←

Haber

DERGİ.social · AKIŞ

NANSHE

Dört bin yıl önce güney Mezopotamya’da bir tanrıçanın öfkesi yalnızca kuraklığa ya da savaşa yönelmiyordu; eksik tartıyla satış yapanlar, arazi sınırlarını değiştirenler ve güçsüzleri ezenler de onun kurduğu ahlaki dünyanın karşısında duruyordu. Bir kentin kutsal koruyucusu olan Nanshe’nin izini sürmek, Sümerlerin suyla, ticaretle, krallıkla ve adaletle nasıl bir hayat kurduklarını anlamak demek.

COĞRAFYA HARİTASI — Nanshe’nin başlıca kutsal merkezi Nigin (bugünkü Tell Zurghul), güney Irak’ta antik Lagaş bölgesindeydi. Haritada kentlerin bugünkü arkeolojik konumları gösteriliyor; MÖ üçüncü binyılın nehir yatakları ve kıyı çizgisi kesin olarak yeniden kurulmuş değildir.

Bir tanrıçanın kimlik kartı

Adı Sümerce metinlerde Nanše biçiminde geçen Nanshe, güney Mezopotamya’nın Lagaş bölgesindeki ilahi dünyanın güçlü üyelerinden biriydi. Başlıca kült merkezi, antik Nigin kenti ve onunla ilişkilendirilen Sirara kutsal alanıydı. Su kanalları, sazlıklar, balıkçılık ve bereketle kurduğu bağ; korunmaya muhtaç insanlarla, dürüst ölçü ve tartıyla, hatta rüyaların yorumlanmasıyla ilgili görevleriyle iç içe geçiyordu. Gudea Silindirleri’nde tanrıça, Enki’nin kızı ve Ningirsu’nun kız kardeşi olarak karşımıza çıkar. Böylece bugün birbirinden uzak görünen konular, Sümerlerin dünyasında aynı kutsal figürün sorumluluğunda birleşir: kanaldaki suyun akışı, pazardaki ölçünün doğruluğu ve hükümdarın tanrılardan aldığı işaretler. [1] [2]

Terazinin öte yanında kim vardı?

Bir pazar yeri düşünelim: ürünler sepetlerle geliyor, alıcıyla satıcı pazarlık ediyor, tahıl ölçülüyor, yağ ve içecek kaplara dolduruluyor. Burada yapılan küçük bir hile, karşısındaki kişinin günlerce yiyeceksiz kalmasına neden olabilir. Nanshe’ye adanmış uzun Sümer ilahisinin şaşırtıcı yanı, tam da böyle gündelik davranışlara ilahi bir anlam yüklemesidir. Metin, yetimler ve dullarla ilgilenen, borç nedeniyle bağımlı duruma düşmüş kişilere öğüt veren, sığınacak yer arayanları koruyan bir tanrıçadan söz eder. Aynı ilahinin başka bir bölümünde ölçü ve tartıda hile, adil olmayan davranışlar ve arazi sınırlarını değiştirmek kınanır. Bu ayrıntılar, Nanshe’nin yalnızca gökten bereket indiren soyut bir varlık olmadığını, insanların birbirlerine karşı sorumluluklarının da kutsal bir zemine taşındığını gösterir. [1]

Yine de buradan modern anlamda eşitlikçi bir toplum çıktığı sonucuna varamayız. Sümer toplumu kralların, tapınak kurumlarının, bağımlı emek biçimlerinin ve belirgin statü farklarının bulunduğu bir dünyaydı. İlahide adaletin savunulması, o toplumdaki her insanın eşit haklara sahip olduğu anlamına gelmediği gibi, Nanshe’nin bugünkü anlamıyla bir hukuk devleti kurduğu anlamına da gelmez. Aksine, tarihsel açıdan değerli olan tam da bu gerilimdir: hiyerarşik bir düzenin içinde güçsüzlerin korunması, doğruluk ve ölçülülük güçlü ahlaki idealler haline gelebiliyordu. Bu yüzden onu çağdaş siyasi etiketlerle tanımlamak yerine, metnin kendi toplumunda neyi övdüğüne ve neyi yanlış bulduğuna bakmak daha doğru.

Ne zaman ve neden ortaya çıkmış olabilir?

Nanshe’nin doğum tarihini bilmiyoruz; hiçbir arkeolojik bulgu bize bir gün, bir rahibin ya da bir hükümdarın bu tanrıçayı ilk kez ilan ettiğini söylemiyor. Onunla ilgili yazılı tanıklıklar MÖ üçüncü binyılın Sümer dünyasına uzanırken, inancın kökleri mevcut kayıtlardan daha eski olabilir. Tarihsel araştırma bu noktada iki soruyu ayırmak zorunda: Tanrıçaya ait bilinen en erken belge ne zamana tarihlenir ve insanlar hangi ihtiyaçlar nedeniyle onun kutsal gücünü anlamlı bulmuş olabilir? İlk soru kazılar ve yazılı kayıtlarla ilerler; ikincisi coğrafya, ekonomi ve dinsel semboller arasında kurulacak, kanıt düzeyi açıkça belirtilmiş yorumları gerektirir.

Güney Mezopotamya, suyun hayatı belirlediği bir coğrafyaydı. Kanallar, bataklıklar, sazlıklar ve mevsimsel değişimler tarımsal üretimi, taşımacılığı ve balıkçılığı etkiliyordu. Nanshe İlahisi’nde su yollarının, sulama hendeklerinin, depoların, ürünlerin ve bolluğun aynı tanrıçanın çevresinde anılması bu nedenle rastlantı gibi görünmez. Sulama ağının sürdürülmesi yalnızca teknik bir iş de değildi: ürünlerin paylaşımı, emek yükümlülükleri, ambar hesapları ve sınır anlaşmazlıklarıyla bağlantılıydı. Suya hükmettiğine inanılan bir tanrıçanın zaman içinde ölçü, adalet ve korunmaya muhtaç insanlarla da ilişkilendirilmesi tarihsel olarak anlamlı bir açıklama sunuyor. Ne var ki bu, eski bir metnin açıkça verdiği neden değil; çevresel ve kurumsal koşullardan hareketle geliştirdiğimiz ihtiyatlı bir yorumdur. [1] [3]

Tanrıçanın ülkesi: Lagaş, Nigin ve bataklıklar

Nanshe’nin hikâyesi tek başına bir şehir duvarının içine sığmaz. Antik Lagaş siyasi ve dinsel çevresi, günümüzde güney Irak’ta bulunan Girsu, Lagaş ve Nigin gibi merkezlerle bağlantılıydı. Nigin’in yeriyle özdeşleştirilen Tell Zurghul yaklaşık yetmiş hektarlık bir arkeolojik alandır; modern kazı ekibinin verdiği bilgilere göre burada iki önemli höyük bulunuyor ve yerleşim, Lagaş kentinin yaklaşık yedi kilometre güneydoğusunda uzanıyor. Bir yandan höyükler, kerpiç yapılar ve mühürler üzerinden antik kenti araştırıyoruz; diğer yandan yazıtlar, bu mekânın yalnızca insanların değil, tanrıların da sahip olduğu bir şehir olarak hayal edildiğini gösteriyor. [3]

İtalya’dan araştırmacıların yürüttüğü Tell Zurghul kazıları ve burada ele geçen malzemeler, Nigin’in tarihini giderek daha somut hale getiriyor. Nanshe’nin tapınağıyla ilişkili hükümdar yazıtları özellikle önemli; çünkü bunlar edebî bir metnin anlattığı ilahi figürü gerçek bir inşa faaliyetiyle ilişkilendiriyor. British Museum’da korunan, sazların arasında bir boğa yavrusunu betimleyen bakır temel adak nesnesinin yazıtı da Lagaş hükümdarı Gudea’nın Nanshe Tapınağı’nı yeniden yaptırdığını kaydediyor. Nesne tanrıçanın bir portresi değil; tapınak inşasının kutsal bir iş sayıldığını ve bunun kalıcı bir kayda dönüştürüldüğünü gösteren bir maddi kanıt. [3] [4]

Bir hükümdar neden rüyasının peşinden tekneyle yola çıktı?

Yaklaşık MÖ yirmi ikinci yüzyılın sonlarında Lagaş’ı yöneten Gudea, kendisine devasa ve ürkütücü bir varlığın göründüğü bir gece rüyası anlatır. Rüyadaki figür gökle yer kadar büyüktür; kanatlara, fırtınayı andıran bir gövdeye ve iki yanında uzanan aslanlara sahiptir. Hükümdara büyük bir tapınak yaptırması gerektiği söylenir, fakat Gudea gördüklerinin anlamını tam çözemediği için ilahi yorumlayıcı Nanshe’nin yardımına başvurur. Gudea Silindiri A’nın anlattığı yolculukta hükümdar bir tekneye biner, Nigin’e gider, sunularını gerçekleştirir ve rüyasını tanrıçaya aktarır. Anlatının heyecanı burada başlar; çünkü karşımızda basit bir kehanet değil, koca bir inşaat projesinin karar sürecine dönüşen dinsel bir sahne vardır. [2] [5]

Nanshe, korkutucu figürün kardeşi Ningirsu olduğunu, istenen yapının da Ningirsu’ya adanacak E-ninnu Tapınağı olduğunu açıklar. Rüyada gümüş yazı aracı ve tabletle görülen kadını yazı ve hesapla ilişkili tanrıça Nisaba, yapının planını taşıyan figürü Nindub olarak yorumlar. Kısacası rüyadaki her ayrıntı, yapılacak işin kutsal meşruiyetini pekiştiren bir işarete dönüşür. Gudea’nın yazıtında rüyanın ardından malzemelerin toplanması, ustaların çalışması, ölçümlerin yapılması ve tapınağın inşası anlatılır. Bu metin, olayların dışarıdan tutulmuş tarafsız bir tutanağı değildir; hükümdarın başarısını tanrıların isteğiyle ilişkilendiren dinsel-siyasi bir anlatıdır. Yine de hükümdarlık, mimarlık, iktisat ve rüya yorumculuğunun nasıl tek bir evrende birleştiğini benzersiz biçimde gösterir. [2] [5]

Tapınakta hayat: yiyecek, müzik, kayıt ve idare

Nanshe’nin kutsal dünyasında yalnızca diz çöküp dua eden insanlar yoktu. İlahide yiyecekler, kaplar, ambarlar, içecekler, sazlıkla bağlantılı ürünler, rahipler ve farklı görevlerden söz edilir. Tapınak, ritüellerin yanı sıra malzemenin, emeğin ve ürünlerin hareket ettiği kurumsal bir mekândı; dini yaşam ile ekonomik ve idari yaşamın sınırları bugünkü kadar keskin değildi. Metinde Nisaba’nın kayıtla ve yazıyla ilişkilendirilmesi, tanrıların bile ölçü ve hesap diliyle tasvir edilmesini sağlar. Bu ayrıntıdan hareketle eski Sümer tapınaklarını modern bir kamu kurumu gibi tanımlamak doğru olmaz, ama depoya giren ürünün, görevlinin sorumluluğunun ve dağıtımın önemini dinî şiirin içinden okumak mümkündür. [1]

Nanshe’nin insanlara nasıl göründüğüne ilişkin kesin ve herkesçe kabul edilen bir portremiz bulunmuyor. Bu yüzden modern bir resimde başında sazlardan taç taşıyan, elinde terazi tutan bir kadın göstermek tarihsel bir heykeli kopyalamak değil, metindeki özelliklerin çağdaş bir görsel yorumu olacaktır. Buna karşılık tapınağı için hazırlanmış bir temel adağı, gerçekten yaşamış bir hükümdarın yaptırdığı yapıdan söz eden somut bir kaynaktır. Dergi için kullanacağımız görsellerde bu iki türü ayırmamız gerekir: tarihsel eserler belge, sinematik sahneler ise illüstrasyondur. Bu ayrım, mitoloji yazılarını hem daha güvenilir hem daha etkileyici kılar. [4]

Nanshe hakkında şaşırtıcı olan ne?

Birinci şaşırtıcı ayrıntı, adaletin yalnızca büyük suçlar üzerinden değil, tartının doğruluğu gibi gündelik işlemler üzerinden tanımlanmasıdır. İkincisi, korunmaya muhtaç insanlar listesinin soyut bir ‘halk’ ifadesinden ibaret olmamasıdır: yetim, dul, sığınmacı ve borç yüzünden bağımlı hale gelmiş kişiler ayrı ayrı anılır. Üçüncüsü, tanrıçanın aynı zamanda sulak alanlar ve balıkçılıkla ilişkilendirilmesidir; bu da yaşam kaynaklarının korunması ile toplumsal sorumluluğun birbirinden kopuk görülmediğini düşündürür. Dördüncüsü, rüya yorumcusunun yalnızca bireysel kaderi değil, hükümdarın tapınak inşa etme kararını da etkileyen ilahi bir otorite olmasıdır. Beşincisi ise hakkında söylediklerimizin bir bölümünü doğrudan Sümerce edebî metinlerden, bir bölümünü de arkeolojik eşyalardan takip edebilmemizdir. [1] [2] [4]

Yanlış bilinenler: Tanrıça, mahkeme, sosyalizm ve balık sembolü

Nanshe’yi bazen ‘tarihin ilk sosyalist tanrıçası’ diye tanıtmak cazip gelebilir, ama bu modern bir siyasi kavramın binlerce yıl önceki inanç dünyasına geri taşınmasıdır. Tanrıçanın dulları ve yetimleri koruduğu, ölçü hilesini kınadığı doğrudur; bundan herkesin eşit siyasal haklara sahip olduğu ya da tapınak ekonomisinin modern bir refah devletine benzediği sonucu çıkmaz. Benzer biçimde, Nanshe’nin bütün insanları her yıl kurduğu evrensel bir mahkemede yargıladığı gibi ifadeler, ilahideki ahlaki denetim ve tapınak düzeni motiflerini aşırı genişletebilir. Metin bize ilahi bir düzen anlayışını gösterir; hukuk tarihinin bütün kurumlarını tek bir tanrıçada birleştirme yetkisi vermez. [1]

Bir başka karışıklık, Ur-Nanshe adlı tarihsel hükümdarı tanrıçayla özdeşleştirmektir. Hükümdarın adı Nanshe’yi içerir; ancak Ur-Nanshe, tanrıçanın başka bir adı değildir. Aynı şekilde sulak alanlar ve balık motiflerinden yola çıkıp Hristiyanlıktaki balık işaretinin doğrudan Nanshe’den geçtiğini ilan etmek de kanıtsız bir sıçrama olur. İki gelenekte benzer sembol bulunması, tarihsel devamlılığın kanıtı değildir; bunun için aradaki dönemleri ve aktarım yollarını gösteren kaynaklar gerekir. Son olarak, Nanshe’yi yalnızca ‘adalet tanrıçası’ etiketiyle tanımlamak da eksiktir: toplumsal sorumluluk, su, balık, bereket, tapınak ve kehanet bir aradadır. [1] [4]

Başka coğrafyalarda onun benzerleri var mıydı?

Nanshe’nin işlevlerinden bazıları başka kültürlerin ilahi figürlerini hatırlatır. Mezopotamya’nın güneş ve adalet tanrısı Utu/Şamaş, yeminleri ve doğru davranışı gözetmesi bakımından karşılaştırma için ilk akla gelen örnektir. Eski Mısır’daki Maat, hakikat ve kozmik düzen fikrini kişileştirir; Yunan Themis ise ilahi düzen ve adaletle ilişkilidir. Ne var ki bu karşılaştırmalar üç ayrı iddiayı birbirine karıştırmamalıdır: benzer görevler üstlenmek, tarih boyunca birbirini etkilemek ve aynı tanrının farklı yerel adları olmak farklı şeylerdir. Nanshe ile Maat veya Themis arasında doğrudan özdeşlik kuran güvenilir bir kanıtı burada ortaya koyamıyoruz. Ortak nokta, toplumların ölçü, doğruluk ve düzen gibi sorunları kutsal kavramlarla anlatmasıdır; köken birliği iddiası ayrıca ispat gerektirir.

Nanshe’nin gerçekten belgelenebilen en yakın ilişkileri başka bir ülkeye değil, kendi panteonuna uzanıyor. Ningirsu’nun kız kardeşi, Enki’nin kızı oluşu, rüyanın yorumlanmasında Nisaba ve Nindub’un birlikte yer alması, Sümer tanrılarının görevlerini kesin duvarlarla ayıran bağımsız karakterler olmadığını gösterir. Aynı mesele birden çok tanrının alanına girebilir; tapınağın yapılması için savaşçı koruyucu Ningirsu’nun iradesi, Nisaba’nın yazılı bilgisi, Nindub’un planı ve Nanshe’nin yorumu bir araya gelir. Bu nedenle ‘tek bir tanrı, tek bir görev’ yaklaşımı Sümer dünyasını anlatırken hem kolaylaştırıcı hem yanıltıcı olabilir. [2]

Neden geri planda kaldı?

Nanshe’nin öneminin sona erdiği tek bir yıl bilmiyoruz. Antik Mezopotamya’da şehirlerin siyasi ağırlığı, tapınakların kaynakları, yazılı diller ve ilahi hiyerarşiler yüzyıllar boyunca değişti. Yerel bir tanrının adı sonraki yüzyıllarda metinlerde yaşamaya devam edebilirken ona bağlı büyük bir kamusal kült eski gücünü kaybetmiş olabilir; tersine bir tapınak geleneği, elimizde az sayıda belge kaldığı için olduğundan daha silik görünebilir. Bu yüzden ‘Nanshe’nin yerine başka bir tanrı geçti’ diye kesin bir cümle kurmak aceleci olur. Daha güvenli yorum, Lagaş çevresindeki siyasi ve dinsel dünyanın dönüşmesiyle birlikte Nanshe’nin erken kaynaklardaki belirgin konumunun sonraki dönemlerde aynı ölçekte görünür olmamasıdır.

Tanrıçanın bugünkü sessizliği, geçmişteki önemsizliğinin kanıtı değil. Bir hükümdarın yapımını kaydettirdiği tapınak, adına yazılmış uzun ilahi ve devlet kararıyla ilişkilendirilen rüya anlatısı, onun belirli bir zamanda insanların gözünde ne denli güçlü olabildiğini gösteriyor. İster bir ürünün ölçüsüne ister korunmasız bir çocuğun geleceğine ister bir kralın uykusuna bakalım, karşımıza dönemin insanlarının kutsal düzen arayışı çıkıyor. Nanshe’nin unutuluşuna ilişkin ayrıntılı kronoloji içinse yerel arşivlerin, sonraki dönem tanıklıklarının ve kazı sonuçlarının daha geniş bir dökümüne ihtiyaç var.

Nanshe’nin anlatısı, mitolojinin yalnızca doğaüstü güçler arasında geçen savaşlardan ibaret olmadığını hatırlatıyor. Burada felaket yaratan bir canavarın yenilmesi değil, bir ölçü kabının doğru kullanılması, bir dulun güvende olması, ürünün ambarlara ulaşması ve su yollarının akması önem kazanıyor. Tam da bu sıradan konular, bir uygarlığın kendisini nasıl düzenlemek istediğine dair beklenmedik bir pencere açıyor. Sümerlerin dünyasında adalet, bereket ve yöneticinin meşruiyeti birbirinden ayrılmıyordu; hepsi tanrıların dilinde yeniden kurulabiliyordu. Dört bin yıl sonra Nanshe’nin hikâyesinden çıkarılacak en değerli sonuç, onun günümüzden önce modern kurumları icat etmiş olması değil, insanların adil bir düzen arayışının ne kadar eskiye uzandığını görünür kılmasıdır.

Araştırma notları ve kaynaklar

[1] Oxford, Electronic Text Corpus of Sumerian Literature, “A hymn to Nanše (Nanše A)”, özellikle 20–31 ve 137–153. https://etcsl.orinst.ox.ac.uk/section4/tr4141.htm

[2] Oxford, ETCSL, “The building of Ninĝirsu’s temple (Gudea, cylinders A and B)”, özellikle Silindir A’daki rüya ve Nigin yolculuğu. https://etcsl.orinst.ox.ac.uk/section2/tr217.htm

[3] Tell Zurghul/Nigin İtalyan Arkeoloji Ekibi; yerleşim ve kazı bilgileri. https://tellzurghul.org/

[4] British Museum, Gudea döneminden Nanshe Tapınağı temel adağı; Google Arts & Culture koleksiyon kaydı. https://artsandculture.google.com/asset/copper-foundation-peg/-gFsxTJMe1IVUA

[5] Gudea rüyasının siyaset ve rüya yorumculuğu açısından akademik değerlendirmesi: “I sogni di Gudea”, Sapienza, 2020. https://iris.uniroma1.it/handle/11573/1534210

‹ DİĞER YÜZ