ARAP BAHARI’NDAN HONG KONG’A
Dijital çağın meydanları: Bir telefon ekranından yükselen öfke devleti ne kadar değiştirebilir?

Tunus’ta bir seyyar satıcının ölümü, Kahire’de Tahrir, Suriye’de bir iç savaş, Hong Kong’da şemsiyeler, Şili’de metro turnikeleri… 2010’lardan itibaren farklı toplumlar aynı soruyu yeniden sordu: İnsanlar bir araya geldiğinde tarih hangi yönde ilerler? Yanıt, ne internetin ne de meydanın tek başına zafer vaat ettiğini gösteriyor.
17 Aralık 2010, Tunus’un Sidi Bouzid kenti. Seyyar satıcı Muhammed Buazizi, kolluk görevlileriyle yaşadığı anlaşmazlığın ardından kendini ateşe verdi. Olayın ilk haberlerindeki ayrıntılar birbirinden farklıydı; fakat sonrasında gelişen protestoların yönü açıktı. Bir kişinin yaşadığı olay, işsizlik, yolsuzluk, yoksulluk ve siyasi baskı şikâyetlerinin sembolüne dönüştü. 14 Ocak 2011’de yıllardır ülkeyi yöneten Zeynel Abidin Bin Ali Tunus’tan ayrıldı. [1][2]
Ardından görüntüler peş peşe geldi: yürüyüşler, meydanlarda sabahlayanlar, güvenlik kuvvetlerinin müdahaleleri, devlet başkanlarının televizyon konuşmaları. Bu hız, kimi yorumcuları “Facebook devrimi” ve “Twitter devrimi” ifadelerine yöneltti. Oysa ekran, iş bırakan işçinin, mahalle örgütlenmesinin veya ateş açma emrini yerine getirmeyen askerin yerine geçmiyordu. Daha doğru soru şuydu: Dijital ağlar, zaten mevcut olan hoşnutsuzluğu hangi koşullarda toplumsal güce çevirebiliyordu? [3][4]
Arap Baharı’nı Hong Kong’un kopyası, Hong Kong’u da Tahrir’in devamı gibi sunmak doğru olmaz. Rejimler, güvenlik kurumları, ekonomik koşullar ve protestocular farklıydı. Ama aynı çağın bu hareketlerini karşılaştırmak, ortak yöntemlerle farklı sonuçların nasıl bir araya geldiğini anlamamızı sağlayabilir.
Tunus: Bir kıvılcım neden her yerde yangına dönüşmedi?
Buazizi’nin eylemi sihirli bir başlangıç düğmesi değildi. Tunus’un iç kesimleri uzun süredir kıyı kentlerinden daha zayıf ekonomik imkânlara sahipti; işsizlik, yolsuzluk ve polis baskısına ilişkin şikâyetler yaygındı. İnsanlar cenazelerde, sendika ağlarında, avukatlık çevrelerinde ve mahallelerde buluştu. Toplumsal örgütlerin ve mesleki ağların varlığı, protestoların Sidi Bouzid’den başka kentlere uzanmasında önemliydi. [1][2]
Bin Ali’nin ayrılması iktidar değişikliğiydi, demokratik dönüşümün tamamlanması değildi. Tunus’ta 2014 Anayasası kabul edildi, seçimler yapıldı, koalisyonlar kuruldu. 2013’te siyasi cinayetler ve kutuplaşma ağırlaşınca sendika, işveren örgütü, İnsan Hakları Birliği ve avukatlar örgütünden oluşan Ulusal Diyalog Dörtlüsü görüşme zemini kurdu; 2015 Nobel Barış Ödülü’nü aldı. Böylece sokaktaki enerjinin kurumlara dönüşmesi için tarafların müzakere etmesi gerektiği de görüldü. [5]
Fakat süreç doğrusal ilerlemedi. İşsizlik ve bölgesel eşitsizlikler sürdü. Cumhurbaşkanı Kays Said Temmuz 2021’de olağanüstü yetkiler alarak parlamentonun çalışmalarını askıya aldı; sonraki yıllarda siyasi kurumların yetkilerini yeniden düzenledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2026’da muhalefete, gazetecilere ve sivil topluma yönelik baskılar belgeledi. Said yönetimi otoriterleşme suçlamalarını reddetti. 17 Ekim 2026’da Tunus’ta binlerce kişinin katıldığı yeni bir protesto, ilk hareketin taleplerinin tamamlanmış bir tarih olmadığını hatırlattı. [6][7][32]
Tunus’ta somut kazanımlar kadar geri dönüşler de var: Bir rejim devrildi, çoğulcu kurumlar kuruldu, daha sonra bu kurumların bir bölümü zayıflatıldı. Tek kelimelik bir “zafer” ya da “yenilgi” hükmü üç ayrı dönemi birbirine karıştırır.
Kahire: Tahrir’i dolduranlar neden aynı geleceği istemiyordu?
25 Ocak 2011’de Mısır’da gösteriler başladığında öne çıkan talepler polis şiddetinin sona ermesi, özgürlük, sosyal adalet ve Hüsnü Mübarek’in uzun iktidarının bitmesiydi. 28 Ocak’taki gösteriler ile güvenlik kuvvetlerinin müdahalesinden sonra hareket büyüdü. Tahrir Meydanı, birbirinden farklı toplumsal ve siyasal çevrelerin buluştuğu bir sembole dönüştü. 11 Şubat’ta Mübarek görevinden ayrıldı; yönetimi Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi üstlendi. [8][9]
Meydanda bir süre için yiyecek paylaşma, temizlik, güvenlik ve yaralılara yardım etme gibi dayanışmalar kuruldu. Fakat bu, katılımcıların anayasa, ekonomi veya din-devlet ilişkisi hakkında aynı fikri taşıdığı anlamına gelmiyordu. Liberaller, solcular, İslamcı hareketler, örgütsüz gençler ve başka kesimler baskıcı yönetimin sona ermesinde buluşabiliyor; sonrasının siyasetinde ayrışabiliyordu.
2012’de Muhammed Mursi cumhurbaşkanı seçildi. 2013’te büyük Mursi karşıtı gösteriler yaşanırken ordu 3 Temmuz’da onu görevden uzaklaştırdı. Darbe sonrasındaki gösterilerin bastırılması sırasında çok sayıda insan öldürüldü; insan hakları kuruluşları Rabaa ve başka olaylar hakkında ağır ihlal raporları yayımladı. 2011’deki protestolar, 2013’teki kitlesel gösteriler, ordu müdahalesi ve sonraki baskı ayrı aşamalar olarak değerlendirilmeli. [9][10]
Kahire’nin zor sorusu şu: Bir başkanın gitmesini sağlayan toplumsal ittifak, yerine hangi kurum ve kuralların geçeceğinde anlaşamayabilir. Sokak gücü, seçim ve güvenlik kurumlarının rolü arasında uzlaşma kurulmadığında ilk kazanımın korunması çok daha güçleşebilir.
Suriye: Protestodan savaşa giden kırılma
Mart 2011’de Suriye’nin Dera kentindeki protestolar, devletin sert müdahalesi ve uzun süredir biriken siyasal baskı şikâyetleriyle büyüdü. Reform çağrıları ülkenin başka bölgelerine yayıldı; rejimin silahlı bastırması, ordudaki ayrışmalar, silahlı muhalefetin ortaya çıkışı, dış güçlerin müdahaleleri ve aşırıcı örgütlerin faaliyetleri ülkeyi çok taraflı bir savaşa taşıdı. Bu dönüşüm, bir günde barışçıl kalabalığın aynı anda silahlandığı basit bir hikâye değildir. [11]
Savaşı yalnızca “protestocular şiddete başvurdu” diye açıklamak mümkün değil. Hükümetin müdahalesi, silahlı örgütler, mezhepsel gerilimler, bölgesel ve küresel güçler, milyonlarca insanın hayatını etkileyen birbirinden ayrı nedenler üretti. Bir protestonun sonuçlarını incelerken savaşın sonraki safhalarını ilk günkü yürüyüşçülerin niyetine indirgememek gerekir.
8 Aralık 2024’te Beşşar Esad yönetimi, HTŞ öncülüğündeki silahlı muhalefet koalisyonunun taarruzuyla devrildi. Bu, 2011 protestolarının doğrudan ve kesintisiz bir “son zaferi” değildir: Arada uzun bir savaş, kitlesel yerinden edilme, savaş suçları ve değişen ittifaklar var. 2025–2026 döneminde İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Birleşmiş Milletler, geçiş yönetimine ilişkin hukuk devleti ve hesap verebilirlik sorunlarını belgelemeyi sürdürdü. [11][12]
Suriye bilançosunu yalnızca iktidardaki kişinin değişmesiyle çıkarmak, kayıp aileleri, yıkılmış kentleri ve sürgün hayatlarını siler. Siyasal dönüşümle ona giden yoldaki insani bedeli birlikte değerlendirmek gerekir.
Bahreyn: Bir kavşağa kurulan kamp
2011’de Bahreyn’de protestocular Manama’daki İnci Meydanı’nı siyasal reform taleplerinin merkezine çevirdi. Farklı gruplar anayasal haklar, temsil ve yönetimin geleceği konusunda farklı beklentiler taşıyordu. İktidar olayları kamu düzeni ve güvenlik sorunu olarak ele aldı; Suudi Arabistan öncülüğündeki bölgesel destekle sert bastırma gerçekleşti. [13]
Kral tarafından oluşturulan Bahreyn Bağımsız Soruşturma Komisyonu’nun 2011 raporu güvenlik görevlilerinin aşırı güç kullandığını, keyfî gözaltılar, işkence ve adil yargılanma hakkı ihlalleri yaşandığını belirledi. Hükümet reform taahhütlerinde bulunsa da insan hakları kuruluşları bunların uygulanmasını temel meselelerde yetersiz buldu. Bu olay, güvenlik kurumlarının güçlü ve bölgesel desteğin etkili olduğu bir ülkede kitlesel protestonun iktidarı değiştirmeyebileceğini gösterir. [13][14]
Libya ve Yemen: Rejimin çöküşü devletin işlemesi demek değildir
Libya’da 2011 protestoları rejimin ağır silahlı karşılığıyla çatışmaya dönüştü; NATO müdahalesi, muhalif silahlı gruplar ve Muammer Kaddafi yönetiminin çöküşü yeni dönem başlattı. Fakat sonraki yıllarda milis yapılar, dış müdahaleler ve rakip yönetimler ülkenin siyasal birliğini zorladı. 2026’da da ağır hak ihlalleri ve parçalanmış yönetim sorunları haber konusu olmayı sürdürüyor. [1][15]
Yemen’de Ali Abdullah Salih’in protestoların ardından görevden ayrılması istikrarlı siyasal geçiş sağlamadı. İç gerilimler, Husilerin yükselişi, 2014’te başkent Sana’nın ele geçirilmesi, 2015’ten itibaren dış müdahaleler ve savaş çok katmanlı bir insani krize dönüştü. Birleşmiş Milletler’in 20 Ekim 2026 tarihli değerlendirmesi, milyonlarca insanın hâlâ yardıma muhtaç olduğunu ve çatışmaların yeniden ağırlaştığını gösteriyor. [16]
Bütün savaşların sorumluluğunu ilk protestolara yüklemek de, lider devrildikten sonra ortaya çıkan devlet sorunlarını yok saymak da yanlış. Sokak bir hükümdarın makamını değiştirebilir; ama silahlı örgütler, ekonomi, kurumlar ve dış ilişkiler aynı anda yeniden yapılanmazsa günlük hayatın idaresi kırılgan kalabilir.
Hong Kong 2014: Şemsiyenin siyasete dönüşmesi
2014’te Hong Kong’da gerçek anlamda genel oy hakkı ve yerel yönetici seçiminin yöntemi üzerindeki anlaşmazlıklar protestoları büyüttü. Göstericiler Admiralty, Mong Kok ve Causeway Bay gibi bölgelerde yolları işgal etti. Polis müdahalesi karşısında kullanılan şemsiyeler hareketin simgesi oldu. “Şemsiye Hareketi” yaklaşık 79 gün sürdü; ulaşımı, ticareti ve kent hayatını etkiledi. [17]
Merkezi talep o sırada karşılanmadı; yıllar sonra kimi önderler yargılandı ve hapis cezasına çarptırıldı. Ancak 2014’ün politik hatırası, 2019’da çok daha büyük bir mobilizasyonun ortaya çıkışını anlamak için önemliydi. Şemsiyeler yalnızca hoş bir fotoğraf değildi: Başkalarının da korkuyu aşarak sokağa çıkabileceğine dair ortak bir deneyim yaratıyordu. [17]
Hong Kong 2019: Bir yasa tasarısı nasıl sistem tartışmasına dönüştü?
2019’da Hong Kong yönetiminin suç şüphelilerinin Çin ana karasına iadesini mümkün kılacak yasa tasarısı, yargı bağımsızlığına ilişkin kaygılar nedeniyle büyük protestoları tetikledi. İlk yürüyüşlerde yüz binlerce kişi bir araya geldi; organizatörlerin katılım tahminleriyle polis rakamları birbirinden farklıydı. Haziran sonrasında gösteriler siyasi temsil, polis uygulamalarının soruşturulması ve Hong Kong’un özerkliği gibi daha geniş taleplere evrildi. [18][19]
Carrie Lam yönetimi Eylül 2019’da tasarıyı geri çekeceğini açıkladı; tasarı Ekim’de resmen geri çekildi. Bu, protestoların ilk ve somut hedeflerinden biri açısından kazanımdı. Ancak hareketin diğer talepleri karşılanmadığı için gösteriler sona ermedi. Bazı grupların kamu binalarına, metroya, işletmelere ve siyasi rakiplerine yönelik saldırıları ile polis şiddeti iddiaları, aylar içinde tartışmayı bir yasa metninden daha geniş bir meşruiyet krizine çevirdi. [18][19][20]
Çatışmaları sadece “halk ile polis” diye anlatmak eksik kalır. Barışçıl yürüyüşçüler, daha sert taktikleri savunan gruplar, karşı göstericiler, bölge sakinleri ve esnaf farklı tavırlar sergiledi. Hong Kong üzerine akademik araştırmalar, katılımcıların şiddeti özel değerlendirmelerinde ahlaken yanlış bulsalar bile hareketin bölünmesini istemedikleri için bunu kamu önünde kınamaktan kaçınabildiğini gösteriyor. Samson Yuen’in 2023 tarihli çalışması bu davranışı “hoşgörülü dayanışma” kavramıyla inceliyor. [21]
Bu bulgu dikkat çekici: Bir hareketin çevresindeki şiddete karşı açık tepkinin zayıf olması, bütün katılımcıların şiddeti onayladığı anlamına gelmeyebilir. Ama sessizlik hareketin yöntemlerini içeriden tartışmayı da güçleştirebilir. Şiddetin protestolara desteği her zaman otomatik düşürdüğü varsayımı, eldeki araştırmalarla bağdaşmıyor.
Hong Kong 2020–2026: Çekilen tasarıdan daha sert güvenlik düzenine
Çin merkezi yönetimi Haziran 2020’de Hong Kong için ulusal güvenlik yasasını yürürlüğe koydu. 2024’te Hong Kong yasama organı, Temel Yasa’nın 23. maddesi kapsamında ek ulusal güvenlik düzenlemeleri kabul etti. Hong Kong ve Pekin yönetimleri düzenlemeleri güvenlik ve istikrar için gerekli görürken, uluslararası insan hakları kuruluşları ve bazı hukukçular ifade ve örgütlenme özgürlüğünün daraldığını belirtti. [22][23]
2026’da Hong Kong’un finansal merkez olarak toparlandığını anlatan haberler de var; ancak ekonomik canlılık ve siyasi özgürlükler ayrı ölçütlerdir. Borsanın güçlü oluşu, 2019’un siyasi taleplerinin karşılandığı anlamına gelmez. Aynı şekilde iade tasarısının geri çekilmesi de sonraki güvenlik düzenlemelerini yok saymamıza izin vermez.
Hong Kong’da bir yasa tasarısını geri çektirebilen hareket, sonraki yıllarda daha kapsamlı bir güvenlik rejimiyle karşılaştı. Kısa vadeli kazanım, uzun vadeli siyasi güç dengesini tek başına belirlemedi.
Şili 2019: Otuz peso mu, otuz yıl mı?
Ekim 2019’da Santiago metrosundaki otuz Şili pesosu tutarındaki ücret artışı, öğrenci gruplarının turnikelerden ücret ödemeden geçme eylemleriyle protesto edildi. “Sorun otuz peso değil, otuz yıl” sloganı hızla yayıldı. Tartışma artık sadece metro fiyatı değildi: Emeklilik, eğitim, sağlık, gelir eşitsizliği ve demokratik temsil meseleleri gösterilere katılmıştı. [24]
Geniş katılımlı yürüyüşlerin yanında yağma, kundaklama, metro istasyonlarına saldırı ve ciddi kamu zararı yaşandı. Şiddetli olaylar, sokağa çıkan herkesin aynı yöntemi kullandığı anlamına gelmiyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2019 raporu, gösterilerin çoğunluğunun barışçıl olduğunu, buna karşın güvenlik görevlilerinin ciddi insan hakları ihlalleri işlediğine ilişkin makul gerekçeler bulunduğunu belirtti. Raporda özellikle göz yaralanmalarının yaygınlığı üzerinde duruldu. [25][26]
Protestolar yeni bir anayasa tartışmasının başlamasında etkili oldu. 2020’de yeni anayasa hazırlanması yönündeki referandumun ardından süreç kurumsal zemine taşındı. Fakat seçmenler 2022’de ilerici nitelikleriyle tanımlanan taslağı, 17 Aralık 2023’teyse daha muhafazakâr taslağı reddetti. Meydanda değişim talebinin görünür olması, önerilen her çözüm için aynı ölçüde uzlaşma bulunduğu anlamına gelmiyordu. [27]
Şili bir itirazın gündemi değiştirmesiyle hazırlanmış reformun kabul edilmesi arasındaki mesafenin örneği. Halkın sokağa çıkması, aynı halkın daha sonra sandığa getirilen her metne evet demek zorunda olduğu anlamına gelmez. Bazen protestocuların ortak paydası “bu düzen böyle sürmesin” olur; “yerine ne gelsin?” sorusu ise çok daha bölücüdür.
2019’un ikinci dalgası: Cezayir ve Sudan
Arap Baharı’ndan sekiz yıl sonra Cezayir ve Sudan’da büyük hareketler yeniden yükseldi. Cezayir’de Abdülaziz Buteflika’nın beşinci kez cumhurbaşkanı olma girişimine karşı Hirak gösterileri başladı; Buteflika Nisan 2019’da görevden ayrıldı. Ancak güvenlik ve siyaset kurumlarının ağırlığı nedeniyle protestocuların daha kapsamlı dönüşüm talebi sürdü. Bir liderin çekilmesinin rejim yapısının tamamının değiştiği anlamına gelmediği yeniden görüldü.
Sudan’da 2018 sonunda ekmek ve yakıt fiyatlarının artırılmasına tepkiyle başlayan gösteriler Nisan 2019’da Ömer el-Beşir’in iktidardan uzaklaştırılmasına uzandı. Askerî yönetimle sivil gruplar arasında geçiş anlaşmaları yapıldı; göstericilerin oturma eylemi Haziran 2019’da kanlı şekilde dağıtıldı. 2021’deki askerî müdahale ve 2023’te başlayan savaş, 2019’un umutlarından çok farklı bir tablo ortaya çıkardı. [29]
Buradan çıkarılacak ders “bütün Arap hareketleri aynı nedenle sonuçsuz kaldı” şeklinde bir genelleme değil. Ülkelerin kurumları, orduları, toplumsal örgütleri ve dış ilişkileri farklıydı. Sudan’daki savaşın sorumluluğunu 2018’de ekmek isteyen insanların niyetine indirgemek, nedensellik zincirinin büyük bölümünü atlamak olur.
Sosyal medya devrimi yapar mı?
İnternet hakkındaki büyük iddialar sınanmaya muhtaç. Adam Smidi ve Saif Shahin’in 2017’de yayımladığı akademik derleme, Arap Baharı üzerine çalışmaların çoğunun sosyal medyanın konuşmayı, bağlantı kurmayı ve eylemleri koordine etmeyi kolaylaştırdığı sonucuna vardığını; ancak bazı araştırmacıların bu rolü ikincil gördüğünü belirtiyor. “Sosyal medya devrimi yaptı” ile “sosyal medya önemsizdi” arasında geniş bir ampirik alan bulunuyor. [3]
2015 tarihli bir başka çalışma, Arap Baharı sırasında 16 ülkeden coğrafi konumu bilinen yaklaşık 13,8 milyon tweet ile protesto verilerini karşılaştırdı. Belirli etiketler etrafındaki çevrim içi koordinasyonun ertesi günkü sokak eylemleriyle ilişkili olduğunu saptadı. Ama istatistiksel ilişki, tweetlerin tek başına protestoya neden olduğunun kesin kanıtı değildir. Çevrim dışı örgütlenme, haber akışı ve ortak şikâyetler aynı anda hem paylaşımı hem de yürüyüşü artırabilir. [4]
Dijital ağlar en az üç işi yapabiliyor: “Ben yalnız değilim” duygusunu güçlendirmek, eylemlerin yerini ve zamanını duyurmak, göstericilerin ve devletin davranışlarını dünya kamuoyuna taşımak. Buna karşılık yanlış görüntülerin dolaşımı, propaganda, veri toplama ve gözetim aynı ağların özellikleri. Telefon yurttaşın kamerası olabilir; ama onu takip etmek isteyen kurumlara da veri sağlayabilir.
İnsanların yalnızca algoritmalar tarafından sokağa çıkarıldığını söylemek fazla kolaydır. İnsanlar işsiz kaldıkları, temsil edilmediklerini düşündükleri, polis şiddetine tanık oldukları veya gelecekten endişe ettikleri için de protestoya katılır. Sosyal medya bunların yerine geçmez; birbirinden habersiz insanları buluşturabilir, öfkelerini büyütebilir veya yanlış yönlendirebilir. Ayrıca internete erişemeyenlerin deneyimini gölgede bırakabilir.
Lidersiz hareket gerçekten lidersiz midir?
Tahrir, Hong Kong veya Şili anlatılırken sık sık “lideri olmayan” hareketlerden söz edildi. Bu, çoğu zaman merkezi bir emir-komuta zinciri olmadığı anlamına gelir; hareketin içinde etkili kişi, grup ya da haberleşme düğümü bulunmadığı anlamına gelmez. Hong Kong’un dijital tartışmaları, hangi taktiğin makul olduğu ve hangi davranışın kamuoyu desteğine zarar verebileceği üzerine sürekli müzakere içeriyordu.
2026’da yayımlanan bir bilimsel araştırma, Hong Kong’un 2019 protestolarında merkezi liderlik bulunmadan gelişen “iç frenleri” inceliyor: Orantılılık, belirli koşullara bağlılık, olası sonuçları değerlendirme ve ahlaki sınırlar gibi gerekçelerle şiddetin tırmanmasını sınırlamaya çalışan dijital tartışmalar. Bu çalışma “lidersiz kalabalıkta kimse kimseyi durduramaz” varsayımını sorguluyor. [30]
Merkezi olmayan örgütlenmenin yine de maliyeti olabilir. Taleplerin nihai biçimini kim belirleyecek? Hükümet anlaşma önerdiğinde kim imza atacak? Bir grup taş attığında kim bütün hareket adına konuşabilir? Hızlı seferberlik ve istikrarlı müzakere kapasitesi aynı şey değildir. Tunus’taki Diyalog Dörtlüsü ile Hong Kong’daki dağıtık ağları bu açıdan karşılaştırmak ayrıca öğretici.
Yağma hareketin meşruiyetini mutlaka bitirir mi?
Bu soruyu iki ayrı düzeyde ele almalıyız. İlk düzey somut suçtur: Kundaklama, yağma veya saldırıdan kim sorumludur, kim zarar görmüştür, hangi fiil belgelenmiştir? İkinci düzey kamuoyu algısıdır: Suçların görünür hâle gelmesi protestoya desteği nasıl etkilemiştir? Bu iki olgu bağlantılı olabilir ama özdeş değildir.
Hong Kong araştırmacısı Samson Yuen’in anket deneyinde, katılımcılar şiddet içeren taktikleri özel değerlendirmelerinde daha fazla eleştirebilirken hareket içi birlik nedeniyle bunları kamu önünde aynı ölçüde kınamıyorlardı. Başka bir araştırma ise özellikle tarafsız kişilerle sosyal temasın sert taktiklere hoşgörüyü azaltabildiğine işaret etti. Bunlar belirli yer ve dönemlerde elde edilen bulgulardır; Şili’ye, Tunus’a veya Paris’e otomatik aktarılamaz. [21][31]
Devletin aşırı güç kullanması da hareketin algısını değiştirebilir. Şili’de Birleşmiş Milletler polis müdahalesinin kimi durumlarda barışçıl eylemcilerle şiddete katılanları ayırmadığını belgeledi. Hong Kong üzerine Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanları da barışçıl gösterilere katılmanın tek başına suç sayılmaması gerektiğini vurguladı. Protestonun meşruiyetini değerlendirirken devletin kendi hukuki yükümlülüklerini göz ardı etmek açıklamayı eksiltir. [20][25]
Dolayısıyla “cam kırıldı, hareket bitti” kolaycılığı kadar “talep haklı, bütün eylemler meşru” kolaycılığından da uzak durmalıyız. Fail, yöntem, zarar görenler, hukuk ve toplumsal destek ayrı ayrı incelenmeli. Dergimizin suç ve meşruiyet bölümünde bu konuyu daha ayrıntılı işleyeceğiz.
Bir fotoğrafın gösterdiği ve gizlediği
2011 Tahrir fotoğrafında yan yana duran insanlar birkaç yıl sonra birbirine zıt siyasi çevrelerde yer almış olabilir. 2014 Hong Kong fotoğrafındaki renkli şemsiyeler 2019’daki sert tartışmaları göstermez. Şili’de metro turnikesinden atlayan öğrenci görüntüsü aylara yayılan eşitsizlik meselesini tek başına açıklamaz.
Görsel hafızamız yoğun bir ânı seçer; tarih ise öncesindeki koşulları ve sonrasındaki kurumları araştırmak zorundadır. Gazetecinin en yanıltıcı kolaylığı protestoyu yalnızca çarpıcı bir videoyla tanımlamaktır. Bir gösterinin en haber değeri taşıyan görüntüsü, gösteriye katılan insanların temsili örneklemi değildir. Sokaklarda yalnızca bağıranlar değil; korktuğu için geri dönenler, yaralıları taşıyanlar, ekonomik kayba uğrayanlar ve evinden çıkamayanlar da vardır.
Altı meydanın farklı bilançosu
Tunus: Devlet başkanı devrildi, çoğulcu kurumlar oluşturuldu; sonraki yıllarda siyasi alan daraldı. Mısır: Mübarek gitti, seçimler yapıldı; 2013 askerî müdahalesi ve ağır hak ihlalleri yeni bir dönem başlattı. Suriye: 2011 protestoları çok taraflı savaş ortamında farklılaştı; Esad yönetiminin 2024’te devrilmesinden sonra bile insani ve hukuki meseleler sürüyor.
Bahreyn: Protestolar bastırıldı, resmi soruşturma ciddi devlet ihlalleri buldu. Hong Kong: 2019’daki iade tasarısı geri çekildi; 2020 ve 2024’te daha kapsamlı güvenlik yasaları geldi. Şili: 2019 protestoları anayasa sürecini başlattı, fakat seçmenler iki ayrı taslağı reddetti. “Kazandı” sözcüğünün zaman aralığı ve konusu değiştikçe bilanço da değişir.
Ortak özellik şu: Başlangıçtaki şikâyet, insanlar sokağa çıktıktan sonra dönüşebilir. Vergi, ekmek, iade yasası veya metro bileti, bir süre sonra devletin yurttaşlarına nasıl davrandığı ve yurttaşların geleceklerini ne ölçüde belirlediği tartışmasına bağlanabilir. Bu genişleme, bir yandan daha çok insanı harekete geçirirken diğer yandan talebi belirsizleştirip müzakereyi zorlaştırabilir.
Son söz: Bildirim gelince devrim olmuyor
XXI. yüzyılın sokak hareketleri iletişim teknolojisinin tarihin hızını değiştirebildiğini gösterdi. Bir görüntü sınır aştı, bir etiket insanları buluşturdu, bir çağrı on binlerce kişiye ulaştı. Ama hız ile yön aynı şey değil. Haberdar olmak ortak amaçta anlaşmak, ortak amaç kurum kurmak, kurum kurmak da onları yıllarca korumak demek değil.
Tunus’un diyalog masası, Kahire’nin ordu-siyaset gerilimi, Suriye’nin savaşı, Hong Kong’un güvenlik yasaları ve Şili’nin referandumları bunu gösteriyor. Dijital çağın meydanları eski soruyu ortadan kaldırmadı; daha görünür kıldı: Sokağın gücü hukuka, temsile ve kalıcı kurumlara nasıl dönüşür? İnsanlar haklarını savunurken kendi içlerindeki şiddet ve ayrışmayla nasıl hesaplaşır?
Sıradaki yazıda Paris’e, 1968’e geri döneceğiz. Öğrencilerle işçilerin aynı anda sokağı doldurduğu o ilkbaharda Facebook ve şifreli mesajlaşma yoktu; duvar yazıları, broşürler, sendika toplantıları ve meydanlar vardı. Ama yine şu soru soruluyordu: Değişim nerede başlar, onu kim sürdürür?
Bir sonraki yazı: MAYIS 68 — PARİS NASIL AYAĞA KALKTI?
KAYNAKLAR VE İLERİ OKUMA
[1] Paul Salem, “Three Months after Bouazizi” (Carnegie, 2011): https://carnegieendowment.org/research/2011/03/three-months-after-bouazizi-patterns-of-progress-and-regression-in-the-arab-spring
[2] Thomas Carothers, “Tunisia: Lessons of Authoritarian Collapse” (Carnegie, 2011): https://carnegieendowment.org/research/2011/01/tunisia-lessons-of-authoritarian-collapse
[3] Adam Smidi ve Saif Shahin, “Social Media and Social Mobilisation in the Middle East” (2017): https://journals.sagepub.com/doi/full/10.1177/0974928417700798
[4] “Online social networks and offline protest” (EPJ Data Science, 2015): https://link.springer.com/article/10.1140/epjds/s13688-015-0056-y
[5] Nobel Komitesi, “National Dialogue Quartet” (2015): https://www.nobelprize.org/prizes/peace/2015/press-release/
[6] Carnegie Endowment, “Global Lessons for Tunisia’s Stalled Transition” (2022): https://carnegieendowment.org/research/2022/07/global-lessons-for-tunisias-stalled-transition
[7] Human Rights Watch, “Updated Briefing Paper on Tunisia” (4 Eylül 2026): https://www.hrw.org/news/2026/09/04/human-rights-watch-updated-briefing-paper-on-the-human-rights-situation-in-tunisia
[8] Human Rights Watch, “World Report 2012: Egypt”: https://www.hrw.org/world-report/2012/country-chapters/egypt
[9] Amnesty International, “Egypt rises: Killings, detentions and torture” (2011): https://www.amnesty.org/en/documents/mde12/027/2011/en/
[10] Human Rights Watch, “World Report 2015: Egypt”: https://www.hrw.org/world-report/2015/country-chapters/egypt
[11] Human Rights Watch, “World Report 2026: Syria”: https://www.hrw.org/world-report/2026/country-chapters/syria
[12] Human Rights Watch, “Submission to the Universal Periodic Review of Syria” (2026): https://www.hrw.org/news/2026/07/16/submission-to-the-universal-periodic-review-of-syrian-arab-republic
[13] Human Rights Watch, “Bahrain: Report Confirms Punitive Campaign Against Protesters” (2011): https://www.hrw.org/news/2011/11/23/bahrain-report-confirms-punitive-campaign-against-protesters
[14] Human Rights Watch, “Bahrain: Vital Reform Commitments Unmet” (2012): https://www.hrw.org/news/2012/03/28/bahrain-vital-reform-commitments-unmet
[15] Associated Press, “Libya executing people based on secret trials” (15 Ekim 2026): https://apnews.com/article/87213695103ec5ca7c32f1f4dd34ebb5
[16] United Nations Western Europe, “Yemen: general collapse and resumption of fighting” (20 Ekim 2026): https://unric.org/en/yemen-general-collapse-and-resumption-of-fighting/
[17] Reuters, “Four Hong Kong ‘Occupy’ leaders jailed for 2014 democracy protests” (2019): https://www.euronews.com/2019/04/24/hong-kongs-occupy-leaders-face-possible-jail-for-2014-democracy-protests
[18] Reuters, “Timeline of Hong Kong’s politics” (2020): https://reuters.screenocean.com/record/1556218
[19] Human Rights Watch, “Hong Kong Leader Formally Withdraws Controversial Bill” (2019): https://www.hrw.org/news/2019/09/04/hong-kong-leader-formally-withdraws-controversial-bill
[20] BM İnsan Hakları Uzmanları, “Hong Kong urged not to silence peaceful protest” (2020): https://www.ecoi.net/en/document/2030171.html
[21] Samson Yuen, “Tolerant Solidarity With Violent Protesters” (2023): https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/00220027231154451
[22] Reuters, “Article 23: Hong Kong’s new national security laws” (2024): https://www.reuters.com/world/asia-pacific/article-23-what-you-need-know-about-hong-kongs-new-national-security-laws-2024-03-19/
[23] Reuters, “Hong Kong’s rocky democratic road under Chinese rule” (2025): https://www.reuters.com/world/asia-pacific/hong-kongs-rocky-democratic-road-under-chinese-rule-2025-04-11/
[24] TIME, “What to Know About the Protests in Chile” (2019): https://time.com/5710268/chile-protests/
[25] BM OHCHR, “Report on the Mission to Chile, 30 October–22 November 2019”: https://www.ohchr.org/Documents/Countries/CL/Report_Chile_2019_EN.pdf
[26] Amerika Ülkeleri İnsan Hakları Komisyonu, “Excessive Use of Force in Chile” (2019): https://www.oas.org/en/iachr/media_center/PReleases/2019/317.asp
[27] Associated Press, “Chilean voters reject conservative constitution” (2023): https://apnews.com/article/f7be231ff564856f6a5e1b0c0ac12c57
[28] Reuters, “Algerian leader Bouteflika quits after mass protests” (2019): https://www.euronews.com/2019/04/02/in-algiers-students-march-to-demand-immediate-end-to-bouteflika-rule
[29] Al Sharq Strategic Research, “Sudan: Timeline of the 2019 Uprising” (2020): https://research.sharqforum.org/2020/07/10/sudan-timeline-of-the-2019-uprising/
[30] Journal of Peace Research, “Braking bad: how internal brakes restrain violent tactics in leaderless protests” (2026): https://academic.oup.com/jpr/article/63/1/41/8431682
[31] Yuan Hsiao ve Lake Lui, “How heterogeneous social influences affect tolerance of violent tactics” (2025): https://journals.sagepub.com/doi/full/10.1177/20570473251327236
[32] Reuters, “Tunisians stage biggest protest in years against President Saied” (17 Ekim 2026): https://www.reuters.com/business/media-telecom/tunisians-stage-biggest-protest-years-against-president-saied-2026-10-17/
EDİTORYAL NOT
Bu yazı 20 Ekim 2026’ya kadar yayımlanmış kaynakları esas alıyor. Protestoların başlangıç gerekçeleri ile sonradan gelişen silahlı çatışmalar ve suçlar ayrı ele alınmıştır. Ölü, yaralı ve katılım sayılarında kullanılan yöntemler farklı olduğundan tartışmalı sayılar kesin bilgi gibi sunulmamıştır.