BİR VİDEO NASIL YÜZ BİN KİŞİYİ SOKAĞA ÇIKARIR?
Bir telefon kamerasından meydana: Görüntünün gücü, öfkenin dolaşımı, algoritmalar ve örgütlenmenin görünmeyen emeği.

Bir görüntü bazen birkaç dakika içinde milyonlarca ekrana ulaşır. Bir kişinin başına geleni, dünyanın başka köşesindeki insanlar kendi hayatlarıyla ilişkilendirir. Sloganlar belirir, buluşma çağrıları yayılır, meydanlar dolar. Ama ekranın başındaki bir izleyicinin neden evinden çıktığı, kiminin yalnızca paylaştığı, başkasının neden karşı çıktığı ve başka bir videonun niçin hiçbir sonuç doğurmadığı basit bir algoritma masalıyla açıklanamaz.
25 Mayıs 2020, Minneapolis. Darnella Frazier adlı 17 yaşındaki genç, bir polis memurunun George Floyd'un boynuna diziyle bastırdığı müdahalenin görüntülerini cep telefonuyla kaydetti. Floyd hayatını kaybetti. Görüntü internette yayıldı ve polis şiddetiyle ırkçılığa karşı ABD'de, ardından dünyanın başka bölgelerinde protestoların simgelerinden oldu. 2021'de Pulitzer Ödülleri Kurulu, Frazier'e vatandaş gazeteciliğindeki rolü nedeniyle özel bir takdir verdi. [1]
Bu hikâyeyi yalnızca “video yüklendi, insanlar sokağa çıktı” diye anlatmak eksik. Black Lives Matter hareketi 2013'ten beri örgütleniyor, polis şiddetini belgeliyor ve toplumsal ağlar kuruyordu. George Floyd'un öldürülmesi, öncesindeki mücadelelerin ve biriken tepkilerin üzerine geldi. Video olayın inkâr edilmesini zorlaştırdı, güçlü bir ahlaki tanıklık sağladı ve daha önce aynı sorunu yaşayan insanlara ortak bir anlatı sundu. Ama insanları bir meydanda buluşturan tek unsur kamera değildi. [1][2]
SOKAK dergisinin bu bölümünde kalabalığın neden değiştiğini, bir kişinin davranışının niçin yayıldığını ve polisle protestocu arasındaki çatışmanın nasıl tırmanabildiğini inceledik. Şimdi bunlara yeni bir halka ekliyoruz: Bir görüntünün izleyiciyi nasıl katılımcıya dönüştürebildiği. Önce önemli bir uyarı gerekiyor: “Yüz bin kişi” bu yazının sorusunu çarpıcılaştıran bir büyüklük ifadesidir; belirli bir videonun tek başına tam olarak yüz bin kişiyi sokağa çıkardığını gösteren bilimsel bir ölçüm değildir.
GÖRÜNTÜDEN MEYDANA: BEŞ AYRI EŞİK
Bir videonun toplumsal eyleme uzanmasında en az beş ayrı süreç vardır. İlk eşik kanıt ve dikkat: İzleyici videoda ne olduğunu anladığını düşünür mü? İkinci eşik yorum: Olayı münferit bir hata mı, daha geniş bir adaletsizliğin belirtisi mi sayar? Üçüncü eşik sosyal paylaşım: Görüntüyü arkadaşına, ailesine veya kendi siyasi topluluğuna ulaştırır mı? Dördüncü eşik örgütlenme: Ortaya çıkan öfkeye katılabilecek gerçek bir buluşma, talep ve ulaşım ağı var mı? Beşinci eşik karar: Kişi işini, ailesini, güvenliğini ve risklerini düşünerek sokağa çıkmayı seçer mi?
Bu basamakların hiçbiri kendiliğinden tamamlanmaz. Bir görüntünün bir milyon kez izlenmesi, onu izleyen bir milyon kişinin aynı fikirde olduğu anlamına gelmiyor. Aynı kişi videoyu birden fazla kez görmüş olabilir; kimisi karşı çıkmak, kimisi doğrulamak için izlemiş olabilir. İzleme, paylaşma, onaylama ve fiilen protestoya katılma ayrı davranışlardır.
Görüntü bir başka nedenle de güçlüdür: Soyut bir sorunu somut bir insanın hikâyesine dönüştürebilir. “Güvenlik güçlerinde aşırı güç kullanımı” gibi bir başlıkla, olayı gösteren kesintisiz görüntü aynı duygusal ağırlığa sahip olmayabilir. Ancak güçlü duygu, bilginin doğruluğunu garanti etmez. Görülenin ne zaman ve nerede yaşandığını bilmek, onu gerçek bağlamıyla değerlendirmek zorunludur.
GEORGE FLOYD: ON DAKİKAYA YAKIN BİR TANIKLIK
Frazier'in kaydı yalnızca bir protesto sembolü değil, adli süreç açısından da önemli bir delil oldu. Polis memuru Derek Chauvin 2021'de Floyd'un öldürülmesiyle ilgili cinayet ve diğer suçlardan mahkûm edildi. Pulitzer Kurulunun Frazier'i takdir etme gerekçesi, vatandaşların gazetecilikte gerçeği ortaya çıkarabilmesiydi. Kamera burada hem kamuoyuna seslendi hem soruşturmada delil işlevi gördü. [1]
Yine de bir videonun gücünü anlatırken çekim yapan kişiyi görünmez kılamayız. Kamerayı tutan kişinin o anda olayın içine girip girmemek, güvenliğini korumak ve görüntüyü yayımlamak gibi zor seçimleri bulunabilir. O sırada çekimin ileride dünya çapında paylaşılacağını veya mahkemede değerlendirileceğini bilmesi beklenemez. Vatandaş gazeteciliği bazen sıradan bir insanın korku içindeki tanıklığıyla başlar.
George Floyd görüntüsü ABD'de yeni bir mücadeleyi sıfırdan yaratmadı. Pew Research Center'ın 2023 tarihli analizine göre #BlackLivesMatter etiketi, Temmuz 2013'ten Mart 2023'e kadar kamuya açık ve erişilebilir 44 milyondan fazla tweet'te kullanıldı. Bu tweet'lerin 24,5 milyonu Mayıs–Eylül 2020 dönemindeydi; 2020'de etiketin tek günlük kullanımı 1,2 milyonun üzerine çıktı. Bunlar çok güçlü dijital ilgi göstergeleri; sokağa çıkan insanların sayısı değildir. [2]
Pew'in Haziran 2020'de yaptığı araştırmada ABD'li yetişkinlerin yaklaşık yüzde 84'ü Floyd'un ölümü sonrasındaki protestoları çok veya epey yakından izlediğini söylüyordu. Aynı ankette protestoların nedenleri sorulduğunda, Floyd'un öldürülmesine duyulan öfke kadar siyahlarla polis arasındaki uzun süreli gerilimler ve siyahlara yönelik muamele de öne çıkıyordu. Bir görüntünün etkisi, görüntünün dokunduğu eski bir toplumsal hafızadan ayrı anlaşılamaz. [3][4]
Daha da önemlisi, etiketlerin kullanımı her zaman destek anlamına gelmiyor. Bir kişi #BlackLivesMatter etiketini hareketi eleştirmek amacıyla da paylaşabilir. Pew'in tweet içeriklerini inceleyen araştırması bu ayrımı özellikle yaptı. Hashtag sayısını, hareketi destekleyenlerin veya fiziksel protestocuların kesin sayısına çevirmek temel bir ölçüm hatası olur. [2]
KAHİRE 2010–2011: BİR FOTOĞRAF YALNIZLIĞI NASIL KIRDI?
Haziran 2010'da Mısır'ın İskenderiye kentinde Halid Said'in polisler tarafından dövülmesinin ardından ölmesi ve yüzünün ağır yaralandığını gösteren fotoğrafların dolaşıma girmesi büyük öfke yarattı. “Hepimiz Halid Said'iz” adlı Facebook sayfası, siyasi baskıdan ve polis şiddetinden rahatsız olan insanların birbirini bulduğu alanlardan birine dönüştü. Sayfanın örgütlenmesinde Wael Ghonim önemli rol oynadı. Ghonim'in 2011'de gözaltından çıktıktan sonra televizyondaki konuşması da göstericilerle izleyiciler arasında yeni bir duygusal bağ kurdu. [5]
Bu örnekte görüntüyle eylem arasındaki fark çok açık. Sayfanın varlığı, 25 Ocak 2011 gösterilerinin tek nedeni değildi. Mısır'da ekonomik sıkıntılar, siyasal baskı, daha önceki grevler, gençlik ağları, meslek örgütleri ve Tunus'taki gelişmeler vardı. Sayfa, birikmiş şikâyetin tanınmasına ve tanımayan insanlar arasında iletişime katkıda bulunmuştu. Ama Hüsnü Mübarek'in 11 Şubat'taki istifasını bir algoritmanın veya tek bir fotoğrafın eseri saymak, hareketin aylar ve yıllarla ölçülen örgütlenmesini siler. [5][6]
Arap Baharı'nda çevrim içi görüntüler ile uydu televizyonlarının birbirini beslemesi de önemliydi. İnternet kullanmayan kişi bir protestoyu televizyon üzerinden izleyebiliyordu; televizyon ekranda çevrim içi paylaşılan görüntüye yer verdiğinde ise haber çok daha geniş bir topluma ulaşabiliyordu. İnternetin henüz toplumun tamamına eşit biçimde yayılmadığı koşullarda yalnızca bir platformun kullanıcılarına bakmak, asıl toplumsal iletişim ağının büyük bölümünü gizler.
Araştırmacı Roger P. Mellen, medya tarihi açısından Arap ayaklanmalarını incelerken sosyal medyanın değişimi kolaylaştıran bir unsur olabileceğini, ancak devrimin tek başına nedeni olmadığını vurguluyor. Dijital görüntü siyasi düzeni kendi başına devirmedi; insanların yüz yüze ilişkileri, kurumların tutumları ve sokaktaki eylemler belirleyiciydi. [6]
GEZİ: FOTOĞRAF VE GÖRÜNTÜ MÜDAHALENİN ANLAMINI DEĞİŞTİRDİ
30 Mayıs 2013'te Gezi Parkı'nda yapılacak düzenlemeye karşı çıkan küçük gruba polis müdahale etti. Sonraki günlerde polis gücü kullanıldığına ilişkin fotoğraf ve videolar hızla dolaştı. Bir parka ilişkin kent hakkı tartışması, siyasi temsil, ifade özgürlüğü ve güç kullanımının meşruiyeti etrafındaki daha geniş bir harekete dönüştü. Uluslararası Af Örgütü, Ekim 2013 raporunda başlangıçtaki müdahale ile ülke geneline yayılan protestolar arasındaki ilişkiyi özellikle ele aldı. [7]
Gezi'yi bir tek fotoğrafın eseri olarak sunmak doğru değil. “Kırmızılı kadın” gibi sembolleşen kareler, bizzat parktaki müdahaleyi gördüğünü düşünen insanlar açısından güçlü birer tanıklık olabilir. Ancak yıllardır biriken kent yönetimi, kamu katılımı, siyasi kutuplaşma ve polis gücü tartışmalarını ortadan kaldırmazlar. Aynı görüntüyü gören bir kişi hükümeti eleştirmiş, diğeri göstericilere karşı çıkmış, üçüncüsü ise hiçbir eyleme katılmamış olabilir.
Gezi'nin dijital örgütlenmesini yakından inceleyen sosyolog Zeynep Tüfekçi, Twitter and Tear Gas kitabında ağ bağlantılarının hızlı bir şekilde büyük kitleleri bir araya getirmesinin güçlü bir imkân olduğunu; buna karşılık geleneksel örgütlerin zamanla geliştirdiği müzakere, karar alma ve süreklilik kapasitesinin aynı hızda oluşmadığını anlatıyor. Kısa zamanda kalabalık olmak ile haftalar sonra ortak karar verebilmek birbirinden farklı beceriler. [8]
Bu nedenle protestonun ilk büyük görüntüsü, sonraki bütün politik gelişmelerin anahtarı olamaz. Fotoğraf insanları bir anda ortak öfke çevresinde buluşturabilir; ama kalıcı kurum, temsilci, hedef ve yöntem üzerinde anlaşma üretmez. Bunlar için başka türden siyasi emek gerekir.
İRAN 2022: BAZEN GÖRÜNTÜNÜN DOLAŞIMINI ENGELLEMEK İSTERLER
16 Eylül 2022'de 22 yaşındaki Kürt kadın Jina Mahsa Amini'nin İran'da ahlak polisinin gözetimi altındayken hayatını kaybetmesi ülke çapında protestoların ortaya çıkmasına yol açtı. Kadınların başörtülerini çıkararak veya saçlarını keserek verdiği tepkileri gösteren görüntüler, ülke dışında da yankı uyandırdı. Ancak videoların güçlü olması, gösterilerin sebebinin yalnızca internette yaratılan ilgi olduğu anlamına gelmiyordu: Kadınların hakları, zorunlu örtünme kuralları ve siyasi baskı, hareketin daha derin toplumsal meseleleriydi. [9]
İran yönetimi gösterileri güvenlik tehdidi olarak değerlendirdi; insan hakları örgütleri ise güvenlik güçlerinin ateşli silah kullanımı ve ağır hak ihlalleri hakkında deliller yayımladı. Uluslararası Af Örgütü, Eylül 2022'de internet ve mobil iletişim kesintilerinin baskı döneminde bilgi akışını engellediğini belirtti. Hükümetin iletişimi sınırlama girişimi, dijital ağların yalnızca protestocular değil iktidarlar için de siyasi önem taşıdığını gösteriyor. [9][10]
Bu vakayı anlatırken görüntünün dolaşımını insan hayatının önüne koymamak gerekiyor. İnternet kesintisi yalnızca bir gösterinin duyulmasını güçleştirmiyor; yakınlarına ulaşmak, acil yardım istemek, gazetecilik yapmak ve hak ihlali delillerini korumak gibi ihtiyaçları da etkiliyor. Protestoların gerçek bedelini bir etiketin trend listesindeki yerine göre değerlendirmek mümkün değil.
Ayrıca bu örnekler arasında önemli farklılıklar var. ABD'de bir video, işleyen yargı sistemi içinde mahkeme delili olabildi. İran'da görüntülerin yayımlanmasıyla aynı anda çok daha ağır iletişim kısıtlamaları ve bağımsız hesap verebilirlik sorunları yaşandı. “Kamera adaleti getirir” cümlesi bu iki bağlamı eşitleyemez.
“ARKADAŞLARIM DA GİDİYOR” DUYGUSUNUN BİLİMİ
Bir video gördüğümüzde yalnızca görüntüye değil, onu kimin paylaştığına da bakarız. Yakın arkadaşımızın veya güvendiğimiz kişinin “orada olacağım” demesi, yabancı bir hesabın milyonlarca görüntülenmiş paylaşımından daha fazla etkileyebilir. Toplumsal ağlar, bir olayın önemli olduğu bilgisini olduğu kadar katılmanın mümkün ve toplumsal olarak kabul edilebilir olduğu duygusunu da iletebilir.
2012'de Nature dergisinde yayımlanan ve yaklaşık 61 milyon Facebook kullanıcısını kapsayan deney, dijital ağlar aracılığıyla siyasi katılımın nasıl etkilenebileceğine ilişkin güçlü kanıtlar sağladı. ABD'nin 2010 kongre seçimleri sırasında kullanıcılara gösterilen oy verme mesajları ve arkadaşlarının oy verdiğini bildiren sosyal işaretler karşılaştırıldı. Araştırmacılar dijital hatırlatmaların ve özellikle yakın bağların yüz yüze ilişkiler üzerinden de davranış etkisi oluşturabildiğini buldu. [11]
Ama çalışmanın neyi ölçtüğünü kaçırmayalım: Seçimlerde oy vermeye yönelik mobilizasyondu; polis şiddeti görüntüsünün protestoya katılımı değildi. Bu nedenle “bir arkadaş paylaşınca yüz bin kişi yürür” şeklinde bir hesap çıkarmak mümkün değil. Deney sosyal etki mekanizması hakkında öğretici, protestolar için doğrudan sayı veren bir formül değil.
2024'te PNAS dergisinde yayımlanan başka bir çalışma, 2020 ABD seçimleri öncesinde Facebook veya Instagram kullanımını altı hafta kapatmayı kabul eden on binlerce kişiyi rastgele gruplara ayırdı. Uygulamalardan uzak kalmak çevrim içi siyasi etkinliği azaltan genel bir katılım göstergesini düşürdü; ancak araştırmada seçmen katılımında büyük ve anlamlı bir etki bulunmadı. Sosyal medya kullanımını azaltmanın siyasi görüşler ve bazı davranışlar üzerindeki sonuçları, sezgisel “interneti kapatınca siyaset durur” düşüncesinden daha karmaşık olabilir. [12]
Bu iki deney doğrudan aynı konuyu veya aynı dönemi ölçmüyor. Birinin oy verme mesajı, diğerinin sosyal medya kullanımını askıya alma etkisiyle ilgisi var. Her iki çalışma da bir protesto videosunun kaç kişiyi sokağa çıkardığını söylemiyor. Ama çevrim içi dikkat, arkadaş etkisi ve çevrim dışı davranışın ayrı değişkenler olduğunu bilimsel olarak hatırlatıyor.
ALGORİTMA ÖFKEYİ Mİ SEVER?
Sosyal medya platformlarında görünürlüğü yalnızca içerik üreticileri belirlemez. Hangi paylaşımın kime önerildiği, ne kadar tekrar gösterildiği, video izleme süresi veya arkadaş çevresinin etkileşimi gibi çok sayıda etken platformun öneri sisteminin parçasıdır. Ancak algoritmanın her siyasi protesto için aynı yönde ve aynı büyüklükte etki yarattığını söylemek doğru değil; sistemler zaman ve platforma göre değişir.
Öfke ve ahlaki rahatsızlık insanların paylaşım yapmasını artırabilir. Bunun bir nedeni, kişinin görüntüden etkilendiğini başkalarının da görmesini istemesidir. Bir başka neden “ben yalnız değilim” duygusudur. Ancak görüntünün gündemde kalabilmesi, sadece yoğun duygu üretmesine değil haber kuruluşlarının aktarmasına, önemli kişilerin konuşmasına ve devam eden gerçek olayların ortaya çıkmasına da bağlıdır. [8][13]
Bu nedenle “algoritma gösteriyi organize etti” ifadesi, etkinin sahibi ve yönü hakkındaki bilgimizi olduğundan kesin gösterebilir. Platformun hangi içerikleri öne çıkardığını bilmeden, hangi kullanıcıların örgütlenme çağrısı yaptığını incelemeden, yüz yüze ağları araştırmadan nedensellik kurulamaz. Yapısal eşitsizliklerin, siyasi taleplerin ve baskı korkusunun yerini hiçbir sıralama yazılımı dolduramaz.
HIZLI YAYILAN HER ŞEY DOĞRU DEĞİLDİR
Soroush Vosoughi, Deb Roy ve Sinan Aral'ın 2018'de Science dergisinde yayımladığı araştırma, 2006–2017 arasında Twitter'da dolaşan ve doğruluğu bağımsız kuruluşlarca incelenmiş yaklaşık 126 bin haber anlatısını ele aldı. Yanlış anlatılar, bu örneklem içinde doğrulardan daha hızlı, daha uzağa ve daha geniş ağlara yayılıyordu. Siyasi içeriklerde fark özellikle belirgindi. Araştırma ayrıca yanlış bilgiyi yayanların yalnızca otomatik botlardan ibaret olmadığını; insanların da bu hızlı yayılmanın önemli aktörü olduğunu gösterdi. [13]
Araştırmanın iki sınırını belirtelim. İlki, incelenen içerikler doğruluk denetiminden geçmiş, belirli bir platformdaki paylaşımlardı; bütün sosyal ağlar ve bütün videolar hakkında evrensel ölçü oluşturmaz. İkincisi, yanlış haberlerin yayılmasıyla gerçek gösteri katılımı aynı sonuç değişkeni değildir. Bir yanlış görüntü yaygınlaşabilir, tartışma yaratabilir, sonra düzeltilebilir; bu süreçten otomatik olarak bir meydanın dolacağı sonucu çıkmaz.
Ancak gazeteci için uyarı güçlüdür. Şaşırtıcı, korkutucu veya öfkelendirici bir video çok paylaşıldığında doğruluğunu kanıtlamış olmaz. Tam tersine, yoğun paylaşım ve yüksek duygu baskısı altında kaynağı kontrol etme ihtiyacı artar. Yanlış tarihle yayımlanan gerçek bir görüntü de, bağlamından koparılan kesintisiz bir kayıt da insanları yanlış sonuca götürebilir.
GÖRÜNTÜNÜN GERÇEKLİĞİ İLE YORUMUN DOĞRULUĞU AYRI ŞEYLERDİR
Bir video gerçekten yaşanmış olayı gösterse bile anlatılan sebep yanlış olabilir. Görüntüde polis ile göstericilerin çatıştığını görebiliriz; ama ilk müdahalenin neden başladığını, görüntüden önce kimin ne yaptığını, hangi emirlerin verildiğini veya olayın ne kadar sürdüğünü tek kayıttan anlayamayabiliriz. Kısa kesilmiş birkaç saniye, daha uzun bir olayın yalnızca bir bölümünü gösterebilir.
Bu yüzden doğrulamada ilk sorular basit ama vazgeçilmezdir: Kaydı ilk kim yayımladı; çekildiği tarih ve yer ne; görüntü eski bir olaydan mı taşındı; başka kamera açıları var mı; çekimden hemen önce ve sonra ne yaşandı? Mümkünse özgün kayda, fotoğraf ve ses ayrıntılarına, çevredeki binalara ve güvenilir tanıklıklara bakılmalıdır. Böyle bir araştırma her durumda kesin sonuç vermeyebilir; belirsizliğin açıkça yazılması haberin bir parçasıdır.
Görüntüler insan hakları ihlallerinin belgelenmesinde çok önemli olabilir. Fakat kanıtın mahkemede kullanılabilmesi için kaynağı, bütünlüğü, bağlamı ve doğrulanabilirliği önemlidir. Kameranın varlığı hukuk sisteminin bütün araştırma işini ortadan kaldırmaz. Frazier'in videosunu önemli kılan, yalnızca milyonlara ulaşması değil, gerçek bir olayın adli ve kamuoyu incelemesinde dayanıklı bir tanıklık olmasıydı. [1]
BİR GÖRÜNTÜ KİTLEYİ BULUŞTURABİLİR, TOPLULUĞU YÖNETEMEZ
Siyaset bilimciler W. Lance Bennett ve Alexandra Segerberg, 2012'de yayımlanan çalışmalarında “bağlantısal eylem” kavramını kullandı. Geleneksel toplumsal hareketlerde örgütler üyeleri, programları ve liderleri aracılığıyla insanları bir araya getirebilir. Dijital ağlardaysa bireyler, ortak sorun hakkında kendi dilleriyle içerik paylaşarak daha gevşek biçimde birbirine bağlanabilir. Bu iki mantık, gerçek hayatta birbirini dışlamaz; pek çok harekette iç içedir. [14]
Bir video milyonlarca kişinin dikkatini aynı olaya çevirebilir. Ancak sokakta sağlık desteği, ulaşım, güvenli buluşma alanı, ortak talepler, müzakere temsilcileri ve hukuki yardım gibi ihtiyaçlar ortaya çıktığında yalnızca görünürlük yetmez. Bunları örgütlemek zaman ve sorumluluk gerektirir. Bir bağlantıyı paylaşmakla sahada sorumluluk üstlenmek aynı şey değildir.
Zeynep Tüfekçi'nin ağ bağlantılı hareketler üzerine araştırması tam da bu ikilemi gösteriyor: Dijital iletişim bir hareketin çok kısa sürede olağanüstü büyük görünmesini sağlayabilir, ancak kalabalığın hızla büyümesi her zaman uzun vadeli karar alma kabiliyetinin geliştiği anlamına gelmez. Eskiden sendikaların, meslek birliklerinin veya öğrenci örgütlerinin yıllar boyunca sürdürdüğü toplantılar, tartışmalar ve uzlaşmalar hem yavaş hem de emek isteyen süreçlerdi. Dijital hız bunların bazılarını kolaylaştırır, bazılarını ise atlayabilir. [8]
Bu nedenle örgütlenme, sadece belli bir meydana kaç kişinin geldiğini değil; insanlara neyi neden talep ettiklerini açıklayan, farklı fikirlerin nasıl konuşulacağını gösteren ve devletin tepkisi değiştiğinde yeni karar verebilen kapasiteyi de içerir. Video dikkat çekebilir; siyaset, dikkat dağıldıktan sonra da sürer.
İNTERNET KESİLİRSE HAREKET DE BİTER Mİ?
İnternet ve mobil iletişimin kesilmesi, özellikle acil haberleşme ve hak ihlallerinin belgelendiği ortamlarda çok ciddi zararlar doğurabilir. Ancak iletişim kesintisi insanların bütün siyasi şikâyetlerini bir anda ortadan kaldırmaz. Yerel dayanışma ağları, yüz yüze görüşmeler, sendikalar, aileler ve basılı materyaller yaşamaya devam edebilir. Kesintinin protestoya katılım üzerindeki etkisi, hangi haberleşme alternatiflerinin bulunduğuna ve güvenlik koşullarına bağlıdır.
Access Now ve #KeepItOn koalisyonunun Mart 2026'da yayımladığı yıllık rapor, 2025'te 52 ülkede en az 313 internet kesintisi kaydetti. Bu rakam, söz konusu örgütlerin yöntemleriyle belgelendirdikleri olayları ifade ediyor; her ülkedeki her teknik arızayı veya her erişim yavaşlamasını kapsadığı anlamına gelmiyor. Çalışmanın konusu doğrudan insanların iletişim hakkıdır: Kesintiler yalnızca protestoyu değil, tıbbi yardıma ulaşmayı, yakınlarla haberleşmeyi ve gazeteciliği de etkiliyor. [15]
İran'daki 2022 protestoları, bu sorunun canlı örneğidir. Sokağa çıkanların videosu başka ülkelerde görülürken aynı yerde yaşayan insanlar internet kesintileri nedeniyle yakınlarının güvenliğini öğrenmekte güçlük çekebiliyordu. Dolayısıyla “devlet interneti kapattı, demek ki video güçlüydü” çıkarımından daha önemli bir soru var: İletişim kesilince sıradan insanlar hangi temel ihtiyaçlarından mahrum kalıyor? [9][10]
Görüntüler aynı zamanda gözetim aracı da olabilir. Bir göstericinin yüzünü, işyerini veya bulunduğu konumu açığa çıkaran kayıt, hakkında hukuka aykırı işlem yapılmasına veya üçüncü kişilerce tehdit edilmesine neden olabilir. Bu riskleri değerlendirirken kamusal hesap verebilirliği sağlayacak belgeleme ile bireylerin güvenliğini koruyacak etik sınırları birlikte düşünmek gerekir.
PAYLAŞMADAN ÖNCE GAZETECİNİN SORMASI GEREKENLER
Hızın karşısına yalnızca “yavaş olalım” tavsiyesi koymak yetmez. Gazeteci, bir görüntünün ilk kaynağını saptamaya çalışmalı; çekim yeri ve zamanını başka kanıtlarla karşılaştırmalı; videonun kesilip kesilmediğini açıklamalı; eski bir olayın yeniymiş gibi sunulmadığını kontrol etmeli; kayıt sahibinin ve görüntüdeki kişilerin güvenliğini değerlendirmelidir. İnsan hakları belgeleme kuruluşu WITNESS'ın Video as Evidence rehberi, kaydın güvenli biçimde saklanması, özgünlüğünün doğrulanması ve delil değerinin korunması için kapsamlı ilkeler sunuyor. [16]
Özellikle şiddet ve ölüm görüntülerinde her izleyicinin aynı ayrıntıya maruz bırakılması gerekli olmayabilir. Bazı durumlarda görüntünün varlığını ve bağımsızca doğrulandığını yazmak, kaydı tekrar tekrar oynatmaktan daha sorumlu davranış olabilir. Mağdurun onuru, ailesinin durumu ve görüntünün yeniden dolaşıma sokulmasının doğurabileceği zararlar düşünülmelidir. Haber hakkı önemlidir; grafik şiddetin sınırsız yeniden gösterimi aynı hakla özdeş değildir. [17]
Bir video için doğrulama yapılmadığında açıkça “doğrulanamadı” denmelidir. Başka videolarda görülen kişilerin kimlikleri tahmin edilmemeli, tek görüntüden bütün bir kalabalığa suç isnat edilmemeli, suç iddiaları tanıklıkla mahkeme kararının aynı kanıt düzeyine indirgenerek sunulmamalıdır. Güçlü gazetecilik, önemli görüntüyü hızla paylaşabilmek kadar yanlış iddiayı yayımlamama cesaretini de gerektirir.
YÜZ BİN KİŞİNİN AYNI ANDA AYNI ŞEYİ İSTEDİĞİNİ SANMAYALIM
Büyük bir protestoya katılanların ortak nedeni, ilk başta görüntüdeki haksızlığın giderilmesi olabilir. Ama bu, herkesin aynı reformu, aynı siyasi partiyi veya aynı yöntemi istediği anlamına gelmez. Bir kişi polis gücünün sınırlandırılmasını, bir diğeri hükümet değişikliğini, üçüncüsü daha geniş toplumsal hakları savunabilir. Görüntü ortak duyguyu görünür kılabilir; bütün ayrılıkları çözmez.
İzleyiciyle protestocuyu, protestocuyla örgütleyiciyi de ayırmalıyız. Bir haberin yayılması dikkat demektir; kalabalığın oluşması seferberlik demektir; bir yasanın değişmesi ise başka siyasi ve hukuki süreçler gerektirir. Bu üç basamağın arasındaki farkı ortadan kaldırdığımızda başarıyı veya başarısızlığı yanlış kişilere atfedebiliriz.
SONUÇ: KAMERA TARİHİN KAPISINI AÇABİLİR, KİMSEYİ İÇERİ ZORLA SOKAMAZ
Bir video nasıl yüz bin kişiyi sokağa çıkarır? Tek başına çıkarmaz. Gerçekten yaşanmış bir haksızlığın güçlü tanıklığı olabilir; daha önce birbirinden habersiz insanları ortak bir sorunla yüzleştirebilir; paylaşım ağları sayesinde sesin uzak yerlere ulaşmasını sağlayabilir. Sonra insanların kendi hayat koşulları, arkadaşları, korkuları, örgütleri, talepleri ve siyasi fırsatları devreye girer.
Darnella Frazier'in kaydı, George Floyd'un öldürülmesini kamuoyundan saklamayı zorlaştırdı. Mısır'da Halid Said'in fotoğrafı polis şiddetine itirazın sembollerinden oldu. Gezi görüntüleri park tartışmasını güç kullanımı meselesiyle birleştirdi. İran'da Jina Mahsa Amini'nin ölümünü izleyen eylemler, iletişimi engelleme ve yurttaş tanıklığını bastırma çabalarıyla karşılaştı. Her ülkenin farklı siyasi sonucu vardı; hepsini “video devrim yaptı” başlığına sıkıştırmak mümkün değil.
En güçlü görüntü bile kendisini yorumlayacak insanlar olmadan yalnızca görüntüdür. Bir insanı yaralanırken görmek, izleyicide öfke veya dayanışma doğurabilir; başka biri görüntüye kuşkuyla yaklaşabilir. Bir videonun yayılması ile bir ülkede hakların kalıcı biçimde korunması arasındaki mesafe, siyasetin en zor bölümüdür.
Sonraki yazıda başka bir eşik soracağız: Barışçıl protesto ile suç arasındaki çizgi ne zaman aşılır? Bir gösteriye katılmak, yağma yapanın sorumluluğunu paylaşmak anlamına gelir mi? Yağma ve siyasal protesto nasıl birbirinden ayrılmalı?
Bir sonraki yazı: PROTESTOCU NE ZAMAN YAĞMACIYA DÖNÜŞÜR?
KAYNAKLAR VE İLERİ OKUMA
[1] The Pulitzer Prizes, “Darnella Frazier — Special Citations and Awards” (2021), George Floyd'un ölümünü kayda alan vatandaş gazeteciliği için ödül: https://www.pulitzer.org/winners/darnella-frazier
[2] Pew Research Center, “Ten years of #BlackLivesMatter on Twitter” (29 Haziran 2023), 2013–2023 arasında 44 milyondan fazla tweet ve 2020'deki paylaşım artışı: https://www.pewresearch.org/data-labs/2023/06/29/ten-years-of-blacklivesmatter-on-twitter/
[3] Pew Research Center, “About four-in-ten U.S. adults are following news about George Floyd protests very closely” (12 Haziran 2020), 9.654 kişiyle anket: https://www.pewresearch.org/journalism/2020/06/12/about-four-in-ten-u-s-adults-are-following-news-about-george-floyd-protests-very-closely-and-discussing-it-with-others-often/
[4] Pew Research Center, “Majorities Across Racial, Ethnic Groups Express Support for the Black Lives Matter Movement” (12 Haziran 2020), protestoların çoklu toplumsal nedenlerine ilişkin kamuoyu: https://www.pewresearch.org/internet/2020/06/12/amid-protests-majorities-across-racial-and-ethnic-groups-express-support-for-the-black-lives-matter-movement/
[5] Human Rights Watch, “Why Ghonim's Passion Reignited Revolt” (10 Şubat 2011), Halid Said sayfası, Wael Ghonim ve Mısır'daki siyasi bağlam: https://www.hrw.org/news/2011/02/10/why-ghonims-passion-reignited-revolt
[6] Roger P. Mellen, “Modern Arab uprisings and social media: An historical perspective on media and revolution”, Explorations in Media Ecology 11(2), 2012, s. 115–130; medya devrimin tek nedeni değildir: https://doi.org/10.1386/eme.11.2.115_1
[7] Uluslararası Af Örgütü, “Gezi Park protests: Brutal denial of the right to peaceful assembly in Turkey”, EUR 44/022/2013 (2 Ekim 2013); protestoların genişlemesi ve polis müdahalesi: https://www.amnesty.org/en/documents/eur44/022/2013/en/
[8] Zeynep Tüfekçi, Twitter and Tear Gas: The Power and Fragility of Networked Protest, Yale University Press (2017); Gezi ve dijital hareketlerin hızlı büyümesi ile örgütsel kırılganlık: https://yalebooks.yale.edu/book/9780300228175/twitter-and-tear-gas/
[9] Uluslararası Af Örgütü, “Iran: Protester killings must be urgently investigated by international accountability mechanism” (28 Eylül 2022); Amini sonrası protestolar ve dijital kesintiler: https://www.amnesty.org/en/latest/news/2022/09/iran-protester-killings-must-be-urgently-investigated-by-international-accountability-mechanism-says-amnesty-chief/
[10] Uluslararası Af Örgütü, “Iran: World must take meaningful action against bloody crackdown as death toll rises” (23 Eylül 2022), ülke çapında internet kesintileri ve ağır güç kullanımı: https://www.amnesty.org/en/latest/news/2022/09/iran-world-must-take-meaningful-action-against-bloody-crackdown-as-death-toll-rises/
[11] Robert M. Bond ve diğerleri, “A 61-million-person experiment in social influence and political mobilization”, Nature 489, 2012, s. 295–298; seçimlerde dijital mesaj ve arkadaş etkisine ilişkin randomize araştırma: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22972300/
[12] “The effects of Facebook and Instagram on the 2020 election: A deactivation experiment”, PNAS 121(21), 2024; altı haftalık kullanım kısıtlamasının siyasi davranış etkisi: https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11126999/
[13] Soroush Vosoughi, Deb Roy ve Sinan Aral, “The spread of true and false news online”, Science 359(6380), 2018, s. 1146–1151; Twitter'daki yanlış ve doğru haberlerin yayılımının karşılaştırılması: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29590045/
[14] W. Lance Bennett ve Alexandra Segerberg, “The Logic of Connective Action: Digital media and the personalization of contentious politics”, Information, Communication & Society 15(5), 2012, s. 739–768; geleneksel kolektif eylem ve bağlantısal eylem ayrımı: https://doi.org/10.1080/1369118X.2012.670661
[15] Access Now / #KeepItOn, “Rising and resisting in the darkness: Internet shutdowns in 2025” (31 Mart 2026), 52 ülkede en az 313 belgelenmiş kesinti: https://www.accessnow.org/press-release/rising-and-resisting-in-the-darkness-internet-shutdowns-in-2025/
[16] WITNESS, Video as Evidence Field Guide; özgün video, tarih ve yer doğrulaması ile görüntünün delil değerinin korunmasına ilişkin kılavuz: https://vae.witness.org/video-as-evidence-field-guide/
[17] WITNESS, “Video as Evidence: Ethical Guidelines”; görgü tanığı kayıtlarının gazetecilik ve savunuculukta etik kullanımı: https://library.witness.org/product/video-as-evidence-ethical-guidelines/
EDİTORYAL NOT
Başlıktaki “yüz bin kişi”, ölçülmüş ve tek bir videoya bağlanmış bir katılım sayısı değil, araştırılan toplumsal seferberliğin büyüklüğünü anlatan sorudur. İzleme, paylaşma, dijital destek ve fiziksel protestoya katılım farklı davranışlardır. Sosyal medya hakkındaki bilimsel deneylerden yalnızca kendi ölçtükleri sonuçlar çıkarılmış; seçimlerde oy verme çalışmaları doğrudan protestoya katılım ölçümü olarak sunulmamıştır. Şiddet görüntülerinin yayılmasında doğrulama, kişilerin güvenliği ve mağdurların onuru gözetilmelidir.