←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

KAZANAN KİMDİ: GENÇLİK Mİ, DE GAULLE MÜ?

Mayıs 68’in siyasi bilançosu: Barikatlar, seçim sandığı, üniversiteler ve bir cumhurbaşkanının bir yıl sonra gelen vedası.

Öğrenciler sokaklara çıktı, işçiler Fransa’yı durdurdu. De Gaulle ise istifa etmedi; Haziran seçimlerinden büyük bir çoğunlukla çıktı. Aynı iktidar, üniversite yönetimini değiştiren ve sendikal hakları genişleten reformlara imza attı. On bir ay sonra De Gaulle referandum kaybetti ve görevini bıraktı. Peki 1968’i kim kazandı? Cevap, “kazanmak” sözcüğünün hangi tarih ve hangi hak için kullanıldığına bağlı.

30 Mayıs 1968. Öğleden sonra radyodan Charles de Gaulle’ün sesi duyuldu. Fransa haftalardır grevlerle, üniversite işgalleriyle ve sert sokak çatışmalarıyla uğraşıyordu. Cumhurbaşkanı bir gün önce ortadan kaybolmuş gibi görünmüş, Almanya’daki Fransız kuvvetlerinin komutanı General Jacques Massu’yla görüşmüştü. Şimdi geri dönmüştü ve siyasi mesajı açıktı: Görevde kalacak, Başbakan Georges Pompidou’yu değiştirmeyecek, Ulusal Meclis’i feshedecek ve ülkeyi yeniden sandığa götürecekti. [1][2]

Aynı gün Paris’in Champs-Élysées caddesinde de Gaulle’e destek veren büyük bir yürüyüş başladı. Sokak bu kez öğrencilerin ve grevcilerin değil, hareketlere karşı çıkan veya devletin yeniden işler hâle gelmesini isteyenlerin görünür sahnesiydi. Katılım tahminleri tartışmalıdır; de Gaulle Vakfının kronolojisi yaklaşık bir milyon kişiden söz eder. Görüntü ne olursa olsun kritik olan, Fransa’nın yekpare biçimde “sokak devrimi istediği” iddiasının çökmüş olmasıydı. [2][3]

Bir ay geçmeden sandık sonucu geldi. 23 ve 30 Haziran genel seçimlerinde gaullist UDR 487 sandalyeli meclisin 293’ünü kazandı. 1967’deki önceki seçimde de Gaulle’e bağlı siyasi çizginin meclis grubu 200 sandalyeye sahipti. Bu, tek başına çoğunluk sağlayan belirgin bir siyasi zaferdi. Ama aynı seçim, fabrikalardaki ücret artışlarını, üniversite reform taleplerini veya sokak çatışmalarındaki ölümleri tarihten silmedi. [4]

Mayıs 68’i yalnızca seçim sonuçlarına göre değerlendirmek isteyenler ile yalnızca afiş ve sloganlarına bakıp “kazandı” diyenler arasında aynı temel sorun var: Olayı tek bir ölçeğe indirgemek. Bu yazı üç ayrı sonucu birlikte inceleyecek: Siyasal iktidarı kim korudu? İşçiler ve öğrenciler hangi somut değişiklikleri elde etti? Fransa’nın uzun vadeli siyasal kültürü nasıl dönüştü?

30 MAYIS ÖNCESİ: BİR DEVLET KRİZİ NASIL BÜYÜDÜ?

Önce Mayıs’ın son günlerine dönelim. Öğrenci gösterileri 3 Mayıs’ta Sorbonne çevresinde sertleşmiş, 10–11 Mayıs gecesi barikatlarla simgeleşmiş, 13 Mayıs’ta sendikaların çağrısıyla geniş bir grev ve yürüyüş başlamıştı. 14 Mayıs’ta Nantes yakınındaki Sud-Aviation tesisinin işgali ve ardından Renault fabrikalarında üretimin durması hareketi bambaşka ölçekte büyüttü. Grevci sayısı için yedi milyon ile on milyon arasında farklı değerlendirmeler kullanılıyor; fakat üretim ve hizmetlerin çok geniş biçimde etkilendiği tartışmasızdı. [1][5]

De Gaulle’ün devlet iktidarı sembolik olarak çok güçlüydü. II. Dünya Savaşı ve Direniş hareketiyle ilişkilendirilen siyasi itibarı, 1958’de kurulan Beşinci Cumhuriyet’te cumhurbaşkanlığı makamının merkezî konumuyla birleşmişti. Ancak toplumun kendisi değişiyordu. Üniversiteler büyüyor, kuşaklar arası hiyerarşiler sorgulanıyor, işçiler daha fazla ücret ve işyerinde söz hakkı istiyordu. Bunların her biri tek başına bir rejim krizi yaratmak zorunda değildi; eşzamanlı ortaya çıktıklarında hükümetin seçenekleri daraldı.

24 Mayıs’ta de Gaulle bir konuşmayla üniversitelerin ve işyerlerinin yeniden düzenlenmesini konu alan referandum önerdi. Bu girişim o günün protesto dalgasını sona erdirmedi. Başbakan Pompidou ise sendikalar ve işverenlerle ücret müzakeresini ilerletmeye çalıştı. 25–27 Mayıs Grenelle görüşmelerinin sonunda önemli ücret önerileri ortaya çıktı; ancak tüm tarafların imzaladığı nihai anlaşma oluşmadı ve grevler hemen bitmedi. [1][5]

İktidarın güçlüğü burada belirginleşiyordu: Üniversitedeki bir talebin karşılanması fabrika işgalini sona erdirmeyebilirdi; asgari ücret artışı da kendi okulunda söz sahibi olmak isteyen öğrenciyi tatmin etmeyebilirdi. Grevciyle göstericinin buluşması devleti zorladı, fakat bütün muhalefetin aynı müzakere masasında aynı metni kabul edeceği bir ortaklık yaratmadı.

27 MAYIS: SOKAKTA KALABALIK, SİYASETTE LİDER ARAYIŞI

27 Mayıs’ta Paris’in Charléty Stadı’nda büyük bir muhalefet toplantısı yapıldı. Öğrenci çevreleri, CFDT’ye yakın gruplar, Birleşik Sosyalist Parti (PSU) ve başka aktörler, gelişmelerin daha geniş siyasi bir dönüşüme ulaşabileceğini düşünüyordu. Eski başbakan Pierre Mendès France’ın orada bulunması özellikle dikkat çekti. Fakat farklı katılımcıların ne tür hükümet, ekonomik model veya üniversite düzeni istediği konusunda tam bir uzlaşma yoktu. [1][6]

François Mitterrand ise 28 Mayıs’ta siyasi iktidarın geleceğini tartışmaya açan açıklamalar yaptı. Komünist Parti, sendikal taleplerin önemini ve kendi parlamenter stratejisini öne çıkarıyordu. Üniversitelerin içindeki devrimci grupların bir bölümü ise geleneksel parti ve sendika hiyerarşilerini zaten eleştiriyordu. “Muhalefet” tek bir örgütün adı değildi; birbirinden farklı amaçları ve birbirine güvenmeyen liderleri içeren bir alandı. [1][6]

De Gaulle’ü zorlayan kalabalığın bu çoğulluğu hem kuvvet hem zayıflıktı. Çok çeşitli gruplar mevcut düzene itiraz ettiğinde ülkenin tamamına yayılan bir baskı oluşabilir. Ama yönetim boşalırsa onun yerine kimin, hangi yetkiyle ve neyi değiştirmek için geçeceği sorusu cevapsız kalabilir. Bu, bütün protestocuların aynı düzeni istediği varsayımının neden yanıltıcı olduğunu gösteriyor.

29 MAYIS: BADEN-BADEN’İN ÇÖZÜLEMEYEN GİZEMİ

29 Mayıs günü Bakanlar Kurulu toplantısı ertelendi. De Gaulle’ün Baden-Baden’e giderek General Massu ile görüşmesi, uzun yıllar tartışılan bir siyasi dönemeç oldu. Cumhurbaşkanının gerçekten çekilmeyi düşünüp düşünmediği, ordu desteğini ölçüp ölçmediği ve gelecekteki hamlesinin o gün hangi ölçüde planlandığı konusunda tanıklıklar farklı. O günün danışmanı Bernard Tricot’nun notları, yönetimdeki belirsizliği ve Pompidou’nun kaygısını görünür kılıyor. [1][7]

Bu nedenle onu bir gecede ülkeyi terk etmeye hazır, mağlup bir lider olarak resmetmek de, baştan sona bütün hamleleri kusursuz hesaplamış bir satranç ustası gibi anlatmak da tarihsel olarak zayıf. Olayın çağdaş kaynaklarıyla daha sonra yazılmış anılar aynı şeyi söylemiyor. Kesin olan, de Gaulle’ün ertesi gün geri döndüğü ve krizi bir erken seçim yarışına çevirme kararı aldığıdır.

30 MAYIS: BİR RADYO KONUŞMASI DENGEYİ NASIL DEĞİŞTİRDİ?

30 Mayıs konuşması yalnızca “evime dönmüyorum” açıklaması değildi. Cumhurbaşkanı, kendisini ulusal ve cumhuriyetçi meşruiyetin taşıyıcısı olarak konumlandırdı. Meclisi feshederek siyasal rekabetin alanını değiştirdi; çağrısına destek verenler aynı gün sokakta toplandı. De Gaulle yanlılarının yürüyüşü, protestocuların toplumun bütününü temsil ettiği iddiasına karşı güçlü bir görüntü oluşturdu. [2][3]

Bununla birlikte radyo konuşmasının etkisini büyülü bir hitabet başarısı olarak okumak yanlış. Grevlerin ekonomik baskısı, işyerlerindeki dönüş kararları, kamu düzeninden kaygı duyan kesimler, muhalefetin parçalı yapısı ve yaklaşan seçimlerin yarattığı beklentiler aynı anda etkili oldu. Ülke tek bir cümleyle normale dönmedi; bazı grevler ve çatışmalar Haziran’a taşındı.

Siyaset burada iki farklı alanda sürüyordu. Grevci bir işçi kendi ücretinin yükselip yükselmeyeceğine bakabilirken seçmen devletin istikrarını veya yeni bir hükümetin ne yapacağını düşünüyordu. Aynı kişi de iki farklı şeye aynı anda inanabilir: Grevi desteklemek ama radikal rejim değişikliğinden kaygılanmak. Sandık sonuçlarını basitçe “grevcileri halk reddetti” cümlesine çevirmek bu olasılığı yok sayar.

23 VE 30 HAZİRAN: SANDIKTA NE OLDU?

Fransa Ulusal Meclisinin resmî sonuçlarına göre, 23 ve 30 Haziran seçimlerinde UDR ilk turda geçerli oyların yüzde 43,7’sini aldı; ikinci turun ardından 487 sandalyenin 293’ünü kazandı. Bağımsız Cumhuriyetçiler 61 sandalyeye ulaştı. Buna karşılık Komünist Parti 34, Demokratik ve Sosyalist Sol Federasyonu FGDS 57 sandalyeyle temsil edildi. 1967’de Komünist Partinin 73, FGDS’nin 121, gaullist ana grubun ise 200 sandalyesi bulunuyordu. Bunlar farklı parti ittifaklarını ve seçim koşullarını da yansıtır; fakat ana eğilim açıktır: Haziran 1968’de gaullist blok güçlendi, parlamenter sol ağır geriledi. [4]

Bu rakamlar soyut seçim istatistiği değildir. Bir ay önce üniversite ve fabrikalardaki otorite ilişkileri tartışılırken şimdi ülkeyi kimin yöneteceğine ilişkin anayasal karar sandıkta veriliyordu. İktidarın meclis çoğunluğu güçlenmişti; Fransa’nın devlet yapısı çökmedi, de Gaulle cumhurbaşkanlığından ayrılmadı.

Ama sonuçları doğru adlandıralım: Bunlar cumhurbaşkanlığı değil milletvekili seçimleriydi. Doğrudan de Gaulle’ün kişiliği üzerine düzenlenen bir referandum değildi. Cumhurbaşkanı sandığa çıkmamış, siyasi desteğe sahip partiler yarışmıştı. Dolayısıyla “Mayıs sonunda de Gaulle kişisel olarak halktan yüzde 43,7 oy aldı” demek doğru olmaz.

Bir başka eksik yorum da şudur: De Gaulle’e oy veren herkesin polis müdahalesini onayladığını veya işçi ücret artışlarını istemediğini varsayamayız. Bazı seçmenler grevlerin taleplerine hak verip ülkenin daha fazla karışmasını istememiş olabilir. Seçim sonuçlarından böyle ayrıntılı niyetleri tek tek çıkarmak mümkün değil. Seçmenin davranışını açıklarken korku, düzen talebi, muhalefete güven eksikliği, hükümete destek ve yerel aday tercihi gibi farklı etkenleri birlikte düşünmek gerekir.

BİR SEÇİM ZAFERİNİN SINIRI: DE GAULLE NEDEN HER ŞEYE HÂKİM DEĞİLDİ?

De Gaulle’ün kazandığı seçime rağmen başbakanını değiştirmesi dikkat çekicidir. Uzun süredir görev yapan Georges Pompidou, krizin yönetiminde önemli rol üstlenmiş, sendikalarla müzakereleri yürütmüş, erken seçim seçeneğini savunmuştu. 10 Temmuz 1968’de de Gaulle onu görevden aldı ve yerine Maurice Couve de Murville’i getirdi. De Gaulle Vakfının tarih dosyası, bu kararı cumhurbaşkanının vatandaşların gündelik kaygılarına daha yakından eğilme arayışı şeklinde yorumlayanlar olduğunu belirtiyor. Ancak ikili arasındaki siyasal gerilim ve gelecekteki liderlik mücadelesi gibi diğer yorumlar da var. [1]

Güçlü bir seçim sonucundan sonra bile hükümetin iç yapısı değişti. Bunun nedeni her şeyin normale dönmüş olmamasıydı. Ekonominin aksaması, ücret ve fiyat baskıları, üniversite reformu ihtiyacı, devlet yayıncılığına yönelik eleştiriler ve siyasi temsil tartışmaları devam ediyordu. Sandık zaferi, yönetilmesi gereken meseleleri ortadan kaldırmadı; yalnızca bunları kimin yöneteceğini belirledi.

Bir siyasi hareketin devleti korumasıyla kendi eski yöntemlerini aynen sürdürebilmesi farklı şeylerdir. De Gaulle iktidarda kalmıştı; buna karşılık iktidar, protestolarda gündeme gelen bazı sorunları yeni yasal düzenlemelerle cevaplamak zorunda kalacaktı.

İŞÇİLER NE KAZANDI? GRENELLE’NİN GERÇEK MUHASEBESİ

İşçilerin bilançosu, meclis sandalyesinden önce ücret bordrosunda okunur. 25–27 Mayıs Grenelle görüşmelerinde asgari ücret SMIG’in yaklaşık yüzde 35 artırılması, ücretlerde genel olarak yüzde 10’a yaklaşan artış ve sendikal hakların güçlendirilmesi üzerinde görüş birliği arandı. INA’nın dosyasına göre asgari saatlik ücret 3 franka çıkarıldı; ücret artışının yüzde 7’si Haziran, kalan yüzde 3’ü Ekim için öngörüldü. Ancak nihai protokol bütün taraflarca imzalanmadı. [5]

Bu nedenle “öğrenciler kaybetti, işçiler kazandı” formülü de yetersiz. İlk olarak, ücret değişiklikleri devletin ve işverenlerin gönüllü bağışı değildi: Grev, sendikaların müzakeresi ve siyasi kriz bu kararların koşullarını etkiledi. İkinci olarak, her işçi aynı zam oranından veya çalışma koşulu değişikliğinden aynı ölçüde yararlanmadı. Üçüncü olarak, iş bırakılan günlerde gelir kaybı ve sonrasındaki işyeri gerilimleri yaşandı. Kazanç ile maliyet farklı dönemlerde ve farklı kişiler üzerinde ortaya çıkabilir.

27 Aralık 1968 tarihli 68-1179 sayılı yasa işyerlerinde sendikal hakların kullanılmasını düzenledi. Sendika şubeleri ve sendika temsilciliğinin kurumlaşması, Mayıs krizi ardından gelen kalıcı hukuki sonuçlardan biriydi. Fakat bu yasa 27 Mayıs’ta imzalanmış nihai bir Grenelle anlaşması gibi gösterilmemeli; meclis ve hükümetin sonradan yürüttüğü ayrı bir yasama sürecidir. [8]

Grevlerin yakın sonuçlarını “işçi sınıfı kazandı” diye tekleştirmek, zam alan düşük ücretli bir işçiyle daha fazla söz hakkı aradığı hâlde işyerindeki hiyerarşinin değişmediğini düşünen çalışan arasındaki farkı da siler. Bazı talepler somut hukuka dönüştü, bazıları şirket içi pazarlıklara kaldı, bazıları ise ulaşılmamış bir hedef olarak kaldı. Bunların her biri ayrı türde bir bilanço.

ÜNİVERSİTEDE KİM KAZANDI? 12 KASIM 1968 YASASI

Mayıs 68’in en doğrudan kurumsal sonuçlarından biri yükseköğretimde görüldü. 12 Kasım 1968 tarihli 68-978 sayılı ve “Faure Yasası” adıyla bilinen yükseköğretim reformu, üniversitelerin yeniden örgütlenmesine, öğretim ve araştırma birimlerinin kurulmasına, idari ve pedagojik özerkliğe ve farklı kesimlerin yönetim organlarına katılımına ilişkin ilkeler getirdi. Fransız resmî hukuk arşivi Légifrance’da yasanın ilk metni açıkça görülebiliyor. [9]

Bu reform, üniversite yönetiminde öğrenci ve personel katılımı bakımından önemli bir değişimdi. Fakat öğrencilerin istediği bütün siyasi, kültürel veya akademik dönüşüm gerçekleşmedi. Yeni hukuk, eski otorite biçimlerini bütünüyle ortadan kaldırmadı. Ayrıca bazı radikal öğrenciler üniversite kurullarına birkaç temsilci vermeyi yeterli bulmuyor; üniversitenin toplumdaki rolünün kökten değişmesini savunuyordu.

İktidar açısından bakıldığında Faure Yasası, sistemi yıkmadan reform yapmanın bir yoluydu. Öğrenci hareketinin bir bölümü açısından bakıldığında ise taleplerin yalnızca bir kısmının kurumsal karşılık bulmasıydı. Aynı yasanın hem hükümetin krizden çıkış aracı hem de öğrencilerin kazandığı bazı hakların ifadesi olması çelişki değil; siyasetin doğasıdır.

BURASI ÜNİVERSİTE DEĞİL, BİR TOPLUM TARTIŞMASIYDI

Mayıs 68’in sloganları bireyin gündelik hayatını, cinsellik üzerindeki baskıları, işte ve okulda otorite ilişkilerini, kadınların eşitliğini ve savaş karşıtlığını tartışmaya açıyordu. Fransa Millî Kütüphanesi BnF’nin “Esprit(s) de mai 68” arşivinde öğrencilerin hazırladığı bildiriler, fabrikanın işgaline ilişkin metinler ve günlük hayatın örgütlenmesine dair notlar bulunuyor. Bunlar tek bir siyasi partinin merkez bürosundan yazılmış belgeler değil, birbirinden farklı grupların düşünme ve örgütlenme pratikleriydi. [10][11]

Devrimci afişlerin üretim biçimi bile dönemin yönetim anlayışına itiraz taşıyordu. Beaux-Arts’daki atölyelerde çizilen ve serigrafiyle çoğaltılan afişler, toplu toplantılarda tartışılıp kabul ediliyor; ardından sokaklara ve fabrika kapılarına dağıtılıyordu. BnF, bu çalışmalardan yaklaşık 700 afişi koleksiyonlarında koruyor. Siyasi hareket yalnızca slogan söylemiyor, görsellerini üretirken de katılım ve otorite üzerine deneyler yapıyordu. [11]

Yine de bu afişleri 1968 Fransa’sının tamamının sesi olarak alamayız. Çoğu protesto çevrelerinde üretilmişti; hareket karşıtlarının siyasi düşüncesini temsil etmiyordu. Aynı zamanda Mayıs’taki radikal grupların tamamı da birbirini onaylamıyordu. Anarşistler, Troçkistler, Maoistler, sendikal hareketler ve parlamenter sol birbirinden farklı gelecekler tasavvur ediyordu. Gençlik hareketinin çoğulculuğu, hafızada yaratılan “tek bir özgürlük kuşağı” portresinden daha karmaşıktı. [10]

MEDYA MÜCADELESİ: KAZANILAN YER BİR TELEVİZYON STÜDYOSU OLABİLİR Mİ?

1968’in görünmeyen mücadelelerinden biri haber hakkıydı. Devlete bağlı ORTF, televizyon ve radyo yayınlarının büyük bölümünü elinde tutuyordu. Protestocular, devletin haberler üzerindeki etkisini eleştirirken gazeteciler de haberin serbestçe yayımlanabilmesini savunuyordu. BnF’nin arşivine göre ORTF çalışanlarının bir kısmı da greve çıktı; daha dengeli, eksiksiz ve dürüst yayın talebi hareketin bir parçası oldu. [12]

Bu mücadeleyi “Mayıs’ta televizyon özgürleşti” diye bitirmek yanlış. Yayın kurumunun denetimi ve kamu yayıncılığının yapısı sonraki yıllarda ayrıca tartışıldı ve değişikliklere uğradı. Ancak haberin devletin mi, yurttaşların mı, gazetecilerin meslek ilkelerinin mi denetiminde olacağı sorusu 1968’in kalıcı konularından biri oldu.

Öte yandan RTL ve Europe 1 gibi devletin doğrudan kontrolündeki ORTF sisteminin dışında kalan radyolar, Quartier Latin’deki çatışmaları canlı takip ederek öğrenci protestolarının geniş kamuoyuna ulaşmasına katkıda bulundu. Bir görüşmenin, polis müdahalesinin veya barikat görüntüsünün ülke çapında nasıl anlatıldığı, kamunun kimin haklı olduğuna ilişkin hükmünü etkileyebiliyordu. Medya mücadelesinin kendisi de siyasi güç mücadelesiydi. [12]

KÜLTÜREL ZAFER NE KADAR GERÇEK?

Bugün Mayıs 68’i anlatırken, kadınların eşitliği, kişisel özgürlük, toplumsal cinsiyet ilişkileri, yeni eğitim yöntemleri ve hiyerarşi eleştirisi gibi pek çok gelişme aynı dönemin hanesine yazılır. Bu bağlantıların bazıları ikna edicidir: Mayıs, otoriteye meydan okumanın ve kolektif tartışmanın güçlü bir simgesi oldu. Fakat bütün sonraki reformların doğrudan nedeni olarak Mayıs’ı göstermek, geçmişte zaten var olan mücadeleleri küçültür.

Örneğin Fransa’daki ikinci dalga feminist hareketin örgütlenmesi yalnızca 1968’deki öğrenci işgallerinden doğmadı. Kadınların mesleki, ailevi ve hukuki eşitlik taleplerinin öncesi vardı; sonraki dönemde farklı kadın grupları kendi gündemlerini belirledi. Mayıs günlerinde kadınlar afiş bastı, gösterilere katıldı, grevleri sürdürdü; ama fotoğraf ve televizyon hafızası çoğu zaman erkek öğrenci önderlerini öne çıkardı. Kadınların yalnızca “gençlerin kazandığı özgürlüklerden yararlandığı” anlatısı, kadınların bağımsız siyasi emeğini gölgeler. [10][11]

Bir başka abartı, Mayıs 68’in bütün Fransız gençlerini aynı fikirde bir kuşağa dönüştürdüğünü varsaymak. Gençlik içinde üniversiteye devam edenler, çalışanlar, işsizler, askere alınanlar, kırsal bölgelerde yaşayanlar ve hareketin yöntemlerine karşı çıkanlar bulunuyordu. De Gaulle’ü destekleyen gösterilere katılan gençler de vardı. Dolayısıyla “gençlik kazandı” yargısının muhatabı kim? Radikal öğrenciler mi, daha geniş öğrenci topluluğu mu, yoksa toplumun genç yaştaki bütün yurttaşları mı?

Bir kazanımın kalıcılığını ölçmek istiyorsak yalnızca simgesel fotoğrafa bakamayız. Üniversite kurulunun üyeleri kimdi? Fabrikanın temsilcisi hangi haklara kavuştu? Gazeteci haberini ne kadar özgür yazabildi? Kadınların yasal ve toplumsal konumu hangi somut tarihlerde değişti? Bu soruların her biri ayrı kronoloji ve ayrı kaynak gerektirir.

1969: KAZANAN LİDER NEDEN GİTTİ?

Mayıs 68’in belki de en çarpıcı devamı 27 Nisan 1969 referandumudur. De Gaulle, bölgelerin kurulması ve Senato’nun yeniden düzenlenmesini öngören bir anayasa değişikliğini halkoyuna sundu. Oylamayı yalnızca teknik bir idari reform olarak değil, kendi siyasal yetkisinin yeniden onaylanması olarak da değerlendiren bir çizgi izledi; “hayır” çıkarsa görevinden ayrılacağını bildirdi. [13]

Sonuçta “hayır” oyları yüzde 52,41 oldu. De Gaulle, gece yarısından kısa süre sonra görevden ayrılacağını açıkladı; istifası 28 Nisan 1969’da yürürlüğe girdi. Bu, Haziran 1968’deki milletvekili seçimi zaferinden yaklaşık on ay sonra yaşandı. Uzun siyasi hayatı ve Beşinci Cumhuriyet’in kuruluşunda oynadığı rol, cumhurbaşkanının yeni bir halkoylaması yenilgisini kabul edip ayrıldığı gerçeğini değiştirmiyor. [13][14]

Ama “Mayıs öğrencileri bir yıl sonra de Gaulle’ü devirdi” demek de kanıttan daha güçlü bir iddia. 1969 referandumunun konusu bölgeselleşme ve Senato reformuydu. “Hayır” kampanyasında sol muhalefetin yanında Cumhurbaşkanının siyasal çevresinden uzaklaşan merkez ve sağ güçler de vardı; Valéry Giscard d’Estaing gibi isimlerin tutumu etkiliydi. Ekonomik yavaşlama, işsizlik, iktidar yorgunluğu ve de Gaulle’ün referandum sonucunu kişisel siyasi kaderine bağlaması gibi nedenler de rol oynadı. [13]

Mayıs 68, 1969’u etkileyen büyük siyasi sarsıntılardan biriydi; ama aradaki on bir aya yakın dönemi ve başka aktörleri silmek doğru olmaz. Haziran seçimlerini kazanan cumhurbaşkanının ertesi bahar referandum kaybetmesi, tarihin tek bir seçimde donmadığını gösterir. Seçimle ayakta kalan bir lider, yeni koşullarda başka bir siyasi mücadeleyi kaybedebilir.

POMPİDOU’NUN KAZANCI: UNUTULAN SİYASİ HİKÂYE

De Gaulle’ün 1969’da görevinden ayrılmasının ardından Georges Pompidou cumhurbaşkanlığına seçildi. Mayıs 1968’de üniversite krizine karşı daha uzlaşmacı bir çözüm önermiş, sonrasında sendikalarla hükümet adına müzakere etmiş, 30 Mayıs’ta meclisin feshi kararı üzerinde etkili olmuştu. 1968 Temmuzunda başbakanlıktan ayrılmış olması, siyasi kariyerinin bitmesi anlamına gelmedi. [1][13]

O hâlde 1968’in hükümet kanadındaki kazananı yalnızca de Gaulle olarak yazmak da yanlış olabilir. Pompidou krizde siyasi ağırlık kazandı ve bir yıl sonra cumhurbaşkanlığına ulaştı. Ancak Pompidou’nun yükselişini de yalnızca Mayıs 68’e bağlamak, onun önceki siyasi birikimini ve gaullist hareketin iç dinamiklerini gözden kaçırır.

Bu örnek, iktidar mücadelesinde aynı hükümet içinde bile farklı sonuçlar bulunduğunu hatırlatıyor: Cumhurbaşkanı 1968’de kaldı, 1969’da gitti; başbakan 1968’de görevden alındı, 1969’da ülkenin cumhurbaşkanı oldu.

ÜÇ FARKLI TAKVİM, ÜÇ FARKLI KAZANAN

30 Mayıs 1968’den bakarsak de Gaulle siyasal inisiyatifi geri aldı. 30 Haziran’dan bakarsak destekçileri mecliste açık çoğunluk elde etti. 12 Kasım ve 27 Aralık 1968’den bakarsak üniversite ve sendikal haklarda reform isteyenlerin taleplerinin bir bölümü yasal karşılık buldu. 28 Nisan 1969’dan bakarsak de Gaulle görevini bırakmıştı. Aynı tarihsel hikâyenin her kesiti farklı bir sonuca açılıyor. [4][8][9][13]

Bu nedenle “sokak sandığa yenildi” kadar, “sokak sonunda her şeyi kazandı” cümlesi de hatalı. Parlamento çoğunluğu siyasi iktidarın sürmesini sağladı; grevler ücret ve sendikal hakların genişlemesine katkıda bulundu; üniversite reformu öğrenci katılımını artırdı; çeşitli kültürel hareketler yeni bir dil yarattı. Bunların her biri farklı etkenlerin birleştiği süreçlerdi.

Üstelik değişimin maliyeti vardı: Polis müdahalelerinde ve fabrika çatışmalarında yaralanan, yaşamını yitiren, işini kaybeden ve günlük hayatı etkilenen insanlar bulunuyordu. Bir hareketi ahlaki olarak değerlendirmek, yalnızca sevdiğimiz sonuca odaklanmamak demektir. Kim hangi eylemden sorumluydu? Polis gücü ölçülü kullanıldı mı? İşçilerin örgütlenmesi korunurken çalışmak isteyenlerin hakları ne oldu? Yaralananlar ve aileleri için gerçek sonuç neydi? Bu sorular, zafer hikâyesinin dışında bırakılmamalı.

SONUÇ: SANDIK BİR GÜNÜ, TOPLUM DAHA UZUN BİR ZAMANI ÖLÇER

Mayıs 68’in siyasal iktidar mücadelesini de Gaulle kazandı; bunu Haziran seçimi ve meclis çoğunluğu gösteriyor. Fakat öğrencilerin, işçilerin ve başka toplum kesimlerinin dile getirdiği taleplerin tamamı boşa çıkmadı. Bazı kazanımlar hemen ücretlere yansıdı, bazıları aynı yıl yasaya girdi, bazılarıysa kültürel hafızada kaldı. De Gaulle de bir yıl sonra farklı bir siyasal yarışta yenildi.

Böylece yazının başındaki iki seçenekten birini işaretleyip dosyayı kapatamayız. Gençlik tek ve homojen değildi; de Gaulle de zamanın dışında duran değişmez bir iktidar değildi. Önemli soru kimin fotoğrafta daha güçlü göründüğü değil, hangi kurumun nasıl değiştiği ve bu değişimin kimlere yaradığıdır.

Belki Mayıs 68’in en uzun ömürlü mirası, toplumsal çatışmanın yalnızca bir galip ilanıyla sonlanmadığını hatırlatmasıdır. Sokağın, sandığın, işyerinin ve üniversitenin ayrı hesapları vardı. Bunları aynı sayfada okumayı öğrendiğimizde bir devrimi yalnızca yücelterek ya da yalnızca mahkûm ederek anlatmak zorunda kalmayız.

Bir sonraki yazı: 1969 — İSTANBUL’UN KANLI PAZARI. Paris’te gençlerin ve işçilerin mücadele ettiği dönemde Türkiye sokaklarında neler yaşanıyordu?

KAYNAKLAR VE İLERİ OKUMA

[1] Fondation Charles de Gaulle, “Chronologie de Mai 1968”, tarihsel olayların gün gün sıralaması: https://www.charles-de-gaulle.org/lhomme/dossiers-thematiques/mai-1968/documents/chronologie-de-mai-1968/

[2] Charles de Gaulle, “Allocution radiodiffusée du général de Gaulle, 30 mai 1968”, 30 Mayıs konuşmasının tam metni: https://www.charles-de-gaulle.org/lhomme/dossiers-thematiques/mai-1968/documents/allocution-radiodiffusee-du-general-de-gaulle-30-mai-1968-palais-de-lelysee/

[3] Fondation Charles de Gaulle, “Manifestation de soutien au général de Gaulle, 30 mai 1968”: https://www.charles-de-gaulle.org/lhomme/dossiers-thematiques/de-crise-de-mai-1968/manifestation-soutien-de-gaulle-30-mai-1968/

[4] Assemblée nationale, “Législatures” — 1967 ve 1968 seçimlerinin oy ve sandalye sonuçları, resmî parlamento arşivi: https://www.assemblee-nationale.fr/histoire/leg5repnew.asp

[5] INA, “25–27 mai 1968: les Accords de Grenelle”, SMIG ve ücret artışları, protokolün imza durumu: https://www.ina.fr/ina-eclaire-actu/25-27-mai-1968-les-accords-de-grenelle

[6] Fondation Charles de Gaulle, “Mai 1968” belge koleksiyonu, Charléty, siyasi muhalefet ve 29 Mayıs kronolojisi: https://www.charles-de-gaulle.org/lhomme/dossiers-thematiques/mai-1968/

[7] Bernard Tricot, “Notes sur le 29 et le 30 mai 1968”, Élysée’de tutulmuş çağdaş notlar: https://www.charles-de-gaulle.org/lhomme/dossiers-thematiques/mai-1968/documents/notes-sur-le-29-et-le-30-mai-1968-par-bernard-tricot/

[8] Légifrance, Loi n° 68-1179 du 27 décembre 1968 relative à l’exercice du droit syndical dans les entreprises, ilk resmî metin: https://www.legifrance.gouv.fr/jorf/id/JORFTEXT000000317291

[9] Légifrance, Loi n° 68-978 du 12 novembre 1968 d’orientation de l’enseignement supérieur, “Faure Yasası”nın ilk metni: https://www.legifrance.gouv.fr/jorf/id/JORFTEXT000000693185

[10] Bibliothèque nationale de France, “Esprit(s) de mai 68 — Non!”, hareketin düşünceleri, metinleri ve örgütleri: https://expositions.bnf.fr/mai68/expo/non/index.htm

[11] Bibliothèque nationale de France, “Affiches de Mai 68”, arşivdeki afişler, kolektif baskı ve dağıtım yöntemleri: https://www.bnf.fr/fr/affiches-de-mai-68

[12] Bibliothèque nationale de France, “Esprit(s) de mai 68 — La presse”, ORTF grevi ve dönemin radyo yayınları: https://expositions.bnf.fr/mai68/expo/presse/index.htm

[13] Fondation Charles de Gaulle, “De la crise de mai 1968 au référendum d’avril 1969”, Pompidou’nun görevden ayrılışı, anayasa referandumu ve yorumlar: https://www.charles-de-gaulle.org/lhomme/dossiers-thematiques/de-crise-de-mai-1968/

[14] Fondation Charles de Gaulle, “28 avril 1969: Le général de Gaulle cesse d’exercer ses fonctions” (29 Nisan 2026), referandum sonucunun yüzde 52,41 oluşu ve istifanın yürürlük tarihi: https://www.charles-de-gaulle.org/blog/2026/04/29/28-avril-1969-le-general-de-gaulle-cesse-dexercer-ses-fonctions/

EDİTORYAL NOT

Haziran 1968 parlamento seçimleriyle Nisan 1969 referandumu farklı türde halkoylamalarıdır: İlki milletvekillerini, ikincisi anayasal reformu ve de Gaulle’ün buna bağladığı siyasi yetkisini ilgilendirir. Resmî Ulusal Meclis kayıtlarındaki 293/487 sandalye verisi kullanılmıştır; bazı ikincil kaynaklardaki farklı sandalye sayıları tercih edilmemiştir. Grenelle müzakerelerinin imzalanmayan protokolü ve daha sonra yürürlüğe giren yasalar ayrı gösterilmiştir. Toplumsal kültürün uzun vadeli dönüşümü tek başına Mayıs 1968’in doğrudan sonucu olarak sunulmamıştır.

‹ DİĞER YÜZ