Galatasaray’ın Konya’dan dört gollü galibiyetle ayrılmasının ardından karşılaşmayı yalnızca skor üzerinden değerlendiren biri, doksan dakika boyunca tek taraflı bir mücadele yaşandığını düşünebilir. Ancak iki takımın topa sahip olma oranları arasındaki fark yalnızca sekiz puandı: Galatasaray %54, Konyaspor %46. Daha da ilginci, yerde yapılan ikili mücadelelerin %52’sini kazanan taraf Konyaspor’du. Top çalma sayısında da ev sahibi takımın 15’e 11 üstünlüğü bulunuyordu. Dolayısıyla Galatasaray’ın rakibini fiziksel mücadelede tamamen sindirdiğini veya topu sürekli kendisinde tutarak oynama fırsatı vermediğini söylemek mümkün değil. Sarı-kırmızılıların üstünlüğünü anlamak için topun kimde olduğundan çok, o topun nereye taşındığına bakmak gerekiyor.
Maçın belki de en açıklayıcı istatistiği burada ortaya çıkıyor. Galatasaray’ın 16 şutunun 12’si, yani %75’i rakip ceza sahasının içinden çekilirken Konyaspor’un dokuz şutundan yalnızca dördü bu bölgeden geldi. Galatasaray rakibinden yaklaşık iki kat fazla şut üretmişti ama ceza sahası içinden çekilen şutlarda fark üç kattı. Bu tablo, iki takım arasındaki hücum kalitesi farkını topa sahip olma yüzdesinden çok daha iyi anlatıyor. Galatasaray, hücumlarının önemli bölümünü kaleye yakın noktalara ulaştırmayı başarırken Konyaspor rakip kaleyi çoğu zaman daha uzak mesafelerden tehdit etmek zorunda kaldı.

Galatasaray’ın sol kanadı Konyaspor savunmasını zorladı
Sarı-kırmızılıların hücum yönlerine bakıldığında bu üstünlüğün nereden beslendiği de belirginleşiyor. Galatasaray hücumlarının %42’sini sol kanattan geliştirirken bu oran ilk yarıda %46’ya kadar çıkmıştı. Diğer tarafta Konyaspor’un hücumlarının %45’i sağ kanattan gerçekleşiyordu. Ancak iki takımın aynı koridoru kullanması, o bölgede aynı derecede etkili oldukları anlamına gelmiyordu.
Galatasaray’ın sol kanadında oynayan Rafael Leão, dört şutunun üçünü kaleye gönderirken iki çalım girişiminin ikisinde de başarılı oldu ve 1,65 beklenen gol değeri üretti. Konyaspor savunmasının bu bölgedeki oyuncularından Andzouana’nın 5,2, Rayyan Baniya’nın ise 5,4 performans puanıyla maçı tamamlaması dikkat çekiciydi. Bu rakamlar, Galatasaray’ın sol kanat üstünlüğünün Konyaspor savunması için ne kadar önemli bir sorun oluşturduğunu düşündürüyor. Elbette yalnızca oyuncu puanlarına bakarak yenilen gollerin sorumluluğunu bu iki futbolcuya yüklemek doğru olmaz, fakat Leão’nun hücum etkinliğiyle rakip savunmacıların düşük performansları birlikte değerlendirildiğinde o koridorun maçın önemli mücadele alanlarından biri olduğu anlaşılıyor.
Galatasaray’ın hücumdaki diğer önemli yeteneği ise topu kazandıktan sonra rakip savunmanın yerleşmesini beklemeden tehlike yaratabilmesiydi. Şut kayıtlarına göre sarı-kırmızılılar hızlı hücum olarak sınıflandırılan beş pozisyonda şut çekti ve bu girişimlerin toplam beklenen gol değeri yaklaşık 1,34’e ulaştı. Bu, Galatasaray’ın maç boyunca ürettiği 2,80 xG’nin yaklaşık %48’ine karşılık geliyor. Başka bir ifadeyle sarı-kırmızılıların toplam gol beklentisinin neredeyse yarısı, rakibi yerleşik savunmasıyla karşılamadan bulduğu hızlı hücum fırsatlarından oluştu.
Üstelik bu tehdit maçın başından itibaren kendisini göstermişti. Henüz üçüncü dakikada Batrakov hızlı hücumdan şut çekerken yedinci dakikada Leão’nun yine hızlı hücum sonucunda bulduğu fırsatın xG değeri 0,52’ydi. Bu, henüz maçın başında son derece ciddi bir gol pozisyonunun üretildiği anlamına geliyordu. İkinci yarının ilk dakikasında Leão’nun 0,27 xG değerindeki bir başka hızlı hücum şutu ve 49. dakikada Batrakov’un aynı yöntemle attığı üçüncü gol, Konyaspor’un karşılaşma boyunca bu hücum biçimine yeterince etkili bir çözüm bulamadığını gösterdi.

Duran toplar kapıyı açtı, hızlı hücumlar maçı bitirdi
Galatasaray’ın galibiyetindeki önemli ayrıntılardan biri de gollerini tek bir yöntemle bulmamasıydı. Osimhen’in 12. dakikadaki kafa golü duran top organizasyonundan, Yunus Akgün’ün 28. dakikadaki golü korner sonrasında geldi. Batrakov 49. dakikada hızlı hücumdan farkı üçe çıkarırken Leão 55. dakikada penaltıdan dördüncü golü kaydetti. Böylece Konyaspor savunması birbirinden farklı hücum organizasyonlarına karşı başarılı olamadı.
İlk iki golün beklenen gol değerleri ise karşılaşmanın bir başka önemli özelliğini ortaya koyuyor. Osimhen’in golü yalnızca 0,05, Yunus’un golü ise 0,03 xG değerindeki şutlarla geldi. Galatasaray, normal koşullarda gol olma ihtimalleri oldukça düşük iki pozisyonu değerlendirerek ilk yarıda iki farklı üstünlüğü yakalamıştı. Burada başarılı vuruşların yanı sıra düşük olasılıklı pozisyonların gole dönüşmesinin yarattığı sonuç avantajını da hesaba katmak gerekiyor. Galatasaray yalnızca daha fazla pozisyon ürettiği için değil, maçın kaderini belirleyen erken fırsatları değerlendirdiği için de rahatladı.
Bu hücum çeşitliliğinin arkasında Gabriel Sara’nın performansı ayrıca değerlendirilmeyi hak ediyor. Brezilyalı oyuncu 61 dakika sahada kalmasına rağmen iki asist yaptı, beş gol fırsatı yarattı ve 38 pasının 36’sını isabetli kullanarak %95 pas başarısına ulaştı. Batrakov’un bir gol ve bir asistlik katkısı, Leão’nun yarattığı bireysel tehdit ve Osimhen’in ceza sahasındaki etkinliğiyle birleşince Galatasaray’ın hücumlarının farklı oyuncular üzerinden sonuçlandırılabildiği görüldü. Konyaspor açısından sorun yalnızca bir yıldız oyuncuyu durduramamak değildi; rakibin birden fazla hücum silahına aynı anda cevap veremiyordu.

Konyaspor gerçekten dört gollük farkla mı ezildi?
Karşılaşmanın en şaşırtıcı yönü, dört gol yiyen Konyaspor’un hücumda tamamen etkisiz olmamasıydı. Ev sahibi takım doksan dakika boyunca 1,38 xG üretti ve üç büyük gol fırsatı yakaladı. Özellikle 29. dakikada Rajmund Tóth’un 0,46 xG değerindeki kafa vuruşu ve 39. dakikada Jackson Muleka’nın direkten dönen topu, Konyaspor’un karşılaşmada skoru değiştirebilecek fırsatlar bulduğunu gösteriyordu. Jean-Luc Dompé’nin 0,81 beklenen asist değeri üretmesi de ev sahibi takımın bazı hücumlarda arkadaşlarını oldukça tehlikeli noktalarda topla buluşturabildiğini ortaya koyuyor.
Ne var ki bu fırsatların hiçbiri gole dönüşmedi. Konyaspor’un üç büyük gol fırsatının üçünü de kaçırması, dokuz şutundan yalnızca birini kaleye gönderebilmesi ve 1,38 xG üretmesine rağmen skor tabelasında sıfırda kalması, yenilginin neden bu kadar ağırlaştığını açıklayan temel unsurlardan biriydi.
İki takımın şut kalitesini karşılaştırmak için xG’den bir adım ileriye giderek, kaleyi bulan şutların kalitesini ölçen xGOT istatistiğine bakmak daha da öğretici. Galatasaray 2,80 xG üretmesine karşılık 3,52 xGOT değerine ulaşırken Konyaspor’un 1,38 xG’si yalnızca 0,51 xGOT değerine dönüştü. Bu fark, Galatasaray’ın isabetli vuruşlarının kaleciyi çok daha fazla zorlayan noktalara yöneldiğini, Konyaspor’un ise hazırladığı pozisyonları aynı kalitede bitiremediğini gösteriyor.
Üstelik Galatasaray da bütün fırsatlarını gole çevirmiş değildi. Sarı-kırmızılılar altı büyük fırsatın dördünü kaçırmıştı. Bu nedenle dört gollü skoru kusursuz bir bitiriciliğin kanıtı olarak değerlendirmek doğru olmaz. Ancak iki takım arasındaki önemli fark, Galatasaray’ın kaçırdıklarına rağmen gol bulabilecek kadar çeşitli ve etkili hücumlar üretmesi, Konyaspor’un ise eline geçen önemli fırsatların hiçbirini değerlendirememesiydi.
Dört gollü galibiyetin gizlediği savunma sorunu
Galatasaray açısından maçın dikkatle değerlendirilmesi gereken tarafı ise dört gol atıp kalesini gole kapatmasına rağmen rakibine üç büyük fırsat vermesiydi. Konyaspor’un 1,30 açık oyun xG’si üretmesi, sarı-kırmızılı savunmanın açık oyunda da belirli ölçüde zorlandığını gösteriyor. Galatasaray’ın savunma güvenliğini yalnızca yenilen gol sayısıyla değerlendirmek, rakibin kötü bitiriciliğinin gizlediği riskleri gözden kaçırmaya neden olabilir.
Diğer taraftan Galatasaray savunmasında Wilfried Singo’nun 12 defansif hamle yapması, yedi uzaklaştırma gerçekleştirmesi ve 49 pasın 47’sini isabetli kullanması, bireysel savunma katkısıyla geriden oyun kurma başarısının aynı oyuncuda birleştiğini ortaya koyuyor. Ancak bir savunmacının çok sayıda müdahale yapması, tek başına takım savunmasının kusursuz işlediğini göstermediği gibi mutlaka kötü işlediği anlamına da gelmez. Burada asıl sorgulanması gereken, Konyaspor’un üç büyük fırsata hangi savunma boşluklarından ulaştığıdır.

Galatasaray’ın gerçek üstünlüğü
Maçın bütün verileri birlikte değerlendirildiğinde Galatasaray’ın başarısını yalnızca kaliteli kadrosuyla veya daha fazla topa sahip olmasıyla açıklamak yetersiz kalıyor. Sarı-kırmızılılar %54 topla oynama oranıyla rakibine sınırlı bir üstünlük kurmasına rağmen 196 isabetli rakip yarı saha pası gerçekleştirdi; Konyaspor’da bu sayı 125’te kaldı. Daha önemlisi Galatasaray, rakip ceza sahasından üç kat fazla şut çıkarırken hızlı hücumlarda da çok daha yüksek gol beklentisi yarattı. Duran toplardan gelen erken goller ve ikinci yarının başındaki hızlı hücum golü, bu üstünlüğün tabelaya yansımasını sağladı.
Konyaspor ise oyunun bazı alanlarında rakibiyle mücadele edebildiği, ikili mücadelelerde ayakta kaldığı ve gol fırsatları yakaladığı halde karşılaşmanın en kritik bölgesinde, yani kendi ceza sahasını korumakta başarısız oldu. Üstelik diğer ceza sahasında bulduğu fırsatları değerlendiremeyince iki takım arasındaki fark giderek açıldı.
Sonuçta 4-0’lık skor, Galatasaray’ın oyunun her alanında dört gollük üstünlük kurduğu bir karşılaşmadan değil, hücumlarını rakip ceza sahasına taşıma ve kritik anları değerlendirme konusunda çok daha başarılı olduğu bir mücadeleden çıktı. Konyaspor’un yapabildikleriyle yapamadıkları arasındaki fark büyüdükçe Galatasaray’ın üstünlüğü de büyüdü.
Galatasaray Konya’da topa sahip olduğu için değil, sahip olduğu topu rakibinden çok daha sık ve çok daha etkili biçimde ceza sahasına taşıyabildiği için kazandı. Konyaspor’un ağır yenilgisini açıklayan da tam olarak bu farktı: Sahanın genelinde zaman zaman direnebilen ev sahibi takım, maçın sonucunun belirlendiği iki ceza sahasında aynı direnci gösteremedi.