←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

TEŞUP

Bir taş, bir tanrının düşmanı olacak biçimde doğuruldu; denizden yükselip göğe kadar büyüdü ve ilahi krallığın yerle bir edilmesi için gönderildi. Fırtına tanrısı Teşup, bütün gücüne rağmen bu rakibi gördüğünde ağladı. Bugünkü Türkiye ve Suriye topraklarında binlerce yıl önce anlatılan bu hikâye, Tanrılar Atlası’nın belki de en çarpıcı kahramanını ortaya çıkarıyor: yıldırımı ve yağmuru yöneten, devlet antlarının tanığı sayılan, boğalarla ve dağlarla ilişkilendirilen; ama yenilmez olmayan bir tanrı. Teşup’un tarihi aynı zamanda Hurri inançlarının Hitit sarayına taşınmasının da hikâyesi.

COĞRAFYA HARİTASI — Teşup’un Hurri dünyası ve Hitit başkentinin dinsel çevresi: Hattuşa–Yazılıkaya, Urkeş/Tell Mozan, Halep, Alalah ve Karkamış yaklaşık arkeolojik konumlarıyla gösterilmiştir. Teşup’un anlatılarda geçen Kumme/Kummiya adlı kutsal kentinin kesin yeri konusunda tartışmalar bulunduğu için haritada ona uydurma koordinat verilmedi. Kentler ve kültlerin önemi aynı dönemde eşit değildi.

Kimdi bu tanrı?

Teššub, Teşup veya Teşşub biçimlerinde yazılan ad, MÖ üçüncü binyılın sonlarıyla ikinci binyılın Hurri dinsel dünyasında en yüksek konuma çıkan fırtına tanrısını ifade eder. Yağmur, gök gürültüsü ve dağlarla ilişkili gücünün yanı sıra ilahi krallık, siyasal koruma ve hükümdarların antlarını gözetme işlevleriyle de önem kazanmıştır. Bir başka deyişle Teşup, yalnızca bir meteoroloji tanrısı değildir. Kraliyet sarayı çevresinde edilen yeminlerin, ülkeye bereket sağlayacak yağışın ve kozmik egemenliğin korunmasının sembolüdür. Özellikle Hitit İmparatorluğu’nun son yüzyıllarında Hurri kökenli tanrıların büyük ölçekte saray dinine alınmasıyla Teşup adı, Hattuşa yakınındaki Yazılıkaya açık hava kutsal alanının merkez sahnesine kadar taşınmıştır. [1] [2]

Kimlik kartında bu ayrımı açıkça göstermek gerekir: Hurri kökenli fırtına tanrısı Teşup, Hatti-Hitit ve Luvi geleneklerinde başka adlarla anılan fırtına tanrılarıyla ilişkili ve kimi bağlamlarda onlarla özdeşleştirilmiş olabilir; fakat bütün bu ilahi figürler tarih boyunca tek ve değişmez bir biyografi taşımaz. Teşup’un eşi olarak tanınan başlıca tanrıça Hepat’tır; Šarruma adlı tanrısal oğulları ve Šauška gibi diğer akrabalar farklı metinlerde karşımıza çıkar. Şeri ve Hurri adlı kutsal boğalar, fırtına arabası ve dağlar onun çevresindeki işaretler arasındadır. Anlatılarda Kumarbi ile sürdürdüğü iktidar mücadelesi, yalnızca yağmur yağdıran bir güç olmanın ötesinde tanrıların kralı kimliği kazandığını gösterir. [2] [3]

Nerede ve ne zaman ortaya çıktı?

Hurri dili konuşan toplulukların tarihi, bugünkü kuzeydoğu Suriye, kuzey Mezopotamya ve güneydoğu Anadolu’nun çok geniş bir alanına uzanıyor. Urkeş/Tell Mozan gibi yerlerde ortaya çıkarılan yazıtlar, Hurri kültürünün MÖ üçüncü binyılın sonlarında kurumsal görünürlüğe sahip olduğunu ortaya koyuyor. Teşup’un adının erken dönemde bazı kişisel adlarda bulunması ve Urkeş hükümdarı Tiš-atal’ın dinsel çevresinde fırtına tanrısının anılması, onun varlığını izlemek için önemli ipuçlarıdır. Ancak burada kritik bir uyarı var: Tiš-atal’ın yaklaşık MÖ yirmi birinci–yirminci yüzyıllara tarihlenen ünlü Hurri yazıtı öncelikle bir Nergal tapınağının yapımını konu alır. Bu eseri ‘Teşup Tapınağı’nın kuruluş belgesi’ diye sunmak doğru değildir. [4] [5]

Tanrının neden ortaya çıktığına gelince, elimizde bir kurucu kişinin veya tek bir törenin kaydı yok. Fakat coğrafyanın anlamını görebiliyoruz: Toroslar ve Kuzey Mezopotamya’nın dağ eteklerindeki yerleşimlerde yağmur, su kaynakları, ekim dönemleri ve mevsimlerin öngörülebilirliği hayatı etkiliyordu. Yağışı getiren göksel kuvvetin kutsallaştırılması, tarımsal ihtiyaçlarla ilişkilendirilebilecek makul bir yorumdur. Ne var ki Teşup’un yalnızca çiftçilerin yağmur istemesi üzerine doğduğunu ilan etmek, gerçek tarihin siyaset ve egemenlik boyutunu eksiltir. Yağışın devamı kadar kralların antları, kentlerin koruyuculuğu ve tanrılar arasındaki taht mücadelesi de onun kültünün önemli parçaları haline gelmiştir.

Anadolu’ya gelen tanrı mı, Anadolu’da yeniden kurulan panteon mu?

Hitit İmparatorluğu, farklı dillere ve yerel geleneklere sahip toplulukların içinde yer aldığı karmaşık bir siyasi yapıydı. Hattuşa’da bulunan metinler yalnızca Hititçe değil, Hattice, Hurrice ve başka dillere ait dinsel unsurları da içeriyordu. Özellikle Kizzuvatna ve kuzey Suriye’yle ilişkili Hurri dinsel geleneklerinin saray törenleri ve tapınak dünyası içinde etkili olması, Teşup’un kimliğinin çok daha geniş bir coğrafyada tanınmasını sağladı. Bu durum tek bir inancın bütünüyle diğerini silmesi anlamına gelmiyor. Aksine bazı eski tanrılar yeni adlarla yorumlanırken, başka tanrıların aile ve tören ilişkileri yan yana var olabiliyordu. Hitit başkentinde tanrıların binlerce adla anılabilmesi, bu çeşitliliğin bir edebî abartıdan fazlası olduğunu düşündürür. [1] [2]

Teşup ile Hitit geleneklerindeki Tarhunna, Luvi kaynaklarındaki Tarhunt/Tarhunzas ve kuzey Suriye’nin Hadad/Baal tipi fırtına tanrıları arasında kurulacak bağlantılar bu nedenle dikkat ister. İsimleri farklı dil ailelerine ait olabilir, kült merkezleri farklıdır ve ikonografik benzerlik tek başına özdeş köken kanıtı değildir. Hitit kaynaklarında fırtına tanrısının yılan Illuyanka ile dövüşmesi gibi anlatılar, doğrudan ve her durumda Hurri Teşup’un başından geçmiş olaylar olarak aktarılmamalıdır. Buna karşılık saray teolojisinde iki tanrının işlevlerinin birbirine yaklaştırılması tarihsel olarak anlamlıdır. Dizinin bu bölümünde karşılaştırmaların kanıt düzeyini koruyacağız: aynı görevi yapmak, aynı kült olarak kabul edilmek ve doğrudan aynı adı taşımak farklı şeylerdir.

Yazılıkaya: Tanrıların taşa dizildiği tören yolu

Bugün Çorum’un Boğazkale ilçesinde görülebilen Hattuşa kalıntılarının yakınında, kalker kayaların oluşturduğu dar bir açık hava kutsal alanı bulunur: Yazılıkaya. UNESCO’nun Dünya Mirası kaydı, buradaki kaya odalarının Hitit başkentinin dinsel mimarisi ve kabartma sanatıyla bütünlük oluşturduğunu vurguluyor. A Odası’nda bir yandan tanrılar, öte yandan tanrıçalar birbirine doğru ilerler ve ana sahnede karşılaşır. Bu karşılaşmanın merkezinde fırtına tanrısı Teşup ile eşi Hepat yer alır. Tanrı figürünün ayaklarının altındaki ilahileştirilmiş dağlar, onun gök ve yükseklikle kurulan ilişkisini görünür hale getirir. Yanlarında oğulları Šarruma ve başka ilahi figürler bulunur. Bir devletin tanrısal evreni, taşın üzerinde neredeyse bir hanedan alayı gibi düzenlenmiştir. [1] [2]

Yazılıkaya’daki büyük düzenlemenin özellikle MÖ on üçüncü yüzyılın ikinci yarısıyla ve IV. Tuthaliya dönemiyle ilişkilendirilmesi önemlidir. Burada duran kabartmaları Hurri inancının ilk ortaya çıktığı andan kalma görüntüler sayamayız; söz konusu olan çok daha eski ve farklı kökenli geleneklerin Hitit sarayında yeniden düzenlenmiş anıtsal bir temsilidir. Teşup’u ve Hepat’ı karşı karşıya getiren sahne, sadece dinsel özlemleri değil, ülkenin siyasi hiyerarşisini de yansıtır. Buradan her ayrıntının tek bir saray emriyle kararlaştırıldığı sonucuna gitmek de doğru değil: taş kabartmaların kimlikleri, üzerlerindeki yazıt işaretleri ve mimari bağlam birlikte değerlendirilir. Ancak bir tanrının Anadolu’daki uzun yolculuğunu göstermek için bundan daha güçlü bir görsel belge bulmak zordur. [1] [2]

Fırtına tanrısının boğaları ve dağları

Bir fırtına tanrısının neden boğalarla ilişkilendirildiği sorusu yalnızca Teşup için sorulamaz. Eski Yakındoğu’nun farklı bölgelerinde boğanın gücü, sesi ve doğurganlıkla ilişkili ekonomik değeri, fırtına tanrılarının simgeleriyle yan yana gelir. Teşup’un arabasını çeken Şeri ile Hurri adlı kutsal boğalar Hurri anlatılarında ve dinsel metinlerde karşımıza çıkar. Dağ tanrılarıysa hem erişilmez yüksekliği hem de gök gürültüsünün uzaktan duyulan kaynağını kutsal bir dünya haline getirir. Bu nedenle kapağımızda boğalar ve kayalık zirveler kullanılması tanrının bilinen ikonografik ve mitolojik özelliklerine dayanıyor; fakat sinematik görüntüdeki her ayrıntı tarihsel resimlerin birebir tekrarı değildir. [2]

Boğa simgesinin aşırı basit bir açıklamaya dönüşmemesi için başka bir noktayı da belirtmek gerekir. Şeri ve Hurri adlı hayvanların dinsel metinlerde rol alması, bütün Hitit boğa heykellerinin Teşup’u temsil ettiği anlamına gelmez. Boğa başka kutsal figürlerle ve kraliyet sembolleriyle de bağlantılı olabilir. Belirli bir heykelin hangi tanrıya ait olduğunu saptamak için yazıt, buluntu yeri ve biçim özelliklerine ihtiyaç vardır. Bugün modern müze mağazalarında ‘Hitit fırtına tanrısının boğası’ adıyla satılan her bronz nesne bilimsel sınıflandırma için güvenilir model oluşturmaz. Derginin görsel arşivinde Yazılıkaya kabartmasını kesin belge, diğer benzer objeleri ise daha ihtiyatlı örnek olarak sınıflandırmalıyız.

Tanrıların kralı nasıl doğdu?

Teşup’un öyküsünde bir aile meselesiyle bir iktidar kavgası birbirine karışır. Hattuşa’da korunmuş Hurri kökenli ‘Gökte Krallık’ veya daha güncel araştırmalarda ‘Ortaya Çıkışın Şarkısı’ diye adlandırılan anlatıda, göksel egemenlik önce Alalu, sonra Anu, ardından Kumarbi gibi figürler arasında el değiştirir. Kumarbi, Anu’ya saldırarak onun cinsel organını ısırır ve olağanüstü biçimde hamile kalır; bu tuhaf olaydan doğacak tanrılar arasında Teşup da bulunur. Metin ağır hasar görmüş tabletlerden yeniden kurulmaktadır ve doğumla ilgili ayrıntıların bazıları tartışmalıdır. Yine de hikâyenin büyük fikri açıktır: fırtına tanrısının krallığı basit bir miras değil, önceki ilahi hükümdarların şiddetli çatışmalarından doğan yeni düzendir. [3] [6]

Bu anlatının en ilginç yanı, bir insan kralının saray darbesini andıran biçimde düzenlenmesidir. Bir hükümdarın altında hizmet eden kişi güçlenir, yerini alır ve sonunda kendi iktidarını kaybetme korkusuyla karşı karşıya kalır. Tanrıların birbirlerine saldırması, egemenliğin meşruluğu ve eski düzenin yeni düzene yenilmesi, dönemin insanlarının siyasal dünyasına çok tanıdık gelmiş olabilir. Ama bu benzerlikten hareketle söz konusu mitin belirli bir tarihsel darbenin şifreli anlatımı olduğunu ileri süremeyiz. Bir toplum iktidarın el değiştirmesi hakkındaki genel deneyimlerini tanrılara aktarabilir; metnin gerçek işlevini saptamak için tören bağlamını ve bulunduğu arşivi de incelemek gerekir. [3] [6]

Taştan doğan devin hikâyesi: Ullikummi

Kumarbi krallığını kaybettikten sonra Teşup’a karşı bir başka hamle planlar. ‘Ullikummi Şarkısı’nda korkunç planının aracı, normal bir canlıdan doğmaz: Kumarbi büyük bir kayayla birleşir ve kayadan taş bir çocuk meydana gelir. Çocuğun amacı Teşup’un hükümranlığını ve Kummiya adlı kutsal yerini ortadan kaldırmaktır. Kumarbi bebeği gizler; olağanüstü varlığı, göğü ve yeri taşıyan Ubelluri adlı ilkçağ figürünün omzuna yerleştirirler. Buradan sonra Ullikummi giderek büyür; deniz onun dizlerine veya beline kadar ulaşacak ölçüde yükselirken başı gökyüzüne yaklaşır. Daha önceki tanrı nesilleri gibi o da olağan sınırları aşan bir tehdittir, üstelik taşın özelliği nedeniyle aldatılması veya etkilenmesi kolay değildir. [3] [7]

Teşup ve kardeşi Tašmišu canavarın büyüklüğünü görmek için Hazzi Dağı’na çıkar. Teşup’un tepkisi savaş narası atmak değildir; bazı yeniden kurmalara göre gördüğü dev karşısında gözyaşlarına boğulur. Ardından ilahî güçler harekete geçer. Šauška’nın canavarı etkileme girişimi sonuçsuz kalır, çünkü taş varlık olağan duygusal uyaranlara cevap vermez. Tanrıların ordusu da karşısında çaresiz görünür. İşte bu an, Teşup’un tarihini diğer fırtına tanrılarından ayıran muhteşem edebî sahneyi yaratır: göğü yöneten bir tanrı, kendi gücüyle çözemediği bir sorunun karşısında korku ve acz yaşar. Bir toplumun en yüksek tanrısına yenilmezlik yerine kırılganlık yüklemesi, hikâyeyi daha etkileyici kılar. [3] [7]

Ullikummi’nin gücü sıradan bir kılıçla aşılamaz. Yardıma çağrılan bilge tanrı Ea, tanrıların eski nesillerine başvurur ve bir zamanlar gökle yeri birbirinden ayırmakta kullanılan eski kesme aletinin bulunmasını ister. Hurri-Hitit metninin modern çevirilerinde bu alet çoğunlukla bakırdan yapılmış büyük bir bıçak veya orak olarak tanımlanır. Amaç devin göğe yükselmesini sağlayan bağlantıyı kesmektir: Ullikummi, Ubelluri’nin omzundan ayrıldığında artık önceki korkunç üstünlüğünü sürdüremez. Teşup yeniden savaşmaya hazırlanır. Bununla birlikte korunan tabletlerin sonu bütünüyle sağlam değildir; ‘Teşup devi kesin olarak şöyle öldürdü’ diye bütün ayrıntıları kusursuz bir final sahnesiyle anlatmak metindeki boşlukları gizler. Bildiğimiz, ilahi ordunun ikinci mücadelesine imkân veren kırılma anıdır. [3] [7]

Mitolojinin tarihsel incelenmesinde bu nokta çok önemli. Farklı araştırmacılar kayıp sonun nasıl tamamlanabileceğini tartışır; bazı popüler özetler Teşup’un zaferini kesin ve ayrıntılı bir sahne gibi sunar. Elimizdeki parçalar onun üstünlüğü yeniden elde etmeye hazırlandığını gösterse de, olay örgüsünün her cümlesi eksiksiz korunmuş değil. Buradan ayrıca teknolojik bir kavram çıkıyor: tanrıları kurtaran şey yalnızca gök gürültüsü değil, kozmosu düzenlemeye yarayan eski bir alettir. Gökle yerin ayrılması için kullanıldığına inanılan aracın yeniden sahneye çağrılması, yaratılış ve krallık anlatılarının birbirine nasıl bağlandığını gösteriyor. [3] [7]

Ullikummi, Yunanların Kronos ve Zeus hikâyesinin atası mı?

Hurri-Hitit ilahi krallık döngüsüyle Hesiodos’un Theogonia’sı arasında çarpıcı paralellikler bulunuyor. Kumarbi’nin eski hükümdara saldırması, olağanüstü doğum, yeni egemenliğin yükselişi ve taşla ilgili aldatma motifleri, Yunanların Uranos, Kronos ve Zeus anlatılarını hatırlatıyor. Chicago Üniversitesi Doğu Enstitüsü’nün erken araştırmaları ve Cambridge University Press’in modern Theogonia incelemesi, bu bağlantının karşılaştırmalı mitoloji açısından önemli olduğunu gösteriyor. Ancak ‘Kumarbi doğrudan Kronos’tur, Teşup da yalnızca Zeus’un eski adıdır’ demek doğru değil. Tanrıların dilsel adları, tapınakları, ritüelleri ve ait oldukları siyasal dünyalar farklıdır; paralel anlatı motifleri, tarihsel kültürel aktarımın nasıl olabileceğini araştırmak için ipucu verir. [3] [6]

Anadolu ile Ege arasındaki Tunç Çağı ilişkileri, yazılı anlatıların veya anlatı kalıplarının dolaşabileceği çok sayıda temas kanalı sunuyordu. Buna rağmen ‘Hesiodos Teşup metnini okudu’ diye kesin bir iddia kurmak için elimizde doğrudan kişisel tanıklık yok. Aradan geçen yüzyıllarda sözlü aktarımlar, yerel yeniden anlatımlar ve başka metin gelenekleri etkili olmuş olabilir. Bu örneği dizinin ‘başka bölgelerdeki akrabaları’ bölümünde özellikle korumalıyız: tarihsel aktarım ihtimali ciddidir ama her figürün birebir aynı olması gerekmez. ‘Aynı hikâyenin değişen motifleri’ ile ‘aynı tanrının değişen adı’ ayrı kanıt kategorileridir. [3] [6]

Hükümdarların antlarında neden onun adı vardı?

Fırtına tanrılarının siyasi önemi, onları yalnızca bereket mevsimlerinin değil, antlaşmaların da koruyucusu haline getirdi. Hitit imparatorluk metinlerinde tanrılar, kralların ettikleri antlara şahit ve ant bozmanın sonuçlarını belirleyen güçler olarak anılır. Hurri kökenli Teşup ile eşdeğer kabul edilen yerel fırtına tanrılarının bu dünyada büyük bir ağırlığı vardı. Bunun tanrıçalar ve diğer tanrılarla birlikte işleyen geniş bir düzen olduğu unutulmamalı: ‘Hititler yalnız Teşup’a yemin ederdi’ ifadesi yanlış olur. Asıl tarihsel önem, devletler arasındaki sözleşmenin de kutsal bir çerçeveye yerleştirilmesindedir. Kralın verdiği sözü bozmaması yalnız askeri hesap meselesi değil, ilahilerin de gözettiği bir yükümlülük olarak anlatılır. [1] [2]

Teşup dosyasının birinci şaşırtıcı özelliği, MÖ ikinci binyılın saray dininin merkezindeki fırtına tanrısının aslında farklı dillerin ve kültlerin buluşmasıyla büyüyen bir kimliğe sahip olmasıdır. İkincisi, Yazılıkaya’da eşi Hepat’la birlikte devlet panteonunun tepe noktasına yerleştirilmesidir. Üçüncüsü, birbirinden ayrı boğa ve dağ figürlerinin onun etrafında kutsal yardımcılar olarak bulunmasıdır. Dördüncüsü, doğum hikâyesinin tanrısal saray darbelerinden oluşması, beşincisiyse göğe yükselen taş dev karşısında korkuya kapılmasıdır. Son olarak kullandığı veya yardımına çağrılan aracın dünyanın kuruluşuyla ilişkili olması, onu fırtına kadar kozmik düzenin de figürü haline getirir. Bütün bu özellikler herhangi bir oyundaki basit yıldırım savaşçısının çok ötesine geçer. [1] [2] [3]

Yanlış bilinenler ve doğruları

‘Teşup Hititlerin yarattığı tek fırtına tanrısıydı’ iddiası doğru değil; Hurri, Hatti, Hitit ve Luvi geleneklerinin adlarını ve gelişimlerini ayırmak gerekiyor. ‘Teşup’un krallığı bugünkü Türkiye’deki belirli bir mağaraydı’ gibi iddialar da Kummiya’nın tartışmalı konumunu somut bir turistik yerle karıştırır. ‘Yazılıkaya’daki bütün figürler Teşup’un ailesidir’ ifadesi, çok daha geniş bir panteonu tek bir soy ağacına indirger. ‘Ullikummi tarihöncesindeki gerçek bir göktaşıydı’ yorumunun da bilimsel kanıtı yok; taş dev mitolojik bir anlatının figürüdür. ‘Hititlerin Illuyanka’sını her kaynakta Hurri Teşup öldürdü’ türünden kesin açıklamalar ise birbiriyle ilişkili ama aynı olmayan fırtına tanrısı anlatılarını harmanlar. [1] [2] [7]

Bir başka sorun da eski metinlerin eksik yerlerini hayal gücüyle doldurup kesin tarih gibi aktarmaktır. Ullikummi’ye karşı savaşın bütün son satırları korunmadığı halde modern yeniden anlatıların kimi zaman tamamlanmış bir zafer filmi gibi davranması, akademik düzeyde dikkat gerektiriyor. Bunun tersine öyküdeki belirsizlikleri aşırı büyütüp hiçbir şey söylememek de haksızlık olur; metnin güçlü biçimde desteklediği bölüm, taş devin Ubelluri’den ayrılması ve Teşup’un mücadelesini sürdürmesidir. İyi araştırma dosyası, sağlam anlatı ile eksik metnin sınırını okura hissettirmeden ama açıkça ayırmalıdır. [3] [7]

Diğer coğrafyalardaki akrabaları

Teşup’u karşılaştırmak için Mezopotamya’nın Adad/İşkur’u, Suriye’nin Hadad/Baal’i, Anadolu’nun Tarhunna/Tarhunt’u, Yunanların Zeus’u ve Vedik geleneğin İndra’sı önemli adlardır. Bu tanrıların çoğu gök gürültüsü, yağmur, kralın korunması veya büyük bir kozmik düşmanın yenilmesiyle bağlantılıdır. Fakat görevlerin benzemesi tek başına ortak ad veya doğrudan soy ilişkisi anlamına gelmez. Hitit sarayındaki Teşup–Tarhunna yakınlaşması aynı siyasal ve dinsel çevrede belgelenebilen bir kültürel özdeşleştirme alanıdır; Zeus’la karşılaştırma ise özellikle anlatı motiflerinin dolaşımı bakımından araştırmaya değerdir. İndra ile Teşup’un bütün özelliklerini eşlemek içinse ayrı dilbilimsel ve tarihsel çalışmalara ihtiyaç vardır. [2] [6]

Anadolu’daki Teşup’un hikâyesini dünya tanrıları arasında değerli kılan, fırtına ve egemenlik kavramlarının farklı kültürlerde birbirine bağlanmasının gözle görülür hale gelmesidir. Aynı ihtiyaç farklı kıtalarda benzer tanrılar yaratmış olabilir; temas halinde bulunan toplumlar da birbirlerinin anlatılarını ödünç almış olabilir. Birinci olasılık ‘bağımsız benzerlik’, ikincisi ‘kültürel aktarım’dır. Teşup örneğinde ikisine de ilişkin güçlü araştırma alanları bulunuyor, ama bunları tek bir büyük ‘bütün tanrılar aslında aynıydı’ sloganına dönüştürmek tarihsel veriyi yoksullaştırır.

Nasıl geri planda kaldı?

MÖ yaklaşık 1200 çevresindeki büyük siyasi dönüşümlerle Hitit İmparatorluğu’nun Hattuşa merkezli düzeni sona erdiğinde, Yazılıkaya’nın yapıldığı bağlam da değişti. Ne var ki Anadolu ve Suriye’nin fırtına tanrısı gelenekleri bütünüyle bir günde kaybolmadı; daha sonraki Luvi, Yeni Hitit ve Arami bölgelerinde benzer kutsal figürler farklı adlarla ve törenlerle yaşamayı sürdürdü. Teşup’un kendi adı ve büyük ilahi aile yapısıysa çivi yazılı belgelerin okunmadığı uzun çağlarda modern dünyaya büyük ölçüde kapalı kaldı. Bugün onu yeniden tanımamızı sağlayan şey, kazılarda açığa çıkarılan Hattuşa tabletleriyle Yazılıkaya’nın taş yüzeyindeki kabartmalardır. [1] [2]

Teşup’un tarihinin en etkileyici tarafı, insanların korktuğu göksel gücü insanlara benzer sorunlarla karşı karşıya bırakmasıdır. Yağmuru ve fırtınayı denetlediğine inanılan tanrı bile krallığını korumak için mücadele eder, kendisinden önceki nesillerin düşmanlığını devralır ve taş bir canavar karşısında korkuya kapılır. İnsanların siyasal iktidarı, kaygıları ve düzen kurma arzusu göklerin diliyle anlatılmıştır. Hitit başkentindeki taş kabartmanın merkezinde güçlü bir hükümdar olarak görünen aynı tanrı, başka bir kil tablette gözyaşı döker. Bir zamanlar Anadolu ile kuzey Suriye’nin büyük kutsal figürlerinden olan Teşup’u bugün ilginç yapan, yalnızca şimşeğin efendisi olması değil, ilahi hükümranlığın bile emek, ittifak ve zeka gerektirdiğini anlatan bu paradokstur.

Araştırma notları ve kaynaklar

[1] UNESCO World Heritage Centre, “Hattusha: the Hittite Capital”; Yazılıkaya kaya kutsal alanı, Çorum/Hattuşa bağlamı. https://whc.unesco.org/en/list/377

[2] Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Yazılıkaya”; A Odası’nda Teşup, Hepat, Šarruma ve tanrılar alayı. https://www.ktb.gov.tr/EN-114128/yazilikaya.html

[3] Hans Gustav Güterbock, “The Hittite Version of the Hurrian Kumarbi Myth”, American Journal of Archaeology 52 (1948), University of Chicago ISAC yayını. https://isac.uchicago.edu/sites/default/files/uploads/shared/docs/as26.pdf

[4] Urkesh Archaeological Project, “Royal inscriptions”; Tiš-atal yazıtı ve tapınak adlandırmalarının belirsizlikleri. https://urkesh.org/571.htm

[5] Scuola Normale Superiore, Mnamon, “Hurrian – Examples of writing”; Tiš-atal’ın erken Hurri yazıtı. https://mnamon.sns.it/index.php?id=51&lang=en&page=Esempi

[6] Jenny Strauss Clay & Athanassios Vergados, Hesiod: Theogony, Cambridge University Press, giriş bölümünde Hurri-Hitit ilahi krallık döngüsü karşılaştırması. https://assets.cambridge.org/97811070/97384/excerpt/9781107097384_excerpt.pdf

[7] Hans Gustav Güterbock, “The Song of Ullikummi: Revised Text of the Hittite Version of a Hurrian Myth”, Journal of Cuneiform Studies 5/4 (1951), s.135–161; metnin eksik ve yeniden kurulmuş kısımlarına ilişkin temel çalışma. https://www.jstor.org/stable/1359008

[8] Carole Raddato, “Hittite Rock Reliefs at Yazilikaya”, World History Encyclopedia, fotoğraf ve sahne tanımlaması (CC BY-NC-SA). https://www.worldhistory.org/image/10371/hittite-rock-reliefs-at-yazilikaya/

‹ DİĞER YÜZ