MOKOŞ
980 yılında Kiev hükümdarı Vladimir’in tepesine diktirdiği altı kutsal figür arasında yalnız bir kadın adı vardı: Mokoş. Onun hakkında korunan eski metinler o kadar az ki bugün sık duyulan ‘kaderi eğiren büyük ana’ portresinin büyük bölümü çok daha geç derlenmiş inanışlardan ve bilimsel yorumlardan oluşuyor. Peki evde eğrilen iplik, ıslak toprak, kutsal cuma ve bir hükümdarın devlet dini arasında gerçekten nasıl bir bağ vardı? Mokoş’un hikâyesi, eski inançların nasıl hatırlandığı kadar geçmişe yakıştırdığımız şeyleri de sorgulatıyor.


COĞRAFYA HARİTASI — Kiev’deki 980 tanrı listesi ortaçağ yazılı tanıklığıdır. Novgorod, Polesiye ve Moskova işaretleri ise daha geç halk dini, etnografik anlatı veya metin dolaşımı için coğrafi referanstır. Aynı dönemde faaliyet gösteren Mokoş tapınaklarının haritası değildir. Modern şehir konumları eski siyasal ve kültürel sınırlarla karıştırılmamalıdır.
Altı tanrı, bir kadın: 980 yılının şaşırtıcı listesi
Bir hükümdarın başkentinde hangi kutsal figürlere yer vereceği, yalnızca inançla ilgili bir tercih olmayabilir. Eski Rus vakayinamesinin 980 yılına yerleştirdiği sahnede Vladimir, Kiev’de sarayının yakınındaki yüksek alana bir dizi put diktirir: Perun, Hors, Dajbog, Stribog, Simargl ve Mokoş. Listenin sonundaki adın farklılığı hemen dikkat çeker. Mokoş, bu altılı içinde açık biçimde kadın tanrı olarak anılan tek figürdür. Fakat kaynak neden seçildiğini, kimin ondan ne dilediğini veya diğer tanrılarla hangi aile bağı içinde olduğunu anlatmaz. Bir adın bir hükümdarın dini düzenlemesinde bulunması güçlü bir tarihsel veri, o adın eksiksiz biyografisi ise henüz elimizde olmayan başka bir bilgidir. [1] [2]
Vakayiname sahnesi sık sık ‘Slavların ilk ve tek resmi panteonu’ biçiminde tanıtılır. Bu ifade gereğinden fazla kesin olabilir. Metnin bize aktardığı şey, Kiev’deki belirli siyasi merkezin yerleştirdiği tanrı adlarıdır; başka Slav topluluklarının aynı listenin tamamını kullandığını kanıtlamaz. Baltık kıyılarındaki Slavların daha sonraki yazılı kaynaklarında farklı tanrılar görülür. Kiev’deki hükümdarın pagan dini yeniden düzenlemiş olabileceği sık tartışılsa da neden bu altı figürü seçtiği ve seçimin yerel kültleri ne ölçüde temsil ettiği açık değildir. Mokoş’un listedeki varlığı çok önemli; ‘bütün Slavların en yüce tanrıçasıydı’ sonucu ise yalnız bu kayıttan çıkarılamaz. [2] [3]
Bir tanrıçanın adı var, destanı neden yok?
Eski Slav dünyası, Mısır’ın hiyeroglif tapınak duvarları veya Ugarit’in uzun kil tablet destanları gibi ayrıntılı pagan kutsal metinler bırakmadı. Tanrı adlarının önemli bölümü Hristiyan yazarların tuttuğu kayıtlardan, kilise yasaklarından, kroniklerden, yer adlarından ve daha geç halk geleneklerinden öğreniliyor. Mokoş’un durumu bunun en çarpıcı örneğidir. Ona ait bütünlüklü bir yaratılış miti, üzerinde adı bulunan erken heykel, kendi ağzından konuştuğu kanonik bir ilahi ya da kesintisiz ritüel yönergesi bulunmuş değildir. [2] [3]
Bu yokluk tanrıçanın önemsiz olduğu sonucuna götürmez. Bir inancın geniş toplumsal karşılığı olabilir ama yazılı izleri çok sınırlı kalabilir. Erken ortaçağda yazıyı denetleyen kurumlar ile tarım ve ev içi üretimi yürüten insanlar aynı kayıt üretme imkânlarına sahip değildi. Ancak ‘halk arasında önemliydi, o halde hakkında tasarladığımız her şey doğru olmalı’ demek de kanıtı tersine çevirmektir. Eksik arşiv, sınırsız hayal gücüne verilmiş tarihsel izin değildir. Mokoş’u anlatırken en güçlü bulgu ile en çekici varsayım arasındaki farkı açıkça göstermek, tanrıçayı sıradan bir masal karakterine dönüştürmemek için gereklidir. [2]
Mokoş mu, Mokoş’, Mokoš mu? İsmin ıslak izi
Eski Doğu Slav yazımındaki Mokošĭ ya da Mokosh’, bilimsel yazılarda Mokosh, Mokoš ve Türkçe okunuşta Mokoş biçimleriyle aktarılır. Yaygın bir etimoloji onu Slav dillerindeki *mok- köküyle, yani ıslaklık ve nemle ilişkilendirir. Islak toprak, sulanmış tarla ve doğurganlık düşüncesi böylece açıklanabilir hale gelir. Ancak bir sözcüğün ses benzerliğinden bütün kutsal görevleri kesin olarak çıkarmak mümkün değildir. Araştırmalarda adın başka dil çevreleri ve yerel halk adlarıyla ilişkisi de önerilmiştir. Etimoloji yorumları ile çağdaş metindeki tanrı adı aynı kanıt gücünde değildir. [2] [4]
Kimi modern metinler adını doğrudan ‘Toprak Ana’ diye çevirip bu ifadeyi eski Rus yazıtlarından alıntıymış gibi kullanır. Oysa kaynaklardaki Mokoş adının yanında böyle bir görev tanımını açıkça veren erken bir açıklama yoktur. ‘Nemli olan’ etimolojisiyle daha sonraki toprak ve bereket halk inançlarını birlikte okuyan araştırmacılar bu tür bir ilişki kurabilir. Böyle yorumlar tarihsel olarak tartışılabilir, hatta ikna edici olabilir; fakat tartışma ile eldeki metnin söylediğini eşitlemeyelim. Bir tanrının ismi, en eski adının bütün anlamlarını tek başına koruyan sözlük maddesi değildir. [2] [4]
MÖ binler değil, MS 980: Tarihlemenin ince tuzağı
Mokoş’un kökenini MÖ üçüncü binyıla veya ilk tarım toplumlarına götüren iddialar popüler mitoloji metinlerinde zaman zaman görülür. Böyle bir tarih için tanrıça adına uzanan kesintisiz bir yazılı veya maddi aktarım zinciri gösterilmesi gerekir. Şu anda başvurabildiğimiz sağlam tanıklıklardan biri, 12. yüzyıl başlarında derlenen vakayinamenin 980 yılı altındaki kaydıdır. Bu, tanrıçanın 980’de icat edildiği anlamına gelmez. Ama ‘Mokoş’un altı bin yıldır aynı isimle tapınılan evrensel anne olduğu’ biçimindeki iddia da bu kayıttan doğmaz. Bir olayın kronikte tarihli oluşu ile olayın çağdaş, bağımsız belgesinin elde bulunması birbirinden ayrı sorulardır. [1] [2]
Üstelik Rus adıyla kayıt tutulan erken siyasi yapı yalnız bugünkü tek bir ulusun kültürel geçmişine indirgenemez. Kiev, Novgorod ve çevresindeki yerleşmelerde Slav dilleri, farklı yerel gelenekler, ticaret ağları ve İskandinav kökenli yönetici çevreleri karşılaşıyordu. Pagan adı taşıyan listeyi bugünkü Rusya, Ukrayna veya Belarus sınırlarına birebir yapıştırmak siyasi ve tarihsel anakronizm olur. Bu nedenle kullandığımız harita dini bir imparatorluğun sınırlarını değil, belirli yazılı kayıtlarla çok daha geç folklorun bağlantılı olduğu coğrafi noktaları gösterir. [2] [3]
Kiev’deki tepe neden bir din haritasından fazlası?
Vakayiname 980’deki putların hükümdarın sarayı yakınındaki tepeye yerleştirildiğini söyler. Yüksek yer seçimi, iktidarın mekânla ilişkisinin de bir parçasıydı: Başkentte herkesin görebileceği bir kutsal düzen kurulmuş olabilirdi. Fakat listenin anlamını belirlemek için kroniği kimin, ne zaman ve hangi dinsel bakış açısından yazdığını da hesaba katmalıyız. Metin Hristiyanlığın kabulünden sonra oluşturulduğu için eski ibadeti kötüleme, yeni dini yüceltme ve hükümdarın dönüşümünü dramatikleştirme amacı taşıyabilir. Bu, listede adı geçen tanrıların uydurma olduğu anlamına gelmez; kaydın yorumunu sınırlar. [1] [2]
Tanrılara insan kurban edildiğini anlatan ifadeler de aynı süzgeçten geçirilmelidir. Kronik, pagan geçmişi anlatırken ‘putlara çocuklarını kurban etmeleri’ gibi yüklü bir dil kullanır. Böyle bir cümlenin gerçekten yaşanmış belirli bir olaya mı, tarihçinin dini polemiğine mi, yoksa farklı uygulamaların genelleştirilmesine mi karşılık geldiği bağımsız malzemeyle sınanmalıdır. Mokoş’un tek başına insan kurbanı istediğini gösteren ayrı bir ritüel belgesi yoktur. Yalnız listede bulundu diye ona herhangi bir şiddetli törensel hikâye yüklemek kaynakları aşar. [1] [2]
İplik neden tanrıça fikrini çağırıyor?
Dokuma, eğirme ve iplik işleme erken toplumların hayatında yalnız süsleme sanatı değildi. Giysi, ev eşyası, ticaret ürünü ve günlük işgücü anlamına geliyordu. Bu emeğin sıkça kadınların yaşamıyla ilişkilendirilmesi, kutsal bir kadın figürüyle bağlantı kurulmasını anlaşılır kılıyor. Daha geç Doğu Slav folklorunda dokuma ve eğirmeye getirilen yasaklar, bazı günlerde iş yapılmaması gerektiğine dair uyarılar ve bırakılan ipliğin gece gizemli güçlerce kullanılacağına ilişkin anlatılar görülür. Araştırmacıların bir bölümü bu gelenekleri Mokoş’un eski kimliğinin izleri olarak yorumlar. [4] [5]
Burada yapılabilecek en büyük hata, geç tarihte derlenmiş her dokuma yasağını doğrudan 980’deki Mokoş ayini olarak göstermektir. Söz konusu geleneklerin önemli bölümü Hristiyan halk dindarlığı içinde kaydedilmiştir. Ayrıca ev işiyle ilgili yasakların günlük emek düzeni, tören zamanı, kadınların çalışma koşulları ve yerel topluluk kuralları gibi birden çok açıklaması bulunabilir. İpliğin kaderle ilişkilendirilmesi dünya mitolojilerinde güçlü bir metafordur; bir Slav köyünde eğrilen ipin otomatik olarak Mokoş’un insan ömrünü dokuduğunu kanıtlaması için daha özel belge gerekir. [5] [6]
Kaderi eğiren tanrıça efsanesini hangi belge destekliyor?
Mokoş’un kaderin ipliklerini eğirdiği, yanında Dolyа ve Nedolya adlı iki yardımcıyla insanların talihini belirlediği anlatısı modern popüler kültürde çok yaygındır. Slavic folk belief içinde dolya sözcüğünün pay, kısmet ve yazgıyla ilişkili olması gerçektir; kadın figürleri, eğirme ve kader arasında folklorik bağlantılar da bulunur. Ama bu unsurları tek bir tutarlı tanrıça üçlüsüne dönüştüren uzun ve güvenilir bir erken ortaçağ metni elimizde değildir. Bu nedenle okuyucuya ‘Mokoş’un doğrulanmış iki kızı Dolyа ve Nedolya idi’ diyemeyiz. Bu, modern bir sentezin eski panteonun resmi soy ağacı gibi sunulması olur. [2] [4]
Bir başka eski Hint-Avrupa kültüründe kader ipliğiyle ilgili figür bulunması da meseleyi tek başına çözmez. Yunan Moiraları ve İskandinav Nornlarıyla karşılaştırma yapılabilir; ancak onların kendi metinlerdeki görevleri ile Mokoş için elimizdeki parçalı kayıtlar aynı düzeyde değildir. ‘Her kültürde dokuma kaderi temsil eder, o halde hepsi aynı tanrıçanın kopyasıdır’ demek, işlev benzerliğini tarihsel aktarıma dönüştürür. Atlasımızın üç düzeyli karşılaştırma ilkesi burada özellikle önemlidir: Ortak motif başka, ad aktarımı başka, birinci el metinde kurulmuş özdeşlik bambaşkadır. [2]
Toprak ıslanırken kim dua ediyordu?
Toprak ve nem kökeni kabul edildiğinde Mokoş’un bereketle ilişkilendirilmesi anlamlı görünür. Doğu Avrupa’nın tarım çevrelerinde toprağın su alması, ekimin başlaması ve ürünün çıkması doğrudan geçimle ilgilidir. Fakat bu açıklama, Mokoş adına yapılmış belirli bir ilkbahar yağmur duasının ayrıntılarını elimizde tuttuğumuz anlamına gelmez. Toprak Ana biçimindeki halk inançları pek çok farklı adla, bazen de belirli bir tanrı kişiliğinden bağımsız olarak devam edebilir. Eski tanrıça ile sonraki ‘nemli ana toprak’ sözlerini özdeşleştirmek, tarihsel olarak test edilmesi gereken bir yorumdur. [2] [4]
Bu ayrım özellikle görsel üretiminde önem kazanır. Topraktan yükselen dev kadın, yağmur bulutlarından örülmüş saçlar veya bütün Avrupa’yı kuşatan kökler modern sanat için etkileyici olabilir; fakat bunlar 980’deki Kiev tepesinde duran Mokoş putunun gerçek biçimini vermez. Tanrıçanın tahta mı, taşa mı işlendiği; yanında hangi hayvanın bulunduğu; hangi takıları taşıdığı konusunda açık bir tanıklığımız yoktur. Bizim kapağımızda görülen eğirme sahnesi tarihsel bir kadın emeği çevresinden yola çıkan çağdaş temsil olarak düşünülmelidir, eski tanrıçanın kesin portresi olarak değil. [1] [2]
Hristiyanlık geldiğinde Mokoş nereye kayboldu?
Vakayiname, Vladimir’in Hristiyanlığı kabulünden sonra Kiev’deki pagan putlarının yıkıldığını anlatır. Başlangıçta iktidar tarafından yerleştirilen kutsal düzenin birkaç yıl sonra aynı iktidarın emriyle kaldırılması siyasi hafıza açısından çarpıcıdır. Ancak bir heykeli yok etmek, ona atfedilen bütün yerel inançları aynı günde sona erdirmek değildir. Dini kurumlar değişebilir, kutsal adlar daha az kullanılabilir, alışkanlıklar yeni kimliklerin altında yaşayabilir. Mokoş’un görünürlüğünün azaldığı dönemi anlamak için kronik ile sonraki kilise metinlerini yan yana, ama birbirlerinin yerine koymadan okumamız gerekir. [1]
Hristiyan yazarların pagan adlarıyla ilgili kınama metinleri, geleneklerin bir ölçüde sürdüğünü gösterebilir. Fakat bir din adamının ‘eski tanrılara yönelmeyin’ uyarısı, her köyde aynı ritüelin düzenli yapıldığının nüfus sayımı değildir. Yasaklanan uygulamanın gerçekten nerede, nasıl ve ne sıklıkla görüldüğünü çoğu zaman bilmiyoruz. Kimi vaazlar başka bölgelerden derlenmiş listeleri tekrarlayabilir. Dinler tarihçisi yasağın varlığını kanıt sayarken onu doğrudan bütün halkın davranışının fotoğrafı gibi değerlendirmemelidir. [2] [3]
Azize Paraskeva ile Mokoş aynı kişi miydi?
Mokoş üzerine en çok tekrarlanan önerilerden biri, onun daha sonra Azize Paraskeva-Pyatnitsa’ya dönüştüğü düşüncesidir. Doğu Slav halk Hristiyanlığında Paraskeva’nın cuma günüyle, iplik eğirmeyle, belirli işlerin yasaklanmasıyla ve zaman zaman su kaynaklarıyla ilişkilendirildiğini biliyoruz. 2017’de yayımlanan etnografik araştırmada cuma gününün haftanın en yoğun sembolik günü olduğu, çalışmayla ilgili yasaklar ve rüya, hastalık, büyü gibi farklı uygulamaların bu güne bağlandığı açıkça belirtilir. Bu malzeme Mokoş’a ilişkin süreklilik teorisini araştırmaya değer kılar. [5] [6]
Ancak ‘Hristiyanlar Mokoş’un heykelini alıp üzerine Paraskeva yazdı’ anlatısı sağlam tarihsel delilden yoksundur. Paraskeva’nın kutsal kişi olarak kendi Hristiyan metinleri ve diğer Balkan-Ortodoks toplumlarına uzanan bir tarihi vardır. Onun kültünün her ayrıntısını yalnız Mokoş’tan kopyalanmış saymak, hem eski Slav inancının hem de halk Hristiyanlığının dönüşüm süreçlerini düzleştirir. Bazı özelliklerin yer değiştirmiş olabileceği görüşü araştırmacılar arasında etkili olsa da bütün kıstasların çözüldüğü kesin bir kimlik kanıtı değildir. [5] [6]
Cuma günü neden iplik eğrilmezdi?
Paraskeva-Pyatnitsa çevresinde kaydedilen halk anlatılarından bazıları, cuma günü iplik eğiren veya kumaş dokuyan kadınların cezalandırılacağını söyler. Bazılarında azize geceleri terk edilmiş eğirme aletine dokunur, iplikleri karıştırır veya yasak zamanda çalışan kadına zarar verir. Bu anlatıların bugün bize ulaşması halk dininin korku ve iş takvimi üzerinden nasıl işlediğini gösterir. Ancak hangi öykünün hangi yüzyıla ait olduğuna bakmadan onu ‘pagan Mokoş’un özgün emri’ diye aktaramayız. Cuma yasağı Ortodoks Hristiyanlığın kendi takvimi ve azizler inancıyla da bağlantılı olabilir. [5] [6]
Dahası bir emek yasağının sosyal işlevi, onu koruduğuna inanılan kutsal kişiden bağımsız incelenebilir. Kadınların çok ağır işlerden uzak durduğu ritüel günler, toplumun dinî saygı ve iş organizasyonu arasında bir sınır kuruyor olabilir. Fakat tam tersi de mümkündür: yasaklar kadınların davranışını denetleyen ve korkuyla uygulanan baskıcı kurallara dönüşebilir. Kaynak bunları bize belirli tarihsel olaylar olarak göstermediği sürece, bu iki yorumu ayrı tutmak gerekir. Etnografi, geleneklerin ne anlama geldiğini çok katmanlı biçimde araştırmayı sağlar. [5]
Mokoş’un başında başlık, elinde iğ var mıydı?
Günümüzde Mokoş resimleri incelendiğinde başında boynuz benzeri tacı, üzerinde beyaz nakışları, iki yanında atları veya kuşları bulunan bir kadın figürüyle sık karşılaşılır. Bu imgelerin bazıları geç dönem Doğu Slav işlemelerindeki geometrik kadın figürlerinden esinlenmiştir. Ancak geç tarihli tekstil sembollerinin doğrudan 980 Kiev putunun portresini kopyaladığına dair bağımsız bir yazıt veya resim dizisi gösterilemez. İşlemelerdeki her simetrik kadın figürünün otomatik Mokoş sayılması, sanat tarihi ve etnografya açısından güçlü bir teşhis değildir. [2] [4]
Bir de ‘Zbruç Putu’ diye bilinen çok yüzlü taş heykel vardır. Bu eserin kimliği, tarihi ve üzerindeki figürlerin hangi tanrıları gösterdiği uzun süredir tartışılmıştır. Taşın bir bölümünde kadın benzeri görüntü bulunması, o kişinin kesin Mokoş olduğu sonucunu vermez. Heykelin gerçek arkeolojik nesne oluşu ile kimliklendirmesinin tartışmalı oluşu iki ayrı gerçektir. Bu yüzden dergide onu ‘Mokoş’un hiç şüphesiz gerçek heykeli’ diye sunmuyoruz. Aynı uyarı modern ahşap putlar ve yeniden canlandırma heykelleri için de geçerli. [2] [3]
Perun’un karısı mıydı, Veles’in sevgilisi mi?
Mokoş’un popüler hikâyelerde Perun’un eşi, Veles’in sevgilisi ya da iki düşman tanrı arasında kalan kutsal kadın olarak anlatılması, özellikle yeniden kurulmuş Slav ana mitinin bir parçasıdır. Bu anlatı, gök gürültüsü tanrısıyla yeraltı veya sığır koruyucusu arasında varsayılan çatışma ekseninde şekillenir. Ne var ki eldeki Kiev listesi Mokoş’un hangi tanrıyla evli olduğunu söylemez; iki erkek tanrı arasındaki romantik üçgeni anlatan bir ortaçağ Slav destanı da yoktur. Mitologların karşılaştırmalı çalışmaları, bu roller arasında bağ kurmuş olabilir, ama sonuçları ilk çağın doğrudan anlatısı gibi aktaramayız. [2] [7]
Perun ile Veles karşıtlığına ilişkin günümüzde en bilinen model, 20. yüzyılda halk anlatıları, yer adları ve başka Hint-Avrupa fırtına mitlerinden hareketle yapılan bir rekonstrüksiyondur. Aynı araştırma yöntemi Mokoş’u toprak veya nem tarafıyla ilişkilendirmeye yol açmıştır. Karşılaştırmalı modelin değerini küçümsemeye gerek yok; ancak bir modelin açıklayıcı gücü, onu tüm ayrıntılarıyla doğrulanmış antik olaylar dizisine dönüştürmez. Dergimizde bu ayrımı belirtmek, efsaneyi öldürmek değil, gerçek tarihsel belirsizliği de hikâyenin bir parçası yapmaktır. [7]
Slavların bütün kadınları ona mı inanıyordu?
Mokoş’un ev içi üretimle ve kadınların işiyle ilişkilendirilmesi, onun adının yalnız kadınlar tarafından bilindiğini veya bütün Slav kadınlarının aynı kültü sürdürdüğünü kanıtlamaz. Kiev’deki seçimi bir erkek hükümdarın dini projesinin parçasıydı. Daha sonraki folklor ise farklı dönemlerde ve bölgelerde kadınların uyguladığı işleri ve yasakları kaydetti. İki veri grubu arasındaki sürekliliği değerlendirmek ayrı bir araştırma gerektirir. Toplumda cinsiyet rollerinin bulunması bir tanrıçaya tapınmanın otomatik göstergesi değildir. [1] [2]
Bu ayrıntı, kadınların ekonomik emeğini küçümsememeyi de sağlar. İplik üretimi ve dokuma, bir toplumun giysi ihtiyacını, kış hazırlığını ve kimi yerde ticaretini taşıyordu. Böyle bir emeğin kutsal anlam kazanması anlaşılabilir. Fakat Mokoş’un bütün tarihini yalnız ‘kadınların eğirme tanrıçası’ ifadesine indirmek de, kaynakta bulunmayan ‘Slav feminizminin ilk kurucusu’ gibi bir modern siyasi rol vermek de yanlıştır. Onun üzerinden tartışılabilecek konu, eski toplumların üretim emeği ile dini normları nasıl birbirine bağladığıdır; bugünkü ideolojik şemaların arkeolojik belgeler yerine konması değil. [2] [5]
Başka tanrıçalarla ilişki: Gaia, Kibele, Frigg, Freyja
Toprakla, üretimle ve kadın emeğiyle ilişki düşünüldüğünde Mokoş; Yunan Gaia, Frig Kibele ve İskandinav Frigg ya da Freyja ile kolayca yan yana getirilebilir. Ama bu benzetmelerin kanıt gücü eşit değildir. İlk üçünden biriyle paylaşılan bereket imgesi, bir başka kültteki kader dokumacılığı veya kadın emeği sembolü doğrudan ad aktarımı kanıtı sayılmaz. Mokoş’un etimolojisi de diğer tanrıça adlarının türetilmesinde tek başına açıklayıcı değildir. Bu karşılaştırmaları yalnız benzer işlev düzeyinde tutmak, kullanıcının Atlas için istediği sistemli ilişki tablosunun gereğidir. [2] [3]
Anahita’nın sularla, Varuna’nın doğrulukla, Uşas’ın gün doğumuyla ilişkilendirilmesi üzerinden Mokoş’un ‘hepsinin unutulmuş gerçek annesi’ olduğu gibi bir çizgi kurulamaz. Kutsal coğrafya birbirinden uzak toplumlarda benzer ihtiyaçlar çevresinde tanrılar yaratabilir. Ancak köken iddiasında bulunmak için adın tarihsel yolculuğuna, belgeli eşleştirmeye ve bağımsız kaynaklara bakılmalıdır. Mokoş’ta bu tür ayrıntılar sınırlı olduğu için dürüst karşılaştırma daha da önemlidir. [2]
Yanlış bilinenler: En cazip altı iddia
Birinci yanlış, Mokoş’un ‘tüm Slavların tek ana tanrıçası’ olduğunun kesinleşmiş sayılmasıdır. Kiev’in 980 listesindeki tek kadın oluşu bunu göstermez. İkinci yanlış, kaderi eğirdiği ve Dolya ile Nedolya’nın onun gerçek kızları olduğu yönündeki uzun masalı eski bir Slav kutsal kitabından alıntı gibi sunmaktır. Üçüncü yanlış, Paraskeva-Pyatnitsa ile doğrudan ve eksiksiz özdeşleşmenin kanıtlanmış olmasıdır. Dördüncü yanlış, her geometrik nakışın bir Mokoş portresi olduğu iddiasıdır. Bunlar çoğunlukla daha geç kaynaklar veya modern yorum düzeyindedir. [1] [2] [5]
Beşinci yanlış, Mokoş’un Perun’la evli, Veles’le gizli ilişkisi olduğu gibi romansal anlatıları doğrudan vakayinamede bulunuyormuş gibi anlatmaktır. Altıncı yanlış, ismin nem köküyle bağlantısının onun bütün eski inancını hiçbir belirsizlik bırakmadan açıkladığını sanmaktır. Bu yanlışların ortak özelliği, birbirinden yüzyıllarca uzak kaynakları tek bir karakter biyografisinin parçaları olarak görmesidir. Oysa doğru araştırma şu soruyu sorar: Hangi kişi ne zaman hangi metinde tam olarak ne söylemiş, hangi araştırmacı daha sonra hangi bağı kurmuştur? [2] [4] [7]
Tanrıçanın kayboluşu değil, arşivin sessizliği
Kimi tanrılar uzun şiirlerin kahramanı olarak yaşayabilir, kimi tanrılarsa yalnız birkaç satırda görünüp kaybolur. Mokoş’un tarihsel hikâyesi ikinci türdendir. 980’deki liste onu siyasi başkentin tanrıları arasına koyar; Hristiyanlık sonrası halk dininin cuma, su ve iplikle ilgili anlatıları ise daha uzun ve dağınık bir hafıza alanı oluşturur. Bu iki uç arasında bütün ayrıntıları dolduracak kesintisiz veri yoktur. Dolayısıyla tarihteki Mokoş’un ‘tamamen ortadan kalktığı’ da ‘hiç değişmeden bin yıl yaşadığı’ da aynı ölçüde geniş iddialardır. [1] [5]
Daha geç Slav topluluklarının dinsel pratiklerini anlamak için Hristiyanlık ile yerel halk inançlarını birbiriyle savaşan iki tertemiz blok şeklinde görmemeliyiz. Azize ikonları, dua, çalışma yasakları ve eski doğa imgeleri birbirleriyle farklı biçimlerde birleşmiş olabilir. Araştırmacıların ‘halk Ortodoksluğu’ diye andığı uygulamalar bir dinin diğerini yalnız taklit etmesinden daha karmaşık ilişkilerdir. Mokoş hakkındaki belirsizlik, böyle bir dönüşümü anlamamız için bizi hazır bir soy ağacı yerine sosyal tarih ve kaynak eleştirisine yönlendirir. [6]
Sonuç: Adını biliyoruz, yüzünü henüz bilmiyoruz
Mokoş’a ilişkin güvenilir malzeme az diye onun hakkında yazılacak şey de az değildir. Tam tersine, adının Kiev’in 980 listesindeki yalnız kadın tanrı oluşu; 988 sonrasında yeni bir resmi din düzeninin kurulması; daha sonraki halk dininde kadın emeği, kutsal gün ve nemli toprak imgelerinin korunması, tarihin çok güçlü sorunlarını açar. Kimler bir tanrıyı görünür kılabilir, kimler ona günlük hayatta anlam verir? Hangi kültürlerin yazıtları korunur, hangi insanların ritüelleri metne geçmez? Bunları araştırmak Mokoş’u bir fantezi kitabındaki kader cadısından daha ilginç kılar. [1] [2]
Tanrıçanın hikâyesinden çıkarılacak en önemli ders belki de şudur: Tarihsel bilgi bazen tek bir kelimeyle başlar ve o kelimenin etrafında uzun bir araştırma alanı açılır. ‘Mokoş’ yazan vakayiname bize adın önemini gösterir, her şeyini değil. Sonraki iplik ve cuma anlatıları akrabalık ihtimalini düşündürür, zorunlu sürekliliği değil. Eksik parçaları dürüstçe korursak insanların inanç tarihine saygı göstermiş oluruz; onları özgün belgelerden ve yaşayan geleneklerden koparıp bugünün tek bir kutsal biyografisine zorlamamış oluruz. [2] [5]
Araştırma notları ve kaynaklar
[1] The Russian Primary Chronicle, Laurentian Text, Samuel Hazzard Cross ve Olgerd P. Sherbowitz-Wetzor çevirisi, 1953; 980 listesi ve 988 dönüşüm anlatısı. Açık erişim metin: https://ancientpatriarchs.wordpress.com/2017/12/25/the-russian-primary-chronicle-laurentian-text-until-1075-ad-by-nestor/
[2] Judith Kalik ve Alexander Uchitel, Slavic Gods and Heroes, Routledge, 2019, ‘Vladimir’s Gods’ bölümü (Mokosh’ dahil); eser künyesi ve bölüm listesi: https://www.routledge.com/Slavic-Gods-and-Heroes/Kalik-Uchitel/p/book/9781351028707
[3] Nora K. Chadwick, The Beginnings of Russian History, ‘The Treaties with the Greeks, and Russian Heathenism’, Cambridge University Press; vakayinamenin sözlü gelenekle ilişkisini tartışan bölüm. https://doi.org/10.1017/CBO9781316530238.006
[4] Michał Łuczyński, ‘Językowo-kulturowy obraz Mokoszy (próba rekonstrukcji)’, Nomos 79 (2013), s.48–77; Mokoş etimolojisi, dinsel kişilik ve yorumların tarihsel yeniden kuruluşu. Bibliyografik erişim: https://www.scribd.com/document/638473288/M-%C5%81uczy%C5%84ski-Mokosz
[5] Svetlana N. Amosova, ‘Representations on Friday of the Eastern Slavs’, Traditional Culture 18/1 (2017); cuma gününün iş yasakları ve Paraskeva ile ilgili folklor verileri. https://trad-culture.ru/en/article/representations-friday-eastern-slavs
[6] ‘Christianity and Slavic Folk Culture: The Mechanisms of Their Interaction’, Religions 12/7 (2021); Paraskeva-Friday, yerel gelenek ve eski tanrı bağlantılarının yorum sınırları. https://www.mdpi.com/2077-1444/12/7/459
[7] Vyacheslav Ivanov ve Vladimir Toporov’un Slav ana mitini karşılaştırmalı yöntemle yeniden kurma çalışmaları; eleştirel bağlam ve doğrudan ortaçağ destanı bulunmadığı uyarısı için derleme: https://mythosatlas.com/stories/perun-and-veles/read
[8] Florin Curta, The Making of the Slavs: History and Archaeology of the Lower Danube Region, c.500–700, Cambridge University Press, 2001; erken Slav coğrafyası ve kaynak yorumunun yöntemsel sorunları. https://doi.org/10.1017/CBO9780511496295