←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

POLİS VE PROTESTOCU: ŞİDDETİN KARŞILIKLI TIRMANIŞI

Bir meydanda gerilim nasıl büyür? Güç kullanımı, tehdit algısı ve hukuk arasındaki tehlikeli döngü.

Bir gösterici polis kordonuna doğru yürüyor. Bir başka gösterici taş atıyor. Polis ilerliyor, kalabalığın barışçıl bölümü de geri kaçıyor. Sonra bir yaralanma haberi yayılıyor. İnsanlar dakikalar önceki olayları farklı yorumluyor: Polis kendisine yönelik saldırıyı, gösterici ayrım gözetmeyen müdahaleyi, sokaktaki esnaf ise kırılan vitrinini hatırlıyor. Şiddetin büyümesini anlamak için bu anlatıların hepsini duymak gerekiyor. Ama duymak, hepsini hukuken eşitlemek demek değil.

Bir meydanın sabah ve akşam görüntüleri bazen iki ayrı ülkeyi andırır. Sabah insanlar pankart taşır, müzik dinler, slogan atar. Öğleden sonra polis bariyerleri yükselir, kalabalığın önü kesilir. Akşam bazı sokaklarda coplar, taşlar ve gaz vardır. “Ne oldu da böyle oldu?” sorusuna verilecek en kolay cevap, göstericilerin bir anda kontrolden çıktığını söylemektir. Başka bir kolaylık, bütün şiddeti tek bir kişinin veya tek bir emir anının eseri ilan etmektir. Oysa gerçek olaylarda tutumlar değişir, gruplar birbirini yeniden tanımlar, yanlış bilgiler dolaşır ve müdahalenin etkisi sonraki kararları şekillendirir.

Bu yazı, polis ve protestocular arasında şiddetin bazen nasıl tırmandığını anlatırken suçları ve sorumlulukları simetrik bir denkleme yerleştirmeyecek. Devletin şiddet kullanma yetkisi, yasayla sınırlanmış bir kamu gücüdür; göstericinin hak ve yükümlülükleri farklıdır. Bir insanın taş atması onu soruşturulabilir bir fail yapabilir; fakat başka bir insanın aynı meydanda bulunması suçlu olduğu anlamına gelmez. Polis memurunun tehdit altında bulunması da uyguladığı her kuvveti kendiliğinden hukuka uygun kılmaz. [1][2]

Şiddetin tırmanmasını açıklamak önemlidir, çünkü bazen kimin neyi yanlış yaptığını ancak olayların sırasını doğru kurarsak anlayabiliriz. Bu, hiçbir hukuka aykırı fiile mazeret üretmek değildir. Aynı meydanda insanların haklarını, güvenlik görevlilerinin hukuki görevlerini ve zarar gören üçüncü kişilerin korunmasını birlikte düşünmenin yoludur.

KALABALIĞI “TEK BİR TEHDİT” SAYMAK NEDEN RİSKLİ?

Kalabalık psikolojisinde geniş kabul gören sosyal kimlik yaklaşımı, toplu eyleme katılanların çoğu zaman rastgele davranmadığını; kendi gruplarının normları, amaçları ve karşılarındaki kişilerle kurdukları ilişkiler doğrultusunda hareket ettiğini öne sürüyor. Stephen Reicher, Clifford Stott, Patrick Cronin ve Otto Adang’ın 2004 tarihli makalesi, kamu düzeni yönetiminin en tehlikeli hatalarından birinin kalabalığın tüm üyelerini potansiyel saldırgan saymak olduğunu savunuyor. [3]

Düşünelim: Kalabalığın önündeki on kişi polis bariyerine taş fırlatıyor; arkadaki binlerce kişi ise yürüyüşü sürdürmek veya alandan ayrılmak istiyor. Polis hepsine aynı güçle müdahale ettiğinde, önceden taş atmayı yanlış bulanlar bile kendilerini kolektif biçimde cezalandırılmış hissedebilir. “Polis saldırganları durduruyor” algısı, “polis bizim hepimize saldırıyor” algısına dönüşebilir. Bu dönüşüm, başlangıçta farklı tutumlar taşıyan kişilerin ortak bir mağduriyet kimliği altında birleşmesine katkıda bulunabilir. [3]

Bu bir zorunluluk değildir: Her ayrım gözetmeyen müdahale aynı sonucu doğurmaz. Bazı insanlar korkarak ayrılır, bazıları polisi haklı bulabilir, bazıları daha öfkeli olabilir. Etkiyi ölçmek için o gösteride kimin nasıl davranmış olduğunu araştırmak gerekir. Ama genel uyarı açıktır: Kalabalığın içindeki farklı eylemleri ayırt edemeyen bir müdahale, ortadan kaldırmayı amaçladığı çatışmanın kapsamını büyütebilir.

Bunun tersi de geçerlidir. Polisin barışçıl yürüyüşü kolaylaştırması, şiddet içeren sınırlı davranışlara hedefli ve ölçülü karşılık vermesi, daha önce gösteriye katılanların kolluğa bütünüyle düşman gibi bakmasını önleyebilir. Bu yaklaşım zayıflık değil; hem kamunun güvenliğine hem meşru toplantı hakkına birlikte öncelik verilmesidir. [3][4]

BEŞ BASAMAKTA TIRMANIŞ DÖNGÜSÜ

Gerilimin büyümesi sık sık birbirine bağlı basamaklarla açıklanır; bunlar belirli bir protestonun değişmez yazgısı değildir. İlk aşama karşılıklı beklentidir: Polis olay çıkabileceğini düşünür, göstericiler polisin gösteriyi dağıtacağından kaygılanır. İkinci aşama belirsiz bir olaydır: Birkaç kişi nesne fırlatır, bir bariyer sallanır, alanda beklenmedik bir hareket olur. Üçüncü aşama müdahaledir: Kolluk hedefli ya da genel kuvvet kullanmayı seçer.

Dördüncü aşamada algılar yeniden kurulur. Göstericiler davranışın gerekçesini ve kullanılan gücün ölçüsünü tartışır; polis de kalabalığı yeni risk değerlendirmesine göre görmeye başlar. Beşinci aşamada karşılıklı beklentiler sertleşirse daha fazla insan çatışmanın parçası olabilir. Bu, Reicher ve çalışma arkadaşlarının “karşılıklı grup dinamikleri” yaklaşımını özetleyen açıklayıcı bir şemadır; her olayda basamaklar aynı sırayla yaşanmayabilir. [3][5]

Önemli ayrıntı şu: Döngüyü oluşturan tarafların yapıp ettikleri yalnızca birbirine tepki değildir. Örgütlerin önceden planladığı yöntemler, hukuka aykırı suçlar, yöneticilerin talimatları, alandaki müzakere ve medyada dolaşan görüntüler bağımsız önem taşır. Şiddeti bir reaksiyon zinciriyle açıklamak, failin seçimlerini ve devletin öngörme yükümlülüğünü görmezden gelmemelidir.

Bu nedenle her çatışmayı “önce kim başlattı?” sorusuna indirgemeyeceğiz; fakat bu sorudan da vazgeçmeyeceğiz. Olayı saat saat yeniden kurmak, bir yaralanmanın hangi eylemden sonra meydana geldiğini göstermek ve güç kullanımının haklı gerekçeye dayanıp dayanmadığını sınamak gerekir. “Her iki taraf da birbirini kışkırttı” cümlesi, bu araştırmanın yerine geçemez.

1990 DÜNYA KUPASI: TARAFTAR-POLİS İLİŞKİSİNDEN ÖĞRENDİĞİMİZ

Clifford Stott ve Stephen Reicher’in 1998’de yayımlanan çalışması, 1990 Dünya Kupası sırasında İngiliz taraftarlarla güvenlik kuvvetleri arasındaki çatışmaları sosyal kimlik modeliyle inceledi. Araştırmacılar, taraftarların davranışlarının sabit “şiddet eğilimi” üzerinden değil; polisle yaşadıkları karşılaşmalar, kendilerine biçilen kimlik ve kendi gruplarındaki normların değişmesi üzerinden anlaşılabileceğini gösterdi. [5]

Aynı kişilerin başka koşullarda farklı davranabilmesi, araştırmanın temel derslerinden biri. Kendilerini barışçıl taraftar sayan kişiler, ayrım yapılmadan karşı karşıya kaldıkları müdahalenin haksız olduğunu düşünürlerse polisle çatışmaya katılanlara daha yakın hissedebilir. Bu gözlem, her taraftarın böyle davrandığını veya polis müdahalesinin her zaman yanlış olduğunu kanıtlamaz. Ancak “bir gruptan beklenen şiddet, o gruba uygulanan muameleden bağımsızdır” iddiasını sorgulatır.

Futbol ortamının protestoya birebir benzediğini söylemek mümkün değil. Yasal amaçlar, grup içi dayanışma, alkolün rolü, ekonomik çıkarlar ve yerel siyaset farklı olabilir. Fakat yöntemsel ders ortak: Grubun yalnızca adını veya geçmiş ününü incelemek yetmez; belirli olayda tarafların birbirine ne yaptığını da bilmek gerekir.

2004 PORTEKİZ: ÇATIŞMA ÇIKMADAN ÖNCE NE YAPILABİLİR?

Aynı araştırma çizgisinin daha yapıcı örneği 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda görüldü. Clifford Stott, Otto Adang ve çalışma arkadaşları, İngiltere taraftarlarının davranışını Portekiz’de gözlemledi ve görüşmelerle inceledi. Bazı karşılaşmalarda şiddet ihtimalinin, taraftarların kendi aralarında saldırganları durdurması veya polisin yalnızca somut tehlike yaratan davranışlara hedefli müdahalesiyle azaldığını saptadı. [6]

Bu araştırmadan “polisin görünmez olması her zaman iyidir” gibi bir sonuç çıkmıyor. Güvenlik görevlilerinin olaya müdahale edebilmesi, potansiyel saldırıları önleyebilmesi ve gerektiğinde koruma sağlaması önemli. Fark, bütün taraftarları baştan düşman kabul etmekle belirli davranışa uygun karşılık vermek arasındaydı. Araştırmacılar, meşru ve ölçülü görülen polis davranışının grup içindeki özdenetimi teşvik edebildiğini belirtiyor. [6]

Şiddeti önlemenin tek yolu daha fazla bariyer, daha ağır teçhizat ve daha çok gözaltı olmayabilir. İnsanlarla kurulan ilişki, doğru bilgilendirme ve güvenlik planı kadar önem taşıyabilir. Bütün bunlar somut suçların soruşturulmasından vazgeçmek anlamına gelmiyor; suçların daha geniş kalabalığa yayılmasını önlemeye çalışmak anlamına geliyor.

2011 İNGİLTERE: POLİSE ÖFKE HER ŞEYİ AÇIKLAR MI?

4 Ağustos 2011’de Londra’da Mark Duggan’ın polis tarafından vurularak öldürülmesi, birkaç gün içinde İngiltere çapında şiddete dönüşen olayların arka planında belirleyici oldu. 6 Ağustos’ta Tottenham’da başlayan protesto, şiddet, kundaklama, yağma ve başka kentlere yayılan ciddi toplumsal karışıklıklarla devam etti. İnsanların taleplerini ve öfkesini anlamak gerekir; ancak dükkânların yağmalanmasını, binaların yakılmasını veya kişilere yönelik saldırıları sırf bu öfkeye bağlı olarak meşrulaştıramayız. [7]

London School of Economics ve The Guardian’ın ortak “Reading the Riots” çalışması, 270 kişinin olaylara katılma deneyimini doğrudan görüşmelerle araştırdı. Daha sonraki aşamada polisler, avukatlar ve olaylardan etkilenen topluluklarla yaklaşık 300 ek görüşme yapıldı. Çalışma polise duyulan öfkenin — özellikle durdurma ve arama uygulamalarının — önemli bir etken olduğunu belirledi. Bunun yanında fırsatçılık, ekonomik koşullar ve mahallelerin kurumlara duyduğu güven gibi farklı etkenleri de incelemeye açtı. [7][8]

Bu çalışma örneklem sınırlamaları taşır; görüşülen kişiler bütün katılımcıların rastgele seçilmiş, kusursuz temsilî bir örneği değildi. O dönemde İçişleri Bakanı Theresa May, araştırmanın bazı yöntemsel tercihlerini eleştirdi. Dolayısıyla “bütün yağmaların sebebi polisti” diye bir sonuç çıkarmamalıyız. Ama yalnızca “suça eğilimli insanlar sebepsizce sokaktaydı” demek de katılımcıların bildirdiği polis deneyimlerini ve gerilimin tarihini gizliyor. [8]

Araştırmanın siyasi yankısı da oldu. İngiltere’de durdurma-arama uygulamalarının gözden geçirilmesi tartışması güçlendi. LSE’nin araştırma etkisi incelemesi, çalışmanın bu politika tartışmasındaki rolünü açıklıyor. Bir güvenlik krizinden sonra yalnızca daha sert ceza talep etmek yerine, insanların polisle ilişkilerinde niçin bu kadar yoğun güvensizlik bulunduğunu araştırmak uzun vadeli önleme açısından önemli. [7]

GEZİ 2013: BİR PARKIN MÜDAHALESİ NASIL ÜLKE MESELESİ OLDU?

30 Mayıs 2013’te İstanbul Gezi Parkı’nda ağaçların kesilmesine ve parkın düzenlenmesine karşı çıkan küçük çevreci gruba polis müdahale etti. Ardından 31 Mayıs’taki müdahaleler, olayın kapsamını değiştiren dönemeçlerden oldu. Parkı savunma meselesi kısa sürede polis gücü, kent hakkı, demokratik katılım ve hükümetin üslubuna ilişkin daha geniş protestolara evrildi. Uluslararası Af Örgütü’nün Ekim 2013 tarihli ayrıntılı raporu, barışçıl göstericilere yönelik gereksiz ve aşırı güç kullanımını belgeledi. [9]

Gezi örneğinde karşılıklı tırmanma modeli, müdahalenin protestoların büyümesinde nasıl etkili olabildiğini düşünmemizi sağlıyor. Fakat Gezi’yi “polis gaz attı ve herkes aynı gün aynı nedenle sokaktaydı” şeklinde anlatmak eksik. Hareketin içinde çevre grupları, taraftarlar, sendikacılar, öğrenciler ve farklı siyasi eğilimler vardı; talepler ve eylem biçimleri de zamanla değişti. Bazı noktalarda barışçıl yürüyüşlerle birlikte kamu malına zarar verilmesi ve şiddetli çatışmalar yaşandı. Her fiilin sorumluluğu somut kişi ve olay üzerinden araştırılmalı.

Uluslararası Af Örgütü’nün raporu, gaz fişeklerinin doğrudan insanlara doğru atılması, su topunun kullanımı, gözaltı ve yaralanma örneklerini tartışıyor. Kuruluş, o tarihte en az üç protestocunun ölümünün polisin hukuka aykırı güç kullanımıyla bağlantılı olduğunu değerlendirmiş ve 8 binden fazla yaralanma kaydetmişti. Bu rakamlar raporun kapsamına ve yayımlandığı tarihe aittir; olaylar hakkında farklı kurumlarca daha sonra yapılan sayımlarla doğrudan eşitlenmemeli. [9]

Türkiye’de Gezi üzerine ileride iki ayrı dosyamız bulunuyor. Burada bütün kronolojiyi yeniden yazmaktansa şu mekanizmaya odaklanıyoruz: İlk çevreci taleple sınırlı olmayan genişleme, devletin güç kullanımını algılayan insanların tutum değiştirmesiyle de bağlantılıydı. Devletin hukuki sorumluluğu ve göstericilerin tek tek suç sayılabilecek fiilleri ise sosyal psikolojik açıklamanın dışında bırakılmamalı.

HONG KONG 2019: GÜVENİ KAYBEDEN TARAF KİMDİ?

2019’da Hong Kong’da iade yasa tasarısına karşı protestolar büyürken polis ile göstericiler arasındaki ilişkiler giderek sertleşti. Bazı katılımcılar sert taktiklere, kimi olaylarda kamu malına ve siyasi rakiplere yönelik saldırılara başvurdu. Polis de cop, gaz, lastik mermi ve başka araçlarla müdahale etti; ağır hak ihlali iddiaları ortaya çıktı. Olayların her anını yalnızca “barışçıl demokrasi gösterisi” veya yalnızca “şiddetli isyan” diye tanımlamak, farklı kişi ve grupların davranışlarını yok sayar. [10][11]

Uluslararası Af Örgütü, 2020’de Hong Kong polisinin kendi davranışları hakkında yürüttüğü denetim sisteminin bağımsızlık ve soruşturma yetkisi bakımından yetersiz olduğunu savundu. Hükümetin görevlendirdiği yabancı uzmanlardan bir grubun da yetki ve kapasite eksikliği gerekçesiyle süreçten çekilmesi, bağımsız inceleme tartışmasını güçlendirdi. Human Rights Watch aynı dönemde polis şiddeti iddialarını soruşturmak için bağımsız ve tarafsız bir mekanizma kurulması çağrısı yaptı. [10][11]

Polisin yaptığı her şeyi araştırmak, göstericiler arasında ortaya çıkmış suçu görmezden gelmek anlamına gelmez. İkisi ayrı sorumluluk alanlarıdır. Ancak kamu gücünü kullanan kurumun kendi ihlal iddialarını etkili ve bağımsız biçimde incelememesi, bir sonraki gösteride kendisine duyulacak güveni zayıflatabilir. Olay yerinde kullanılan güç kadar olaydan sonra hesap verebilirlik de uzun vadeli gerilimin parçasıdır.

FRANSA 2018: SARI YELEKLER VE “ÖLÜMCÜL OLMAYAN” SİLAHLAR

2018’in sonlarında Fransa’da akaryakıt vergisine tepkiyle başlayan Sarı Yelekliler protestoları, ekonomik eşitsizlik, yaşam maliyeti ve siyasi temsil tartışmalarına yayıldı. Çok sayıda yürüyüş barışçıl geçti, ancak bazı kentlerde dükkânların yağmalandığı, araçların yakıldığı ve polis memurlarının hedef alındığı ağır şiddet olayları da yaşandı. Saldırıları belgelemek gerekir; protestolara katılan herkesin bu fiilleri gerçekleştirdiğini söylemek yanlış.

Uluslararası Af Örgütü 14 Aralık 2018 tarihli açıklamasında, Fransız polisinin büyük ölçüde barışçıl gösterilerde lastik mermi, gaz ve patlayıcı etkili çevik kuvvet mühimmatı kullanması sonucu ciddi yaralanmalar ortaya çıktığını belirtti. Örgüt, şiddet içeren eylemler olduğunda bile polisin yalnızca tehditle orantılı ve gerekli asgari gücü kullanabileceğini; barışçıl çoğunluğun da aynı kuvvete maruz bırakılmaması gerektiğini vurguladı. [12]

Burada kavramlara dikkat etmeliyiz. “Daha az öldürücü” ya da “öldürücü olmayan” diye pazarlanan mühimmatlar, hiçbir koşulda öldürmediği veya kalıcı hasar bırakmadığı anlamına gelmez. Yüz, göz ve baş bölgesine isabet eden bir mermi kalıcı sakatlığa yol açabilir; gaz kapalı alanlarda, solunum sorunu yaşayan kişilerde veya tahliye yollarının olmadığı durumlarda ağır sağlık riski yaratabilir. Bir ekipmanın adı, kullanımının meşruluğunu kanıtlamaz. [12][13]

Sarı Yelekliler’in anlatısı bir gerilim döngüsünü gösteriyor: Eylemdeki saldırılar polis için gerçek güvenlik tehdidi oluştururken, gereksiz ya da ayrım gözetmeyen polis gücü başka katılımcılar için ayrıca haksız muamele hâline gelebilir. Yalnız birini anlatmak, diğerinin varlığını siler; fakat ikisini anlatmak, ikisini eşit kusurlu ilan etmek demek de değildir.

ABD 2020: POLİS ŞİDDETİNE KARŞI PROTESTODA YENİ POLİS ŞİDDETİ

25 Mayıs 2020’de George Floyd’un Minneapolis’te polis müdahalesi sırasında öldürülmesi, ABD genelinde ırkçılığa ve polis şiddetine karşı büyük protestolara yol açtı. Pek çok yürüyüş barışçıl gerçekleşti. Bazı kentlerde aynı dönemde yağma, kundaklama ve başka suçlar işlendi. Gösterilerin genişliği, polis şiddetinin belgelenmesini de zorunlu kıldı. Uluslararası Af Örgütü, 26 Mayıs–5 Haziran arasındaki dönemde 40 eyalet ve Washington DC’de göstericilere, gazetecilere, sağlık görevlilerine ve gözlemcilere yönelik 125 ayrı polis şiddeti vakasını belgelediğini açıkladı. [14]

Bu sayı, ABD’de o günler boyunca gerçekleşmiş bütün polis ihlallerinin sayısı değildir; örgütün belgeleyebildiği vakalardır. Aynı şekilde bazı kentlerde meydana gelen yağma ve kundaklamalar, ülkedeki bütün Floyd protestocularının davranışı değildir. Araştırmacıların toplu olaylarda örneklem ve kapsamı açıkça belirtmesi neden önemli, burada görülüyor.

Human Rights Watch’un New York Bronx’taki 4 Haziran 2020 gösterisine ilişkin araştırması daha dar bir olaya bakıyor. Kuruluş, Mott Haven’de yaklaşık 300 kişinin barışçıl yürüdüğü bir eylem sırasında polisin çevreleme ve toplu gözaltı yöntemleri kullandığını, eylemi dağıtmak yerine katılımcıları kapalı alanda tuttuğunu ve ağır güç kullandığını belgeledi. Örgütün değerlendirmesi, belirli bir operasyonun hukukiliği hakkındadır; 2020’de ABD’deki bütün polis birimlerinin her gösteriye aynı şekilde müdahale ettiğini ispatlamaz. [15]

Bu vakada kritik sorulardan biri çevreleme — İngilizce “kettling” — yönteminin nasıl kullanıldığıdır. Polis belli bir alanı kapatarak hareketi denetlemek veya bir grubu sınırlandırmak isteyebilir. Fakat barışçıl katılımcıların ayrılamadığı, doktor ve gazetecilerin de içeride kaldığı, ihtiyaçların karşılanmadığı bir çember ağır hak ihlallerine yol açabilir. Yöntemin adı değil; gerekçesi, kapsamı, süresi ve kişilerin haklarını koruyan uygulamalar belirleyici olmalı. [15][16]

HUKUKUN İLK SORUSU: GÖSTERİYİ KORUMAK MI, DAĞITMAK MI?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin 2020’de kabul ettiği 37 No.lu Genel Yorum, barışçıl toplantı hakkının devlet için yalnızca “müdahale etmeme” borcu doğurmadığını açıklar. Yetkililer gerektiğinde toplantının güvenle gerçekleşmesini kolaylaştırmalı, katılımcıları üçüncü kişilerin saldırılarına karşı da korumalıdır. Hakkın kullanılması belirli rahatsızlıklara veya trafik aksamasına neden olabilir; bu durum toplantıyı otomatik olarak şiddet içeren eyleme dönüştürmez. [1]

Belgenin özellikle önemli ayrımı şu: Gösterideki bazı kişilerin münferit şiddet eylemleri, bütün toplantının barışçıl niteliğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Öte yandan yaygın ve ağır şiddet varsa belirli durumdaki hukuki değerlendirme farklılaşabilir. Böylece iki yanlış sonuçtan kaçınırız: “Birisi taş attı, meydandaki herkesin hakkı bitti” ve “Gösterinin adı protestoysa içindeki her davranış korunur.” [1]

Burada başka bir mesele daha var: Bir gösteriye karşı çıkan insanların güvenle karşı gösteri düzenleyebilmesi de korunmalıdır. Devletin görevi, rakip siyasi topluluklardan birini diğerine bırakmak değil, ikisinin de barışçıl haklarını ve çevredeki insanların güvenliğini korumaktır. Bu, göstericilerin taleplerine devletin katıldığı anlamına gelmez; tarafsız hukuki korumanın gereğidir. [1][4]

GÜÇ KULLANIMINDA DÖRT AYRI SORU

Polisin güç kullanımı hakkında uluslararası çerçeve en az dört soruyla anlaşılır. İlk soru hukukiliktir: Müdahalenin açık bir hukuki dayanağı var mı? İkincisi gerekliliktir: Amaç, daha az müdahaleci araçlarla gerçekleştirilebilir miydi? Üçüncüsü orantılılıktır: Kullanılan kuvvet, gerçek tehlikenin ağırlığına uygun mu? Dördüncüsü hesap verebilirliktir: Kullanılan güç denetlenebiliyor, yaralanmalar belgeleniyor ve ihlal iddiaları bağımsız biçimde soruşturulabiliyor mu? [2][4][16]

Bu dört soru yalnızca eylem gerçekleştikten sonra sorulmaz. Polis teşkilatının önceden risk değerlendirmesi yapması, personelini eğitmesi, koridor ve tahliye imkânlarını planlaması, emirleri açıkça iletmesi gerekir. Hükümetler polis memurlarına güvenliği sağlama sorumluluğu verirken, aynı memurların hangi sınırların içinde hareket edeceğini önceden de belirlemelidir.

Bir taşın fırlatılmış olması, çevresindeki barışçıl insanlara keyfî güç kullanılmasının gerekçesi olamaz. Ama taş gerçek bir insana yönelmişse kolluğun o kişiyi koruma yükümlülüğü de vardır. Haklar arasındaki dengeyi kurmak, suç işlemeyenleri cezalandırmadan gerçek tehdide karşı ölçülü davranabilmeyi gerektirir.

“DAHA AZ ÖLDÜRÜCÜ” SİLAH DA ÖLDÜREBİLİR

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2020’de yayımladığı “Daha Az Öldürücü Silahlar Rehberi”, göz yaşartıcı gaz, kinetik etkili mermiler, cop, su topu ve başka araçların her birini farklı kullanım koşullarıyla değerlendirir. Bu araçlar ölümcül silahlara kıyasla daha az zarar verme amacıyla geliştirilmiştir; fakat yanlış kullanıldığında ağır yaralanma ve ölüme neden olabilir. Rehber, aracın türüne bakılmaksızın her kuvvet kullanımının gerekli, orantılı ve hukuka uygun olması gerektiğini vurgular. [13]

Gaz fişeğini bir kişinin başına doğrudan hedeflemekle, belirli koşullarda kalabalığın dağılması için gaz kullanmak aynı uygulama değildir; ikinci seçeneğin de otomatik olarak hukuka uygun olduğu söylenemez. Etkinin mekâna, rüzgâra, sağlık durumuna ve tahliye olanağına bağlı olduğu durumlarda herkes aynı risk altında bulunmayabilir. Polisin kendisini veya başkalarını koruma sorumluluğu, zararsızmış gibi sunulan bir silahın gerçek yaralanma potansiyelini ortadan kaldırmaz.

Bir müdahalede güvenli çıkış koridoru yoksa, kalabalığı geri çekilmeye zorlayan güç aynı anda onu daha tehlikeli bir sıkışma alanına sürükleyebilir. Burada fiziksel güvenlik ile psikolojik gerilim birleşir. İnsanların “panikledi” diye suçlandığı bazı olaylarda ne yönde hareket edeceklerini belirleyen unsur kendi istekleri değil bariyerler, yoğunluk ve uygulanan kuvvet olabilir.

BM’nin 1990 tarihli Güç ve Ateşli Silah Kullanımına İlişkin Temel İlkeleri de özellikle açık: Ölümcül ateşli silah kullanımı son derece sıkı koşullara bağlıdır ve yaşamı korumak için kesinlikle kaçınılmaz olmadığı sürece kasıtlı ölümcül güç kullanılamaz. Bir gösterinin siyasi olarak rahatsız edici bulunması, ölümcül kuvvetin gerekçesi değildir. [2]

KONUŞMAK BİR TAKTİK DEĞİL, GÜVENLİK POLİTİKASIDIR

İngiltere’nin Sheffield kentinde bir siyasi parti konferansı çevresinde gerçekleşen üç günlük protestolar, gerilimi azaltan başka bir yaklaşımın araştırıldığı örneklerden oldu. Hugo Gorringe, Clifford Stott ve Michael Rosie’nin 2012 tarihli çalışması, göstericilerle sürekli iletişim kuran polis ekiplerinin değişen riskleri daha doğru değerlendirebildiğini, bazı kritik anlarda gereksiz kuvvet kullanılmasının önüne geçebildiğini saptadı. [17]

Burada diyalog, herkesin her istediğini kabul etmek değildi. Göstericilere kiminle konuşabileceklerinin söylenmesi, alanla ilgili değişikliklerin açıklanması, kısıtlamaların gerekçesinin paylaşılması ve yeni bir sorun çıktığında hızla yeniden değerlendirme yapılması gibi bir iletişim düzeniydi. Böyle bir düzende protestocuların kendi grupları içindeki şiddeti sınırlandırma kapasitesi de desteklenebiliyordu. [17]

Bu araştırma “diyalog kuran polis her zaman başarı sağlar” diye kesin deneysel sonuç sunmaz; Sheffield’deki belirli olaylara dayanan niteliksel bir vaka çalışmasıdır. Fakat neden önemli olduğunu gösterir: Kamu düzeni planı, kalabalığı yalnızca sayı ve tehlike kategorisine göre değil, insanların talepleri ve davranışları üzerinden de anlayabilir. OSCE/ODIHR’in 2016 tarihli “Toplantıların Polis Tarafından Yönetimi İnsan Hakları El Kitabı” da barışçıl gösterinin kolaylaştırılmasını ve ölçülü polisliği temel ilke sayıyor. [4]

POLİSİN GÜVENLİĞİ, GÖSTERİCİNİN GÜVENLİĞİ

Polis memurları da tehdit, yaralanma ve ölüm riski yaşayabilir. Şiddetli kalabalık olaylarında onlara taş, yanıcı madde veya başka nesneler fırlatılması ciddi bir saldırıdır; görevli kamu personelinin güvenliğini korumak gerekir. Ancak bu gerçek, tehdit oluşturmayan göstericilere yönelik ayrım gözetmeyen güç kullanımını haklılaştırmaz. Burada “hangi tarafı seviyoruz?” diye değil, kimin hangi davranışının hangi hukuki sınır içinde kaldığına bakmalıyız.

Göstericilerin içinde daha sert taktikleri savunan bir grubun bulunması, başka katılımcıların güvenliğini de tehlikeye atabilir. Bir taşın ardından polis bütün sokağa müdahale ederse, ilk saldırıyı onaylamayan insanlar da zarar görebilir. Sert davranışı savunanların “bizim haklı öfkemiz” söylemi, bu sonuç karşısında sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Aynı şekilde kamu görevlisinin kendini tehdit altında hissetmesi de kendi eylemini nesnel hukuk denetiminden muaf tutmaz. Somut tehdit, tehlikenin yakınlığı, kullanılan araç, ayrım gözetme, yaralanmalar ve sonradan yapılan soruşturma ayrı ayrı değerlendirilmeli. Hakları koruyan bir polislik, görevlinin hayatını değersizleştirmez; güvenliği sağlama yetkisini hukuka bağlar.

ŞİDDETİN SONRASI: HESAP VEREBİLİRLİK GERİLİMİ AZALTIR MI?

Bir protestonun sona ermesi, o gün olanların toplumsal etkisinin bittiği anlamına gelmez. Yaralanan kişi soruşturma açılmadığını görürse bir sonraki gösteriye başka bir güven duygusuyla katılabilir. Polis memuru kendisine yönelen saldırının cezalandırılmadığını düşünürse kendi kurumunun risk algısı sertleşebilir. Dükkanı yağmalanan esnaf, yalnız eylemcilere değil güvenliği sağlayamayan idareye de öfke duyabilir.

Hesap verebilirlik bu nedenle yalnızca geçmişteki suçları cezalandırmak için değil, gelecekteki ilişkiyi yeniden kurmak için de önemlidir. Hong Kong üzerine Af Örgütü ve Human Rights Watch’un bağımsız soruşturma çağrıları, polisin kendi davranışını kendisinin araştırmasının kamu güveni bakımından neden sorun yaratabildiğini gösteriyor. [10][11]

Ama bağımsız soruşturma denince sonuç önceden belirlenmiş olmamalı. Hem hak ihlaline uğradığını söyleyen kişi hem soruşturulan görevli adil sürece sahip olmalı; deliller güvenilir biçimde toplanmalı, görgü tanıkları korunmalı ve karar gerekçesi açıklanmalı. Bir hareketin siyasi popülerliği veya bir polis teşkilatının kurumsal itibarı, kanıtın yerini almamalı.

BEŞ SORUYLA BİR SOKAK ÇATIŞMASINI NASIL OKUMALIYIZ?

İlk soru kronolojidir: Olay ne zaman, nerede, hangi eylemle değişti? İkincisi kimliktir: Hangi kişi veya alt grup, hangi davranışı gerçekleştirdi? Üçüncüsü kuvvettir: Kullanılan araçlar ve etkileri neydi; zarar görenler kimlerdi? Dördüncüsü hukuktur: Müdahalenin amacı, gerekliliği ve orantısı neydi? Beşincisi sonrası: Hangi iddialar soruşturuldu, hangileri bağımsız kanıtla desteklendi, hangi belirsizlikler kaldı?

Bunlar kâğıt üzerinde basit sorular gibi duruyor. Fakat protesto anında sis, gaz, korku, çok sayıda kamera ve birbirine zıt tanıklıklar bulunuyor. Video çoğu zaman en dikkat çekici ânı gösterir; ilk emri, polis telsizindeki konuşmayı, göstericinin daha önce gördüğü müdahaleyi veya yakınlardaki barışçıl çoğunluğu göstermez. Araştırmacı, videoyu olaya ait diğer belgelerle ve doğrulanabilir zaman çizelgesiyle birleştirmelidir.

SONUÇ: ŞİDDETİ AZALTMAK İÇİN KİM NE YAPABİLİR?

İyi bir kamu düzeni yönetimi, gösterinin barışçıl niteliğini korumaya çalışır; şiddet gerçekleştirenleri bütün kalabalıktan ayırır; güç kullanımını gerçek tehditle sınırlar; insanlara güvenli yollar bırakır; olaydan sonra görevli ve sivil failler hakkında bağımsız denetim sağlar. Barışçıl protestocuların da kendi içlerinde şiddeti desteklememe, diğer katılımcıları koruma ve suç oluşturan eylemleri örtmeme sorumluluğu vardır.

Bu yazının temel sonucu şu: Polis ile protestocu arasındaki şiddet, birbirini etkileyen kararlarla tırmanabilir; ama bu, iki tarafın aynı yetkiye, aynı göreve veya aynı hukuki yükümlülüğe sahip olduğu anlamına gelmez. Kimin ne yaptığını gösteren kanıtlar olmadan tarafları bütünüyle mahkûm etmek de bütünüyle aklamak da doğru değildir.

Büyük bir gösteri sonunda en önemli olay bazen taşın fırlatılması değil, o taşın ardından binlerce insanın ne yaptığı ve polisin nasıl karşılık verdiğidir. Bir meydanın hukuki ve insani niteliği, sadece insanların talepleriyle değil birbirlerinin hayatını ne ölçüde koruduklarıyla da anlaşılır.

Bir sonraki yazı: BİR VİDEO NASIL YÜZ BİN KİŞİYİ SOKAĞA ÇIKARIR? Görüntünün, algoritmanın, öfkenin ve toplumsal ağların harekete geçirici gücü.

KAYNAKLAR VE İLERİ OKUMA

[1] Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, “General comment No. 37 (2020) on the right of peaceful assembly (article 21)”, CCPR/C/GC/37; barışçıl toplantı hakkı, münferit şiddet ve devletin koruma yükümlülüğü: https://digitallibrary.un.org/record/3884725?v=pdf

[2] Birleşmiş Milletler, “Basic Principles on the Use of Force and Firearms by Law Enforcement Officials” (1990), BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği resmî belge arşivi: https://www.ohchr.org/sites/default/files/Documents/ProfessionalInterest/firearms.pdf

[3] Stephen Reicher, Clifford Stott, Patrick Cronin ve Otto Adang, “An integrated approach to crowd psychology and public order policing”, Policing, 27(4), 2004, s. 558–572; ayrım gözetmeyen müdahalenin toplu çatışmayı büyütme mekanizması: https://research.rug.nl/en/publications/an-integrated-approach-to-crowd-psychology-and-public-order-polic/

[4] Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı / ODIHR, Human Rights Handbook on Policing Assemblies (2016); barışçıl gösterinin kolaylaştırılması ve orantılı müdahale: https://odihr.osce.org/odihr/226981

[5] Clifford Stott ve Steve Reicher, “How Conflict Escalates: The Inter-Group Dynamics of Collective Football Crowd ‘Violence’”, Sociology 32(2), 1998, s. 353–377; 1990 Dünya Kupası olayları: https://doi.org/10.1177/0038038598032002007

[6] Clifford Stott, Otto Adang, Andrew Livingstone ve Martina Schreiber, “Variability in the collective behaviour of England fans at Euro2004”, European Journal of Social Psychology 37(1), 2007, s. 75–100; Portekiz’de gözlem ve mülakatlar: https://research.rug.nl/en/publications/variability-in-the-collective-behaviour-of-england-fans-at-euro20/

[7] London School of Economics, “LSE research into the causes of the 2011 riots leads to reform of police ‘stop and search’ powers”; Reading the Riots projesinin bulguları ve politika etkisi: https://www.lse.ac.uk/research/research-impact-case-studies/lse-research-causes-2011-riots-reform-police-stop-search-powers

[8] Paul Lewis ve Tim Newburn, “The Reading the Riots project: Our methodology explained”, The Guardian (2011); 270 katılımcıyla görüşme ve örneklem sınırlılıkları: https://www.theguardian.com/uk/2011/dec/05/reading-the-riots-methodology-explained

[9] Uluslararası Af Örgütü, “Gezi Park protests: Brutal denial of the right to peaceful assembly in Turkey”, EUR 44/022/2013 (2 Ekim 2013); ilk müdahaleler, gaz ve su topu kullanımı, yaralanmalar ve sorumluluk: https://www.amnesty.org/en/documents/eur44/022/2013/en/

[10] Uluslararası Af Örgütü, “How to investigate the police: Lessons for Hong Kong from around the world” (17 Şubat 2020); bağımsız soruşturma mekanizması: https://www.amnesty.org/en/latest/campaigns/2020/02/how-to-investigate-the-police/

[11] Human Rights Watch, “Hong Kong: Create Independent Investigation of Police” (7 Ocak 2020); 2019 gösterilerinde polisin güç kullanımına ilişkin iddialar: https://www.hrw.org/news/2020/01/07/hong-kong-create-independent-investigation-police

[12] Uluslararası Af Örgütü, “Police must end use of excessive force against protesters and high school children in France” (14 Aralık 2018); Sarı Yelekliler eylemlerindeki müdahaleler: https://www.amnesty.org/en/latest/press-release/2018/12/police-must-end-use-of-excessive-force-against-protesters-and-high-school-children-in-france/

[13] BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, United Nations Human Rights Guidance on Less-Lethal Weapons in Law Enforcement (2020); gaz, kinetik mühimmat ve diğer araçların hukuki kullanım koşulları: https://digitallibrary.un.org/record/3973649?v=pdf

[14] Uluslararası Af Örgütü, “The World is Watching: Mass Violations by U.S. Police of Black Lives Matter Protesters’ Rights” (4 Ağustos 2020); 40 eyalet ve Washington DC’de belgelenen 125 müdahale: https://www.amnesty.org/en/documents/amr51/2807/2020/en/

[15] Human Rights Watch, “‘Kettling’ Protesters in the Bronx: Systemic Police Brutality and Its Costs in the United States” (30 Eylül 2020); New York Mott Haven, 4 Haziran gösterisi: https://www.hrw.org/report/2020/09/30/kettling-protesters-bronx/systemic-police-brutality-and-its-costs-united-states

[16] OSCE/ODIHR ve Omega Research Foundation, Guide on Law Enforcement Equipment Most Commonly Used in the Policing of Assemblies (2 Temmuz 2021); ekipman, gözetim ve ihlal belgeleme: https://odihr.osce.org/odihr/491551

[17] Hugo Gorringe, Clifford Stott ve Michael Rosie, “Dialogue Police, Decision Making, and the Management of Public Order During Protest Crowd Events”, Journal of Investigative Psychology and Offender Profiling 9(2), 2012, s. 111–125; Sheffield’de diyalog temelli polislik: https://doi.org/10.1002/jip.1359

[18] Clifford Stott ve Steve Reicher, “Crowd action as intergroup process: Introducing the police perspective”, European Journal of Social Psychology 28(4), 1998, s. 509–529; polislerin kalabalığı algılama biçimlerine ilişkin mülakat analizi: https://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/%28SICI%291099-0992%28199807/08%2928%3A4%3C509%3A%3AAID-EJSP877%3E3.0.CO%3B2-C

EDİTORYAL NOT

Açılıştaki meydan sahnesi açıklama amacıyla kurulmuş kurgusal bir örnektir; belirli bir protestonun birebir kaydı değildir. “Karşılıklı tırmanma” sözü polisle protestocunun eşit yetkiye veya eşit hukuki sorumluluğa sahip olduğu anlamına gelmez. Olay anlatılarındaki hak ihlalleri, araştırma raporlarının yayımlandığı tarihte belgelediği olgularla sınırlı tutulmuş; hukuki ilkeler ülkelerin iç hukuk kurallarıyla özdeş sayılmamıştır. Belirli bir gösteride şiddetin ilk kaynağı ve sorumluluğu, olayın doğrulanmış kronolojisi ve bireysel delillerle ayrıca saptanmalıdır.

‹ DİĞER YÜZ