MİTHRA
Bir hükümdar verdiği sözü bozarsa düşman ordusu henüz sınırdan geçmeden savaşın kaderi değişebilir miydi? Eski İran’ın Mithra’sı, bir antlaşmanın bozulmasını yalnız ahlaki bir kusur değil, ülkeyi, sürüleri ve orduları yıkabilecek kutsal bir ihlal olarak görüyordu. Bin kulağı ve on bin gözü olduğu söylenen bu tanrı, uykusuz gözcüleriyle dağları denetliyor, yalan söyleyenin silahını etkisiz bırakıyor, doğru sözlü olana zafer vaat ediyordu. Daha sonra güneşle özdeşleşti; Roma’da ise adı başka bir gizem kültünün merkezine taşındı. Bu uzun dönüşüm, güvenin neden bir medeniyet meselesi olduğunu anlatıyor.


COĞRAFYA HARİTASI — Mithra adının görüldüğü farklı dönemlerin maddi ve yazılı izleri Hattuşa’daki Mitanni-Hitit antlaşma arşivi, Ahameniş Susa yazıtları, Tâk-ı Bostân Sasani kabartması ve Avesta’nın doğu coğrafyası bakımından birlikte gösterilmiştir. Merv/Margiana, Belh/Baktria ve Semerkant/Soğd işaretleri yaklaşık bölgesel referanstır; bu noktalar tanrının tek bir köken kenti veya değişmez kült sınırları değildir.
Yalanın bir orduyu nasıl yenebileceğini anlatan tanrı
Bir antlaşma yapıldığında onu koruyacak olan yalnız hükümdarların kılıçları veya mühürleri değildir. Sözün tutulacağına dair ortak inanç yoksa kervan yolları tehlikeli hale gelir, ittifaklar güvensizleşir ve en güçlü devlet bile yarın kimin yanında duracağını bilemez. Eski İran inançlarının Mithra’sı, bu kırılgan ilişkinin kutsal karşılığıydı. Mihr Yaşt adıyla tanınan Avesta ilahisi, antlaşmayı bozan kişiye yönelen ilahi cezayı korkutucu ayrıntılarla betimler. Böyle bir insanın atları söz dinlemez, okları hedefine ulaşmaz, ordusu düzenini kaybeder. Tanrının yaptırımı hem askeri hem ahlakidir; yenilginin arkasında bozulan söz vardır. [1]
Mithra’yı bir güneş diski, ışıklı taç veya boğayı öldüren savaşçı sahnesiyle tanıyan günümüz okuru için bu işlev ilk bakışta şaşırtıcı olabilir. Çünkü tanrının adının çok uzun bir tarihi vardır ve bu tarihin her bölümü başka bir kaynak türünden öğrenilir: Hitit sarayında bulunmuş bir antlaşma, Ahameniş kralının taş yazıtı, Avesta’nın sözlü şiiri, Sasani hükümdarlığının kabartması ve Roma’nın gizli toplantı mekânları. Bu izler bir çizgi gibi birbirine bağlanabilir, fakat birbirlerinin aynısı değildir. Mithra’nın en eski ve en ayırt edici kimliğini görmek istiyorsak onu gökteki güneş olarak değil, iki insanın birbirine verdiği sözün güvencesi olarak araştırmalıyız. [1] [2]
Mithra ne demek: Dost mu, antlaşma mı, güneş mi?
Tanrının adı farklı kaynaklarda Vedik Mitra, Avestaca Miθra, Eski Farsça Mithra ve Orta Farsçada Mihr ya da Mehr biçimleriyle görülür. Hint-İran dillerindeki mitrá/miθra sözcüğünün ‘sözleşme, antlaşma, bağ, vaat ve ittifak’ anlam alanıyla ilişkisi, araştırmaların güçlü biçimde desteklediği bir dil tarihidir. Günümüz dillerinde Mihr veya Mehr sözcüğünün sevgi ve dostlukla ilişkilendirilen çağrışımları bulunması bu erken kökenin bütünüyle yanlış olduğunu göstermez; bir sözcük yüzyıllar içinde anlam genişletebilir. Ancak Mithra’yı yalnız ‘dostluk tanrısı’ diye çevirmek, metinlerdeki son derece sert antlaşma cezalarını görünmez kılar. [2]
Aynı şekilde onu ‘başlangıçtan beri güneşin adı’ diye tanımlamak da aceleci olur. Eski İran’da güneş için ayrı kutsal adlar ve figürler bulunuyordu; Mithra güneşin doğuşuyla ve ışığın sağladığı gözetimle güçlü biçimde ilişkilense de iki adın her çağda aynı kişi olması gerekmez. Sonraki İran ve Roma tasvirlerinde güneş imgelerinin giderek büyümesi ayrı bir tarihsel süreçtir. Tanrının adını antlaşma kavramına bağlamak, güneşle ilişkisini reddetmek değildir; yalnız onun erken rolünün bir gök cisminden daha geniş olduğunu göstermek demektir. [1] [2] [5]
MÖ on dördüncü yüzyıl: Tanrı ilk kez bir devlet antlaşmasında mı göründü?
Mithra adına ilişkin en çarpıcı eski belgelerden biri, Hitit kralı I. Şuppiluliuma ile Mitanni hükümdarı Şattiwaza arasındaki MÖ on dördüncü yüzyıl antlaşmasının tanrıları tanıklığa çağıran bölümüdür. Hattuşa/Boğazköy arşivlerinde ele geçen tabletler, Mitra, Varuna, İndra ve Nasatya adlarıyla ilişkilendirilen kutsal isimleri yan yana taşır. Bu dizi, Hint-İran dillerinin ve inanç mirasının Anadolu ile Suriye arasındaki devlet ilişkilerinde de iz bırakabildiğini gösterir. Fakat bir antlaşmada adının bulunması Mithra’nın MÖ on dördüncü yüzyılda yaratıldığı anlamına gelmez; bu yalnız tarihlenebilir bir belgeyle karşılaşmamızdır. [2] [6]
Burada daha az bilinen ama araştırma açısından önemli bir ayrıntı bulunuyor. Tabletin ilgili ifadesinde tanrı işaretinin çoğul yazımı vardır. Jaan Lahe ile Vladimir Sazonov, bu işaretin alışılmış Mitra yorumunu karmaşıklaştırabileceğini, ifadenin bir tanrı adı yerine ‘antlaşma tanrıları’ gibi bir topluluğa işaret etme ihtimalinin tartışılmasını önermiştir. Çoğu genel anlatı yine de bu pasajı Mitra adının erken tanıklığı sayar. Dergide iki yaklaşımı birbirinden saklamamak gerekir: belgeli ifade nettir; yazının dilbilgisel açıklaması bütünüyle tartışmasız değildir. Böylece tarihsel araştırmanın güçlü olması, tartışmalı noktaları yok saymasına değil, görünür kılmasına bağlı kalır. [6] [7]
Mitanni kralının tanrısıyla İran kralının tanrısı aynı mıydı?
Mitanni devleti büyük ölçüde Hurri dil ve kültür çevresine aitti; hükümdar elitlerinin bazı adları ve ritüel gelenekleri Hint-İran, özellikle Hint-Arya bağlantıları taşıyordu. Antlaşmadaki Mitra adından hareketle Mitanni halkının tamamını ‘İranlı’ veya ‘Vedik dinin mensubu’ ilan edemeyiz. Benzer biçimde bu belge, daha sonraki Avesta şiirlerinin bütün satırlarının Hattuşa sarayında bilindiği anlamına gelmez. Devletlerin seçkin kültürleri, kullandıkları diller ve halklarının inançları her zaman örtüşmez. Tanrının adına bir diplomatik metinde rastlamak, geçmişteki kültürel temasın belgesidir; bütün toplumsal hayatın din haritasını çıkarmaz. [2] [6]
Mitanni antlaşmasının ayrı bir değeri de Varuna’nın adını aynı çevrede göstermesidir. Önceki dosyamızda Varuna’yı evrensel düzen ve doğru söz çevresinde incelemiştik; Mithra’nın bağlantısı, Vedik Mitra–Varuna çiftini karşılaştırırken daha sağlam bir tarihsel ve dilbilimsel çerçeve verir. Bununla birlikte Avesta’da aynı çiftin birebir Vedik biçimiyle varlığını sürdürdüğünü iddia etmek doğru değil. Almut Hintze’nin Mihr Yaşt değerlendirmesinde İran’daki miθra.ahura birleşikleri ile Vedik Mitra–Varuna ikilisinin farklılaşması açıkça ele alınır. Köklerin yakınlığı tartışmayı başlatır, fakat sonradan oluşmuş dinsel sistemleri tek bir cümlede eşitlemez. [1] [2]
Mihr Yaşt: Bin kulak, on bin göz ve hiç uyumayan gözcü
Mithra’nın kişiliğini en ayrıntılı biçimde açan metinlerden biri Avesta’nın onuncu Yaşt’ı olan Mihr Yaşt’tır. Almut Hintze’nin araştırmasına göre bu uzun ilahi 35 bölüme ve toplam 146 kıtaya ayrılır. Tanrı için kullanılan güçlü sıfatlar arasında geniş otlakların sahibi, keskin duyulu, uyanık, yüksek ve kudretli olma özellikleri bulunur. Onun hiç uyumadığı, insanların ve ülkelerin hareketlerini gözlediği anlatılır; ‘bin kulaklı, on bin gözlü’ gibi övgüler insan algısını aşan gözetim kudretini dile getirir. Bu ifadeleri tanrının gerçek anatomik tasvirini veren bir heykel tarifi sanmamalıyız. Eski şiir, duyuların çokluğunu sınırsız bilgi ve denetimin göstergesi olarak kullanır. [1]
İlahide bu gözetimin çok belirli bir amacı vardır. Bir ailenin reisi, bir soyun önderi, bir kabilenin yöneticisi veya bütün bir ülkenin kralı Mithra’yı aldatamaz. Antlaşmayı çiğneyen kişinin ne kadar güçlü olduğu önemli değildir; tanrı gözden kaçırılmaz olanı görür. Dağların tepesindeki gözcüler, yolların korunduğunu ve sözünde durmayanın saklanamayacağını anlatır. Böyle bir tasavvur, yazılı belgelerin her yerde olmadığı ve çok uzak topraklar arasında ittifak kurulabildiği bir dünyada güven sorununun büyüklüğünü düşündürür. Fakat onu modern bir gizli servis veya devletin resmi polis örgütüyle özdeşleştirmek anakronizmdir. [1]
Dürüst olmayan kişiye verdiğin sözü de tutmalı mısın?
Mihr Yaşt’ın açılışındaki en beklenmedik düşüncelerden biri, Ahura Mazda’nın Zerdüşt’e bir antlaşmayı yalnız doğru sözlü insanla değil, yalan söyleyen biriyle yapılmışsa da bozmamasını söylemesidir. Bu ifade, karşı tarafın ahlaki karakterini gerekçe göstererek bütün vaatlerden kurtulmayı engelleyen çarpıcı bir kutsal ilkeye dönüşür. Bugünkü sözleşme hukukunun bütün hükümlerini bu tek kıtadan çıkarmak mümkün değildir; burada karşılaştığımız şey mahkeme içtihadı değil dinsel şiirdir. Yine de insanların birbirlerine verdiği sözün kişisel hoşlanma veya tarafların güvenilirliğiyle sınırlı görülmemesi, eski etik düşüncesinin şaşırtıcı örneklerindendir. [1]
Bu fikir aynı zamanda Mithra’nın sertliğiyle koruyuculuğunu birleştirir. Sözün tutulmasına önem veren bir toplumda antlaşmayı bozabilecek kişiyi korkutan bir tanrı, verdiği sözü yerine getirenler için güvence sayılabilir. Kötülüğü cezalandıran bir varlığın kendisi tehlikeli olsa bile ona dua edilmesi bu yüzden mantıksız değildir. Reşef dosyamızda hastalık ve ölümle ilgili kutsal gücün aynı zamanda koruyucu olabildiğini görmüştük; Mithra’da korkunun merkezinde felaketin kendisinden çok toplumsal güvenin çökmesi bulunur. Yalnız savaşın kaybedilmesi değil, sözün değersizleşmesi korkulur hale gelir. [1]
Bir yalan bütün ordunun atlarını niçin durdurur?
Mihr Yaşt’ta antlaşmasını bozanların oklarının, mızraklarının ve başka silahlarının etkisiz kalacağı, atlarının söz dinlemeyeceği, korku içinde dağılan birliklerinin yenileceği anlatılır. Bunlar yalnız bireyin vicdanına yönelen bir yaptırım değil, topluluğun askeri gücünü de tehdit eden cezalandırmalardır. Antik dünyada ordunun düzeni, yöneticinin güvenilirliğiyle ve askerlerin bağlılığıyla yakından ilişkili olduğundan bu metafor güçlü bir siyasi mesaj taşıyabilir. Ancak ilahideki binlerce ölüm ve yok edilen ülkeler, tarihsel olarak gerçekleşmiş belirli bir savaşın doğrulanmış sayı dökümü değildir. Şairin rakamlarını arkeolojik kayıp tablosu gibi kullanmak efsaneyi tarih diye yazmak olur. [1]
İlahinin diğer yüzünde güvenilir sözün ödülü yer alır. Mithra’ya uygun biçimde saygı gösteren, antlaşmalara bağlı kalan topluluklar için huzur, sürülerin bereketi, güçlü atlar, savunma ve zafer istenir. Tanrının böyle çift taraflı bir rol üstlenmesi, ona inanılan düzende yalanın yalnız bireysel kötü davranış değil siyasi felaket nedeni olabildiğini gösterir. Bu konu bugünkü okura tanıdık gelebilir, çünkü anlaşmalara güvenilmediğinde ticaret, diplomasi ve gündelik yaşam da zayıflar. Yine de eski İran’ın bütün toplumsal kurallarını doğrudan modern uluslararası hukukla eşitlemek mümkün değildir. [1]
Aynı sözleşmenin ağırlığı herkeste eşit miydi?
Mihr Yaşt’ın sonraki bölümlerinden biri farklı ilişkilerin antlaşma ağırlığını sayısal olarak karşılaştırır. İki arkadaş arasındaki sorumluluk ile eşler, kardeşler, baba-oğul, öğretmen-öğrenci ve iki ülke arasındaki yükümlülük farklı büyüklüklerle betimlenir. Bu ayrıntı çok değerlidir, çünkü tanrının gözetimini yalnız saraydaki krala değil aile, eğitim ve topluluk ilişkilerine kadar genişletir. Bütün bu sayılar modern hukukta uygulanmış standart ceza katsayıları olarak okunmamalıdır; şiirin amacına hizmet eden dini vurgulardır. İnsanın başka insanlara ne kadar çok ilişkiyle bağlı olduğunu göstermeleri açısından önem taşırlar. [1]
Burada antik toplumsal hiyerarşinin izleri de görünür. Baba ile oğulun, öğretmenle öğrencinin veya hükümdarla yurttaşın konumları aynı değildi. Mithra’nın bu ilişkileri koruması, o toplumun herkes için eşit hakları kabul ettiği anlamına gelmez. Tanrıya atfedilen doğruluk, bugünkü anayasal eşitliğe karşılık gelmeyen bir düzende işleyebilir. Serimizde Nanshe’yi ‘ilk sosyalist’ ilan etmemek için kullandığımız ihtiyat burada da geçerlidir: Kutsal düzen fikri ile modern demokratik kurumlar arasında bağımsız tarihsel kanıt olmadan eşitlik işareti konamaz. [1]
Beyaz atların çektiği araba ve demir dişli yaban domuzu
Mihr Yaşt’ın bir başka yönü, Mithra’yı soyut bir antlaşma kavramı olarak bırakmamasıdır. Tanrının hızlı ve parlak atların çektiği ilahi arabası vardır; şafağın ışığıyla ufku gözler, ülkelere yardım götürür. Yanında kimi zaman doğru karşılığın ve ödülün kişileştirilmesi olan Aşi, kimi zaman dini görevlerle ilişkilendirilen başka varlıklar anılır. Vərəθrağna ise metindeki etkileyici bir sahnede önde koşan, keskin dişli ve metal gövdeli yaban domuzu biçiminde tanrının düşmanlarına saldırır. Bu şiirsel birliktelik, Mithra’nın hem güvenin hakemi hem savaşa müdahale eden güç sayıldığını gösterir. [1]
Burada dikkat edilmesi gereken ayrım, tanrı arabasının erken bir Ahameniş rölyefinde eksiksiz bulunduğunu söylememektir. Avesta ilahilerindeki betimlemeler ile bunlara benzetilen Sasani ve Orta Asya sanat eserleri farklı zamanlarda ortaya çıkar. Sonraki resimlerde tanrının başında ışık huzmeleri, arabasında beyaz atlar veya çevresinde ilahi yardımcılar görülebilir; fakat bir tasvirin yüzyıllarca sonra yapılmış olması kendi başına ona benzeyen eski şiirle aynı ritüel çevreye ait olduğunu kanıtlamaz. Görsel devamlılık, dönemin sanat üslupları ve başka kültürlerden gelen biçimlerle birlikte araştırılmalıdır. [1] [4]
Avesta’nın ufku neden yalnız bugünkü İran değil?
Mihr Yaşt’ın tanrının dolaştığı toprakları anlatan bölümlerinde eski Doğu İran ve Orta Asya coğrafyasına ilişkin adlar anılır: Margiana/Mouru, Herat/Haraiva, Soğd/Sogdiana ve Harezm/Chorasmia bunlar arasındadır. Metnin dağları, geçitleri ve nehirleri, tanrının gözetiminin genişliğini göstermek için kullanılır. Bunları modern devlet sınırlarıymış gibi haritaya geçirmek doğru değildir. Avesta geleneğinin oluşum ve derleme süreçleri uzun, coğrafi ilişkilendirmeleri ise çoğu kez tartışmalıdır. Tanrının kendisine ait bir başkent veya tek bir kuruluş tapınağı bu listeyle kanıtlanmış olmaz. [1]
Orta Asya’nın ilahi anlatıya girmesi, geniş otlakların ve siyasi ilişkilerin kutsal düşünce içinde yer bulduğunu gösterir. Tanrının ‘geniş otlakların sahibi’ sıfatı, pastoral yaşamın dini imgelerdeki ağırlığını hissettirir. Ancak bundan bütün İran topluluklarının aynı hayvancılık biçimini, aynı kıyafeti veya aynı Mithra ayinlerini paylaştığı sonucuna varılamaz. Belirli bir ilahi, çok geniş kültürel dünyanın yalnız bir bölümüne ışık tutar. Haritaların görevi belgesiz bir ‘Mithra İmparatorluğu’ yaratmak değil, adların karşımıza çıktığı farklı kayıt merkezlerini birbirinden ayırmaktır. [1] [2]
Zerdüşt öncesi tanrı, Zerdüşt sonrası inanç
Mithra’nın kökleri ortak Hint-İran dil ve din mirasına uzandığından onu doğrudan Zerdüşt’ün ‘icat ettiği’ bir tanrı olarak anlatmak doğru değildir. Buna karşılık İran’daki Zerdüştî gelenek içinde Mihr’in önemli bir yazata, yani saygı gösterilen kutsal varlık olarak yer alması tarihsel bir gerçektir. Mihr Yaşt’ın açılışında Ahura Mazda’nın tanrıya yüksek önem atfetmesi, Mithra’nın sonraki Mazdayasna dini içindeki meşruiyetini gösterir. Ancak Avesta’nın farklı katmanları ve Zerdüşt’ün tarihine ilişkin tartışmalar, kültün tek bir din reformu gününde bugünkü biçimini aldığı varsayımından kaçınmayı gerektirir. [1] [2]
‘Zerdüştlük yalnız bir tek tanrının adını anar, bu nedenle Mithra olamaz’ düşüncesi de din tarihini gereksiz düzleştirir. Ahura Mazda’nın üstünlüğüyle birlikte farklı kutsal güçlerin anılması, özellikle daha geç Zerdüştî geleneklerin tarihsel özelliklerinden biridir. Bu yapı farklı kaynaklarda farklı açıklanır ve modern ‘çoktanrıcılık/tektanrıcılık’ etiketleriyle tek hamlede kapatılamaz. Günümüzde Zerdüştî toplulukların yaşayan dini geleneğine ilişkin yorumları ise eski çağ arkeolojisiyle aynı türden kaynak olarak değerlendirilmemelidir; saygı gösterilmeli, ama tarihsel kanıt düzeyi ayrıca açıklanmalıdır. [1] [2]
Bir Ahameniş kralı neden Mithra’yı yazıta çağırdı?
MÖ dördüncü yüzyılda hüküm süren II. Artakserkses’in Susa’daki yapı yazıtları, Mithra’yı artık belirli bir kraliyet belgesinde açık biçimde görünür kılar. A2Sa diye sınıflandırılan sütun kaidesi yazıtında kral, atalarının yaptırdığı fakat yangında zarar görmüş kabul salonunu Ahuramazda, Anahita ve Mithra’nın lütfuyla onarttığını bildirir. Yazıtın sonundaki tanrısal koruma dileği, yapının ve kralın kötülüklerden sakınmasını ister. Bir antik hükümdarın kendi inşaatını tanrıların lütfuyla ilişkilendirmesi, bu kutsal adların siyasal meşruiyet açısından nasıl işlediğinin doğrudan kanıtıdır. [3]
Aynı çağın başka Susa yazıtı A2Sd de Ahuramazda, Anahita ve Mithra’nın kralı ve yapıyı korumasını diler. Buradan bütün Ahameniş krallarının tarih boyunca tam aynı üç tanrıya aynı sırayla ve aynı derecede tapındığını çıkaramayız. Belirli bir çağın yazıtındaki çağrı, o yöneticinin yaptırdığı anıtın dinsel-siyasi dilini gösterir. Ayrıca taşta Mithra’nın adının yazılı olması, heykelinin de aynı yapıda bulunduğunu kanıtlamaz. Nitekim İran ikonografisini araştıran Frantz Grenet, Ahameniş döneminden güvenle tanımlanmış Mithra görseli bulunmadığını belirtir. Adın varlığı ile portrenin varlığı aynı şey değildir. [3] [4]
Mithra güneş oldu mu, yoksa güneşin gözcüsü müydü?
Mithra’nın güneşle ilişkisi, ilahilerde şafak sırasında dünyayı gözetmesi ve sonraki dönem tasvirlerinde ışınlarla çevrili bir figür olarak görünmesi nedeniyle önemlidir. Fakat ‘Mithra her zaman doğrudan Güneş’ti’ veya ‘Güneş tanrısıyla hiçbir ilişkisi yoktu’ şeklindeki iki keskin görüş de tarihsel dönüşümü göz ardı eder. Mihr Yaşt’ta tanrının göksel hareketi ve ışıkla ilişkisi çok belirgindir; aynı şiirsel dünyada güneş kendine özgü bir kutsal varlık olarak da anılabilir. Daha sonraki dönemlerde Mithra’nın güneşle özdeşleştirilme derecesi ve sanatsal temsili değişir. [1] [4]
Bu ayrımı özellikle Uşas dosyasının ardından okumak öğreticidir. Uşas sabahın gelmesidir, fakat Rigveda’da güneşin kendisiyle her zaman aynı figür değildir; Mithra da güneşin doğduğu andaki gözetim kudretiyle ilişkilidir, fakat bütün işlevleri o gök cismine indirgenmez. İki tanrının şafakla karşılaşması, aralarında doğrudan bir kült aktarımı bulunduğunun kanıtı sayılamaz. Ortak doğa olayı, farklı toplumların benzer imgeler üretmesine yol açabilir; tarihi bağlantı daha çok ad, metin ve ritüel zinciri üzerinden araştırılır. [1] [2]
Tâk-ı Bostân: Krallığın arkasındaki ışıklı tanrı
İran’ın Kermanşah yakınlarındaki Tâk-ı Bostân kaya kabartmalarında bulunan dördüncü yüzyıl Sasani sahnesi, Mithra’nın tarihinin en etkileyici maddi belgelerinden biridir. Başının arkasından yükselen ışınlarla tanınan figür, hükümdarlık yetkisinin kutsal aktarımıyla ilgili bir kompozisyonda yer alır. Frantz Grenet’nin değerlendirmesinde bu sahne Sasani anıtsal sanatında Mithra olarak tanınabilen başlıca örnektir; ayrıca figürün bir lotus üzerinde durduğu ve meşruiyet kavramıyla ilişkili olabileceği belirtilir. Sanat eserinin gerçek olması, hangi hükümdarı veya hangi askeri olayı anıtlaştırdığına dair tüm ayrıntıların tartışmasız olduğu anlamına gelmez. [4]
Kabartma sıklıkla II. Şapur ve II. Erdeşir dönemi tartışmalarıyla ele alınır; özellikle ortadaki kralın kimliği ve sahnenin 363 yılındaki Roma imparatoru Julianus’un ölümünden sonra düzenlenen iktidar söylemine nasıl bağlandığı üzerine farklı yorumlar bulunur. Bu nedenle ‘Mithra şu kişiye tam bu tarihte taç giydirdi’ biçiminde kesin olay raporu yazmamalıyız. Yine de dini mesaj açıktır: hükümdarlık hakkı yalnız insani güçle değil, kutsal onay ve korumayla açıklanmaktadır. Taş yüzeyine işlenmiş bir tanrı, siyasi iktidarın kendisini nasıl temsil ettiğinin güçlü kanıtı olur. [4] [10]
Bamyan’daki yok olmuş resim neden çok önemliydi?
Mithra’nın izleri İran’ın batısındaki kaya kabartmasıyla sınırlı değildir. Frantz Grenet’nin ayrıntılı incelemesinde, Afganistan’daki Bamyan bölgesinde 38 metrelik Buda heykelinin nişinde bir zamanlar görülen altıncı yüzyıl civarı bir tavan resminin Mithra’nın göksel arabasını tasvir etmiş olabileceği açıklanır. Şahlanan atlar veya öküz benzeri çekici hayvanlarla ilerleyen ilahi figür, çevresindeki kanatlı yardımcılarla birlikte yorumlanır. Bu resim, farklı inanç ve sanat dillerinin Orta Asya’da nasıl yan yana bulunabildiğini anlamak için olağanüstü önemlidir. Ancak kimliklendirme bir sanat tarihi yorumudur; metnin içine ‘kesin Mithra portresi’ diye yazılmamalıdır. [4]
Bamyan’daki eserlerin yıkımı ve eski fotoğraf/drawing kayıtları üzerinden araştırılması da tarihçinin malzemesinin kırılganlığını hatırlatır. Bir dinî figürün izini sürerken yalnız korunmuş özgün nesneler değil, geçmişte belgelenmiş fakat kaybolmuş sanat eserleriyle de çalışırız. Böyle durumlarda hangi ayrıntının fotoğrafta görüldüğünü, hangisinin araştırmacının önerdiği açıklama olduğunu ayırmak gerekir. Özellikle Mithra’nın farklı kültürlere yayılmış görünür biçimleri söz konusu olduğunda, kayıp bir resmin yorumunu yeni keşfedilmiş sağlam bir yazıt kadar kesin sunmak doğru değildir. [4]
Roma’nın boğa öldüren Mithras’ı: Aynı isim, farklı tören
Roma İmparatorluğu’nda özellikle MS ikinci ve üçüncü yüzyıllarda yaygınlaşan Mithras gizem kültü, İran Mithra’sıyla aynı adı ve bazı doğulu imgeleri paylaşır. Fakat kültün ritüel düzeni çok farklı kaynaklardan tanınır. Mithraeum diye bilinen toplantı mekânları çoğu zaman mağara biçimini taklit eder; merkez sahnede ‘tauroktoni’ denen boğa öldürme tasviri yer alır. Ritüeller, katılım biçimleri ve iç mekân düzeni Romalıların kendi dinsel dünyasına aittir. Eski İran’ın Mihr Yaşt’ında aynı ikonografik sahnenin bütün ayrıntılarıyla korunmuş bir öykü yoktur. [5]
Araştırmacılar bu ilişkiyi yıllardır tartışıyor. Roma kültünün doğrudan İran’dan olduğu gibi taşındığını ileri süren açıklama ile yalnızca ismin ödünç alındığını iddia eden görüş arasında çeşitli yorumlar bulunur. Jaan Lahe’nin bu konuya ilişkin araştırmasının değerlendirildiği Bibliographia Iranica yazısı, İran Mithra’sının Roma tanrısının tarihsel prototiplerinden biri sayılabileceğini, ama Romanın ritüel sisteminin bağımsız gelişimini de hesaba katmak gerektiğini anlatır. Bu nedenle Atlas’ta güçlü bir bağlantıyı kabul ederken iki ayrı dini yüzyıllar boyunca hiç değişmeden süren tek bir örgütmüş gibi göstermemeliyiz. [5] [9]
Gizli mağaralarda ne oluyordu?
Roma Mithras kültünün en büyük cazibesi, dışarıdan bütün ayrıntıları bilinmeyen dereceli bir katılım sistemine sahip olmasıdır. Mağara benzeri mekânlar, gezegenleri ve göksel düzeni simgeleyen unsurlar, ortak yemek sahneleri ve boğa öldürme kompozisyonları bulunmuştur. Ancak doğrudan ritüel yönergesi niteliğinde bütünlüklü kutsal metinler korunmadığından her törenin nasıl gerçekleştiği kesin biçimde yeniden kurulamaz. Roger Beck’in değerlendirmesine göre göksel ve kozmolojik unsurlar yapının ve tasvirlerin önemli bir parçasıdır, fakat ikonografik malzemeden özgün bir doktrinin bütün ayrıntılarını çıkarmak araştırmacılar arasında tartışma yaratır. [5]
Mithraizm hakkındaki popüler anlatıların bazıları bu boşlukları çok ileri giderek doldurur: üyelerin her ay aynı gün yaptığı törenden tüm katılımcıların sözde gizli yemin metnine kadar çok sayıda ayrıntı tekrar edilir. Bunların bir kısmı çeşitli arkeolojik buluntularla araştırılabilir; bir kısmıysa çağdaş hayal gücüdür. En çok yapılan karışıklıklardan biri, Roma Mithras’ının boğa öldürme sahnesini İran Mithra’sının ilk ‘kurban ritüeli’ diye sunmaktır. Oysa adak, hayvan ve kan temalarının farklı kültürlerde bulunması doğrudan tarihsel özdeşliğe yetmez. [5]
25 Aralık ve Hristiyanlık: Popüler bir iddianın kaynak sınırları
Mithras’ın tam 25 Aralık’ta doğduğu, on iki havarisi bulunduğu, öldürülüp üç gün sonra dirildiği ve bu nedenle Hristiyanlığın bütün önemli bayramlarını doğrudan ondan aldığı gibi iddialar internette sürekli tekrarlanır. Ancak bu ayrıntılar, Roma Mithras kültünün günümüze ulaşmış güvenilir kaynaklarından aynı kesinlikle doğrulanamaz. Roma’da Sol Invictus ile ilgili takvim ve güneş kültü tartışmaları vardır; Mithras’ın doğum tarihi için bunları doğrudan ve tartışmasız belge saymak yanlıştır. Ayrıca İran Mithra’sının daha eski antlaşma koruyuculuğunu geç Roma ve Hristiyan dönemleriyle tek bir kronolojiye düzleyemeyiz. [5]
Bu durum dinler arasında hiçbir etkileşim olamayacağı anlamına gelmez. Geç antik çağda farklı inançlar aynı şehirlerde karşılaşmış, yarışmış ve birbirleri hakkında polemikler üretmiştir. Ancak tarihsel bir iddia ne kadar genişse istediği kaynak o kadar güçlü olmalıdır. ‘Mithra aslında İsa’ydı’ veya ‘Hristiyanlık bütün ritüellerini Mithra’dan kopyaladı’ demek için isim, tarihleme, inanç içeriği ve aktarım yolunun ayrı ayrı gösterilmesi gerekir. Elimizdeki görüntü veya ritüel benzerliğinin bunu tek başına sağlamadığını açıkça söylemek, okuru sansasyondan mahrum bırakmaz; gerçek araştırma için daha güçlü sorular verir. [5]
Mehrgân: Sözün koruyucusunun yaşayan takvimdeki izi
Mithra’nın tarihi yalnız antik arkeoloji eserlerinde bitmez. Mehrgân veya Mehregân adıyla bilinen İran kökenli güz bayramı, Mihr adını taşıyan geleneklerle bağlantılıdır ve yüzyıllar boyunca farklı topluluklarda yaşatılmıştır. Encyclopaedia Iranica’nın değerlendirmesi, bayramın çeşitli takvim düzenlerinde Mehr ayının Mehr günüyle, yani geleneksel olarak yedinci ayın on altıncı günüyle ilişkili olduğunu anlatır. Eski kral törenlerine dair anlatılar, mevsimsel değişim, armağanlaşma ve dinsel önem farklı dönemlerin kaynaklarında görülür. Fakat her çağda ve her yerde aynı şekilde kutlandığını söylemek doğru değildir. [8]
Böyle bir festivalin modern topluluklarda varlığını sürdürmesi, Mithra’yı ‘tamamen unutulmuş, ölmüş tanrı’ diye tanımlamaktan kaçınmayı gerektirir. Tanrının dinî kimliği ve bayramın kutlanma biçimi zaman içinde dönüşmüş olabilir; çağdaş uygulamalar kendi başlarına yaşadıkları kültür için değer taşır. Güncel kutlamaları yalnız eski bir İran tapınağının birebir kopyası gibi görmekse bugünkü toplulukların deneyimini de yanlış tarif eder. Dergimizin tarihsel amacı yaşayan geleneklerin devamlılığını yadsımak değil, kanıtlanabilir köklerle daha yeni yorumlar arasındaki bağlantıyı ölçülü kurmaktır. [8]
Mithra ile Mitra gerçekten aynı kökten mi?
Vedik Mitra ile İran Mithra’sı arasındaki ilişkinin güçlü kanıtları ortak adın ses ve anlam yapısı, tarihsel Hint-İran dil akrabalığı ve erken dinsel işlevlerin benzerliğidir. Bu, Atlas’ın karşılaştırma sisteminde yalnızca ‘ikisi de sözleşme seviyor’ türünden işlev benzerliğinden daha güçlü, ortak tarihsel kök savına girer. Ancak Vedik Mitra’nın daha sonra aynen Avesta’daki Mithra’ya ‘dönüştüğü’ biçiminde bir yön çizmek mümkün değil; iki gelenek ortak eski mirastan farklı yollara ayrılmış olabilir. Bilimsel açıklamanın merkezinde tek yönlü kopyalama değil, dil ve ritüel dünyasının akrabalığı bulunur. [1] [2]
Önceki Varuna dosyamızdaki tartışmaya dönersek, Vedik Mitra ile Varuna’nın bir çift olarak anılması önemli bir eski ilişkiyi gösterir. İran metinlerinde Mithra’nın ahura ile ilişkilendirilen bazı birleşik kullanımları, bu akrabalığın araştırılmasına imkan verir. Ancak ‘İran Ahura Mazda’sı kesinlikle Vedik Varuna’nın başka adıdır’ cümlesi ayrıca güçlü kanıt ister. Tanrılar arasındaki eski ilişkiler, sonraki yüzyılların yeni dinsel hiyerarşileriyle aynı değildir. Bir figürün iki toplumdaki ad benzerliği, diğer bütün figürlerin de sabit eşlere sahip olacağını garanti etmez. [1] [2]
Mithra ile Şamaş, Apollon ve Sol Invictus arasındaki fark
Mezopotamya’nın Şamaş’ı güneş, adalet ve doğru hükümle ilişkilendirildiği için Mithra ile karşılaştırılabilir. Yunan Apollon’u da bazı İran ve Helenistik görsel geleneklerde Mithra’yla özdeşleştirilen veya onunla benzer temsil araçları paylaşan figürlere örnek olur. Roma’nın Sol Invictus’u ise özellikle geç dönem güneş kültlerinin bağlamında tartışılır. Ancak bunların tümü tek bir tarihsel tanrının farklı yerlerde aldığı zorunlu isimler değildir. Antik toplumlar yabancı bir kutsal gücü kendi kavramlarıyla açıklarken yerel eşleştirmeler yapabilir; bu eşleştirmelerin kanıt düzeyini ve hangi yüzyılda ortaya çıktığını kaydetmek gerekir. [2] [4] [5]
Reşef dosyasında antik çift dilli bir yazıtın iki kutsal adı yan yana getirmesini güçlü kanıt saymıştık; Mithra için de eşleştirmeleri aynı titizlikle değerlendirmeliyiz. İran Mithra’sının güneş işaretleriyle görünmesi, Şamaş’ın bütün görevlerini devraldığı anlamına gelmez. Sasani sanatının taçlandırma sahnesi, Romanın mağarasındaki boğa öldürme resmi ve Avesta’nın sözleşme şiiri ayrı kültürel bağlamlardır. Aralarındaki akrabalık soruşturmaya değer, ama her birini aynı sahnenin yeniden boyanmış hali diye sunmak özgün belgelerin söylediğini azaltır. [2] [4] [5]
Yanlış bilinenler: Mithra’nın tarihini bozan yedi kestirme
İlk yanlış, Mithra’yı yalnız güneş tanrısı saymaktır; antlaşma, yemin ve sözün denetimi erken işlevler arasında merkezi yer tutar. İkinci yanlış, Mitanni antlaşmasındaki ad biçiminin yorumunu kesin ve tartışmasız kabul etmektir; yazıttaki çoğul tanrı işareti nedeniyle alternatif okumalar gündeme gelmiştir. Üçüncü yanlış, Mihr Yaşt’ın hayvanlara ve savaşlara ilişkin korkunç sahnelerini bağımsız tarihsel katliam tutanağı gibi göstermektir. Dördüncü yanlış, Zerdüşt’ün Mithra’yı sıfırdan yaratmış olduğunu iddia etmektir. [1] [2] [7]
Beşinci yanlış, Ahameniş yazıtlarında adının bulunmasının aynı çağdan kesin bir yüz portresi de bulunduğunu söylemektir. Altıncı yanlış, Roma Mithras’ının gizem ritüellerinin eski İran’ın bütün tapınaklarında aynı şekilde uygulandığını varsaymaktır. Yedinci yanlış, Mithras’ın 25 Aralık’ta doğduğunu ve Hristiyanlığın bütün temel öykülerinin tartışmasız bu tanrıdan alındığını ileri sürmektir. Bu popüler iddialar, antik metinlerin söylediğiyle modern anlatının eklediklerini birbirine karıştırma eğiliminden beslenir. Oysa Mithra gerçek tarihsel malzemesine bakıldığında bile yeterince şaşırtıcıdır: Sözün ahlakı, orduların kaderi ve krallık meşruiyeti tek bir ilahi adın çevresinde birleşebilir. [3] [4] [5]
Bir tanrı nasıl değişir; ‘unutuldu’ demek doğru mu?
Mithra’nın tarihi tek bir başlangıç ve tek bir son çizgisine sığmaz. MÖ ikinci binyılın antlaşmalarında erken adlar; Ahameniş kralının resmi yazıtlarında ilahi koruma; Avesta’da uykusuz gözetleme ve ahlaki yaptırım; Sasani sanatında ışıklı figür ve kutsal meşruiyet; Roma’da ise kendi ritüelleri olan başka bir gizem kültü ortaya çıkar. Bu parçalar farklı toplulukların dini ihtiyaçlarını taşır. Birinde hükümdarın verdiği söz güvence ararken diğerinde bir topluluğun katılım töreni merkezde olabilir. Mithra’nın adının aynı kalması, kutsal deneyimlerin de değişmeden kaldığı anlamına gelmez. [1] [3] [5]
Ayrıca bugün Mehr adıyla ilişkili bayramları yaşayan topluluklar vardır; bunların geleneklerini ‘artık kimse inanmıyor’ cümlesiyle silmek uygun değildir. Modern dinsel yaşantıyla eski yazıtlar arasında tümüyle kesintisiz, aynı biçimde süren bir ibadet olduğunu kanıtlamak başka bir iştir. En doğru yaklaşım, adın, ritüelin ve toplumsal anlamların ayrı ayrı izini sürmektir. Bir tanrı tarihte eski devletlerin düşmesiyle önem kaybedebilir; buna rağmen başka dillerde, takvimlerde ve yaşayan dini çevrelerde yeni karşılıklar bulabilir. Böyle bir süreci doğrudan ‘yok oluş’ diye anlatmak değişimi anlamamızı engeller. [8]
Sonuç: İmparatorlukları ayakta tutan görünmez madde
Mithra’ya ayrılan uzun bir dosyanın merkezinde ateşli bir savaş sahnesi değil, insanların birbirine verdiği söz duruyor. Bu söz bozulursa tanrının gözünde yalnız iki kişi arasındaki ilişki değil, aile, kabile ve ülke düzeni de sarsılabilir. Mihr Yaşt’ın abartılı cezaları bu gerilimi kutsal bir dilde ifade eder; Sasani kabartması kralın gücünü ilahi onayla gösterir; Ahameniş yazıtı koruma dileğini taşta kalıcı hale getirir. Roma Mithras’ı ise tanrının aynı ad altında başka bir dinsel evrenin merkezine yerleşebileceğini hatırlatır. Bütün bu tarihsel değişimler arasında kalıcı soru şudur: Bir toplumda sözün değeri kaybolursa geriye hangi güç kalır? Mithra’nın en eski kimliğinin şaşırtıcı cevabı, demirden bir silah değil, güvenin kendisidir. [1] [3] [5]
Araştırma notları ve kaynaklar
[1] Almut Hintze, ‘Mihr Yašt’, Encyclopaedia Iranica, 2014; Yaşt 10’un 35 bölüm/146 kıta yapısı, tanrının unvanları, antlaşma cezaları, coğrafyası, araba ve eşlikçi figürleri. https://www.iranicaonline.org/articles/mihr-yasht/
[2] Hanns-Peter Schmidt, ‘Mithra i. Mitra in Old Indian and Mithra in Old Iranian’, Encyclopaedia Iranica, 2006; adın etimolojisi, Vedik Mitra, İran Mithra ve antlaşma kavramı. https://www.iranicaonline.org/articles/mithra-i/
[3] Ahameniş II. Artakserkses’in Susa yapı yazıtları: A2Sa ve A2Sd; Ahuramazda, Anahita ve Mithra’nın koruyucu adları. https://www.livius.org/sources/content/achaemenid-royal-inscriptions/a2sa/ ; https://www.livius.org/sources/content/achaemenid-royal-inscriptions/a2sd/
[4] Frantz Grenet, ‘Mithra ii. Iconography in Iran and Central Asia’, Encyclopaedia Iranica, 2006; Ahameniş portrelerinin yokluğu, Sasani Tâk-ı Bostân sahnesi ve Orta Asya resimleri. https://www.iranicaonline.org/articles/mithra-2-iconography-in-iran-and-central-asia/
[5] Roger Beck, ‘Mithraism’, Encyclopaedia Iranica; Roma Mithras’ının mağara biçimli kutsal alanları, tauroktoni, ritüel ve İran bağlantısının tartışmalı sınırları. https://www.iranicaonline.org/articles/mithraism/
[6] Gary Beckman, Hittite Diplomatic Texts, ‘Treaties between Šuppiluliuma I of Hatti and Šattiwaza of Mittanni’, 1996; Mitra, Varuna, İndra ve Nasatya ilahi tanıkları. Metin için yardımcı derleme: https://heritageinstitute.com/zoroastrianism/ranghaya/suppiluliuma_shattiwaza_treaty.htm
[7] Jaan Lahe ve Vladimir Sazonov, ‘First mention of Mitra in the treaty between the Hittite king Šuppiluliuma I and the Mittannian ruler Šattiwaza?’, Mäetagused 73, 2019; çoğul tanrı işareti üzerine alternatif yorum. https://www.ceeol.com/search/article-detail?id=759664
[8] Simone Cristoforetti, ‘Mehragān’, Encyclopaedia Iranica, 2000; festival takvimi, tarihsel dönüşümler ve Mithra/Mehr adının izleri. https://www.iranicaonline.org/articles/mehragan/
[9] Jaan Lahe’nin 2017 tarihli İran Mithra’sı–Roma Mithras’ı bağlantıları incelemesinin akademik tanıtımı, Bibliographia Iranica, 2017. https://www.biblioiranica.info/iranian-mithra-vs-roman-mithras/
[10] ‘Farr(ah) ii. Iconography of Farr(ah)/Xvarənah’, Encyclopaedia Iranica; Tâk-ı Bostân’daki lotusun kraliyet meşruiyeti yorumu ve kabartmadaki hükümdar teşhisi tartışması. https://www.iranicaonline.org/articles/farr-ii-iconography/