PERUN
Eski Rus–Bizans antlaşmalarında yemin eden askerler yalnız hükümdarlarına güvenmiyordu. Verilen söz bozulursa kendi kılıçlarıyla ölmeleri için Perun’un adı çağrılıyordu. Kiev hükümdarı Vladimir, bu yıldırım tanrısının başını gümüşten, bıyığını altından yaptırmıştı; sekiz yıl sonra aynı hükümdar putu söktürüp nehre attırdı. Perun’un tarihi, fırtınanın gökteki korkusundan çok daha fazlası: siyasi iktidar, savaşçılık, din değiştirme ve kaybolan bir inancın nasıl yeniden kurulduğu üzerine bir hikâye.


COĞRAFYA HARİTASI — Kiev’de 945 yemin anlatısı ve 980–988 put anlatıları; Dorostolon/Silistre’de 971 Rus–Bizans antlaşmasının bağlamı; Konstantinopolis’te diplomatik temas; Novgorod yakınındaki Peryn’de tartışmalı arkeolojik teşhis gösteriliyor. Pinler Perun kültünün sınırlarını veya tek bir dönemin siyasi haritasını çizmez. Prokopios’un altıncı yüzyılda anlattığı adsız yıldırım tanrısının konumu da kesin değildir.
Yıldırım düşmeden önce söylenmesi gereken söz
Bir insan sözünü tutacağına nasıl inandırır? Yazılı noterlik kurumlarının veya tarafsız uluslararası mahkemelerin bulunmadığı bir dünyanın hükümdarları için bu soru, yalnız kişisel itibar değil savaş ve barış meselesiydi. Rus prensliğiyle Bizans arasında yapılan antlaşmaların Eski Rus vakayinamesinde korunmuş metinleri, Hristiyan ve pagan yeminlerin yan yana kullanılabildiğini gösterir. Pagan temsilciler silahlarının üstüne and içer; verdikleri sözü çiğnerlerse korumasız kalacaklarına, kendi kılıçları veya oklarıyla öleceklerine dair laneti kabul ederler. Çağrılan tanrı Perun’dur. Böyle bir sahnede yıldırımın sesi kadar insanın yemin karşısındaki korkusu da duyulur. [1] [2]
Perun bugün çoğu zaman fırtınanın içinden çıkan kaslı bir savaşçı olarak resmedilir. Oysa elimizdeki en çarpıcı eski tanıklıkların bazıları onun savaşta hangi silahı attığını anlatan destanlar değil, diplomatik belgelerdir. Bir tanrının devlet antlaşmasına girmesi, kutsal dünyada yüksek öneme sahip olabileceğini düşündürür. Fakat buradan Perun’un bütün Slavların her dönemde tek hükümdarı veya bütün savaşlarda zafer kazandıran doğaüstü komutan olduğu sonucunu çıkaramayız. Belgeler Kiev merkezli Rus siyasi çevresini gösterir; farklı Slav topluluklarının tarihini tek bir siyasi merkeze indirmek yanlıştır. [1] [2]
Perun kelimesinin kökeni: Bir darbe mi, fırtına mı?
Perun veya Eski Slavca Perunŭ adı yaygın olarak vurmak, çarpmak ve yıldırımla ilişkilendirilen bir Slav köküne bağlanır. Doğu ve Batı Slav dillerindeki gök gürültüsü, yıldırım veya çarpma ile ilişkili sözcükler bu bağlantının incelenmesine yardım eder. Ancak etimolojinin her ayrıntısı tek çözüm üzerinden kapanmış değildir. Dilbilimsel bağ bir tanrının görevini anlamak için önemlidir, fakat ondan tam bir mitolojik biyografi çıkarmak mümkün değildir. Tanrının isim kökünü bilmek, kaç çocuğu olduğunu veya hangi savaşta kimin karşısına çıktığını öğrenmek değildir. [3]
Perun’un Litvanca Perkūnas ve Letonca Pērkons gibi Baltık fırtına tanrılarıyla ilişkisi de uzun süredir araştırılıyor. Bunlar yalnız görev benzerliği taşımaz, ses ve etimoloji alanında dikkate değer bağlantılara sahiptir. Yine de her dildeki tanrıyı aynı tarihsel putun değişmeyen kopyası saymak doğru değil. Baltık dillerindeki gelenekler ile Slav kültünün belgeleri farklı kronoloji, ritüel ve halk anlatısı katmanlarını korur. Yakın adlar, ortak dil ve mit mirası için güçlü olasılık açar; ama farklı tarihsel toplumların inançlarını tek bir ibadet sistemine dönüştürmez. [3] [4]
Altıncı yüzyılda kimliği saklanan yıldırım tanrısı
Perun’la ilişkilendirilen en erken haberlerden biri Bizans tarihçisi Prokopios’un altıncı yüzyıldaki Slav betimlemesidir. Prokopios, Sklaven ve Ant topluluklarının yıldırımı yaratan bir tanrıyı her şeyin efendisi saydığını ve ona hayvan kurban ettiğini belirtir. Ancak tanrının adını söylemez. Bu yüzden pasajı alıntılarken ‘Prokopios Perun’un adını yazdı’ demek yanlıştır. Anlatılan rol Perun’la yakından karşılaştırılabilir, fakat yazarın bildirdiği bilgilerden isme doğrudan ulaşamayız. [4]
Pasajın bir başka önemli ayrıntısı, ölüm tehlikesi, hastalık veya savaş karşısında adak sözü verilmesi ve kurtulunduğunda sözün yerine getirilmesidir. Burada şiddetli gök olayıyla yaşamı güvence altına alma beklentisi iç içe geçer. Prokopios aynı zamanda nehirlerin ve başka kutsal güçlerin sayıldığını da söyler. Dolayısıyla onun ‘tek bir yıldırım tanrısı’ vurgusunu modern anlamda tek tanrılı ve bütün Slavlarda aynı biçimde örgütlenmiş bir dinin eksiksiz tanımı saymak doğru değil. Üstelik Bizans yazarının kendi kültüründe tanıdığı ilahi hiyerarşi ve retorik kalıplar da betimlemeyi etkilemiş olabilir. [4] [5]
945 antlaşması: Yemin bozulursa kılıç sahibine dönecek
Rus–Bizans antlaşmasının vakayinamede 945 yılına bağlanan metni, pagan ve Hristiyan toplumların aynı diplomatik alanda nasıl var olabildiğini somutlaştırır. Metnin bir bölümünde Hristiyan Ruslar kendi dinleri üzerine, pagan olanlarsa silahları, Perun ve başka kutsal yükümlülükler üzerine yemin eder. İhlal karşısında dile getirilen lanet yalnız göksel yıldırım değildir; kişinin kendi silahıyla vurulması ihtimalidir. Silahın doğrudan savaşçının bedenine yönelmesi, sadakatin maddi meslek dünyasıyla bağlantısını açık eder. Bu kayıt, Perun’un yalnız meteorolojik olaylardan sorumlu olduğu şeklindeki dar yorumun ötesine geçer. [1]
Bu metinlerdeki tarihleri dikkatle okumak gerekir. Antlaşmanın diplomatik hazırlanışı ile kroniğe yazıldığı yıl arasında fark olabilir; Rus–Bizans savaşlarının sonrasındaki siyasi şartlar da ayrı araştırılmalıdır. Yemin cümlesinin bugüne ulaşması, o dönemde yaşamış bütün askerlerin aynı gün aynı sözleri söylediğini veya antlaşmanın hiçbir yeniden düzenlemeye uğramadan kopyalandığını kanıtlamaz. Metin yüzyıllar sonra korunmuş bir tarih yazımı geleneği içindedir. Bununla birlikte pagan ilahi adların resmi diplomasinin içine girdiği fikrini anlamamız için güçlü bir belgedir. [1] [2]
Diz çökmek değil, silah bırakmak: O tören ne söylüyor?
Vakayinamede Kiev’deki yemin töreninde Hristiyan temsilciler kilisede, paganlar ise silahlarını, kalkanlarını ve altın süslerini bırakarak Perun’un heykeli yakınında ant içer. Bu sahne, bir toplumun dinsel olarak tek parça olmadığını gösterir. Aynı yönetim altındaki kişiler arasında farklı dini kimlikler bulunabilir; siyasi antlaşma her ikisi için de geçerli kılınmaya çalışılır. Bir tarihçi için asıl ilginç ayrıntı, devlet işinin kutsal yaptırımla desteklenmesidir. Tanrının adını savaşın başlangıcında değil barışın korunmasında işitiyoruz. [1]
Tanrının bir süre önce başka bir toplumdan ithal edilmiş savaş idolu olduğu veya Viking askerlerinin yalnız kendilerinin tapındığı bir figür olduğu gibi kesin ifadeler için daha fazla veri gerekir. Rus siyasi çevresi çok kültürlüydü ve kaynak farklı kimlikleri bir arada gösterir. Askeri güçle ilişki, bir tanrının yalnız belirli etnik gruba ait olduğunu ispatlamaz. İmparatorluklar ve ticaret ağları dini uygulamaları yayabilir; hangi adın kim tarafından, hangi dönemde benimsendiği ayrıca araştırılmalıdır. [1] [2]
971: Sviatoslav’ın yenilgi sonrası andı
Balkanlar’daki Dorostolon, bugün Silistre çevresinde 971 yılında Rus kuvvetleriyle Bizans arasındaki savaş sona ererken düzenlenen antlaşma, Perun adının diplomatik öneminin başka bir örneğidir. Vakayinamenin aktardığı yemin, hükümdar Sviatoslav ve adamlarının verdikleri sözü bozarsa kendi inandıkları Perun ile sığır tanrısı Volos tarafından lanetlenmesini içerir. Burada devletin savaşta geri çekilişiyle kutsal söz verme eylemi yan yana gelir. Perun’un etkisi sadece saldırı duası değil, yenilginin ardından barış anlaşmasını korumaya yönelik ilahi yaptırım olarak da düşünülmüştür. [1] [6]
971 belgesinin diplomatik ayrıntıları üzerine modern Bizans araştırmaları, antlaşma girişindeki isimlerin ve imparatorluk temsilcilerinin kimliklerinin tartışıldığını gösterir. Bir metnin genel tarihsel bağlamı güçlü olsa bile diplomatik formunun bütün sözcüklerini birebir ve tartışmasız ilk nüsha saymamalıyız. Bu nedenle yıldırım tanrısının kılıçla ilişkisinin açık olması, kayıtlarımızı modern bir noter tasdikli belge gibi ele almamızı gerektirmez. Metnin bize anlattığı eski siyasi zihniyet ile aktarım tarihinin sorunlarını birlikte ele almak daha sağlam sonuç verir. [6]
Gümüş baş, altın bıyık: Kiev’in en meşhur putu
980 yılına yerleştirilen vakayiname anlatısında Kiev hükümdarı Vladimir sarayına yakın tepede bir putlar topluluğu kurar. İlk ad Perun’dur. Metin onun tahta heykelinin gümüş bir başı ve altın bir bıyığı olduğunu özellikle belirtir. Diğer beş tanrıya aynı ayrıntıda fiziksel betimleme verilmez. Bu farklılık, Perun’un siyasi törenlerde önemli bir görünürlük taşıdığını düşündürür. Ama bugün bu heykelin kendisi korunmuş değildir; eski kroniğin renk ve malzeme bilgisiyle çizilen modern resimler arkeolojik bir portre yerine geçemez. [1] [2]
Metindeki metal ayrıntıları üzerinde durmak önemli. Ahşaba gümüş ve altın eklenmesi, yalnız tanrıya zengin görünüm vermek değil, hükümdarın kutsal mekâna kaynak ayırdığını da düşündürür. Fakat kroniğin sözleri heykelin gerçek boyunu, biçimini, hangi ağaçtan yapıldığını veya zanaatkârının kimliğini belirtmez. Uzun beyaz saçlar, dev balta, kürk pelerin ve yıldırım desenli göğüs zırhı gibi bugün sık resmedilen unsurlar bağımsız erken kanıt olmadıkça sanatçı seçimidir. Bunlar Perun’un tanınabilir modern görüntüsünü oluşturabilir, ama 980’in kesin rekonstrüksiyonu sayılamaz. [1]
988: Tanrıya yapılan en sert şey onu bir nehre atmaktı
Vladimir’in Hristiyanlığı kabulüne bağlanan 988 anlatısı, pagan heykellerin devrilmesini yalnız kurum değişikliği olarak göstermez; Perun için neredeyse sahnelenmiş bir aşağılamaya dönüşür. Kroniğe göre put bir atın kuyruğuna bağlanıp sürüklenir, on iki kişi onu sopalarla döver, ardından Dinyeper’e atılır. Görevlilere idol bir kıyıda durursa yeniden suya itmeleri söylenir. Kayda göre eski dine bağlı bazı insanlar ağlamaktadır. Aynı hükümdarın az önce başkentte yükselttiği kutsal figürün daha sonra yok edilmesi, din değiştirmenin sembolik gücünü ortaya koyar. [1]
Ancak bu dramatik anlatının dili Hristiyanlaşmayı meşru ve üstün gösteren tarih yazımının parçasıdır. Perun’a gerçekten kaç kişinin bağlı olduğu, heykelin tam hangi gün yok edildiği, anlatılan her sopanın ve her ağlayanın olay yerinde sayılıp sayılmadığı bilinmez. Vakayinameyi kelimesi kelimesine fotoğraf gibi almak yerine neyi vurgulamak istediğini de anlamalıyız. Kutsal olan bir nesne yıkıldığında yeni siyasi düzen önceki kutsallığın geçersizliğini herkese göstermek ister. Burada dinin değişmesiyle devlet otoritesinin görünür güç gösterisi iç içe geçmiştir. [1] [2]
Novgorod’da aynı tanrı: Bir başka nehre atılan put
Kiev anlatısının yanında Novgorod çevresinde de Perun kültüyle ilişkilendirilen bir gelenek bulunur. Vakayinamede Vladimir’in yakını Dobrynya’nın Novgorod’da bir Perun putu kurdurduğu bildirilir; daha sonra şehrin Hristiyanlaşmasıyla heykelin ortadan kaldırıldığı anlatılır. Volkhov Nehri ve Peryn adıyla bilinen yer, bu dini hatırlamanın önemli parçalarıdır. Ancak tarihçiler hangi anlatının ne kadar eski olduğunu, hangi parçaların sonraki halk hafızasından geldiğini ve mekânların nasıl teşhis edildiğini ayrı inceler. [1] [7]
Bu bölümde ‘Perun kesinlikle 988’de bütün Slav topraklarından silindi’ demek de yanlış olur. Kiev’de bir heykelin devrilmesiyle Novgorod yakınındaki toplulukların yaşadığı sürecin zamanı ve ayrıntıları farklı olabilir. Hristiyanlaşma devlet emirleriyle başlayabilir, ancak yerel ibadet değişimleri daha karmaşık ilerler. Adı geçen nehir ve mekânlar sadece dinsel manzara oluşturmaz; siyasi merkezin uzaktaki yerleşmelerle ilişkisini ve eski ibadet hakkında sonraki kuşakların ne hatırladığını da yansıtır. [1] [7]
Peryn gerçekten sekiz yapraklı bir kutsal alan mı?
Novgorod yakınındaki Peryn’de 1951–1952 yıllarında yapılan kazılar, Perun araştırmasının en tanınmış arkeolojik tartışmalarından biridir. Valentin Sedov merkezinde direk yuvası bulunduğunu düşündüğü dairesel alan ve çevresindeki hendekleri Perun’a ait kutsal düzenin kalıntıları olarak yorumladı. İlk yayınlarda sekiz çıkıntılı halka biçimi ve ateş izleri kutsal törenlerle ilişkilendirildi. Bu yorum arkeolojik literatürde ve turistik anlatılarda çok geniş yayılmıştır. Ancak bir kazı alanının popüler adı onun işlevini sonsuza dek tartışmasız hale getirmez. [7] [8]
Daha sonraki uzmanlık değerlendirmeleri, Peryn’deki yapının mezar höyüğü veya farklı bir yapı türü olabileceğini ileri sürmüştür. Rus arkeolojisine ilişkin eleştirel bir inceleme, yanmış parçaların dağılımını, hendeklerin biçimini, direk izlerinin tarihlenmesini ve onlara eklenen ritüel açıklamaların sınırlarını sorgular. Dolayısıyla haritamızda Peryn’i açıkça ‘işlevi tartışmalı arkeolojik yer’ olarak işaretledik. Bir çukurun put kaidesi olma olasılığı ile içinde kesin olarak Perun heykelinin bulunduğuna dair yazıtın varlığı aynı kanıt gücünde değildir. [8] [9]
Yıldırım tanrısı neden meşe ağacında aranır?
Meşe, birçok Avrupa halk inancında güçlü ağaç ve kutsallık simgesi olarak görülür; Perun’la ilişkisi de sık tekrarlanır. Slavic folklorunda yıldırımın ağaçlara düşmesi, yüksek yerlerin tehlikesi ve fırtına sırasında belirli davranışlardan kaçınılması gibi inanışlar bulunur. Ancak ‘her eski Slav meşesi kesin Perun tapınağıydı’ cümlesi arkeolojik olarak savunulamaz. Kutsal ağacın veya açık hava töreninin varlığı tek başına belirli tanrının adını vermez. Aynı yer farklı kuşaklarda farklı dinsel kullanımlar taşıyabilir. [3] [7]
Prokopios’un altıncı yüzyıldaki anlatısında kurban ve yıldırım tanrısı yer alır, fakat ağaç türünü açıklayan kapsamlı bir mimari kılavuz yoktur. Novgorod’daki Peryn yorumu da meşe kömürü gibi bulgulardan hareketle geliştirilmiştir, ancak bunların anlamı tartışma konusu olabilir. Dolayısıyla bugünün meşe altındaki savaşçı Perun resimlerinin büyük bölümü eski motiflerin çağdaş sanatla birleşmesinden oluşur. Görselin etkileyici olması, onun bulunmuş gerçek tarihsel put fotoğrafı olduğu anlamına gelmez. [4] [8]
Balta, çekiç, ok: Hangisi gerçekten onun silahı?
Modern Perun çizimlerinde çoğu zaman balta ya da çekiç görülür. Yıldırım düşmesini bir gök darbesi olarak açıklayan kültürlerde balta, çekiç ve taş imgesinin ortaya çıkması anlaşılabilir. Eski Slav coğrafyasında minyatür balta biçimli asılı nesneler ve gök gürültüsüyle ilişkilendirilen halk inanışları araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Bununla birlikte bir baltanın mezarda bulunması, üzerinde Perun yazmıyorsa otomatik tanrının silahı olduğunu söylememize izin vermez. Nesnenin üretim zamanı, kullanım izi, bağlamı ve başka bölgelerdeki karşılıkları birlikte değerlendirilmelidir. [3] [8]
İskandinav Thor’unun çekici Mjölnir ile Perun’un modern çekiçli portresi de bu nedenle karıştırılmamalıdır. İkisi de fırtına ve vuruşla ilişkili tanrılardır, ancak Thor hakkında Eski İskandinav metinlerinde bulunan açık destan malzemesi Perun için aynı ölçüde korunmamıştır. Thor’un çekicini Perun’a vererek yapılmış bir kapak, çağdaş karşılaştırmalı sanat için düşünülebilir ama otantik Slav ritüelinin tarihsel portresi değildir. Bu dosyanın kapağındaki balta, kesin kazı nesnesi değil dramatik bir güç simgesidir. [2] [3]
Gökten kim düşer: Perun mu, insanın korkusu mu?
Yıldırımın yıkıcı etkisi modern bilimsel bilgi olmadan da gözlenebilir: Ağaç yarılır, yapı yanar, hayvan veya insan ölebilir. Bu tür doğa olaylarının kutsallaştırılması, çevrenin belirsizliğine verilen dinsel yanıtlardan biridir. Ancak Perun’u sadece ‘elektriği keşfeden atalarımızın simgesi’ gibi sunmak anakronizm olur. Antik insanlar elektrik yükünü modern fizik gibi açıklamak zorunda değildi; gördükleri çarpıcı kuvveti dinsel varlıkla ilişkilendirebilirlerdi. Şimşek hem tehlike hem yağışın habercisi olduğundan korku ile umut aynı gök olayında bulunabilir. [4] [5]
Bu ikilik, tarımla geçinen toplumlar için önemlidir. Fırtına tarlayı mahvedebilir, ama yağmur olmazsa ürün büyümeyebilir. Bir yıldırım tanrısına yönelmenin arkasında yalnız askeri cesaret değil mevsimsel belirsizlik de bulunabilir. Fakat Kiev antlaşma kayıtlarının her birini doğrudan yağmur duası diye açıklamayalım. Kaynağın türü hangi soruyu yanıtladığımızı belirler: diplomatik yemin bir başka, sözlü halk meteorolojisi bir başka, modern doğa bilimi bütünüyle başka konudur. [1] [4]
Perun ve Veles: İki rakibin hiç yazılmamış uzun destanı
Bugün internette Perun’un yılan veya ejderha biçimindeki Veles’i kovalamaya başladığı, Veles’in hayvanları veya suları çalıp ağacın köklerine saklandığı, Perun’un yıldırımlarla onu vurduğu ve yağmurun geri geldiği geniş bir anlatı dolaşır. Bu olay dizisi genellikle özgün, bütünlüklü ve antik bir Slav destanı gibi sunulur. Oysa Perun ile Veles’in bu şekilde savaştığını baştan sona anlatan korunmuş bir erken ortaçağ Slav metni bulunmaz. Anlatı, Ivanov ve Toporov gibi araştırmacıların çok daha geç folklor, yer adları ve diğer Hint-Avrupa fırtına mitlerini birleştirerek kurduğu karşılaştırmalı modelin popülerleştirilmiş biçimidir. [2] [10]
Model değersiz değildir; farklı geleneklerin benzer kavramlar etrafında nasıl örgütlendiğini düşünmek için ilgi çekici bir hipotezdir. Fakat varsayımsal düşmanlığı ‘Perun’un tarihsel olarak kesin eşi Mokoş’u Veles kaçırdı’ gibi ayrıntılarla büyütmek, modelin kendi kanıt durumunu da aşabilir. Vakayinamede Perun ile Volos/Veles’in yeminlerde yan yana anılması belgeli bir gerçektir. Bu yan yana gelişin mitolojik açıdan rakip olduklarını kanıtladığını söylemek ise ek yorum gerektirir. Aynı iki ad hem antlaşmada birlikte çağrılabilir hem daha geç halk anlatılarında karşıt rollerle yorumlanabilir. [1] [10]
Antlaşmada birlikte anılan iki tanrı neden rakip sayılıyor?
945 ve 971 yeminlerinde Perun ile Volos/Velеs adlarının birlikte yer alması araştırmacıları uzun zamandır düşündürüyor. Perun yıldırım ve silahlı yeminle, Volos ise sığırla ilişkili olarak anılır. İkisinin bir arada bulunması, siyasetin ve ekonominin farklı koruyucu güçlerinin aynı sözleşmeye tanık yapılması biçiminde açıklanabilir. Ancak burada birbirlerini düşman ilan eden açık bir cümle yoktur. Karşıtlık kuran sonraki rekonstrüksiyon, farklı kaynaklardan gelen imge gruplarını birleştirerek daha geniş mitolojik yapı arar. Onu tarihsel olay günlüğü gibi göstermemek gerekir. [1] [10]
Aynı noktada Mokoş dosyamızla karşılaşırız. Toprak, nem ve üretimle ilişkilendirildiği düşünülen Mokoş’un, yağmur gönderen Perun’la veya yeraltı ve hayvanla bağ kurulan Veles’le eşlenmesi teorik olarak anlamlı olabilir. Fakat Kiev’in 980 listesi onun kimin eşi olduğunu söylemez. Modern okura tamamlanmış bir aşk üçgeni aktarmak kolay ve ilgi çekici olsa da bunu erken Slav kaynaklarının kesin içeriği diye sunmak gazetecilik bakımından yanıltıcıdır. [2] [10]
Perun ve İndra, Zeus, Thor: Ne kadar aynı?
Hint-Avrupa dil ailesindeki birçok kültürde yıldırım, gök gürültüsü ve fırtına güçlü tanrılarla ilişkilendirilir. Vedik İndra’nın düşmanlarını yenmesi, Yunan Zeus’un şimşeği, Roma Jupiter’inin devlet yeminiyle bağlantısı ve İskandinav Thor’unun çekiçli gücü Perun’la karşılaştırma için verimlidir. Ama farklı kültürlerde ‘gökte gürültü yapan tanrı’ bulunması doğrudan aynı kişi olduklarının kanıtı değildir. Ad akrabalığı, ortak eski mit kalıpları ve sonradan gelişen görevlerin benzerliği ayrı araştırma alanlarıdır. [3] [5]
Özellikle Perun ile Baltık Perkūnas/Pērkons arasındaki dilsel bağ, yalnız Thor ile omuz omuza çizilmelerinden daha güçlü karşılaştırmalı malzeme sunar. Ama yine de aynı tarihi heykelin Baltık’tan Kiev’e taşındığını doğrudan göstermez. Kullanıcının Atlas için belirlediği üç düzey burada açıkça korunmalı: antik kaynakta belgeli eşleştirme, tarihsel ve dilsel yakınlık, yalnız işlevsel benzerlik. Bunları birbirine karıştırdığımızda hem Perun’un kendine özgü siyasi yemin rolü hem diğer kültlerin özgün tarihi kaybolur. [3]
Perşembe neden Perun’a bağlanır?
Batı Slav ve özellikle kaybolmuş Polabca malzemede perşembe gününün bir biçiminin Perun adıyla ilişkilendirilmesi dikkat çekicidir. Böyle bir dilsel ilişki, Latincede Jupiter’in günü ve İngilizcede Thor’un günüyle karşılaştırılır. Ancak buradan tüm Slav toplumlarının her perşembe Perun’a aynı ritüeli yaptığı veya o günün ortak bir devlet bayramı olduğu sonucu çıkmaz. Gün adının tarihsel biçimi, komşu dilden ödünç alınmış bir takvim modeliyle bağlantılı olabilir; canlı ibadetin bütün ayrıntılarını otomatik olarak vermez. [3]
Gün adları, dinin gündelik zamanda bıraktığı ilginç izlerdir. Ancak ‘Perun’un günü’ biçimindeki bir sözcük, yılın hangi mevsiminde hangi sununun yapıldığını ve tapınağın kaç rahibi bulunduğunu söylemez. Dilbilim bir tanrının adının ne kadar yaygınlaştığını anlamamıza yardım edebilir; belirli bir toplumun tören takvimini kesinleştirmek içinse ek yazılı veya arkeolojik malzeme gerekir. İsimlerin korunması ile ritüellerin korunması iki farklı süreçtir. [3]
Aziz İlyas yıldırımı Perun’dan mı aldı?
Hristiyanlık sonrasında Doğu Slav halk dindarlığında Aziz İlyas’ın gök gürültüsü, fırtına ve göksel savaş imgeleriyle ilişkilendirilmesi iyi bilinir. Bu bağ nedeniyle bazı araştırmacılar İlyas kültünün Perun’un eski görevlerinin bir bölümünü devraldığını düşünür. Slav halk dini üzerine yapılan modern araştırmalar, eski tanrıların görevlerinin Hristiyan azizlere taşınması fikrini ve bunun tek yönlü aktarım olmadığını inceler. Halk geleneğinde gök gürültüsünün bir azize bağlanması, dini imgelerin yaşayabildiğini gösterir. [11]
Ama ‘İlyas tamamen Perun’un değiştirilmiş adıdır’ iddiası da aşırı basitleştirmedir. Aziz İlyas’ın kendi kutsal kitap anlatısı, Ortodoks litürjisi ve başka Hristiyan toplumlarında bağımsız bir tarihi vardır. Bazen eski kutsal işlevler yeni aziz çevresine taşınmış, bazen de yeni dini öğretiler kendi içinde gelişmiştir. Paraskeva ile Mokoş arasındaki ilişkiyi incelerken yaptığımız ayrım burada da geçerlidir: benzer görevleri görmek mümkün, kusursuz ve her ayrıntısı belgeli bir kimlik değişimini kanıtlamak çok daha zordur. [11]
Kronik bize Perun’u neden kötü gösterir?
Vakayinamenin 980 ve 988 kayıtları hem Pagan Rus’un hem Hristiyan Rus’un tarihini anlatan aynı eserin parçalarıdır. Hristiyan tarih yazarının eski putları şeytan veya aldatıcı nesne olarak nitelemesi dönemin dini bakışına aittir. Metnin Perun’u aşağılayan sahnelerini tarihsel olarak değerli görmek, yazarın bütün yargılarını bugünün nesnel olgusu saymamızı gerektirmez. Bir kaynak aynı anda hem gerçek tanrı adını koruyabilir hem geçmiş hakkında polemik yürütebilir. Gazetecilik açısından bu çok tanıdık sorundur: belgenin varlığını doğrulamakla belgedeki bütün taraflı ifadeleri kabul etmek aynı şey değildir. [1] [2]
İnancın tarihi yalnız kazananların yazdıklarından okunursa, kaybolmuş toplulukların ne düşündüğünü öğrenmek zorlaşır. Bunun karşısındaki yanlış çözüm ise her Hristiyan yazarı yalancı ilan edip istediğimiz pagan hikâyeyi gerçek kabul etmektir. Kroniği eleştirel okumak, anlatının üretildiği bağlamı, daha eski diplomatik malzemeyi, buluntuları ve diğer bölgelerin metinlerini karşılaştırmayı gerektirir. Perun’un tanrılar arasındaki yeri kadar, onun hakkında bildiğimiz şeylerin nasıl filtrelendiği de araştırmanın konusudur. [2]
Dünyevi iktidar için yıldırım neden kullanışlıdır?
Yıldırımın ani ve tartışmasız görünür gücü, siyasi egemenlik için güçlü bir metafor olabilir. Hükümdarın gözünde savaşçıların sadakati, ordunun disiplini ve antlaşmanın güvenilirliği korunması gereken temel konulardır. Perun’un resmi yeminlere çağrılması, askeri otorite ile kutsal yaptırım arasında nasıl bağ kurulduğunu gösterir. Ancak buradan Viking-Rus ordusunun her emrini din adamlarının verdiği veya Perun’un doğrudan hükümdarlık makamını yönettiği sonucu çıkmaz. Tanrının adı bir siyasi kurumun yanında yer alabilir; kurumsal işleyişi yine tarihsel belgelerle açıklamak gerekir. [1] [2]
Vladimir’in birkaç yıl içinde put inşa ettirip put yıktırması, başka bir güç ilişkisini gösterir: Kutsallığın devlet tarafından görünür kılınması kadar ortadan kaldırılması da mümkündür. Bu değişim, dinin yalnız özel yaşam tercihi değil kamu düzeni ve hükümdarlık stratejisiyle ilişkili olabildiği bir çağı yansıtır. Perun’un nehri geçişi, eğer vakayinamenin bütün dramatik unsurlarını ihtiyatla okursak, eski inancı kullanan ve sonra terk eden siyasi gücün simgesel hikâyesidir. [1]
Yanlış bilinenler: Sekiz kısa iddia
Birinci yanlış, Prokopios’un altıncı yüzyılda Perun adını açıkça yazdığı iddiasıdır; metin adsız yıldırım efendisinden söz eder. İkinci yanlış, Perun–Veles savaşının bugün elimizde satır satır korunan bir Ortaçağ Slav destanı olduğu inancıdır; anlatının çok bölümü modern karşılaştırmalı yeniden kurmadır. Üçüncü yanlış, Kiev putunun bugün bir müzede gümüş başıyla sergilendiğidir; nesnenin kendisi korunmamıştır. Dördüncü yanlış, her minyatür balta ya da her meşe ağacının otomatik Perun kültü kanıtı sayılmasıdır. [1] [4] [10]
Beşinci yanlış, Peryn’deki bütün hendeklerin işlevinin tartışmasız çözüldüğünü söylemektir. Altıncı yanlış, 988’de Kiev’de bir putun nehre atılmasının bütün Slav topluluklarının aynı gün eski inancı bırakmasını sağladığını iddia etmektir. Yedinci yanlış, Thor, Zeus, Jupiter ve Perun’u bütün ayrıntılarıyla aynı tanrı saymaktır. Sekizinci yanlış, savaşçı bir tanrı olduğu için yalnız saldırıyı temsil ettiğini düşünüp antlaşma ve barış yeminlerindeki yerini görmezden gelmektir. Kaynaklara döndüğümüzde en çarpıcı örneğin silahın başkasına değil yemin bozana dönmesi olduğunu fark ederiz. [1] [3] [8]
Bir put kaybolunca bir tanrı da kaybolur mu?
Kiev’in vakayinamede anlatılan dini değişimi, kamusal ibadet sisteminin kırılmasına neden olmuş olabilir. Ancak Perun adı Slav dillerinde, yer adlarında ve farklı halk geleneklerinde yaşamaya devam etmiştir. Bir ismin fırtınayla ilgili ortak sözcük haline gelmesi veya bir bölgenin hafızasında kutsal bir alanın adı olarak korunması, aynı tanrıya eski usulle ibadetin kesintisiz devam ettiği anlamına gelmez. Farklı süreklilik türlerini birbirinden ayırmak gerekir: sözcük, simge, gelenek, kişisel inanç ve tapınak kurumu farklı hızlarda değişebilir. [3] [7]
Günümüzde bazı yeni-pagan topluluklar Perun’u kutsal figür olarak yeniden yorumlar, heykellerini yapar ve yeni ritüeller oluşturur. Yaşayan modern uygulamaların varlığı kendi başına tarihsel gerçektir; fakat bunlar üzerinden 10. yüzyıl Rus törenlerinin tüm ayrıntılarının aynen korunduğunu ileri süremeyiz. Modern bir Perun töreninin anlamı modern topluluğun kendi hayatına aittir; onun geçerliliğini tartışmak ile antik dönem kanıtı saymak ayrı şeylerdir. Dergimiz bu ayrımı koruduğunda hem tarihsel kaynaklara hem yaşayan kültürlere daha adil yaklaşmış olur. [2]
Sonuç: Gökteki yıldırım değil, yerdeki güven krizi
Perun’un uzun tarihinden en güçlü ders, doğa tanrılarının yalnız doğa olaylarının açıklaması olmamasıdır. Altıncı yüzyılda adı verilmeden anlatılan yıldırım efendisiyle 945 ve 971’de antlaşma yeminlerinin tanrısı, 980’de hükümdarın tepesine dikilen put ve 988’de nehre atılan sembol farklı kaynak katmanlarının figürleridir. Birbiriyle bağlantılı olmaları mümkündür, ancak her çağın ve topluluğun deneyimini tek kesintisiz film halinde düşünmemeliyiz. Adın en sağlam ve somut yönlerinden biri, insanın sözünü tutmaması halinde ortaya çıkacak felaketin kutsal ifadeye dönüşmesidir. [1] [4]
Bugünün okuru yıldırımı meteoroloji ve fizik yoluyla açıklayabilir; bir antlaşmanın güvenilirliğini hukuk, diplomasi ve kurumlarla ölçmeye çalışabilir. Eski Rus insanı ise o sözün arkasına Perun’u yerleştirmişti. Bu tarihsel fark yalnız batıl inanç ile bilim arasındaki karşıtlıktan ibaret değildir. Bir siyasi topluluğun gücü, üyelerinin birbirine inanabilmesine de bağlıdır. Antlaşmayı bozan kişinin kendi kılıcına yenilmesi dileği, fırtına tanrısının belki de en beklenmedik mirasını açıklar: Gökten düşen yıldırım değil, verilmiş sözün ağırlığı. [1]
Araştırma notları ve kaynaklar
[1] The Russian Primary Chronicle, Laurentian Text, Cross–Sherbowitz-Wetzor çevirisi, 1953; 945/971 yeminleri, 980 put listesi ve 988 Perun’un yok edilmesi. Açık metin: https://ancientpatriarchs.wordpress.com/2017/12/25/the-russian-primary-chronicle-laurentian-text-until-1075-ad-by-nestor/
[2] Judith Kalik ve Alexander Uchitel, Slavic Gods and Heroes, Routledge, 2019, ‘Perun’, ‘Vladimir’s Gods’ ve ‘Volos (Veles)’ bölümleri. https://www.routledge.com/Slavic-Gods-and-Heroes/Kalik-Uchitel/p/book/9781351028707
[3] ‘The Slavic Thunder God in Eastern Slavic and Polish Phraseological Units’ (2024/2025), dilde Perun, perşembe ve yıldırım adları üzerine karşılaştırmalı araştırma. Bibliyografik erişim: https://www.researchgate.net/publication/387269557_The_Slavic_Thunder_God_in_Eastern_Slavic_and_Polish_Phraseological_Units
[4] Prokopios, History of the Wars VII.14.22–24; Sklaven ve Antların adsız ‘yıldırım yaratıcısı’ tanrısı ve adakları. H. B. Dewing çevirisi: https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Procopius/Wars/7C%2A.html
[5] Florin Curta, The Making of the Slavs, Cambridge University Press, 2001, özellikle ‘Sources for the history of the early Slavs (c.500–700)’ bölümü; Prokopios ve dış kaynakların yorum sorunları. https://doi.org/10.1017/CBO9780511496295.003
[6] ‘The Russian-Byzantine Treaty of 971: Theophilos and Sveneld’, Revue des Études Byzantines 64–65 (2006–2007), s.329–340; 971 antlaşma metninin biçimi ve kişiler üzerine tartışma. https://www.persee.fr/doc/rebyz_0766-5598_2006_num_64_1_2395
[7] Velikiy Novgorod kent portalı, Peryn ve Hristiyanlık öncesi kutsal alan geleneği; tarih ve popüler yerel yorum. https://www.novgorod.ru/english/read/information/architecture/lady-peryn/
[8] V. V. Sedov, ‘Novye dannye o yazycheskom svyatilishche Peruna’, 1952 kazı bulguları ve kutsal alan yorumunun özgün savunusu. https://arheologija.ru/sedov-novyie-dannyie-o-yazyicheskom-svyatilishhe-peruna/
[9] Eski Rus arkeolojisi eleştirel derlemesi, ‘Svjatilišča’, Peryn kalıntılarının kutsal alan yerine kurgan biçiminde açıklanması tartışması. https://arheologija.ru/svyatilishha/
[10] Ivanov–Toporov çizgisindeki Perun–Veles karşıtlığının modern rekonstrüksiyon niteliğine ilişkin kaynaklı açıklama. https://mythosatlas.com/stories/perun-and-veles/read
[11] ‘Christianity and Slavic Folk Culture: The Mechanisms of Their Interaction’, Religions 12/7 (2021); Perun–İlyas ve pagan figür–aziz aktarımının yorum sorunları. https://www.mdpi.com/2077-1444/12/7/459