←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

UMAY

VIII. yüzyılın en güçlü Türk devletlerinden birinin hükümdarı, kardeşinin yiğitlik adını alışını anlatırken annesini bir tanrıçaya benzetiyordu: Umay. Aynı ilahi ad Tonyukuk’un savaşla ilgili satırlarında Tengri ve kutsal yer-sularla birlikte görünürken, yüzyıllar sonra bir sözlükte doğumdan sonra gelen plasentayla ilişkilendirilecekti. Umay’ı yalnız bebek koruyan şefkatli bir anne olarak düşünmek bu nedenle eksiktir. Onun izleri, bozkırda soyun devamı, kadınların konumu, hükümdarlığın kutsal meşruiyeti ve doğumun büyük belirsizliği etrafında birleşiyor.

COĞRAFYA HARİTASI — Orhun Vadisi’ndeki Kül Tigin yazıtı, Tonyukuk yazıtlarının bulunduğu bölge ve Nalayh yakınındaki kısa tuğla yazıt doğrudan erken Türkçe kaynak çevreleridir. Altay ile Issık Göl/Barsgan çevresi daha sonraki etnografik ve sözlük tarihi bakımından işaretlenmiştir. Bu harita Umay’a ait doğrulanmış tapınakların veya inancın doğduğu tek bir noktanın haritası değildir.

Hükümdarın annesi neden bir tanrıçaya benzetildi?

Orhun Vadisi’nde yükselen Kül Tigin yazıtının doğu yüzündeki kısa bir cümle, eski Türk dininin en güçlü ve en az açıklanmış figürlerinden birini görünür hale getirir. Bilge Kağan, kardeşi Kül Tigin’in er adını almasından söz ederken annesini ‘Umay gibi’ diye anar; annesinin kutunu bu olayın açıklamasına yerleştirir. Burada yalnız bir hükümdarın annesine iltifatı yoktur. Bir hanedanın sürekliliği, çocuğun büyümesi ve siyasi hayata erkek savaşçı olarak katılması, kutsal bir kadın varlıkla aynı anlatıda birleştirilmiştir. Öte yandan iki satırlık kayıt, Umay’ın bütün özelliklerini verdiğimiz uzun bir destan değildir. Metnin önemi tam da ayrıntısının azlığına rağmen hükümdarın hangi kutsal adı seçtiğini gösterebilmesidir. [1] [2]

Umay’ı modern bir masaldaki gibi gökten inip bebeği taşıyan kanatlı kadın olarak hayal etmek kolaydır. Fakat bu sahnenin kendisi yazıtta anlatılmıyor. Eski Türkçedeki ‘Umay teg ögüm katun’ ifadesi bir benzetmedir; Bilge Kağan’ın annesinin tarihte insan olan bir hatun olduğunu ortadan kaldırmaz. Yazıt, kutsal kadın figürünü hanedanın annelik ve kut anlayışıyla ilişkilendirirken bize Umay’ın heykelini, doğum ayinini ya da bir inanç kitabını bırakmaz. Bu nedenle elimizde gerçekten bulunan birkaç Eski Türkçe kelimeyle bin yıl sonra ortaya çıkmış halk anlatılarını birbirine karıştırmadan ilerlemek zorundayız. [1] [3]

İsmi ne demek, hangi biçimlerde yazılıyor?

Eski Türk yazısında 𐰆𐰢𐰖 harfleriyle karşılanan ad, modern Türkçede Umay, uluslararası yayınlarda Umai ve kimi toplulukların dilinde İmay gibi farklı biçimlerle karşımıza çıkar. Gerard Clauson’un etimolojik sözlüğü, adın ‘son, eş, plasenta’ diye açıklanan doğum sonrası dokuyla bağlantısını vurgular. Sözlükte bu maddi anlamla kadınları ve çocukları koruduğuna inanılan kutsal figür arasında tarihsel bir yakınlık kurulur. Ancak dilin aynı sözcükle hem doğumla ilgili bir nesneyi hem kutsal gücü anması, ilkinin kesinlikle diğerini hangi tarihte yarattığını açıklayan bir kuruluş belgesi değildir. Kelimenin kutsal düşünceye dönüşmesi veya iki anlamın birlikte yaşaması üzerine araştırma yapılabilir; kesin bir başlangıç yılı verilemez. [3] [4]

Bugün Umay adının kız çocuklarına verilmesi ve mitolojik figür olarak sık anılması, tarih boyunca süren tek ve değişmez ibadet biçiminin kanıtı değildir. Adlar toplumsal hafızayla yeniden popülerleşebilir. Aynı şekilde Umay’ı Orta Asya’daki bütün toplulukların tek ve ortak tanrıçası saymak da erken kaynakları aşar. Eski Türk yazıtları devlet seçkinlerinin kullandığı sözleri korur; geniş Avrasya’daki farklı Türkçe konuşan toplulukların bütün ritüelleri orada listelenmez. Türk dünyasının sınırları bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’yle de birebir örtüşmez. İnancın coğrafyasını çağdaş ulusal sınırlar yerine dönemin yazılı belgeleri ve yerel gelenekleri üzerinden kurmalıyız. [2] [3]

Bir cümlenin tarihi: Kül Tigin ve 732 yılı

Kül Tigin’in 731’deki ölümünün ardından anıtının 732 yılında dikilmesi, söz konusu cümleyi sekizinci yüzyılın ilk yarısına yerleştirmeyi mümkün kılar. Ancak bu tarih tanrıçanın doğduğu yıl değil, adının bugün elimizdeki yazıtla açıkça belgelendiği bir tarihtir. Kül Tigin’in kardeşi Bilge Kağan siyasi geçmişi anlatırken ana, hanedan ve yiğitlik ilişkisini kutsal bir anlam çevresine yerleştirir. Bir anıta yazılan metin, kamuya dönük hükümdarlık söylemidir; bir halk dini ansiklopedisi değildir. Kimlerin adının övüldüğü ve hangi güçlerin devletin başarısına ortak edildiği bu siyasi bağlamdan ayrı düşünülemez. [1] [2]

W. E. Scharlipp ve başka Türkologların Umay hakkında dikkat çektiği nokta, eski Türk yazıtlarında onun adının az geçmesine karşılık dini ağırlığının yüksek görünmesidir. Seyrek tanıklık, düşük toplumsal önemle eşitlenemez. Üstelik anıtlarda seçilmiş olaylar ve hükümdarın meşruiyeti anlatıldığı için halkın ibadet yaşamının büyük bölümü kayda geçmemiş olabilir. Ancak bu ihtimal, eksik bölümleri hayalimizden tamamlayabileceğimiz anlamına gelmez. Umay’ın çocukların koruyucusu olması daha geç kaynaklarla güçlenir; sekizinci yüzyılda tam olarak hangi dualarla anıldığına ilişkin kapsamlı bir ayin el kitabımız yoktur. [2] [5]

Kut nedir: Kutsal güç mü, devlet yetkisi mi?

Umay’ın annelikle bağını anlamak için yazıttaki kut kelimesini ayrıca incelemek gerekiyor. Eski Türk siyasi ve dinsel dilinde kut, ilahi lütuf, uğurluluk, meşruiyet ve kişinin sahip olduğu kutsal talih gibi anlam katmanlarına bağlanabilir. Hükümdarın gök tarafından desteklenmesi, hanedanın başarılı olması ve insanın hayatındaki iyi gidiş, farklı bağlamlarda bu kavramla ifade edilir. Fakat bunu tek kelimeyle modern ‘enerji’ veya ‘aura’ diye çevirmek anlamı daraltır. Kül Tigin cümlesindeki annesinin kutu, yalnız biyolojik olarak doğum yapması değil, hanedanın devamı açısından kutsal sayılan bir güç kaynağı olmasına da işaret ediyor olabilir. [1] [2]

Bununla birlikte yazıtın kraliçeyi kutsal güçle ilişkilendirmesi sekizinci yüzyılda kadın ve erkek herkesin siyasi güce eşit eriştiğini kanıtlamaz. 2025 tarihli Cambridge’de yayımlanmış araştırma, Türk runik yazıtlarında kağanın Tengri ile, hatunun Umay ile ilişkilendirilmesini hükümdarlık meşruiyetinin cinsiyetli bir dili olarak inceler. Böyle bir ilişki hatunların önemli bir siyasi ve kutsal statü taşıdığını gösterebilir; aynı anda yönetim düzeninin ataerkil olmasına da engel değildir. Bugünün eşitlik tartışmasını eski bir anıttaki bir benzetmeden doğrudan çözüme kavuşturamayız. [1]

Bir devlet neden anneliği kutsallaştırır?

Bozkırdaki hanedanın varlığını sürdürebilmesi, yalnız ordunun zaferine değil soyun devamına ve ardılların yetişmesine bağlıydı. Yöneticinin çocuklarının hayatta kalması, annelerin konumu ve soy bağlarının kabul görmesi devletin geleceği açısından somut sorunlardı. Bu nedenle bir hükümdarın annesini Umay’a benzetmesi, yalnız kişisel sevgi ifadesi değil, hanedanın meşruiyetinin bir parçası olarak da okunabilir. Yine de bu yorumdan bütün kadınların doğumlarının aynı devlet töreniyle kutlandığı sonucuna atlamamalıyız. Yazıt bir kişiyi onurlandırır; imparatorluk çapındaki tüm aile hayatını anlatmaz. [1] [5]

Siyasi çevrelerde annelik kutsal bir kaynak gibi sunulduğunda bundan hem saygı hem yükümlülük doğabilir. Kraliçenin seçilmişliği vurgulanırken sıradan kadınların gündelik emek ve doğum koşulları hakkında sessiz kalınabilir. Umay’ın tarihini yalnız ‘eski Türklerde kadınlar çok saygındı’ sloganıyla özetlemek, hem tarihsel eşitsizlikleri hem de gerçek kadınların çalışma ve yaşam deneyimlerini görünmez kılar. Asıl soru, kutsal bir kadın figürünün siyasi elit tarafından hangi amaçla çağrıldığı ve farklı toplulukların onu nasıl anladığıdır. Cevapları aynı taş üzerinde değil değişen kaynak dünyalarında buluruz. [1]

Tonyukuk yazıtında annelikten savaşa geçen isim

Umay, yalnız Kül Tigin’in annesini anlatan cümlede karşımıza çıkmaz. Bilge Tonyukuk yazıtının 38. satırında Tengri, Umay ve kutsal yer-su birlikte anılır. Bağlam askeri güçlüklerden çıkış ve düşmana karşı başarıdır. Burada kutsal figürün görevi yeni doğan bir çocuğun beşiğiyle sınırlı görünmez; topluluğun veya ordunun başarısını etkileyebilecek ilahi destekler arasında adı geçer. Bu satır, Umay’ın eski Türk kamu dilindeki rolünü yalnız koruyucu annelikle açıklamanın niçin eksik kaldığını gösteren güçlü bir kanıttır. [2] [6]

Yine de eski metnin verdiği ipuçlarını büyük bir savaş tanrıçası portresine dönüştürmek hatalı olur. Tonyukuk ordunun başarısını ilahi desteğe bağlarken Umay’ın kılıç taşıdığını, savaş arabası sürdüğünü veya düşmanın başını kestiğini anlatmaz. Kısa isim dizisi bize hangi güçlerin birlikte çağrılabildiğini gösterir, tek tek ritüel sahnelerini değil. Reşef ve Mithra dosyalarımızda savaşla birlikte anılan tanrıların yalnız savaşçı olarak tanımlanamayacağını görmüştük; burada da tersi geçerlidir: Bir annelik figürünün savaş başarısıyla birlikte anılması onun bütün görevlerinin askeri olduğu anlamına gelmez. [2]

Gökle yer-su arasında Umay’ın yeri

Eski Türk dini hakkında genel anlatılarda Tengri, Umay ve yer-su kimi zaman kesin yetki alanları verilmiş bir ‘üçlü tanrı sistemi’ gibi sunulur. Tonyukuk satırında bu adların yan yana bulunması, birlikte çağrıldıklarını kanıtlar; onların bütün toplumlarda aynı hiyerarşik üçlüyü oluşturduğunu kanıtlamaz. Tengri’nin yüksek göksel güç, yer-suyun kutsal yeryüzü ve doğa çevresi, Umay’ın ise kadınsı koruyuculukla ilişkilendirilmesi araştırma açısından anlamlı olabilir. Ancak elimizde her tanrının görevlerini bir arada düzenleyen tek bir Eski Türkçe inanç kitabı yoktur. [2] [5]

Orta Asya’daki dinler ve siyasi birlikler uzun süre değişti. Göçler, ticaret, Budizm, Maniheizm, İslam ve yerel ritüeller farklı toplulukların dilini etkiledi. Bunların hepsini hiç değişmeyen bir ‘şamanizm’ başlığı altında toplamak, tarihsel dönemleri siler. Umay adı farklı metinlerde kimi zaman kutsal varlık, kimi zaman doğumla ilgili sözcük, kimi zaman da kişi adı olarak yorumlanabilir. Hangi anlamın hangi yüzyıla ait olduğu sorusu atlandığında çok ilginç bir tarih, modern bir mitoloji listesine dönüşür. [3] [5]

Küçük bir tuğlada büyük unvan: Nalayh yazıtı

Moğolistan’daki Nalayh çevresinde bulunan kısa tuğla yazıtın literatürde ‘Umay Hatun’ biçiminde okunan kısmı, sekizinci yüzyıl çevresindeki kutsal egemenlik dilinin başka bir örneği olarak tartışılır. Bir tarafta hükümdarı ifade eden ‘Han Tengri’, öte tarafta ‘Umay Hatun’ biçimindeki formüllerin yan yana gelmesi, göksel erkek egemenliği ile dişi kutsal statü arasında simetrik bir dil bulunduğunu düşündürür. Ancak yazıt parça halindedir ve metni çok kısadır. Onu uzun bir Umay tapınak kitabı veya tanrıçanın bütün aile bağlarını açıklayan doktrin belgesi sanamayız. [5]

Bu tuğla üzerine kazınmış kelimelerin değerini anlaşılır kılan şey, az sayıdaki erken kaynağa yeni bir unvan örneği eklemeleridir. ‘Hatun’ unvanının dini figürle yan yana görünmesi, insan kraliçe için kullanılan saygınlık dilinin kutsal düzleme taşınması biçiminde değerlendirilebilir. Buna karşılık bir yazıttaki sözcüğün doğrudan o bölgedeki tüm kadınların dini ritüellerini yönettiğini kanıtladığını söylemek gereksiz genişleme olur. Yazıtta bulunmayan töreni belirli bir arkeolojik nesneye yakıştırmadan önce metnin okunma ve tarihleme koşulları anlaşılmalıdır. [1] [5]

Altın Köl yazıtındaki ‘Umay Beg’ niçin tartışmalı?

Umay hakkındaki araştırmalar yalnız Orhun anıtlarında kalmıyor. Yenisey bölgesindeki Altın Köl I, yani E 28 numaralı yazıtta bulunan ‘Umay Beg’ ifadesi, dinî kimlik ile unvan ilişkisinin güçlüğünü gösteriyor. 2025’te Bilig dergisinde yayımlanan Nükhet Okutan Davletov ve Timur Davletov’un çalışması, bu sözcük grubunun okunması ve anlamlandırılması konusunda tam görüş birliği bulunmadığını açıklıyor. Bir kadın kutsal figürünün eril kabul edilebilen ‘beg’ unvanıyla anılması sorun yaratmış; yazarlar bunun belirli toplumsal ve mitolojik çerçeveler içinde açıklanabileceğini savunmuştur. [7]

Bu örnek bize erken Türkçe yazıtların yalnız harflerinin okunmasının yetmediğini hatırlatır. Bir kelimenin ad mı, unvan mı, ilahi kişi mi, yoksa yazıt sahibiyle ilgili özel bir isim mi olduğunu belirlemek bazen çok zor olabilir. Bilimsel çalışma yeni çözüm önermiş olsa bile tartışmalı sözcüğü ‘Umay’ın resmi unvanı kesinlikle Beg’dir’ cümlesine dönüştürmek doğru değildir. Bir tanrının zaman içinde değişen adlarıyla bir insanın taşıdığı unvanları karıştırmak, hatalı soy ağaçları ve hayali tapınak hiyerarşileri üretir. [7]

Plasenta neden kutsal dünyanın bir parçasıydı?

Modern tıp doğum sonrası çıkan plasentayı biyolojik işlevleriyle açıklar. Eski toplumlar ise bu olağanüstü dokuya, anne ve bebeğin sağ kalmasıyla bağlantılı bir simge olarak bakmış olabilir. Kaşgarlı Mahmud’un XI. yüzyılda hazırladığı Dîvânu Lugâti’t-Türk’te umay sözcüğü doğumdan sonra çıkan bir zar ya da eş gibi tanımlanır; bebeğin ana rahmindeki yoldaşı olduğuna dair halk açıklaması aktarılır. Burada dinsel figürle bedensel nesne arasındaki dilsel yakınlığın doğum dünyasında nasıl canlı kaldığını görüyoruz. Ancak XI. yüzyıl sözlüğündeki bir açıklamayı VIII. yüzyıl hanedan töreninin aynen belgelenmiş tanımı sanamayız. [3] [4]

Sözlükte yer alan ‘Umay’a tapınan oğul bulur’ anlamına gelen atasözü de özellikle önemlidir. Clauson, ifadedeki sözcüğün plasentaya mı yoksa Umay diye anılan kutsal güce mi yöneldiği sorusunun açık bırakılmasını öneren bir okuma sunar. Sonuçta tarihçi iki ayrı olguyu ayırmak zorundadır: Kadınların doğumla bağlantılı bir nesneye değer vermesi ve bir ilahi koruyucunun adına yönelmesi. Bu ikisi aynı kültür içinde birleşmiş olabilir. Ama eski bir atasözünden doğurganlığın kesinlikle yalnız erkek çocukla ilişkilendirildiğini ve bütün kadınların aynı ritüeli yaptığı sonucunu çıkaramayız. [3]

Doğum anında en çok korkulan şey neydi?

Doğumun ölüm riski ve belirsizliği, modern tıbbi müdahalelerin olmadığı çağlarda toplumların en ağır deneyimlerinden biriydi. Anne, bebek ve doğuma yardım edenler için hem bedensel güvenlik hem de ailenin geleceği söz konusuydu. Doğumu kutsal koruyucuya bağlamak, insanın denetleyemediği bir süreci anlamlandırması için sosyal ve dinsel bir yol oluşturmuş olabilir. Umay’ın daha geç Türk ve Altay halk anlatılarında anne ile bebeği koruyan kutsal varlık olarak görünmesi bu bağlamda anlaşılırdır. Fakat inancın korunmasının hangi tarihsel dönemlerde hangi biçimde geliştiğini araştırmak gerekir. [4] [8]

Burada tarihçi olarak en çok dikkat edilmesi gereken konu, eski inancın tıbbi başarıyla eşitlenmemesidir. Bir topluluk Umay’a dua ederek doğumu korumaya çalışmış olabilir; bunun doğum komplikasyonlarını fiziksel olarak önlediği sonucuna tarihsel ritüel kaydından ulaşılmaz. Aynı şekilde kadınların bu tür korunma uygulamalarına başvurması onları bilimsel bilgiye tümüyle kapalı insanlar yapmaz; dönemlerinin deneyimsel bilgileri, ebeliği ve kutsal pratikleri bir arada bulunabilir. Antik inançların tıbbın yerine geçtiğini değil, yaşamsal korkulara anlam vermenin bir parçası olduğunu anlatmak daha doğru olur. [8]

Altay halk inanışında ‘Umay Ene’ nasıl yaşıyor?

Abdülkadir İnan’ın Türk halk inançlarına ilişkin araştırmaları, Umay ya da Umay Ene adıyla anılan koruyucu figürün Altay ve Sibirya çevresinde kadınları, çocukları ve kimi yorumlarda hayvan yavrularını koruduğu düşüncesini aktarıyor. Bu tanıklıklar önemlidir; çünkü erken yazıtlardaki kısa ilahi adın yüzyıllar sonra halk yaşamında farklı görevlerle anılabildiğini gösterir. Ancak etnografın kaydettiği bir köy duası, Göktürk sarayındaki tapınmanın birebir kopyası değildir. Topluluklar tarih boyunca başka dinlerle ve kültürlerle karşılaşmış, kelimeleri korurken ritüel ayrıntılarını değiştirmiş olabilir. [4] [8]

Bugün Umay Ene’nin her yerde aynı yüzle çizilmesi, aynı takıyla tasvir edilmesi veya her Türk topluluğunda özdeş aile bağıyla düşünülmesi için tek bir eski kaynak gösterilemez. Yerel anlatılar içinde Umay’ın bir ruh, ana, kutun taşıyıcısı veya çocukların koruyucusu olarak yer alması mümkündür; bunların hangisinin hangi topluluğun hangi döneminden geldiği ayrıca belirtilmelidir. Böyle bir ayrım yapmak kültürel devamlılığı yok saymak değildir. Aksine bu kadar uzun yaşayan bir adın yeni yaşam koşulları içinde nasıl yeniden yorumlandığını anlamak için gereklidir. [4] [5]

Umay’ın bir kuş olduğu hikâyesi neden dikkat ister?

Günümüzde Umay bazen gökten inen beyaz bir kuş, kanatlı bir anne veya insan başlı kuş olarak resmedilir. Türkçe konuşan topluluklarda kuşlar ve koruyucu ruhlar arasında ilişkiler bulunabilir, ayrıca ‘Hüma/Hümây’ gibi İran dillerinden gelen başka efsanevi kuş adları da Türk kültür çevrelerine yayılmıştır. Fakat bu adların ses benzerliğinden Umay’ın VIII. yüzyılda kesin biçimde aynı kuş olarak tasvir edildiğini çıkarmak hatalıdır. Clauson, Umay ve Hümây arasındaki bazı halk etimolojilerinin karışıklığına özellikle dikkat çeker. [3]

Kuş kanadının koruyucu annelikle ilişkilendirilmesi sanat için güçlü bir metafordur. Ancak üzerinde yazıt bulunmayan eski bir kuş figürü, sırf koruma teması çağrıştırdığı için Umay portresi sayılmaz. Arkeolojik buluntuların dönemini, bulunduğu yeri ve sembol kullanımını ayrı okumalıyız. Tanrılar Atlası’nın kapağında kanatlı bir figür yerine beşik, yurt, yaşlı koruyucu kadın ve bozkırın zorlu çevresini seçmemizin nedeni, eski yazıtın vermediği kesin bir tanrıça yüzü icat etmemektir. [3] [5]

Tengri’yle evli miydi, bir kızları var mıydı?

Umay ve Tengri eski Türk metinlerinde yan yana anılır; kimi modern özetler onları ‘Gök Baba ve Toprak Ana’ biçiminde evli bir çift olarak anlatır. Ancak Tonyukuk yazıtının birlikte çağrılmış güçler listesi bir evlilik törenini veya aile soy ağacını içermez. Kül Tigin yazıtındaki anne benzetmesi de Umay’ın eşini, çocuklarını veya bütün kutsal akrabalarını söylemez. Böyle bağlantıları bütün Türk halklarının ortak ve kanıtlanmış teolojisi diye sunmak belgesiz bir genişletme olur. [2] [5]

Bu yaklaşım bir başka tuzaktan da korur: Mitolojik figürleri modern çekirdek aile düzenine zorla yerleştirmek. ‘Bütün baş tanrıların eşi olmalı’ şeklindeki düşünce, farklı kültlerin kendi örgütlenmelerini siler. Umay’ın eski siyasi dildeki yüksek statüsü, başka bir figürün karısı olmak zorunda değildir. Onu bağımsız saymak da yazıtta olmayan bütün güçleri ona yükleme hakkı vermez. En güçlü tanıklığımız, belirli bir kadının Umay’a benzetilmesi ve bir savaş anlatısında kutsal güçler arasında adının geçmesidir. [1] [2]

Kibele, Anahita ve diğer analarla aynı mı?

Umay’ı Frig Kibele, İran Anahita, Mısır İsis veya Slav Mokoş’la karşılaştırmak, doğurganlık ve annelik inançlarının insanlık tarihindeki ortak önemini anlamak için verimlidir. Ama bu benzerlikler kültlerin tek bir merkezden doğrudan yayıldığını veya binlerce yıldır aynı tanrıçaya tapınıldığını kanıtlamaz. Yazıtlarda iki adın açıkça eşleştirilmesi, etimolojik ve tarihsel bir ortak kök, sadece benzer görev taşımaktan farklı kanıt türleridir. Umay ile bu tanrıçalar arasında bütün dönemler için tartışmasız bir antik özdeşleştirme metni gösteremiyoruz. Bu nedenle en sağlam karşılaştırma düzeyi işlev ve toplumsal ihtiyaç benzerliği olarak kalır. [1] [3]

Buna karşılık Umay’ın Türk siyasi çevresi içindeki konumu karşılaştırma için özgün bir yön sunar. Kibele Roma’nın savaş yıllarında devlet koruyucusu olurken, Umay kağanın annesinin kutunda anılır. Anahita hükümdar yapıtlarının korunmasında kutsal ad olarak görünürken Umay devletin hanedan anlatısına annenin statüsü üzerinden katılır. Bu benzerlikleri ‘hepsi aynı kadın’ diye değil, kutsal annelik figürlerinin farklı devletlerde siyasi meşruiyeti nasıl destekleyebildiği sorusuyla değerlendirmek daha öğreticidir. [1]

Kadınların gerçek tarihi ile tanrıçanın hikâyesi neden ayrı?

Umay’a ilişkin popüler yazılar sıklıkla eski Türk toplumunda kadınların bütünüyle eşit, özgür ve devletin tek söz sahibi olduğu gibi keskin iddialar içerir. Aynı ölçüde keskin zıt iddia, bozkırda kutsal kadın figürü bulunduğundan kadınların yalnız anne olarak görüldüğünü savunur. İkisi de birkaç yazıt satırından toplumsal tarihin tamamına hükmetme eğilimindedir. Kadınların siyasi rolleri, evlilik ilişkileri, mal kullanımı ve aile içindeki konumları başka hukuk, arkeoloji, sözlük ve dış gözlem kaynaklarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Umay’ın kutsal konumu bu tartışmada önemli bir veri ama tek cevap değildir. [1]

Bu ayrımı korumak, siyasi tarih ile din tarihini kesiştirdiğimiz yerde daha da önemli. Hatunun kağanın yönetimindeki yeri ile sıradan bir göçer ailenin çocuk bakımını aynı statü üzerinden anlayamayız. Hanedanın annesi törensel görünürlük sahibi olabilir, başka kadınların doğum tecrübeleri ise yazıya hiç geçmeyebilir. Bir tanrıça adına sahip olmak, toplumun bütün kadınlarına aynı hakları veren bir anayasa anlamına gelmez. Ancak Umay’a bağlı bir koruyuculuk düşüncesinin farklı topluluklarda önem taşıdığı da göz ardı edilemez. [1] [8]

Yanlış bilinenler: Umay hakkında yedi yanıltıcı kestirme

Birinci yanlış, Umay’ın tarihsel doğum yılının belli olduğudur; VIII. yüzyıl ilk yazılı tanıklıkların tarihlendiği dönemdir. İkinci yanlış, Orhun anıtlarının Umay’ın insan şeklindeki heykelini gösterdiğidir; metinler onu anıyor ama kesin portre vermiyor. Üçüncü yanlış, Umay’ın yalnız beşik başında duran bir koruyucu olduğu iddiasıdır; Tonyukuk onu devletin askeri başarısıyla ilgili kutsal güçler arasında anar. Dördüncü yanlış, bütün kağan eşlerinin gerçekte tanrıçanın bedenlenmiş hali sayıldığıdır; Kül Tigin cümlesindeki benzetme böyle zorunlu bir sonuç doğurmaz. [1] [2]

Beşinci yanlış, Kaşgarlı Mahmud’un plasenta açıklamasından yalnız tek bir zorunlu ayin ve tek bir teoloji çıkarılmasıdır. Altıncı yanlış, İran Hümây kuşuyla bütün Umay tasvirlerinin kesin aynı kökten geldiğinin savunulmasıdır. Yedinci yanlış, Altay halk inanışlarının son iki yüzyılda kaydedilen ayrıntılarını hiç değişmeden VIII. yüzyıla aktarmaktır. Aynı ada farklı çağlarda farklı anlamlar yüklenmiş olabilir; bütün bu katmanların arasındaki bağlantıyı değerlendirmek mümkündür ama kanıtın sınırını kaldırmak mümkün değildir. [3] [4] [8]

Bir tanrının yok oluşu ne demektir?

Türkçe konuşan toplulukların din tarihi tek çizgide ilerlemedi. Maniheizm, Budizm, İslam, yerel koruyucu inançlar ve başka gelenekler farklı çağlarda ve bölgelerde öne çıktı. Böyle bir ortamda Umay’ın adının bazı dini bağlamlarda daha az kullanılması, bütün anlamlarıyla yok olduğunun kanıtı değildir. Doğumla ilgili bir kelimede, kadın adında, atasözünde veya etnografik duada bir ad yaşamaya devam edebilir; bunun eski saray kültünün aynen korunduğu anlamına gelip gelmediğini ayrıca araştırmak gerekir. [3] [5]

Eski Türk yazıtları bugün ulusal hafızanın en büyük simgelerindendir. Fakat bu anıtları modern milliyetçi veya karşı-milliyetçi tartışmaların hazır kanıt dosyası haline getirmek tarihsel bilgiyi zayıflatır. Umay’ı ‘bütün Türk halkları aynı inançtadır’ söylemine hapsetmek de gerçek çeşitliliği görünmez kılar. Yüksek statülü hanedan benzetmesinden beşikteki çocuğun korunmasına uzanan izler, bu figürün uzun tarih boyunca değişebildiğini gösteriyor; büyüklüğü de tam burada yatıyor. [1] [3]

Sonuç: İmparatorluğun geleceği neden bir anneye benzetildi?

Umay’ın anlatısına bir savaşçı prensin er adını aldığı cümleyle başladık. Bu kısa kayıt, kutsal güç ile doğum, annelik ve hükümdarlık meşruiyetinin aynı anlam dünyasında buluşabildiğini gösteriyor. Tonyukuk yazıtında Umay’ın Tengri ve yer-suyla birlikte anılması, çocukları koruyan figürün kamusal güvenliği de temsil edebilmiş olabileceğini düşündürüyor. Kaşgarlı Mahmud’un doğum sonrası dokuyla ilgili sözleri ve daha geç halk kayıtları ise aynı adın başka yaşam deneyimlerinde devam ettiğine işaret ediyor. Ancak hiçbir kaynak, bütün bu parçaları başından sonuna eksiksiz bir tanrıça biyografisine dönüştürmemize izin vermiyor. [1] [2] [3]

Belki Umay’ın tarihsel önemi eski toplumların en kırılgan anlarına yerleşmiş olmasındadır: doğmak, hayatta kalmak, büyümek, bir soyun devamı olmak. Kutsal destek fikri anne ve çocuk arasındaki fiziksel ilişkinin ötesine geçip bir devletin meşruiyet diline de katılabilir. Bugün bilim doğumu ve insan gelişimini başka araçlarla açıklar; ancak insanların doğumun belirsizliği karşısında niçin koruyucu bir kutsal varlık tasarladığını anlamak, hâlâ din ve toplum tarihinin en güçlü sorularından biridir. Umay, bu soruya bozkırın taşlarına kazınmış birkaç kelimeyle verilen unutulmaz bir cevaptır. [1]

Araştırma notları ve kaynaklar

[1] “Old Turkic women and khatuns in runic inscriptions”, Journal of the Royal Asiatic Society 35/4 (2025), s. 867–894; kağan–Tengri ve hatun–Umay ilişkisi ile kutsal hükümdarlık dili. https://doi.org/10.1017/S1356186325100928

[2] C. Kumru, “Türk Mitolojisi Penceresinden Orhun Abidelerine Dair Değerlendirmeler”, Ulakbilge 6/20 (2018); Kül Tigin doğu yüzü 31. satır ve Tonyukuk 38. satırın transkripsiyonları ve farklı yorumlar. https://www.researchgate.net/publication/372478563_Turk_Mitolojisi_Penceresinden_Orhun_Abidelerine_Dair_Degerlendirmeler_The_Evaluations_of_Orkhon_Inscriptions_From_The_Perspective_of_The_Turkish_Mythology_Ulakbilge_6_20_2018_s_17-28

[3] Gerard Clauson, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish, Oxford 1972, s.164–165, umay maddesi; plasenta/koruyucu ad ayrımı, Kaşgarlı sözleri, Hümây kuşuyla karışma. Kaynak maddesinin aktarımı: https://turk-tili.com/lexicon/umay?lang=tr

[4] Abdülkadir İnan, “About Diana Umay”, Journal of Alevism-Bektashism Studies 6 (2012), s.97–101; Umay’ın doğum ve koruyucu ruh olarak yerel geleneklerdeki yeri. https://abked.de/en/article/view/151

[5] Dynamics in the History of Religions 14 (Brill, 2025), “Uyghur Buddhism and the Impact of Manichaeism” bölümü; Umay’ın Orhun, Nalayh tuğla ve Uygur Budist metinlerinde farklı görünümleri. https://brill.com/display/book/9789004687288/9789004687288_webready_content_text.pdf

[6] “Old Turkic women and khatuns in runic inscriptions”ın kullandığı eski Orhun edisyonları: Talat Tekin, A Grammar of Orkhon Turkic, 1968/1994; yazıt çevirilerinin filolojik arka planı. https://www.cambridge.org/core/journals/journal-of-the-royal-asiatic-society/article/abs/old-turkic-women-and-khatuns-in-runic-inscriptions/7B30C78727DD001DA755D1F3C9255859

[7] Nükhet Okutan Davletov ve Timur Davletov, “Altın Köl I (E 28) Yazıtında Geçen Umay Beg İfadesi Üzerine”, Bilig 113 (Nisan 2025); ‘Umay Beg’ okumasının tartışmalı niteliği. https://dergipark.org.tr/tr/pub/bilig/article/1687876

[8] “The Evaluations of Orhon Inscriptions From the Perspective of Turkish Mythology”, Ulakbilge 2018; erken yazıt ve geç Altay inanışları arasındaki ilişkiye dair derleme, dönem farkı gözetilerek kullanılmalıdır. https://www.researchgate.net/publication/326286209_THE_EVALUATIONS_OF_ORHON_INSCRIPTIONS_FROM_THE_PERSPECTIVE_OF_THE_TURKISH_MYTHOLOGY

‹ DİĞER YÜZ