktası barışçıl yürüyüşlere katılmış olmalarıydı; günün muhasebesi ise aynı değildi. Adrien, CentraleSupélec’te okuyan 22 yaşında bir öğrenciydi. Paris’teki yürüyüşe yaklaşık altmış kişilik okul grubuyla katılmış, Place de Clichy yakınında polis müdahalesi karşısında korktuğunu söylemişti. Kendi anlatımına göre bir restorana sığınarak sakinleşmeyi bekledi. Bunlar bağımsız adli incelemeyle kesinleştirilmiş bütün olay ayrıntıları değil, tanıklığın aktardıklarıdır. [8]

Bordeaux’da ilk yılında siyaset bilimi eğitimi gören 18 yaşındaki Soukeyna ise kalabalığın barışçıl ve coşkulu yanını özellikle vurgulamış, buna rağmen gazdan etkilendiğini anlatmıştı. Sorunu gösterideki herkesin kusursuz davranması değildi; haber görüntülerinde yalnız tahribatın öne çıkmasının kendilerinin yaşadığı dayanışma duygusunu silmesiydi. Sorbonne-Nouvelle öğrencisi Anouk da lise ve üniversite öğrencileriyle sağlık çalışanlarının bir araya gelişini, sanat okulundan getirilen büyük Truva atı maketinin çevresinde oluşan ortaklığı hatırlıyordu. [8]

İlginç olan, şiddet tartışmasının bu kişileri de bölebilmesidir. Adrien’in polisin eylemlerine yönelttiği sert eleştiri, maddi tahribatı değerlendirme biçiminde başkalarının paylaşmayabileceği bir tutuma dönüşüyordu. Aynı haber, görüşülen gençlerin yağma ve tahribata çeşitli mesafeler koyduğunu aktarıyordu. “Gençler şiddeti destekliyor” ya da “gençler bütünüyle reddediyor” gibi iki toplu hüküm de bu farklılıkları yok eder. Kişinin gaz altında yaşadığı deneyim, şiddete ilişkin ahlaki yargısını etkileyebilir; yine de korkutulmuş olmak başka birine zarar vermeyi kendiliğinden haklı çıkarmaz.

Sokağa çıkmaya devam etmek: Korkunun politikası

Gösteriler sona erdikten sonra katılımcıların karşısına basit görünmeyen bir karar çıktı: Bir daha gidecek miyim? Le Monde’un 22 Ekim’de görüştüğü kişilerden bazıları 24 Ekim için yeniden yürüyüşe katılma niyetindeydi, bazıları artık gitmeyi düşünmüyordu. Grenoble’dan öğretmen Emmanuelle yaşadığı korkuya rağmen yeniden katılmak istediğini ifade ederken, başka öğrenciler kampanyayı okul tatilinde nasıl sürdüreceklerini tartışıyordu. Birinin “gideceğim” demesi onun gerçekten ertesi gün katıldığı anlamına gelmez; burada söz konusu olan, 23 Ekim itibarıyla açıklanmış niyetlerdir. [9]

Bu kararın arkasında araştırmalarda “risk algısı” dediğimiz değişken duruyor. Gösterinin amacını haklı bulan bir kişi bile bedenine zarar gelme, gözaltına alınma, işini kaybetme ya da ailesini endişelendirme ihtimalini farklı tartar. Bir başka kişi ise şiddet veya sert müdahale gördükten sonra geri çekilmek yerine hak mücadelesinin daha gerekli olduğu kanaatine varabilir. Aynı görüntü, iki kişide zıt kararlar üretebilir. Bir fotoğrafın altında binlerce insan bulunması, hepsinin ertesi hafta yine orada olacağını söylemez.

Bunun tersine, bir yürüyüşten çekilen kişinin talebinden vazgeçtiği de söylenemez. Demokratik katılım yalnızca meydanda bulunmaya indirgenirse korkan, hasta, bakmakla yükümlü olduğu biri olan ya da işten izin alamayan yurttaşlar siyasi hikâyenin dışına itilir. Dilekçe, okul toplantısı, sendikal çalışma, mahkeme başvurusu ve yerel forum başka katılım yollarıdır. Toplumsal hareketler insanların risk alma kapasitesine göre görünür olur; siyasi talepler ise o görünür kalabalıktan daha geniş olabilir.

Cédric: Kepengin ardındaki iş günü

17 Ekim akşamı République Meydanı yakınında mağaza işleten Cédric, RTL’ye verdiği röportajda olaylar sırasında işyerine kapandığını, dışarıda polisle şiddet uygulayan gruplar arasında gidip gelen yoğun çatışmalar yaşandığını anlattı. Onun gördüğü sokak, sloganların duyulduğu demokratik bir alan değil, çıkışının tehlikeli olduğu bir çevreydi. Mağazasının tahrip edildiğine ilişkin haberdeki bilgiyi tüm esnafın aynı şeyi yaşadığı biçiminde genelleyemeyiz. Fakat tek bir esnaf açısından zararın neyi tehdit ettiğini anlamak için rakamların gerisine bakmak gerekir. [10]

Bir dükkânın camı kırıldığında hasar yalnız vitrinden ibaret kalmaz. İçerideki malın sigorta kapsamı, işletmenin kapalı kaldığı günler, çalışanların ücretleri, tedarikçi borçları, tekrar açabilmek için gereken işçilik ve müşterinin geri gelip gelmeyeceği ayrı meselelerdir. Bunların hepsinin Cédric’in mağazasında yaşandığını iddia etmiyoruz; küçük işletmelerin karşılaşabileceği somut maliyet kalemlerini sıralıyoruz. Bir kişinin siyasi gösterilere ilişkin görüşü, kendi geçim kaynağı hedef alındığında değişebilir. Bu değişim insani açıdan anlaşılabilir; yine de sokaktaki bütün insanları saldırgan saymak için kanıt değildir.

Paris Belediyesi 21 Ekim tarihli güncellemesinde, 17–18 Ekim’de yaşanan tahribat nedeniyle 451 işyerinin zarar gördüğünü açıkladı. Bu sayı ilk günlerdeki daha düşük ve henüz tamamlanmamış bilançonun güncellenmiş hâlidir; tek başına yalnızca 17 Ekim gününü tanımlamaz. Belediye, mağdurlara kanıt toplama, suç duyurusu, sigorta başvurusu ve ticaret kurumlarından destek alma yollarını duyurdu. Bir işyerinin devletten ilk beklentisi bu saatten sonra slogan değil, kapısının ne zaman yeniden açılabileceğine ilişkin somut yardımdır. [11]

Cloé ve seksen yaşındaki komşusu: Ev de sığınak olmayınca

Le Parisien’in 20 Ekim’de yayımladığı habere göre, 17 Ekim günü Paris’in 10. bölgesindeki Rue Beaurepaire yakınlarında bir grup maskeli kişi apartmanların girişlerini zorladı. Cloé adlı mahalle sakini, binasına giren kişiler nedeniyle korkuya kapıldığını ve seksen yaşındaki komşusuyla birlikte dairesine sığındığını anlattı. Haberde kapı, interkom ve camlarda hasar bulunduğu kaydedildi. Bu anlatı bir tanığın deneyimidir; bütün Paris apartmanlarının aynı tehdide maruz kaldığı anlamına gelmez. [12]

Siyasi şiddetin önemli sonuçlarından biri, insanların güvenlik coğrafyasını değiştirmesidir. Meydandaki çatışma bir süre sonra apartman girişine geldiğinde, ev artık dış dünyadan güvenle ayrılmış bir alan değildir. Sokak hareketini destekleyebilecek bir mahalle sakini bile kendi binası zorlandığında korkabilir. Korkunun siyasi görüşü peşinen belirlediğini varsayamayız; ama böyle bir deneyim kamusal düzene ilişkin talepleri derinleştirebilir.

23 Ekim’de Le Monde’un görüştüğü bazı Parisliler de mağazaların korunmasını, apartmanların güvenliğini ve bir sonraki gösterinin nasıl geçeceğini tartışıyordu. Belediye binasında yapılan açık toplantıda konuşan sakinlerin kaygıları arasında hem yağmacılar hem polis müdahalesinin yetersizliği hem de gündelik hayatın belirsizleşmesi vardı. Sokağa hiç katılmamış bir insanın tanıklığı, protestonun anlamını tartışırken gereksiz bir dipnot değildir. Çünkü bütün şehir, gösterinin sonuçlarını başka başka biçimlerde yaşar. [1]

Kurye ve şoför: Gösterinin içinden geçmek zorunda olanlar

20 Ekim’de AFP’ye konuşan Union-Indépendants sendikası temsilcisi Fabian Tosolini, 17 Ekim’de yemek dağıtımı yapan kuryelerin ve araçlı yolcu taşımacılığı yapan VTC şoförlerinin çatışmaların ortasında kaldıklarına ilişkin çok sayıda bildirim aldıklarını söyledi. Sendikanın anlatımına göre bazı çalışanlar sipariş götürürken gazdan etkilenmiş, bazı şoförler tehlikeden kaçmak için ters yöne sapmak zorunda kalmıştı. Bunlar sendikanın aktardığı saha bildirimleridir; her kurye hakkında bağımsız tutanak bulunduğu anlamına gelmez. [13]

Bu grup, “gösterici” ve “seyirci” ikiliğinin yetersizliğini gösteriyor. Bir kurye olaylara katılmak istemeyebilir ama işi sokaktan geçmesini gerektirir. Telefonuna yeni sipariş düştüğünde yolun tehlikeli olduğunu öğrenmesi, onun siyasi iradesinden bağımsız bir çalışma güvenliği sorunudur. Sendika, tehlikeli bölgede görevi iptal eden çalışanın ücret kaybetmemesini, riskli bölgeler hakkında anlık uyarı yapılmasını ve gelir kayıplarının karşılanmasını istedi. Bu talepler, protesto hareketinin ana siyasi sloganlarından farklıdır; ama hareketin kent ekonomisinde açtığı bir soruyu temsil eder. [13]

Buradaki daha genel toplumsal gerçek şu: Kentte herkes sokakta bulunmayı seçmez. İşe gitmek, çocuk almak, yemek taşımak, hastaneye ulaşmak zorunda olanlar da kentin dolaşım sistemine bağlıdır. Sokağın politikleşmesi bu hayatları kaçınılmaz biçimde etkiler. Eylem özgürlüğünü savunmak, zorunlu hareketliliği olan insanların güvenliğini önemsiz görmek anlamına gelmemeli.

Antoine: Yardım etmeye gelen kişi de şiddetin konusu olursa

17 Ekim’de République çevresinden yayılan videolarda turuncu çantalı, sağlık yardımı sağladığını belirten bir gönüllünün polis tarafından sert biçimde müdahaleye uğradığı görülüyordu. 21 Ekim’de Le Parisien, Antoine olarak tanıtılan bu kişinin hayatta olduğunu ve Paris savcılığının görevli polisler tarafından işlendiği iddia edilen şiddet hakkında soruşturma açarak dosyayı IGPN’ye verdiğini yazdı. Bu, olayın hukuken sonuçlandığı anlamına gelmiyor; şiddetin faili ve sorumluluk koşulları soruşturmayla belirlenmeli. [14]

Daha da önemlisi, Antoine’ın öldüğü yönündeki iddialar doğrulanmadı. Les Surligneurs’un 22 Ekim’de yaptığı doğrulama, Antoine’ın görüntüleri ile aynı gün başka bir noktada bildirilen 59 yaşındaki bir erkeğin ölümü hakkındaki bilgilerin internette birbirine karıştırıldığını ortaya koydu. Bir yardım gönüllüsüne yönelik müdahale görüntülerinin ciddi bir inceleme gerektirmesi, yanlış ölüm bilgisini yaymayı mazur göstermez. Yanlış bilgi, gerçek sorumluluğun araştırılmasını da zorlaştırır. [15]

Sivil sağlık gönüllülerinin varlığı, toplumsal çatışmanın çoğu zaman fark edilmeyen üçüncü bir aktörünü ortaya çıkarır. Gösteride yaralananı ilk karşılayan kişi bazen sağlık sisteminin resmî görevlisi değildir; geçici bir dayanışma ağı içinde çalışan gönüllüdür. Bu kişilerin tarafsız bir hastane personeliyle hukuken bütünüyle aynı statüde olduğunu iddia edemeyiz. Ancak yaralıya yardım etme ihtiyacı, kimin hangi sloganı attığından önce gelir. Bir olayın insani bilançosunda bu aradaki emek de hesaba katılmalıdır.

Alex ve Maé: Üniformanın içindeki korku

23 Ekim’de Le Monde’a konuşan polis ve jandarma görevlileri, 17 Ekim’in yorgunluğundan ve ertesi günlerde yeniden sahaya çıkma endişesinden söz etti. Alex adıyla anılan bir emniyet yöneticisi şiddetin düzeyini beklemediğini belirtirken Paris’te görev yapan Maé, çevresindeki saldırıların çok yönlü yaşandığını ve yaralandığını anlattı. Bu da görevlilerin kendi tanıklığıdır; her müdahalenin gerekliliğini ya da her polis davranışının hukuka uygunluğunu tek başına kanıtlamaz. [16]

İçişleri Bakanlığının 17 Ekim günü için açıkladığı 997 yaralı polis ve jandarma sayısı, yedi ağır yaralıyı da içeriyordu. Le Monde’un haberinde yaralanma tanımlarının çok geniş bir aralıkta olduğu, tek bir toplam rakamın yaralanmaların ağırlığını göstermediği vurgulanıyor. Göstericiler tarafındaki yaralanmalar için aynı ayrıntıda merkezî ve karşılaştırılabilir bir veri dizisinin bulunmaması da önemlidir. Bir tarafın sayıları çok ayrıntılı, ötekininki parçalı olduğunda, rakamların kesinliği olayların bütün insani bilançosunun kesinliğiymiş gibi sunulamaz. [16]

Öfke içindeki bir toplumda üniforma çoğu zaman tek bir simgeye dönüşür: Devlet. Oysa üniformayı taşıyan insanların da çalışma süresi, emir-komuta düzeni, kişisel korku ve yaralanma riski vardır. Bu insani boyutu anlatmak, aşırı güç kullanımı iddialarını hafifletmez. Nitekim 13 Ekim’den sonra polis ve jandarma iç denetim birimlerince açılan soruşturmalar da aynı dosyanın başka parçasıdır. Demokratik denetimin görevi, memurun korkusunu olduğu kadar müdahalenin orantılılığını da ciddiye almak olmalıdır. [16]

Ertesi sabahın görünmeyen kalabalığı

17 Ekim’den 18 Ekim’e geçilen gece, göstericiler ve polisler haberlerin ana figürleri olmaktan yavaş yavaş çıktı. Çöp toplama ekipleri, temizlik işçileri, belediye çalışanları ve mahalle sakinleri kırık camları, yanmış kalıntıları ve dökülmüş malzemeyi kaldırmaya başladı. Paris Belediyesi 18 Ekim günü yaklaşık bin temizlik görevlisinin gece ve sabah çalıştığını, bazı çalışanların izinlerinden çağrıldığını duyurdu. 21 Ekim güncellemesinde ise birkaç gün boyunca görevlendirilen personelin sayısının iki bine yaklaştığını bildirdi. Bunlar aynı anı ölçen rakamlar değil; farklı tarihlerde yapılan kümülatif açıklamalar. [17][18]

Temizlik emekçisinin işi bir kentin siyasi tartışmasını çözmek değil, kaldırımını yeniden güvenli kılmak. Kırık camı kaldırmadığında ertesi gün okula giden çocuk, bisiklet süren çalışan veya yaşlı komşu zarar görebilir. Tahribatın kamusal maliyeti, belediye bütçesindeki onarım hesabının ötesine geçer: İşçilerin zamanını, bedensel emeğini ve bazen izin günlerini kullanır. Onlar da kamu hizmeti üzerine yürütülen tartışmanın doğrudan parçasıdır; çünkü sokakta görünen hizmet, yalnızca bakanlık tarafından yapılan harcama değildir.

Belediye, République Meydanı ve çevresinde gönüllü mahalle sakinlerinin temizliğe katıldığını da bildirdi. Bu dayanışma, tahribata uğrayan esnafa destek veren mahallelilerle birlikte düşünülmeli. Bir şehir şiddet sonrasında yalnız düzenin geri getirilmesiyle değil, sokaktaki ilişki ağlarının onarılmasıyla da toparlanır. Buna karşılık gönüllülerin emeğini profesyonel personel ihtiyacının yerine koymak veya tüm mahalleyi aynı tepkiyi veren bir topluluk gibi tasvir etmek yanlış olur. [18]

Öğrenci, protestocu, yağmacı, polis, komşu: Aynı fotoğrafa sığmayan kimlikler

Bu dosyanın tanıkları aynı olay dizisinin farklı yerlerinde duruyor. Nour, okul içinde söz hakkını tartışıyor. Madalina ile Elysa, duvarlardan sızan suyu anlatıyor. Sonia, kızının döneceği saati bekliyor. Adrien, meydandaki müdahaleyi hatırlıyor. Cédric, işyerine kapanıyor. Cloé, komşusuyla evine sığınıyor. Bir kurye işi yüzünden tehlikeli bir sokaktan geçiyor. Antoine yaralıya yardım etmeye çalışıyor. Maé görev sırasında yaralanıyor. Temizlik işçisi sabah şehri yeniden kullanılabilir hale getiriyor. Bunları birbirine eşitlemiyoruz; birbirini görmezden bırakmamak için yan yana getiriyoruz.

Bir olayın tarafları da sabit değildir. Aynı kişi sabah bir okulda öğretmen, öğleden sonra gösterici, akşam bir dükkânın müşterisi ve gece endişeli bir ebeveyn olabilir. Bir kent sakini hem eğitim taleplerini haklı bulup hem yağmadan korkabilir. Bir öğrenci polisin orantısız müdahalesini eleştirip aynı zamanda vandalizmi reddedebilir. Sosyal bilimlerde “tekil kimlik” varsayımı bizi yanıltır: İnsanlar eylem anındaki etiketlerinden daha fazlasıdır.

Bu çoklu kimlikler, şiddetin sorumluluğunu dağıtmak için kullanılmamalı. Bir işyerini kim yağmaladıysa onun hakkında delil gerekir; bir güvenlik görevlisi hukuka aykırı güç kullandıysa onun fiili incelenmelidir; bir öğrenci hiçbir şiddet eylemine katılmadıysa başkasının suçu ona yüklenmemelidir. Aynı şekilde güvenlik korkusu yaşayan komşuların kaygıları, siyasi tavırları ne olursa olsun ciddiye alınmalıdır. İnsanların hikâyelerini dinlemek, hak ve sorumluluk ayrımını bulanıklaştırmak değil, kesinleştirmek için önemlidir.

Paris kimin şehri? Sokağın birden fazla sahibi

Paris’te Cumhuriyet Meydanı gibi kamusal alanlar demokratik hayatın sahnesidir; oradan geçmek, orada toplanmak, orada itiraz etmek siyasetin görünür biçimleridir. Ama meydan aynı zamanda eve gidenlerin yolu, çevresindeki dükkânların adresi, servis çalışanlarının mesaisi ve kimi insanların her gün geçtiği mahalle mekânıdır. Bir kişinin siyasal varlığına açık olan yer, başka bir kişinin gündelik hayatına da açıktır. Sokağın ortak olması, kimsenin orada tek başına sınırsız hak sahibi olmadığı anlamına gelir.

Derginin başında Paris’in neden sürekli barikat kurduğunu sorarken şehir planı ile siyasal iktidar arasındaki ilişkiyi anlatmıştık. Şimdi başka bir katmana ulaşıyoruz: Barikat yalnız devlete karşı kurulmuyor; bazen geçici de olsa komşuyla komşu arasındaki geçişi değiştiriyor. Cumhuriyetin bir tarafı görünür olma hakkını, başka tarafı güvenle yaşama hakkını hatırlatıyor. İkisini birbirinin düşmanı gibi sunmadan nasıl koruyacağımız modern kent siyasetinin zor sorularından biri.

Bu nedenle 17 Ekim’in nihai bilançosu, yalnız İçişleri Bakanlığının verdiği katılımcı sayısı ya da belediyenin zarar cetveli olmayacak. Okullar gerçekten daha yaşanabilir hale gelecek mi? Aileler çocuklarını korkmadan bir gösteriye gönderebilecek mi? Tahrip olan dükkânların çalışanları işine dönebilecek mi? Geçimini sokakta sağlayanlar ve o sokakta yaşayanlar kendini yeniden güvende hissedecek mi? Polis müdahaleleri ve yağma dosyaları bağımsız biçimde araştırılacak mı? Bunların cevapları, olayın siyasi hafızasını belirleyecek.

Son söz: Sokağın asıl kalabalığı

Bir kalabalığa uzaktan baktığımızda onu kolayca tek bir sözcüğe dönüştürebiliriz: Öğrenciler, göstericiler, halk, polis, yağmacılar. Yakından bakıldığında sözcükler dağılır, yüzler belirir. Birinin afişi görünür, diğerinin korkusu. Birinin talepleri duyulur, diğerinin zararını fotoğraf gösterir. Birinin eylemi tüm ülkenin gündemine girer, bir başkasının ertesi sabahki iş mesaisi manşete bile çıkmaz. Gazetecilik ancak bu dengesizliği görmeye çalıştığında olayın tamamına yaklaşabilir.

Sokağı anlamak için yalnız meydanın ortasındaki insanı değil, pencerenin arkasındakini de dinlememiz gerekiyor. Bütün tanıkları tek bir sonuca zorlamadan; talepleri meşruiyet testinden kaçırmadan, suçları da siyasal heyecanın gölgesinde bırakmadan. Önemli olan bütün deneyimlerin aynı olduğu iddiası değil, hiçbirinin kendiliğinden önemsiz sayılamayacağı gerçeğidir.

Bir sonraki yazı: DEVLET KONTROLÜ NASIL KAYBETTİ? — 17 Ekim’in güvenlik ve yönetim kararlarını, öngörü hatalarını, protesto hakkını ve müdahalenin sınırlarını inceleyeceğiz.

KAYNAKLAR VE İLERİ OKUMA

[1] Le Monde, Hélène Bekmezian, “A la veille d’une nouvelle journée de manifestations le 24 octobre, un Paris barricadé et des habitants inquiets”, 23 Ekim 2026; esnaf ve mahalle sakinlerinin tanıklıkları: https://www.lemonde.fr/politique/article/2026/10/23/a-la-veille-d-une-nouvelle-journee-de-manifestations-le-24-octobre-un-paris-barricade-et-des-habitants-inquiets_6798955_823448.html

[2] Le Monde, Sylvie Lecherbonnier, “Mobilisation lycéenne: à Saint-Denis, le ‘temps de démocratie’ …”, 10 Ekim 2026; Rosa-Parks Lisesi toplantısı, öğrenciler ve öğretmenler: https://www.lemonde.fr/societe/article/2026/10/10/mouvement-lyceen-a-saint-denis-le-temps-de-democratie-voulu-par-le-gouvernement-a-l-epreuve-de-l-eveil-politique-des-eleves_6790937_3224.html

[3] Le Monde, Sylvie Lecherbonnier ve Eléa Pommiers, “Mouvement lycéen: face à une violence inédite … des proviseurs épuisés”, 12 Ekim 2026; okul yöneticileri ve blokajların farklı seyri: https://www.lemonde.fr/societe/article/2026/10/12/mouvement-lyceen-face-a-une-violence-inedite-dans-plusieurs-etablissements-des-proviseurs-epuises-et-sur-le-qui-vive_6792380_3224.html

[4] Le Monde, “Mouvement lycéen: la mobilisation s’amplifie et agrège de nombreux soutiens”, 6 Ekim 2026; Pantin öğrencileri ve özel okuldan katılanlar: https://www.lemonde.fr/societe/article/2026/10/06/mouvement-lyceen-la-mobilisation-s-amplifie-et-agrege-de-nombreux-soutiens_6789130_3224.html

[5] Le Parisien, Juliette Pousson, “C’est bien qu’il y ait des adultes, vu le contexte”, 6 Ekim 2026; 6 Ekim yürüyüşündeki veliler: https://www.leparisien.fr/societe/cest-bien-quil-y-ait-des-adultes-vu-le-contexte-ces-parents-au-coeur-dune-mobilisation-lyceenne-reussie-06-10-2026-IBS6QYBOKRFBDHUBTAOVA7QOKA.php

[6] Le Monde, Elisabeth Pineau, “Que fait-on? On laisse les élèves se faire matraquer?”, 6–7 Ekim 2026; veli ve öğretmen dayanışması: https://www.lemonde.fr/campus/article/2026/10/06/que-fait-on-on-laisse-les-eleves-se-faire-matraquer-ces-parents-et-ces-enseignants-solidaires-du-mouvement-lyceen_6789126_4401467.html

[7] Le Parisien, Clémence Bauduin ve Juliette Pousson, “Terminé ou accompagné d’un adulte: les parents d’adolescents face au dilemme des manifs”, 23 Ekim 2026; takma adlarla aktarılmış anne-kız tanıklığı: https://www.leparisien.fr/societe/famille/termine-ou-accompagne-dun-adulte-les-parents-dadolescents-face-au-dilemme-des-manifs-23-10-2026-243GST7H4NBCFDISKLPWCVDANQ.php

[8] Le Monde, Sylvie Lecherbonnier ve diğerleri, “Mobilisation du 17 octobre: pour des jeunes manifestants…”, 19 Ekim 2026; Adrien, Soukeyna, Anouk ve diğer katılımcıların deneyimleri: https://www.lemonde.fr/societe/article/2026/10/19/mobilisation-du-17-octobre-pour-des-jeunes-manifestants-l-etat-est-violent-et-la-casse-est-la-reponse-populaire-a-cette-violence_6797405_3224.html

[9] Le Monde, Camille Bordenet ve diğerleri, “Manifester n’est plus un droit, mais un risque qu’on doit prendre”, 22 Ekim 2026; yeniden gösteriye katılma konusunda farklı tutumlar: https://www.lemonde.fr/politique/article/2026/10/22/manifester-n-est-plus-un-droit-mais-un-risque-qu-on-doit-prendre-pour-les-manifestants-du-17-octobre-la-question-d-y-retourner-ou-pas_6798554_823448.html

[10] RTL, “C’est juste l’apocalypse: barricadé dans son magasin près de la place de la République…”, 17 Ekim 2026; Cédric’in anlatımı: https://www.rtl.fr/actu/debats-societe/c-est-juste-l-apocalypse-barricade-dans-son-magasin-pres-de-la-place-de-la-republique-un-commercant-denonce-une-guerilla-sur-rtl-7900686405

[11] Paris Belediyesi, “Violences et dégradations: votre commerce est concerné? Voici ce qu’il faut faire”, 21 Ekim 2026 güncellemesi; 451 işyeri ve başvuru yolları: https://www.paris.fr/pages/violences-et-degradations-votre-commerce-est-concerne-voici-ce-qu-il-faut-faire-36926

[12] Le Parisien, Juliette Halliez, “Avec ces casseurs dans le hall, on pensait qu’on allait y passer”, 20 Ekim 2026; Cloé ve komşusunun yaşadıkları: https://www.leparisien.fr/faits-divers/avec-ces-casseurs-dans-le-hall-on-pensait-quon-allait-y-passer-elle-se-refugie-chez-elle-avec-sa-voisine-de-80-ans-20-10-2026-DYBTYC43GZCJNJOR3VD47SUGEM.php

[13] Le Monde’un 20 Ekim canlı yayını / AFP, Union-Indépendants temsilcisi Fabian Tosolini’nin kurye ve VTC şoförlerine ilişkin açıklaması: https://www.lemonde.fr/societe/live/2026/10/20/en-direct-manifestations-du-17-octobre-sebastien-lecornu-affirme-que-le-dispositif-policier-sera-massif-pour-encadrer-les-nouvelles-manifestations-prevues-samedi_6795855_3224.html

[14] Le Parisien, Flavien Gagnepain, “Street médic violenté place de la République à Paris le 17 octobre: l’IGPN saisie”, 21 Ekim 2026; Antoine ve açılan inceleme: https://www.leparisien.fr/paris-75/street-medic-violente-place-de-la-republique-a-paris-le-17-octobre-ligpn-saisie-21-10-2026-BKN23SOR4FEVXG4ML74EQ2GCF4.php

[15] Les Surligneurs, Delphine Schiltz, “Mobilisation du 17 octobre: un ‘street médic’ est-il mort à Paris?”, 22 Ekim 2026; iki kişinin karıştırıldığı ölüm iddiasının doğrulanması: https://lessurligneurs.eu/mobilisation-du-17-octobre-un-street-medic-est-il-mort-a-paris/

[16] Le Monde, Arthur Carpentier, “Ça fait quatre semaines qu’on enchaîne des journées de treize heures”, 23 Ekim 2026; kolluk çalışanlarının tanıklıkları, yaralanmalar ve teftişler: https://www.lemonde.fr/societe/article/2026/10/23/ca-fait-quatre-semaines-qu-on-enchaine-des-journees-de-treize-heures-a-la-veille-d-une-nouvelle-mobilisation-des-forces-de-l-ordre-entre-epuisement-et-apprehension_6798939_3224.html

[17] Paris Belediyesi, “Manifestations du 17 octobre: la Ville de Paris mobilise près de 1 000 agents …”, 18 Ekim 2026; gece ve sabah temizlik görevlendirmeleri: https://pressev2.paris.fr/communiques/manifestations-du-17-octobre-la-ville-de-paris-mobilise-pres-de-1-000-agents-pour-remettre-en-etat-l-espace-public

[18] Paris Belediyesi, “Violences et dégradations: près de 2 000 agents mobilisés, une cellule d’aide pour les commerçants”, 21 Ekim 2026; kümülatif temizlik ve gönüllülük çalışmaları: https://www.paris.fr/pages/manifestations-du-17-octobre-pres-de-1000-agents-mobilises-une-cellule-d-aide-pour-les-commercants-36918

EDİTORYAL NOT

Bu yazı 23 Ekim 2026 itibarıyla yayımlanmış haberler ve Paris Belediyesinin açıklamaları temel alınarak hazırlanmıştır. Gazeteci olarak yeni saha görüşmesi yapılmamış; kişilerin deneyimleri yayımlanmış tanıklıklardan aktarılmıştır. Le Parisien’deki Sonia/Lola ve Le Monde’daki bazı öğrenci isimleri haberde belirtildiği biçimde değiştirilmiş olabilir. Katılımcıların ifadeleri, görgü tanıklığı ile bağımsız soruşturma sonucu birbirine karıştırılmadan sunulmuştur. Antoine adlı sağlık gönüllüsünün ölmediği bilgisi ile aynı gün başka noktada yaşanan ölüm olayı açıkça ayrılmıştır; IGPN soruşturmasının açılması hukuki sonuca eşdeğer sayılmamıştır. Paris Belediyesi’nin 18 Ekim’de yaklaşık bin, 21 Ekim’de yaklaşık iki bin temizlik personeli bildirimleri farklı zaman kesitlerine; 451 işyeri sayısı 17–18 Ekim toplamına ilişkindir. Bir sonraki 24 Ekim gösterisinin sonuçları henüz gerçekleşmemiş kabul edilmiş, katılımcıların geleceğe dair niyetleri sonuç gibi yazılmamıştır. Tanıklıkların hiçbiri bütün göstericileri, bütün esnafı veya bütün kolluk görevlilerini temsil ediyor varsayılmamıştır.

‹ DİĞER YÜZ