←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

SOKAKTA SUÇ GERÇEKTEN ARTAR MI?

Ayaklanmalar sırasında hırsızlık, yaralama ve kundaklama çoğalıyor mu, yoksa birkaç çarpıcı görüntü bütün şehrin gerçeği gibi mi algılanıyor? Londra 2011, ABD 2020 ve Fransa 2023 verileriyle suçun kendisini, suç kaydını ve suç korkusunu birbirinden ayırmak.

Londra, Ağustos 2011. Bir caddede vitrinler indirilmiş, başka bir sokakta araç yanmış, bir mağazanın önünde insanlar malları taşıyarak uzaklaşıyor. Televizyon ekranına bakan biri için aynı anda yalnızca bir şehir değil, bütün kamu düzeni çözülmüş gibidir. Görüntüler gerçektir; fakat onların anlattığı hikâyenin ölçeğini anlamak için kamera kadrajının dışına çıkmak gerekir. İngiltere İçişleri Bakanlığının daha sonra yayımladığı ilk kapsamlı döküm, 6–11 Ağustos günlerindeki olaylarla bağlantılı 5.175 suç kaydı ve 19 polis bölgesinde 4.105 gözaltı bildirdi. Her ikisi de ciddi sayılardır; ne var ki biri işlenen ve kayda giren fiilleri, diğeri gözaltına alınan kişileri sayar. Aynı şey değildir. [1][2]

O birkaç günü konuşurken iki yanlışın arasından geçmek zorundayız. Birincisi, ‘Hepsi öfkeli gençlerdi, yaşananlar suç değildi’ demek. Gerçek mağdurları ve somut eylemleri yok sayar. İkincisi, ‘Sokağa çıkan herkes yağmacıydı’ demek. Suçu işleyenle sokağa çıkanın kimliğini kanıtsız biçimde eşitler. İyi gazetecilik, aynı anda hem zarar görmüş bir esnafın hakkını hem de barışçıl protestocunun hakkını savunabilecek kadar ayrıntılı olmak zorundadır.

Asıl sorumuz kulağa basit geliyor: Sokakta olay çıkınca suç artar mı? Oysa ‘sokak’, ‘olay’, ‘suç’ ve ‘artış’ sözcüklerinin her biri farklı şeyler anlatabilir. Bir ilçede belirli akşam yağma sayısı yükselebilir; aynı gün evden hırsızlık azalabilir. Polis daha çok kişi gözaltına almış olabilir, ama gözaltıların kaçının mahkûmiyetle sonuçlandığı henüz bilinmeyebilir. İnsanlar daha fazla korktuğu için ihbar artmış olabilir; ya da tam tersine korktukları için hiç başvurmamış olabilirler. Bu yazının amacı hazır bir hüküm vermek değil, hükmü hangi verilerle kurabileceğimizi göstermek.

BEŞ FARKLI SAYI: BUNLARI BİRBİRİNE KARIŞTIRMAYALIM

Birincisi olay sayısıdır: Belirli yerdeki bir gösteri, çatışma veya toplu şiddet olayı kaç kez kaydedilmiş? İkincisi suç kaydıdır: Hukuki olarak suç sayılabilecek kaç ayrı fiil polisin sistemine girmiş? Bir dükkânda birden çok zarar meydana geldiyse kaydın nasıl tutulduğu sonucu değiştirir. Üçüncüsü gözaltı ve tutuklamadır: Kaç kişi hangi şüpheyle yakalanmış, kaç kişi hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı karar verilmiş? Bu sayı soruşturma faaliyetini anlatır; mahkûmiyet sayısı değildir.

Dördüncüsü yargı sonucudur: Soruşturma sonunda kaç dosya kovuşturmaya dönüşmüş, kaç kişi beraat etmiş, kaç kişi hüküm giymiş? Beşincisi mağduriyettir: Kaç insan yaralanmış, mal kaybetmiş, tehdit edilmiş veya hayatını kaybetmiş? Bu son kategori polis kayıtlarında, hastanelerde, sigorta dosyalarında ve mağdur araştırmalarında farklı görünebilir. Birbirine komşu görünen bu beş sayı, farklı kurumların farklı zamanlarda tuttuğu kayıtlardır.

Örneğin bir gece 300 kişinin gözaltına alındığını düşünelim. Gözaltı gerekçelerinin bir bölümü şiddet suçları, bir bölümü izin veya düzen ihlali, bir bölümü kimlik kontrolü sonucunda ortaya çıkan başka şüpheler olabilir. ‘300 suç işlendi’ demek yanlıştır. 300 kişi hakkında kesinleşmiş hüküm bulunduğunu söylemek ise çok daha ağır bir hatadır. Aynı şekilde 20 mağazanın hasar gördüğünü bilmek, her birinde 20 ayrı fail bulunduğu anlamına gelmez. Veriyle anlatı arasındaki ilk sınır budur.

İNGİLTERE 2011: BİNLERCE KAYDA GEÇMİŞ SUÇ VAR, AMA HANGİ SUÇ?

Ağustos 2011’de İngiltere’de Mark Duggan’ın polis tarafından öldürülmesinin ardından Tottenham’da başlayan protestolar, izleyen günlerde birden fazla şehirde şiddet olaylarına dönüştü. Londra ve başka yerlerde dükkânların yağmalanması, yangınlar ve saldırılar meydana geldi. Parlamento Kütüphanesinin olaylara ilişkin istatistik özeti, ilk polis verilerindeki 5.175 suç kaydını ayrıntılandırırken bunların belirli tarihlerde ‘olaylarla ilişkili’ olarak işaretlendiğini açıkça gösterir. Bu, ülkenin o haftaki bütün suçları değil, özel olay kaydının kapsamına giren fiillerdir. [1]

İçişleri Bakanlığının 24 Ekim 2011’de yayımladığı raporda 5.175 olay bağlantılı suç ve 4.105 gözaltı belirtilir. Bu kayıtlar Eylül 2011 başındaki polis verilerine dayanan bir kesit sunar. Sonradan ortaya çıkan yeni dosyaların ve yargılama sonuçlarının aynı tablonun içinde olduğu varsayılamaz. Bu yüzden birbirinden farklı tarihlerde yayımlanmış iki raporun sayılarını tek bir nihai toplam gibi birleştirmek doğru değildir. [2]

Adalet Bakanlığının Ağustos 2012 tarihli yargı istatistikleri daha sonraki bir halkayı gösteriyor: 10 Ağustos 2012’ye kadar olaylarla ilişkili suçlar nedeniyle 3.103 kişi mahkemeye çıkarılmış, bunlardan 2.646’sının davasında o tarihe kadar nihai sonuca ulaşılmıştı. Yargılamaya getirilen kişilere yöneltilen suçlamalarda hırsızlık amacıyla binaya girme (burglary), şiddetli kamu düzeni ihlali ve hırsızlık öne çıkıyordu. Sonuçlanan davaların sınıflandırılması, ilk gözaltı sayısının ötesinde bir resim oluşturur. [3]

Bu veriler, olayların gerçek suç mağdurları yarattığını tartışmasız biçimde ortaya koyar. Fakat ikinci bir soruya cevap vermez: ‘Londra genelindeki bütün suçlar kaç puan arttı?’ Bunun için olaylarla bağlantılı suçların toplamını alıp kentin normal bir gecesindeki suç sayısıyla karşılaştırmak yetmez. Aynı suç türlerinin, aynı mahallelerde, aynı saatlerde, mümkünse önceki yıllarla ve benzer ama olay yaşamayan yerlerle kıyaslanması gerekir. Üstelik bazı suçların önlenmiş, bazılarının ise başka yerlere kaymış olma ihtimali de hesaba katılmalıdır.

Verinin bir başka önemli düzeltmesi daha var. İlk günlerde olayların büyük ölçüde çeteler tarafından yönetildiği sıkça iddia edilmişti. Parlamento Kütüphanesinin aktardığı İçişleri Bakanlığı analizinde gözaltına alınanların yaklaşık yüzde 13’ünün çete bağlantılı olduğu belirtiliyordu. Bu oran, çetelerin hiç rol oynamadığı anlamına gelmez; fakat ilk açıklamaların tamamını veriyle desteklememizi de engeller. [1]

ÖFKEYİ ANLATMAK SUÇU MAZUR GÖRMEK DEĞİLDİR

The Guardian ile London School of Economics’in birlikte yürüttüğü ‘Reading the Riots’ araştırması, 2011 olaylarına katılan 270 kişiyle görüşerek polisle ilişkiler, haksızlık algısı ve fırsatçılık gibi etkenleri anlamaya çalıştı. Çalışmanın sonraki aşamasında polislerle, mağdurlarla ve etkilenen topluluklardan kişilerle de görüşüldü. Katılımcıların önemli bölümünün polis uygulamalarına yoğun öfke duyduğuna dair bulgular elde edildi. [4]

Burada iki ayrı bilgi rejimi karşı karşıya gelir. Polis kaydı ‘Ne oldu, hangi suça ilişkin kayıt açıldı?’ sorusuna daha yakındır. Derinlemesine görüşme ise ‘Kişi neden oradaydı, kendisi ne düşündü, eylemini nasıl açıkladı?’ sorusuna. Görüşülen biri kendini siyasi protestocu olarak tanımlayabilir; bu açıklama işlediği somut fiilin hukuki niteliğini değiştirmez. Tersine, mahkeme dosyasında hırsızlık suçlaması bulunması da o kişinin yaşadığı toplumsal koşulları araştırmayı anlamsız kılmaz.

Reading the Riots bulgularını bütün İngiltere toplumunun temsili kamuoyu yoklaması sanmamalıyız. Görüşmeciler olaylara katıldığını söyleyen belirli insanlara ulaşmıştı; bu seçim yöntemi bütün katılımcıların kesin yüzdelerini vermez. Buna karşılık olayın yalnızca polis tutanağından anlaşılamayacağını güçlü biçimde gösterir. Bir olayın hukuki sonucu, toplumsal nedeni ve siyasi kullanımı aynı şey değildir.

SUÇ FIRSATI NASIL OLUŞUR? KALABALIK TEK BAŞINA YETMEZ

Kriminolojide Lawrence Cohen ve Marcus Felson’ın 1979’da geliştirdiği ‘rutin faaliyetler yaklaşımı’, suç fırsatlarının gündelik hayatın düzeniyle ilişkisini inceler. Yaklaşıma göre bazı yağmacı veya fırsatçı suçların meydana gelmesinde potansiyel failin, erişilebilir hedefin ve yeterli koruma ya da gözetimin bulunmadığı ortamın aynı zaman ve yerde buluşması önemlidir. Bu teori, suçun nedenini yalnızca bireyin ahlakında değil, fırsatın oluştuğu koşullarda da arar. [5]

Bir kitlesel olay, bazı sokaklarda normal hareketliliği değiştirebilir. Mağazalar erken kapanır, trafiğin akışı durur, polis gücü belirli noktalara yoğunlaşır, kalabalık birbirini görerek hareket eder. Böyle bir durumda fırsatçı bir failin suç işlemesinin kolaylaşması mümkündür. Ama bu, ‘Kalabalık varsa suç zorunlu olarak artar’ yasası değildir. Göstericilerin karşılıklı gözetimi ve dayanışması da şiddeti önleyebilir; dükkânların kapalı olması hırsızlık fırsatlarını azaltabilir; önleyici güvenlik tedbirleri bazı riskleri sınırlayabilir.

Ayrıca ‘fırsat’ açıklaması, suçu işleyen kişinin iradesini ortadan kaldırmaz. Polis başka bir caddede görev yaparken boş bırakılmış bir işyerini soymak isteyen kişi hâlâ kendi eyleminin sorumlusudur. Kriminolojik bir mekanizma, ahlaki veya hukuki gerekçe değildir. Dergimizin 13. yazısındaki yağma tartışmasını burada tamamlıyoruz: Kalabalık içindeki suçun nasıl mümkün olduğunu anlamakla o suçu haklı bulmak birbirinden bütünüyle farklı şeylerdir.

BİR MAHALLEDE İKİ TERS ETKİ: DAYANIŞMA VE KIRILGANLIK

Mahallelerin yalnızca sokak planından oluşmadığını biliyoruz. Chicago’da 343 mahalleden 8.782 kişinin verilerini kullanan Robert Sampson, Stephen Raudenbush ve Felton Earls, toplumsal dayanışma ile komşuların ortak iyilik için müdahale etme isteğini ‘kolektif etkililik’ olarak inceledi. 1997’de yayımlanan araştırma, bu özelliğin daha düşük şiddet düzeyleriyle ilişkili olduğunu buldu. Söz konusu bulgu uzun dönemli mahalle karşılaştırmalarıyla ilgilidir, herhangi bir protesto gecesinin kaderini kesin olarak belirlemez. [6]

Büyük gösterilerde de mahalle ağları iki farklı rol oynayabilir. Bazı komşular işyerlerinin önünde nöbet tutar, yaralananlara yardım eder, şiddetin büyümemesi için konuşur. Başka bir yerde insanlar evinden çıkmaya korkar, tanıdıkları kişilere bile güvenemez, kırılan dükkân camı çevredeki güvencesizliği derinleştirir. Kalabalığın sayısı aynı olsa bile mahalle ilişkileri farklı olduğunda ortaya çıkan sonuç farklı olabilir.

Bu, devletin görevini mahalleliye bırakmak değildir. Korunma hakkı kamu otoritesinin sorumluluğudur; mahalle dayanışması onun yerine geçirilemez. Ancak toplumsal hareketlerin her durumda toplumsal bağları parçaladığı gibi bir genelleme de doğru olmaz. Bazen insanlar birbirine yardım etmeyi öğrenir, bazen korkuyla kapılarını kapatır. Hangisinin yaşandığını görmek için o mahallede yaşayanlarla konuşmak gerekir.

BİR SUÇ KAYDI GERÇEKTE NELERİ GÖSTERİR?

Sokakta suçun artıp artmadığını anlamanın en büyük güçlüğü, polise bildirilen suçla gerçekten yaşanan suç arasındaki farktır. İngiltere Ulusal İstatistik Ofisinin suç istatistikleri kılavuzu, polis kayıtları ile mağduriyet araştırmalarını birlikte kullanır. Polis kayıtları kuruma bildirilen ve kaydedilen olayları gösterirken, anketler polise hiç yansımamış bazı mağduriyetleri de ortaya çıkarabilir. Her iki kaynağın kapsadığı suç türleri ve nüfus farklıdır. [7]

Örneğin 2026’ya ilişkin İngiltere ve Galler yöntem notu, anketle karşılaştırılabilir suçların yaklaşık yüzde 42’sinin halk tarafından polise bildirildiğinin tahmin edildiğini söylüyor. Bu oran tüm suç türlerine uygulanacak evrensel bir düzeltme katsayısı değildir. Özellikle cinsel şiddet, ev içi şiddet, işyerlerine karşı işlenen suçlar, cinayet ve kamu düzeni ihlalleri açısından farklı kaynakların kapsamı değişir. Ancak temel uyarısı nettir: Polis kaydında görünmeyen olay, otomatik olarak yaşanmamış sayılmaz. [7]

ABD Adalet İstatistikleri Bürosunun Ulusal Suç Mağduriyeti Araştırması da aynı sorunu farklı bir ülkede ölçer. Büro, polis kayıtlarına yansımış veya yansımamış suç mağduriyetlerini soruşturur. Örneğin 2023 sonuçlarında gasp ve araç hırsızlığı mağduriyetlerinin polise bildirilme oranlarının bir önceki yıla göre değiştiği görüldü. Bu sayede kayıtların artması ya da azalmasının bazen mağdurun şikâyet davranışından da kaynaklanabileceği anlaşılıyor. [8]

Gösteri sırasında ihbar sistemi ayrıca değişebilir. Bir işletme zararını hemen bildirebilir; başka biri günlerce kapalı kaldığı için başvuramaz. Daha fazla polis bulunması bazı fiillerin anında fark edilmesine neden olabilir; polis başka bölgelere kaydırıldıysa normalde saptanabilecek bazı fiiller gözden kaçabilir. Dolayısıyla kayıttaki azalış her zaman güvenliğin artması, artış da her zaman gerçek suç oranının yükselmesi demek değildir.

2020 ABD: BİRKAÇ GECEYİ BÜTÜN HAREKETİN YERİNE KOYMAK

25 Mayıs 2020’de George Floyd’un Minneapolis’te polis tarafından öldürülmesinin ardından Amerika Birleşik Devletleri genelinde kitlesel gösteriler başladı. İlk haftalarda bazı kentlerde dükkanların yağmalanması, yangınlar ve saldırılar oldu; ciddi maddi ve insani zararlar yaşandı. Aynı zamanda son derece geniş bir şiddetsiz gösteriler ağı da ortaya çıktı. Bunları birlikte görmezsek haberin konusu gerçek dünyanın yerine ideolojik bir seçime dönüşür.

ACLED’in 24 Mayıs–22 Ağustos 2020 dönemini kapsayan ilk çalışmasında ülkedeki 10.600’den fazla gösteri olayının yaklaşık yüzde 95’inin barışçıl göstericilerle gerçekleştiği belirtiliyordu. Black Lives Matter ile bağlantılı olaylarda ise yüzde 93’ün üzerinde gösteride protestocuların şiddet veya yıkıcı faaliyete karışmadığı kaydedildi. Bu veriler tam da görüntülerin bıraktığı izlenimle olay ölçeği arasındaki mesafeyi gösteriyor. [9]

Ama ACLED bir suç mağduriyeti araştırması değildir. Gösteri olaylarını, politik şiddeti ve aktörleri belirli kodlama kurallarıyla izleyen bir veri projesidir. Bir olayın ‘barışçıl’ sınıflandırılması, şehirde o gün tek bir suç işlenmediği anlamına gelmez. Aynı şekilde ‘şiddetli gösteri’ kategorisi de her katılımcının şiddet uyguladığı anlamını taşımaz. Bir gösterinin tipini saymak ile bir şehirdeki her suçu saymak bambaşka istatistiksel işlemlerdir.

ACLED’in daha sonra yayımladığı genişletilmiş BLM değerlendirmesinde yaklaşık yüzde 94 barışçıl, yüzde 6 şiddet, çatışma, vandalizm, yağma veya başka yıkıcı faaliyet bildirilen gösteri kaydedildi. Çalışma, şiddet bildirilen olaylarda ilk tırmandıranın kimi zaman belirsiz kaldığını, bazı olayların kolluk müdahalesiyle veya karşıt grupların eylemleriyle ilişkili olduğunu da açıkça not ediyor. Bu nedenle iki dönem için verilen yüzde 93 ve yüzde 94’ü birbirinin rakibi sonuçlar gibi sunamayız: Tarih kapsamı ve kodlama güncellemeleri farklıdır. [10]

Bir başka iddiayı da dikkatle ele almalıyız: ‘2020’de bazı Amerikan kentlerinde cinayet sayısı arttı, demek protestolar cinayetleri artırdı.’ Bir olayla aynı yıl yaşanan değişim, tek başına neden-sonuç kanıtı değildir. COVID-19 salgını, iş ve okul düzeninin değişmesi, silahlı şiddete ilişkin başka gelişmeler, polis hizmetlerinin işleyişi ve yerel koşullar aynı dönemde değişiyordu. Nedensellik iddiası kurmak için bu değişkenleri araştırmak, zaman ve mekân bakımından karşılaştırılabilir verilerle çalışmak gerekir.

Polisle ilişkilerin bozulmasının mahalle güvenliğini etkileyebileceğine ilişkin bilimsel tartışma önemlidir. Protesto edilen polis ölümleri sonrasında Amerikan kentlerinde cinayet ve saldırı eğilimlerini inceleyen araştırmalar bu yönde ilişkiler de bulmuştur. Fakat çalışmalardaki model seçimi, neden-sonuç çıkarımının sınırları ve farklı kentlerin koşulları göz ardı edilmemelidir. Bir çalışmadaki korelasyon, her protestocunun suç artışının faili olduğu hükmüne dönüştürülemez. [11]

FRANSA 2023: ADLİ DOSYA NE SÖYLER, NE SÖYLEMEZ?

Haziran 2023’te Fransa’da 17 yaşındaki Nahel M.’nin bir polis kontrolü sırasında vurularak öldürülmesi, ülkenin çok sayıda kentinde protestoları ve ağır şiddet olaylarını tetikledi. Mağazalar yağmalandı; kamu binaları, araçlar ve işyerleri zarar gördü. Fransa hükümetinin 13 Eylül 2023’te yaptığı açıklamaya göre yaklaşık 500 belediye olaylardan etkilenmişti; 68 bina tamamen, 450 bina kısmen yıkılmış, 2.000’den fazla yapı zarar görmüştü. Bunlar hükümetin o tarihteki hasar tespitleriydi. [12]

Fransa Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığına bağlı müfettişliklerin çalışması, 27 Haziran–7 Temmuz 2023 olaylarını ve çeşitli mahkemelerde hüküm giymiş yetişkinlere ait 395 adli dosyayı inceledi. Resmî rapor, dosyalarda fırsatçılık ile grup etkisinin sık görüldüğünü; incelenen hükümlülerin çoğunda açık bir ideolojik veya siyasi talebin saptanmadığını aktardı. Bu, suç işleyen bazı kişilerin hareket noktasını anlamak için kıymetli bir bilgidir. [13]

Ancak örneklemin sınırı başlığın kendisi kadar önemlidir: 395 dosya, mahkûm edilmiş yetişkinleri içerir. Gösteriye barışçıl katılmış, hakkında dava açılmamış, çocuk yaşta olan ya da hiç yakalanmamış kişiler bu grubun içinde aynı şekilde temsil edilmez. ‘Mahkûm edilenler arasında açık siyasi talep çoğunlukta değildi’ önermesini ‘Sokağa çıkan bütün Fransızların siyasi bir amacı yoktu’ biçiminde çevirmek araştırmayı yanlış kullanmaktır.

Bu olay, Londra 2011 ile birlikte önemli bir ikiliği göz önüne seriyor. Bir yanda gerçek ve ölçülebilir hasar; diğer yanda hasarın faili, toplumsal nedenleri ve hareketin bütünü hakkındaki ayrı sorular var. Kasten yakılmış bir belediye binasını yalnızca ‘öfkenin sembolü’ diye anlatmak mağduriyetleri küçümser. Aynı yangını protestoya katılmış bütün yurttaşların ortak iradesi diye sunmak ise başka bir haksızlıktır.

SUÇ ARTARKEN BAŞKA SUÇLAR AZALABİLİR Mİ?

Diyelim bir şehirde olağan bir cumartesi akşamı bar ve eğlence bölgelerinde kavga, hırsızlık ve trafik olayları kayda geçiyor. Büyük bir gösteri başladığında insanlar bazı bölgelere gitmiyor, dükkânlar kapalı kalıyor, yollar boşalıyor. Başka bir bölgede kamu düzeni çatışması yaşanırken şehrin olağan hareketliliğine bağlı bazı suç fırsatları azalabilir. Bunu bir araştırma sonucuymuş gibi genellemiyoruz; aynı toplam suç göstergesinin neden yanıltıcı olabileceğini göstermek için bir olasılık olarak ele alıyoruz.

Bir şehirde protestoyla doğrudan bağlantılı yağma sayısının belirli saatlerde yükselmesi, bütün kentteki bütün suç türlerinin aynı oranda arttığını göstermez. Tersine şehir geneli toplam suçun sabit kalması da belirli mahallelerde olağanüstü zarar yaşanmadığı anlamına gelmez. Suç türünü, coğrafyayı ve zaman penceresini ayırmak gerekir. Mağdurun yaşadığı ağır bir zarar, kent ortalamasında istatistiksel olarak küçük görünebilir.

Özellikle kadınlara yönelik şiddet, ev içi şiddet, cinsel suçlar ve mahalle içi tehditler gibi olaylar, sokak görüntüsünün dışında kalabilir. Polislerin belirli gösteri güzergâhına sevk edilmesi bu alanlardaki müdahaleyi etkileyebilir; fakat etkilediğini söylemek için ayrıca vaka ve kaynak gerekir. Görünmeyen mağduriyetleri sırf kameraya girmediği için araştırma dışı bırakmak, tıpkı bütün sokakları yalnızca yağma görüntüsünden ibaret sanmak kadar ciddi bir eksikliktir.

POLİS SAYISI ARTTIYSA SUÇ MU ARTTI, YOKSA TESPİT Mİ?

Suç verisi, yalnızca suçlunun ne yaptığı hakkında değil, kamu kurumlarının nasıl çalıştığı hakkında da bilgi taşır. Bir gösteride çok sayıda polis bulunması, bazı suçların daha çabuk saptanmasını sağlayabilir. Diğer yandan polislerin belirli mahallelere yığılması, başka bölgelerde devriye sıklığını değiştirebilir. Hangi etkinin ağır bastığı olaydan olaya değişir. Bu konuda yalnızca gözaltı sayısına bakıp hüküm kurmak mümkün değildir.

Bir yerel yönetim ‘gözaltılar iki katına çıktı’ dediğinde gazeteci hemen üç soru sormalı: Gözaltıların gerekçeleri neydi? Önceki dönemde aynı olaylara karşı kolluk aynı uygulamayı yapıyor muydu? Kaçı yargısal aşamada doğrulandı? Polisin daha fazla kişiyi durdurması, suç işlemiş kişilerin sayısının artmasından değil, denetimin yoğunlaşmasından da kaynaklanabilir. Bu olasılık gerçek suç işlendiğinde elbette soruşturmayı gereksiz kılmaz.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının barışçıl toplantılarda polislik rehberi, kamu otoritesinin görevinin yalnızca kalabalığı dağıtmak değil, toplantı hakkını kolaylaştırmak, çatışmayı önlemek ve gerektiğinde orantılı müdahalede bulunmak olduğunu vurgular. Güvenlik ve özgürlüğü birbirine zorunlu düşman sayan yaklaşım, iki hedefi de zedeleyebilir. [14]

KORKU İSTATİSTİK MİDİR? HAYIR. AMA GERÇEK BİR TOPLUMSAL SONUÇTUR

Bir mahallede üç dükkanın yağmalandığı görüntü milyonlarca kez izlendiğinde insanlar bütün kentin güvensiz olduğunu düşünebilir. O gece evinin önünden hiç olay geçmemiş kişi bile ertesi sabah işe gitmekte tereddüt edebilir. Bu korku araştırılmaya değer bir sonuçtur. Ama korkunun varlığı, suçun oranını göstermez. İnsanların ne kadar güvende hissettiği ile gerçekte kaç suça maruz kaldığı iki ayrı araştırma konusudur.

Suç korkusu bazen gerçek tehlikeyi eksik, bazen fazla yansıtır. Bir kadın tenha sokakta yaşadığı tehdidi resmi kayda sokamadığı hâlde yüksek korku yaşayabilir. Bir başka mahallede yıllardır suç istatistikleri düşükken tek bir görüntü güvenlik algısını altüst edebilir. Bu iki insanın duyguları da ciddidir; fakat biri hakkında ‘istatistikler korkuyu yalanlıyor’ diyerek konuşamayız. Çözüm, algıyı küçümsemek değil, algıyla deneyim ve kayıt arasındaki ilişkiyi açıklamaktır.

Habercilikte dört ayrı gösterge yan yana sunulabilir: polis kayıtları, mağduriyet araştırmaları, mahalle sakinlerinin güvenlik algısı ve yaralanma/hasar gibi somut sonuçlar. Yalnızca korkuya ilişkin bir anket veya yalnızca polis açıklaması yeterli değildir. Derginin 12. yazısında dijital videoların nasıl kitleleri harekete geçirebildiğini gördük; şimdi aynı mekanizmanın suça ilişkin korkuyu da büyütebileceğini hatırlamalıyız. Fakat bunu belirli bir şehir için iddia etmek istiyorsak o şehre özgü veriye ihtiyaç vardır.

TÜRKİYE’DEKİ GÖSTERİLERİ NASIL SAYMALIYIZ?

Türkiye’de Gezi gibi büyük toplumsal hareketleri de bu sorudan ayrı tutamayız. Ama ‘Gezi sırasında suç yüzde şu kadar arttı’ cümlesini kurmadan önce hangi ilde, hangi tarihlerde, hangi suç tipinde, hangi resmi veri setiyle karşılaştırma yapıldığını açıklamak gerekir. Dergimizin 19. ve 20. yazıları Gezi’ye ayrılmış durumda; burada o yazıların tarihsel ve siyasi değerlendirmesini peşinen yapmak yerine istatistiksel yöntemin sınırlarını belirliyoruz.

Toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle ilgili işlemler, adli olay kayıtları, belediyelerin hasar tespitleri, sigorta dosyaları ve sağlık kurumlarındaki yaralanma verileri tek bir ortak veri tabanında ve aynı tanımlarla toplanmıyor olabilir. Bu kaynakların birbirine dönüşebileceği varsayılmamalı. Bir gazeteci için en önemli dürüstlüklerden biri, ‘Bu soruya cevap verecek karşılaştırılabilir veriyi bulamadım’ diyebilmektir. Verinin yokluğunu, hem suç artışı hem de hiç suç işlenmediği lehine kesin kanıta dönüştüremeyiz.

Türkiye bakımından ayrıca adli terminolojinin gündelik dilden ayrılması gerekiyor. Yağma suçuyla hırsızlık, mala zarar verme ve kamu düzeni ihlali farklı hukuki kategorilerdir. Olayda yer almak, polisin müdahalesine maruz kalmak, gözaltına alınmak ve mahkûm olmak bir kişinin hayatında çok farklı konumlardır. Dergimizin 13. yazısında ceza hukuku ayrımlarını ayrıntılı olarak inceledik; burada istatistiğin o ayrımları yok etmeyecek biçimde kurulması gerektiğini vurguluyoruz.

GAZETECİNİN VERİ MASASI: BİR ŞEHRİ ÖLÇMEK İÇİN ON SORU

Bir: Tarih ve saat aralığı kesin mi? ‘Gösteriler sırasında’ ifadesi günler veya haftalar sürebilir. İki: Coğrafya belli mi? Bir meydan, bir ilçe ve bütün ülke aynı gözlem birimi değildir. Üç: Gösteriye doğrudan bağlı suç mu, aynı dönemde bölgede kayda giren bütün suçlar mı sayılıyor? Dört: Suç kategorileri mevzuata ve veri sağlayıcıya göre doğru çevrilmiş mi? Beş: Olay, şüpheli, gözaltı, dosya ve mahkûmiyet sayıları ayrı sütunlarda mı?

Altı: Normal dönem karşılaştırması yapılıyor mu; haftanın günü ve mevsim etkisi hesaba katılıyor mu? Yedi: Benzer ama gösteri olmayan bölgelerle karşılaştırma mümkün mü? Sekiz: Polis kaydı dışındaki mağduriyetler araştırıldı mı? Dokuz: Kolluğun personel dağılımı, denetim uygulaması ve kayıt kuralları değişti mi? On: Elde edilen sayıdan gerçekten nedensellik çıkarılabilir mi; yoksa yalnızca aynı dönemde birlikte değişen iki olgu mu gözleniyor?

Bu liste sihirli bir model değildir. Bazen veri eksiktir, bazen mahalleler birbirine benzemez, bazen adli soruşturmalar aylar sonra olgunlaşır. Yine de on sorunun her biri acele bir hükmü engeller. En değerlisi de hiç beklenmedik bir şey gösterebilir: Bir hareket gün boyunca barışçıl kalmış, küçük bir grubun suçu belirli noktada yoğunlaşmış, başka sokaklarda hayat olağan akmış olabilir. Tersi de mümkün: Yaygın ve çok sayıda mağdura ulaşan gerçek bir suç dalgası yaşanmış olabilir. İkisini verinin söylemesine izin vermek gerekir.

MAĞDURUN HİKÂYESİ SADECE ZARAR BEDELİNDEN İBARET DEĞİLDİR

Bir esnafın ilk işi ertesi sabah camını yaptırmak olmayabilir; kasasını, çalışanlarının güvenliğini, stokunu ve ertesi haftanın borcunu düşünür. İtfaiyecinin, sağlık çalışanının ve olay bölgesinden geçmek zorunda kalan bir kişinin de ayrı bir hikâyesi vardır. Araştırma ‘kaç suç?’ diye başladığında ‘kime ne oldu?’ sorusunu unutmamalı. Sigortadan yapılan ödeme, yok edilen hatırayı veya kalıcı korkuyu ölçmez.

Yine de bireysel mağdurun acısını, kanıtlanmamış bir toplu suç isnadının gerekçesi yapamayız. Mağdur edilen kişinin korunma, adalet ve giderim talebi ile barışçıl göstericinin ifade ve toplantı hakkı birlikte var olabilir. Birini savunmak için diğerini silmemiz gerekmiyor. Birleşmiş Milletlerin barışçıl toplantı hakkına ilişkin yaklaşımı, münferit şiddet fiillerinin toplantının bütün katılımcılarına otomatik olarak yüklenemeyeceğini belirtir. [15]

Aynı yaklaşım, suç işleyenin siyasi slogan ardına gizlenemeyeceği anlamına da gelir. Protestonun meşruiyetini savunmak yaralamayı, tehdit etmeyi veya kundaklamayı haklı çıkarmaz. Kamu düzenini savunmak da her protestocunun kriminalize edilmesini haklı çıkarmaz. İki ilkeyi birlikte taşıyabilmek, demokratik toplumun zor ama vazgeçilmez ölçüsüdür.

PARİS 2026’YI NASIL OKUYACAĞIZ?

Dergimizin son bölümünde 2026 Paris olaylarına döneceğiz. Orada da ilk bakacağımız veri ekranlara yansıyan en büyük yangın değil, farklı kaynakların cevaplayabildiği soruların toplamı olacak: Kaç ayrı gösteri düzenlendi? Hangi bölgelerde somut suç işlendi? Ölü, yaralı, mağdur ve gözaltına alınan sayıları hangi kurumun hangi tarihte verdiği bilgiler? Davalar ne aşamada? Hangi iddialar doğrulanmış, hangileri siyasi açıklama veya henüz soruşturulan şüphe düzeyinde?

Böyle bir incelemede ‘gözaltındaki kişi = suçlu’ denklemini kullanmayacağız. Aynı şekilde birkaç yağma videosunu görünce olayların tamamının siyasi taleplerden ibaret olmadığını söylemekle bütün protestoların yağma amacıyla düzenlendiğini söylemek arasındaki sınırı koruyacağız. Paris’in güncel verileri henüz değişiyorsa buna uygun tarihli ve geçici hükümler kuracağız; tarihsel karşılaştırmaları güncel kanıt yerine koymayacağız.

SONUÇ: ‘SUÇ ARTTI MI?’ SORUSUNUN TEK BİR CEVABI YOK

Londra 2011’de binlerce somut suç kayda geçti; bundan kaçamayız. Fransa 2023’te geniş ölçekte gerçek maddi hasar oluştu; bunu da hafife alamayız. ABD 2020’de ise en çok dolaşan çatışma görüntülerinin yanında çok sayıda barışçıl gösteri vardı. Bunlardan hiçbirinin verisi ötekinin yerine geçmez. Farklı ülkelerin farklı tarihlerde tuttuğu suç, gözaltı, mahkûmiyet ve gösteri kayıtlarından kolayca evrensel bir yüzde türetemeyiz.

Sorunun dürüst cevabı şu: Bazı toplumsal karışıklıklarda belirli suçlar belirli yerlerde gerçekten artar. Hatta bazı olaylarda yağma, saldırı veya kundaklama, yaşananların belirleyici unsurudur. Ama bunun şiddetsiz her gösteri için geçerli olduğu söylenemez; yerel kayıtlardaki artışın şehir geneline, korkunun suç oranına ve gözaltının mahkûmiyete eşitlenmesi de doğru değildir.

Gazeteci, suçu saklamadan ama kalabalığı bir suçlu kimliğine indirgemeden konuşmalıdır. Araştırmacı, önce tanımı, sonra veriyi, en sonunda hükmü kurmalıdır. Devlet ise hem suç mağdurlarını korumak hem de barışçıl insanların haklarını güvence altında tutmakla yükümlüdür. Sokağın yarattığı en büyük sınav, tam da bu üç sorumluluğun aynı anda gereğince yerine getirilip getirilemediğidir.

Bir sonraki yazı: PROTESTO HAKKI NEREDE BİTER? Anayasa, uluslararası sözleşmeler, izin-bildirim ayrımı, orantılı güç kullanımı ve barışçıl gösteriyi koruma yükümlülüğünün sınırları.

KAYNAKLAR VE İLERİ OKUMA

[1] House of Commons Library, “The August 2011 riots: a statistical summary”; 5.175 suç kaydı ve olayların kronolojisi: https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/sn06099/

[2] UK Home Office, “An overview of recorded crimes and arrests resulting from disorder events in August 2011” (24 Ekim 2011); 5.175 kayıtlı suç, 4.105 gözaltı, verinin erken Eylül kapsamı: https://www.gov.uk/government/publications/an-overview-of-recorded-crimes-and-arrests-resulting-from-disorder-events-in-august-2011

[3] UK Ministry of Justice, “Statistical bulletin on the public disorder of 6th–9th August 2011” (10 Ağustos 2012 durumuyla); mahkeme süreçlerinin sonraki safhası ve suç dağılımı: https://www.gov.uk/government/statistics/statistical-bulletin-on-the-public-disorder-of-6th-9th-august-2011–2

[4] London School of Economics, “LSE research into the causes of the 2011 riots leads to reform of police ‘stop and search’ powers”; Reading the Riots görüşmelerinin kapsamı, 270 katılımcı ve sonraki aşama: https://www.lse.ac.uk/research/research-impact-case-studies/lse-research-causes-2011-riots-reform-police-stop-search-powers

[5] Lawrence E. Cohen ve Marcus Felson, “Social Change and Crime Rate Trends: A Routine Activity Approach”, American Sociological Review 44(4), 1979, s. 588–608: https://doi.org/10.2307/2094589

[6] Robert J. Sampson, Stephen W. Raudenbush ve Felton Earls, “Neighborhoods and Violent Crime: A Multilevel Study of Collective Efficacy”, Science 277(5328), 1997, s. 918–924: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/9252316/

[7] UK Office for National Statistics, “Crime in England and Wales QMI” (23 Temmuz 2026); suç araştırması, polis kayıtları, bildirim oranları ve metodolojik sınırlılıklar: https://www.ons.gov.uk/peoplepopulationandcommunity/crimeandjustice/methodologies/crimeinenglandandwalesqmi

[8] US Bureau of Justice Statistics, “Criminal Victimization, 2023” (Eylül 2024; güncellenmiş rapor); polise yansıyan ve yansımayan mağduriyetler: https://bjs.ojp.gov/library/publications/criminal-victimization-2023

[9] ACLED, “Demonstrations and Political Violence in America: New Data for Summer 2020” (3 Eylül 2020); 24 Mayıs–22 Ağustos olay kapsamı ve ilk gösteri sınıflandırmaları: https://acleddata.com/report/demonstrations-and-political-violence-america-new-data-summer-2020

[10] ACLED, “A Year of Racial Justice Protests: Key Trends in Demonstrations Supporting the BLM Movement”; genişletilmiş dönem ve olay kodlama açıklamaları: https://acleddata.com/report/year-racial-justice-protests-key-trends-demonstrations-supporting-blm-movement

[11] “Police-involved Deaths and the Impact on Homicide Rates in the Post-Ferguson Era: A Study of 44 U.S. Cities”, 2021; kesintili zaman serisi tasarımı ve yorum sınırları: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34210181/

[12] Fransa Hükümeti, “Compte rendu du Conseil des ministres du 13 septembre 2023”; Haziran–Temmuz 2023 kentsel şiddetinin yapı hasarı bilançosu: https://www.info.gouv.fr/conseil-des-ministres/compte-rendu-du-conseil-des-ministres-du-13-09-2023

[13] Fransa İçişleri Bakanlığı / Genel İdare Müfettişliği, “Analyse des profils et motivations des délinquants interpellés à l’occasion de l’épisode de violences urbaines (27 juin–7 juillet 2023)” (14 Eylül 2023); 395 hükümlü yetişkine ait dosya: https://www.interieur.gouv.fr/documentation/rapports/analyse-des-profils-et-motivations-des-delinquants-interpelles-a-loccasion-de-lepisode-de-violences.html

[14] OSCE/ODIHR, Human Rights Handbook on Policing Assemblies (2016); barışçıl toplantı hakkı ve ölçülü kolluk yaklaşımı: https://odihr.osce.org/odihr/226981

[15] Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, “The Right of Peaceful Assembly”; 37 No.lu Genel Yorumun temel ilkeleri ve münferit şiddetin topluluğun tamamına yüklenememesi: https://www.bangkok.ohchr.org/article/right-peaceful-assembly

EDİTORYAL NOT

Bu yazıda 2011 İngiltere, 2020 ABD ve 2023 Fransa olaylarına ait rakamlar farklı olayları ve farklı ölçü birimlerini tanımlar: suç kaydı, gözaltı, hükümlü örneklemi, hasar tespiti veya gösteri olayı. Karşılaştırmalar, aynı şeyi ölçen tek bir uluslararası veri seti gibi değerlendirilmemelidir. Bir arada bulunma nedensellik kanıtı değildir; özellikle protestolarla bütün şehirdeki suç oranları arasında otomatik neden-sonuç ilişkisi kurulmamıştır. Verisi olmayan durumlarda oran üretilmemiştir. Tarihsel olayları anlatmak, somut suçları mazur görmek veya barışçıl göstericilere toplu suç isnat etmek anlamına gelmez.

‹ DİĞER YÜZ