1970’lerde çocuk olmak, televizyon karşısında bugünkü çocukluktan çok farklı bir deneyimdi. Ekran gün boyu açık değildi. Çocuk kanalı yoktu. İstediğiniz çizgi filmi istediğiniz saatte bulamazdınız. Tekrar tuşu yoktu, video kaseti henüz yaygın değildi, bir bölümü kaçırdığınızda gerçekten kaçırmış olurdunuz. Çizgi film, bütün gün akan sonsuz bir içerik değil; haftanın belirli gününde, belirli saatte ortaya çıkan kıt bir olaydı.
Bu kıtlık çocuk programına olağanüstü bir ağırlık kazandırıyordu. Pembe Panter ekrana geldiğinde yalnız Pembe Panter seyreden çocuklar yoktu; aynı anda ülkenin çok büyük bir bölümündeki çocuklar aynı karakteri izliyordu. Heidi dağdan ayrıldığında binlerce çocuk aynı hafta Clara’yı, Peter’i ve büyükbabayı konuşabiliyordu. Televizyon yalnız eğlendirmiyor, ortak bir çocukluk dili üretiyordu.
Fakat TRT’nin çocuk yayıncılığı yalnız çizgi film satın almaktan ibaret değildi. Kurum çocuk ekranını açık biçimde eğitsel bir alan olarak tasarlıyordu. 1970’lerin ortasında çocuklara yönelik program listesine baktığımızda bilim, spor, müzik, edebiyat, sağlık, doğa, kukla, tiyatro ve çizgi filmin aynı çatı altında bulunduğunu görüyoruz. Çocuğun “boş zamanını doldurmak” değil, onun ne öğrenmesi, neyi merak etmesi ve nasıl davranması gerektiğine dair bir yayın fikri vardı.
Dolayısıyla bu yazının asıl sorusu “Hangi çizgi filmleri seyrediyorduk?” değil:
TRT çocuklara nasıl bir çocukluk öneriyordu?
TRT çocuğu yalnız seyirci olarak görmüyordu
Televizyonun eğitimde kullanılabileceği fikri TRT’nin ilk yıllarından itibaren çok güçlüydü. Çocuk yayınları da bu yaklaşımın doğal uzantısıydı. 1970’lerde çocuk programları yaş gruplarına göre düşünülüyor, okul öncesi içeriklerle okul çağındaki çocuklara yönelik programlar birbirinden ayrılıyordu. Akademik çalışmalar 1972’den itibaren çocuk yayınlarının yaş ve eğitim düzeyine göre sınıflandırılmaya çalışıldığını, 1973 sonrasında TV Okulu ve Okul Televizyonu gibi daha doğrudan öğretici yapımların öne çıktığını gösteriyor.
Ancak ekran yalnız ders vermiyordu.
1975 sonbaharında Çocuk Bölümünün açıkladığı programlara bakıldığında ciddi bir çeşitlilik görülüyor: Çocukların Evreni, Daldan Dala, Müzik Şöleni, Birlikte Olalım, Cıvıl Cıvıl, Çocuk ve Spor… Aynı dönemde Kaşağı, Hansel ve Gretel gibi çocuk oyunları hazırlanıyor; ünlü oyuncuların masal anlatacağı programlar planlanıyor; Türkiye’deki mağaralar çocuklara tanıtılıyor; çocuklara spor dallarını öğretmek için ayrı program yapılıyor.
25 Ağustos 1975 tarihli TV’de 7 Gün’ün haberinde Çocuk Şubesinin Pembe Panter ve Temel Reis dahil çok sayıda yeni çizgi film satın aldığı, bunların Türkçeye çevrilip seslendirildiği ve yeni sezonda çocuk yayınlarının genişleyeceği duyuruluyordu.
Bu program listesi TRT’nin ideal çocuk tasavvurunu da ele veriyor.
- Çocuk okumalı.
- Müzik dinlemeli.
- Spor yapmalı.
- Türkiye’yi tanımalı.
- Doğayı öğrenmeli.
- Masal dinlemeli.
- Arkadaşlığı ve paylaşmayı öğrenmeli.
- Ve arada çizgi film seyretmeli.
| Program | İçerik / amaç | TRT’nin yaklaşımı |
| Çocukların Televizyonu | Kukla, arkadaşlık, kısa çizgi film | Davranış eğitimi + eğlence |
| Elma Şekeri | Harf, sayı, sağlık, doğa kavramları | Eğlenerek öğrenme |
| Çocukların Evreni | Köy/şehir ve boş zaman karşılaştırmaları | Türkiye’de farklı çocukluklar |
| Daldan Dala | Farklı konu ve dış kaynaklı içerikler | Eğitici magazin |
| Çocuk ve Spor | Spor dallarını öğretmek, çocuk yarışmalarını göstermek | Beden ve spor kültürü |
| Çocuklar Sizin Saatiniz | Mektup, soru, sporcu isteği, sorun paylaşımı | Dijital olmayan katılım |
| Müzik Şöleni | Okul koroları ve çocukların müzik yapması | Müzik / ortak üretim |
Bu açıdan çocuk ekranı, TRT’nin kamu hizmeti anlayışının belki de en açık görüldüğü alandı. Yetişkin programlarında “halk bunu istiyor mu?” sorusu sürekli tartışılırken, çocuk yayınlarında kurum daha rahat biçimde “çocuğun neye ihtiyacı var?” sorusunu sorabiliyordu.
Çocuklara mektup yazdıran televizyon
Bu yaklaşımın ilginç taraflarından biri, çocuğun yalnız pasif seyirci olarak görülmemesiydi.
24 Mart 1975 tarihli TV’de 7 Gün’de “Çocuklar Sizin Saatiniz” programının çocuklardan gelen mektupları cevaplandıracağı anlatılıyor. Yeni dönemde “Spor Köşesi” içinde çocukların spor kuralları hakkında soru sorabileceği, görmek istedikleri sporcularla röportaj yapılabileceği; “Sorun Cevap Verelim” bölümünde okul-aile ilişkileri, okula giriş ve çalışan çocukların sorunları gibi konuların ele alınacağı yazılıyor.
Bu ayrıntı önemli.
- Çocuk televizyona yalnız bakmıyor; televizyona yazıyor.
- Soru soruyor.
- İstek gönderiyor.
- Sorununun ekranda cevaplanmasını bekliyor.
Bugünün interaktif medyasına göre çok yavaş bir ilişki ama 1970’ler açısından oldukça güçlü. Mektubunuzu postaya veriyorsunuz, belki haftalar sonra ülkenin tek televizyon kanalında cevabınızı duyuyorsunuz.
Kamu yayıncısının çocuğu yetişkin yurttaşın küçültülmüş hali olarak değil, kendi sorunları ve soruları olan ayrı bir seyirci grubu olarak ele almaya başladığını buradan görmek mümkün.
Elma Şekeri: “K” harfini televizyon öğretebilir mi?
1 Nisan 1975’te ekrana gelen Elma Şekeri’nin bir bölümü bu pedagojik yaklaşımı neredeyse laboratuvar örneği gibi gösteriyor.
Program okul öncesi çocuklarla ilkokulun ilk sınıflarındaki öğrencileri hedefliyor. O günün konusu “K” harfi. İçinde K harfinin sık geçtiği kelimelerden bir öykü kuruluyor; aynı bölümde sağlık bakımı, doğa ve “4” sayısı gibi başka kavramlar da yer alıyor.
Yani program eğlence ile öğretimi birbirinden ayırmıyor.
Çocuğa “şimdi ders yapıyoruz” demeden harfi, sayıyı, doğayı ve sağlığı aynı anlatının içine yerleştiriyor.
Bu yöntem bugün bize son derece tanıdık gelebilir. Fakat 1975’te Türkiye’de okul öncesi eğitimin yaygınlığını ve televizyonun milyonlarca eve yeni girdiğini düşündüğümüzde, ekranın potansiyeli çok daha büyük görünüyordu.
TRT için televizyon, okulun gidemediği eve gidebilecek bir öğretmendi.
Ama aynı cihaz birkaç saat sonra Columbo’yu, Bonanza’yı ya da haberlerde siyasi çatışmayı da gösterecekti.
Çocuk ekranının sınırı bu nedenle hiçbir zaman tamamen çocuklara ait değildi.
Heidi: Çizgi film diye yas ve sınıf meselesi seyrettik
Heidi’yi bugün yalnız sevimli bir çocukluk hatırası olarak anmak kolay. Oysa hikâyenin taşıdığı konular oldukça ağırdır.
- Anne ve babasını kaybetmiş küçük bir kız.
- Onu istemeyen yetişkinler.
- Dağlarda yalnız yaşayan bir büyükbaba.
- Kent ile doğa arasındaki keskin karşıtlık.
- Zengin bir evde yaşayan Clara ile yoksul köylü çevresi arasındaki sınıfsal fark.
- Hastalık, ayrılık, özlem ve ait olma duygusu.
TRT’nin 1977 yayın akışlarında Heidi’nin büyük ilgi gördüğünü açıkça görüyoruz. 13 Mayıs 1977 tarihli Milliyet “özellikle küçük televizyon izleyicilerinin beğenisini kazanan” çizgi dizinin “İki Kalp” bölümünü tanıtıyor. Bölümde Clara, Heidi’nin ormanda diğer çocuklarla koşup oynamasını kıskanıyor; kendi hareket kısıtlılığı nedeniyle huzursuzluk yaşıyor. Kasım ayında yayımlanan “Clara Yürüyor” bölümünde ise Heidi’nin desteğiyle Clara’nın yürümeye başlaması anlatılıyor.
Bugünün pedagojik gözünden Heidi’nin en güçlü tarafı, çocuğu yalnız neşeyle değil kayıp, kıskançlık, hastalık ve ayrılıkla da karşılaştırmasıdır.
Dizi çocuğu zor duygulardan korumuyor.
Onları hikâyenin içine yerleştiriyor.
Bunun yanında Heidi’nin doğa ile ilişkisi de son derece güçlü. Kent yaşamı Frankfurt’ta disiplin, kapalı mekân ve kurallarla; dağ ise özgürlük, hareket, hayvanlar ve iyileşmeyle ilişkilendiriliyor.
Bu elbette romantik bir karşıtlık. Ama 1970’lerde hızla kentleşen Türkiye’nin çocuğu açısından ayrı bir çağrışımı olmuş olabilir. Köyden kente göçün çok yoğun olduğu bir toplumda “dağdaki doğal hayat / büyük kentin kurallı hayatı” karşıtlığı yalnız İsviçre hikâyesi olarak izlenmemiş olabilir.
Burada bunu kesin tarihsel etki diye değil, güçlü bir okuma ihtimali olarak koymak gerekir.
HEIDI’Yİ BUGÜN NASIL OKUYABİLİRİZ?
- Kayıp ve yas — Çocuk ölüm ve ayrılıkla doğrudan karşılaşıyor.
- Aidiyet — “Ev” neresi? İnsan doğduğu yerde mi, sevildiği yerde mi ait hisseder?
- Doğa / kent — Özgürlük ile disiplin arasındaki karşıtlık.
- Sınıf — Clara’nın zengin evi ile dağdaki yaşam arasındaki fark.
- Engellilik — Clara’nın bedensel kısıtlılığı anlatının merkezinde; ancak iyileşmenin “yürüme” üzerinden kurulması bugün ayrıca tartışılabilir.
- Arkadaşlık — Heidi’nin en büyük gücü fiziksel değil; bağ kurma ve başkasının hayatını değiştirme kapasitesi.
Heidi’nin çocuklarda yarattığı duygusal etki yalnız bizim bugünkü varsayımımız değil. 21 Kasım 1977 tarihli TV’de 7 Gün’de yayımlanan eleştiri yazısı, Türk televizyon seyircilerinin Heidi dağ köyünden ayrılırken duygulandığını ve Clara’nın yürüyebilmesi için onunla birlikte çabaladığını açıkça yazıyor. Aynı yazı, yerli çocuk programlarını Heidi kadar etkili olamadıkları gerekçesiyle eleştiriyor.
Bu, yabancı bir çizgi dizinin Türkiye’de ne kadar güçlü bir ortak çocukluk deneyimine dönüşebildiğini gösteriyor.
Pembe Panter: Çocuğa hiçbir şey öğretmeyen çizgi film de gerekli miydi?
Pembe Panter, Heidi’nin neredeyse karşı kutbu.
Heidi sürekli duygu, aile, doğa ve ahlaki ilişki taşıyor.
Pembe Panter çoğu zaman hiçbir şey öğretmiyor.
Hatta konuşmuyor bile.
Karakter sessizce dolaşıyor, otoriteyle çatışıyor, başına saçma şeyler geliyor, kurnazlıkla kurtuluyor ve dünyayı mantıksızlaştırıyor.
Tam da bu nedenle önemlidir.
1975 tarihli TV’de 7 Gün Pembe Panter’in popülaritesini olağanüstü ifadelerle anlatıyor. Televizyonu ve çocuğu olan evlerde Pembe Panter figürlerinin bulunduğunu, karakterin vitrinlere ve tabelalara kadar yayıldığını yazıyor. Emel Sayın’ın sahne gösterisine bile Pembe Panter figürünün girdiği aktarılıyor.
Bir çizgi film karakteri televizyonun dışına çıkıp oyuncak, dekor, tabela ve taklide dönüşüyorsa artık yalnız program değildir.
Popüler kültürdür.
Pedagojik açıdan Pembe Panter’in değeri tam da “ders vermemesi” olabilir.
Çocuk sürekli öğüt almak zorunda değildir.
Absürt olanı, beklenmeyeni, ritmi, görsel şakayı ve kelimeye ihtiyaç duymadan hikâye okumayı da öğrenir.
Pembe Panter’in az konuşması başka bir avantaj yaratır: Dil engeli minimumdur. Yabancı yapım, uzun açıklamalara ihtiyaç duymadan Türk çocuğuna ulaşabilir.
Ancak başka bir açıdan bakıldığında karakter sürekli kuralları deler, küçük hileler yapar, otorite figürlerini alt eder. Bu da çocuğa doğrudan “iyi davranış” dersi veren TRT yapımlarından farklı bir dünya sunar.
Belki çocukların onu bu kadar sevmesinin nedenlerinden biri tam olarak buydu.
TRT’nin “şunu öğren” dediği yerde Pembe Panter “biraz da saçmalayalım” diyordu.
▶ VİDEO | TRT’de Pembe Panter — 1970’ler jenerik/görüntü kaydı
Temel Reis: Ispanak mı, yumruk mu?
Temel Reis çocuk programcılığının en güzel çelişkilerinden birini taşıyor.
Bir tarafta bütün dünyada sebze yemeyen çocuklara ıspanak yediren bir kahraman var. Zayıf kalıyor, ıspanağı yiyor, güçleniyor ve kötüyü yeniyor. Çocuk açısından mesaj son derece açık: sağlıklı beslen, güçlen.
Diğer tarafta sorunların çözümü çoğu zaman fiziksel şiddet.
- Kaba kuvvet.
- Yumruk.
- Rakibi havaya uçurma.
Bu nedenle Temel Reis bugün pedagojik olarak iki zıt mesajın aynı karakterde birleştiği ilginç bir örnek.
1975’te TRT Çocuk Şubesi yeni Temel Reis bölümleri satın alıyor. Üstelik Temel Reis yalnız ayrı çocuk programında değil, Telespor gibi geniş aile seyircisine yönelik kuşaklarda da Pembe Panter’le birlikte kullanılıyor. Mart 1975 tarihli program sayfalarında ikisinin Telespor’un “temel direkleri” olarak anılması, çizgi filmin çocuk kuşağının dışına taşan popülaritesini gösteriyor.
Temel Reis’in başka bir dikkat çekici tarafı da erkeklik modeli.
- Güçlü ol.
- Dayan.
- Rakibini yen.
- Sevdiğin kişiyi koru.
- Fiziksel yetersizlik hissettiğinde bir “güç kaynağı” bul.
Bugün çocuk içeriğinde bu modelin saldırganlık, beden algısı ve problem çözme açısından nasıl değerlendirileceği ayrıca tartışılırdı.
Ama 1970’lerin çocukları için mesaj çok daha basit algılanmış olabilir: Ispanak yersen güçlü olursun.
Bu kadar doğrudan bir beslenme propagandasını bugün kamu spotu yapsa aynı kültürel etkiyi yaratması zor.
Tonton Ailesi: Güç değil uyum
1978’de Çocukların Televizyonu içinde gösterilen Tonton Ailesi — özgün adıyla Barbapapa — Temel Reis’in tam karşı kutbunda başka bir problem çözme modeli sunuyordu.
- Tontonlar şekil değiştirebiliyor.
- Bir sorun çıktığında daha büyük yumruk üretmiyorlar.
- İhtiyaç neyse ona dönüşüyorlar.
- Bir araç oluyorlar.
- Bir yapı oluyorlar.
- Bir çözüm oluyorlar.
5 Nisan 1978 tarihli yayın akışında Tonton’un mikroskopta gördüğü mikroplarla savaştığı, başka bölümde makinistsiz hareket eden treni kurtardığı anlatılıyor. 3 Mayıs’taki Çocukların Televizyonu bölümünde ise programın yerli kukla kısmında dargınlığın gereksizliği ve arkadaşlık ele alınırken ardından Tonton Ailesi’nin çiftlikte çalıştığı çizgi film geliyor.
Bu kombinasyon tesadüfen bile olsa çok anlamlı.
Önce kuklalar açıkça “arkadaş olun” diyor.
Ardından çizgi film işbirliğini ve sorun çözmeyi gösteriyor.
Tonton Ailesi’nin pedagojik gücü emir vermemesinden geliyor olabilir. Karakterler “yardımlaşmalısın” demek yerine yardımlaşarak problemi çözüyor.
Aynı zamanda aile yapısı merkezde. Büyük ve renkli bir aile, farklı karakterler, farklı yetenekler ve her durumda birlikte hareket etme fikri.
Bugün buna “çeşitlilik ve işbirliği” diliyle bakabiliriz.
1978’de çocuk bunu mu düşünüyordu? Muhtemelen hayır.
Ama karakterin gösterdiği problem çözme biçimi yine de model oluyordu.
Tavşan ile Kaplumbağa: TRT’nin sevdiği açık ahlak dersi
Bazı çocuk içeriklerinde pedagojik mesajı yorumlamaya bile gerek yoktu.
7 Aralık 1977’de Çocukların Televizyonu içinde İdık ile Bıdık’ın ardından Tavşan ile Kaplumbağa gösteriliyor.
Hikâyeyi herkes biliyor.
- Hızlı ama kibirli tavşan.
- Yavaş ama sürekli ilerleyen kaplumbağa.
- Sabır.
- Azim.
- Kendine aşırı güvenmenin bedeli.
Burada televizyon modern bir masal anlatıcısı gibi çalışıyor. Binlerce yıldır anlatılan fabl, çizgi film olarak tek kanaldan yeniden dağıtılıyor.
Bu tür yapımlar TRT’nin çocuk yayıncılığı açısından çok kullanışlıydı; çünkü hem eğlence sağlıyor hem de programın sonunda “çocuk ne öğrendi?” sorusuna açık cevap veriyordu.
Pembe Panter’de bu sorunun cevabı belirsizdir.
Tavşan ile Kaplumbağa’da değildir.
Güliver: macera mı, başka dünyaya bakış mı?
1975’te Güliver de çocuk kuşağında önemli yer tutuyor. Jonathan Swift’in eseri çocuklar için uyarlanmış biçimde aylardır ekrandadır; TV’de 7 Gün geniş seyirci kitlesi tarafından izlendiğini yazıyor.
Çocuk açısından Güliver önce macera.
- Dev insanlar.
- Minik insanlar.
- Bilinmeyen ülkeler.
- Başka kurallar.
Fakat bu tür klasik uyarlamaların arkasında başka bir kültürel katman da vardır. Avrupa’nın keşif, seyahat, yabancı halkları sınıflandırma ve “başka toplumlara bakma” geleneği çocuklara sadeleştirilerek aktarılır.
Güliver’in kendisi Swift’in hicividir; çocuk uyarlamalarında bu siyasal hicvin önemli bölümü kaybolur ve geriye fantastik seyahat kalır.
Bu da televizyonun çocuk kültürünü nasıl dönüştürdüğünü gösterir.
Yetişkinler için yazılmış karmaşık bir edebiyat eseri, çizgi diziye dönüşerek bambaşka yaş grubunun ortak hafızasına girer.
Çocuk programında Türkiye de vardı
Yabancı çizgi filmlerin ağırlığı, TRT’nin çocuk yayınlarını bütünüyle ithal içerikle kurduğu anlamına gelmiyor.
Tam tersine kurum, yerli çocuk programlarıyla çocuğa Türkiye’yi de göstermeye çalışıyordu.
Daldan Dala küçük seyircilere farklı konular taşıyan magazin yapısı kullanıyordu.
Çocuk ve Spor farklı spor dallarını eğitsel biçimde tanıtmak, çocuk yarışmalarını göstermek ve çocukları sporla ilgilenmeye teşvik etmek için hazırlanmıştı.
Çocukların Evreni farklı çevrelerde yaşayan çocukların hayatlarını ele alabiliyordu. Mart 1975’teki bir bölüm köyde, şehirde ve şehrin farklı semtlerinde yaşayan çocukların boş zamanlarını nasıl değerlendirdiğini konu ediyordu.
Oyun Treni şehirleri çocuklara tanıtıyordu.
Mağaralar programında TRT ekipleri Türkiye’deki gerçek mağaralarda çekim yapıyordu.
Kaşağı gibi Ömer Seyfettin eserleri televizyon oyununa dönüştürülüyordu.
Bu açıdan TRT’nin çocuk ekranı iki ayrı dünyayı aynı anda taşıyordu:
- Bir tarafta Heidi’nin İsviçre’si, Pembe Panter’in soyut Amerikan mizahı, Temel Reis ve Tontonlar.
- Diğer tarafta Türkiye’nin mağarası, okulu, sporcusu, türküsü, edebiyatı ve çocuğu.
Kamu yayıncısının çözmeye çalıştığı denklem buydu: Dünya çocukların salonuna girsin ama çocuk kendi ülkesini de ekranda görsün.
| Çizgi film / dizi | Pedagojik tema | Bugünün tartışması |
| Heidi | Yas, aidiyet, sınıf, empati, doğa | Engellilik temsilinin ‘iyileşme’ üzerinden kurulması |
| Pembe Panter | Görsel mizah, absürtlük, ritim | Kural bozma ve otoriteyle sürtüşme |
| Temel Reis | Beslenme, güç, dayanıklılık | Şiddetin komikleştirilmesi, erkeklik modeli |
| Tonton Ailesi | Aile, yaratıcılık, uyum, problem çözme | İşbirliği mi, aşırı uyum mu? |
| Tavşan ile Kaplumbağa | Sabır, azim, kibir | Açık ahlak dersi, didaktizm |
| Güliver | Macera, keşif, başka toplumlar | Edebiyatın sadeleşmesi, kültürel bakış |
Yabancı çizgi film kültür emperyalizmi miydi?
Bu soruya çocuklar üzerinden baktığımızda mesele daha hassas hale geliyor.
Yetişkin başka bir kültürün kodlarını gördüğünde onları kendi deneyimiyle karşılaştırabilir. Çocuk ise bazı davranış modelleriyle ilk kez televizyon aracılığıyla karşılaşabilir.
- Heidi’de Avrupa kırsalı.
- Pembe Panter’de Amerikan görsel mizahı.
- Temel Reis’te Amerikan kahramanlığı ve güç anlayışı.
- Tonton Ailesi’nde Fransız/Japon ortak yapımının aile ve çevre duyarlılığı.
- Güliver’de Avrupa edebiyat geleneği.
Bütün bunlar çocuğun “dünya nasıl bir yer?” sorusuna küçük parçalar ekler.
Ama burada “çocuklar yabancı kültürü aynen aldı” demek fazla mekanik olur.
Çocuk Pembe Panter’i İstanbul’da, Ankara’da, Adana’da kendi evinde izliyor.
Karakter Türkçe seslendiriliyor.
Ertesi gün onu Türk okulunda arkadaşlarıyla taklit ediyor.
Oyuncağını yerli dükkânda görüyor.
Yani yabancı içerik yerel hayatın içine girerek yeniden anlamlandırılıyor.
Bu nedenle çocuk ekranındaki kültürel aktarımı yalnız “ithal kültür” olarak değil, Türkçeleştirilmiş ve yerelleşmiş bir popüler kültür olarak düşünmek daha doğru.
Çocuk çizgi filmi bekliyordu
Belki 1970’lerle bugün arasındaki en büyük fark içerikte değil, bekleme biçiminde.
Bugünün çocuğu sevdiği karakteri yüzlerce bölüm boyunca aralıksız izleyebilir.
- 1970’lerde Pembe Panter’in yeni bölümü gelecek hafta.
- Heidi cuma günü.
- Tonton Ailesi Çarşamba.
- Ve yayın başladığında orada olmanız gerekiyor.
1975 yazında Pembe Panter ile Temel Reis’in bir süre ekrandan uzak kalması bile televizyon dergilerinde haber oluyordu. Eylül 1975’te Telespor’un yeni sezonunda Pembe Panter’in olmayacağı, yerine başka çizgi filmlerin geleceği ayrıca duyuruluyordu.
Program kıtlığı, karakter kıtlığı yaratıyordu.
Kıt olan şey daha fazla bekleniyordu.
Daha fazla konuşuluyordu.
Ve muhtemelen daha güçlü hatırlanıyordu.
Bu son cümleyi tarihsel bir ölçüm sonucu gibi değil, medya psikolojisi açısından makul bir yorum olarak okumak gerekir. 1970’lerin çocuklarıyla yapılmış yeterince geniş nicel bir araştırma elimizde yok. Ama dönem basınındaki çizgi film haberlerinin yoğunluğu, okuyucu tepkileri ve karakterlerin hızla oyuncak/taklit nesnesine dönüşmesi, beklentinin gerçek olduğunu gösteriyor.
Bir hafta beklenen 20 dakika
Bugünün çocuk ekranı bolluk üzerine kurulu.
1970’lerin çocuk ekranı kıtlık üzerine kuruluydu.
Bu farkın pedagojik sonucu da olabilir.
Çocuk bölümü tekrar tekrar izleyemediği için sahneyi zihninde yeniden kuruyor.
- Arkadaşına anlatıyor.
- Oyunda canlandırıyor.
- Karakterin resmini çiziyor.
- Bir sonraki bölüme kadar anlatı ekran dışında yaşamaya devam ediyor.
Bu, bugünkü sonsuz tekrarın otomatik olarak daha kötü olduğu anlamına gelmez. Fakat medya tüketiminin ritmi farklıdır.
1970’lerin çocuğu içerikle “bekleyerek” ilişki kuruyordu.
Bugünün çocuğu “erişerek”.
Bu fark tek başına ayrı bir çocukluk sosyolojisi konusudur.
TRT’nin çocuğu ne kadar tanıdığı tartışılıyordu
Kamu yayıncısının pedagojik niyeti olması, çocuk programlarının her zaman başarılı olduğu anlamına gelmiyor.
Kasım 1977’de TV’de 7 Gün’de yayımlanan sert bir eleştiri, bunu açık biçimde gösteriyor. Yazı, Heidi’nin seyirciyi güçlü biçimde etkilediğini söylerken TRT’nin yerli çocuk programlarını “gayesiz” buluyor; eski çocuk programcılarının ayrılmasını eleştiriyor ve İdık-Bıdık gibi yapımların reklam filmlerindeki çocuklar kadar ilgi çekmediğini savunuyor.
Bu bir gazete yazarının görüşü; bütün seyircinin düşüncesi değil.
Ama değerli, çünkü çocuk yayınları üzerine tartışmanın 1970’lerde de bugünkü kadar canlı olduğunu gösteriyor.
- Çocuk programı eğitici ama sıkıcı olabilir mi?
- Çocuklar için hazırlanmış bir programı yetişkinlerin iyi niyeti tek başına başarılı yapar mı?
- Çocuk eğlenmiyorsa pedagojik mesajın bir anlamı kalır mı?
TRT bu sorularla o yıllarda da karşılaşıyordu.
1979: çocuk yayıncılığı artık uzmanlık alanı
On yılın sonunda TRT çocuk yayınlarını yalnız program üreticilerinin içgüdüsüne bırakmamaya başladığını daha açık biçimde gösterdi. 1979’da düzenlenen TRT Çocuk Yayınları Semineri’nde çocuk gelişimi, zeka, dil, oyun, tiyatro ve televizyon ilişkisi gibi konular uzmanlar tarafından tartışıldı. Sonraki akademik çalışmalar Ferhunde Öktem’in çocukta zeka gelişimi, Banu Yazgan’ın okul çağındaki çocuk, Bozkurt Güvenç’in çocuk-oyun-televizyon, Sevda Şener’in çocuk ve tiyatro gibi başlıklarla seminere katkı verdiğini kaydediyor.
Bu önemli bir aşama.
Çocuk programcılığı “çocuğa sevimli bir şey yapalım” düzeyinden çıkıp gelişim psikolojisi, eğitim, dil ve kültürle birlikte düşünülen profesyonel bir yayıncılık alanına dönüşüyordu.
Aynı yıl TRT ilk 23 Nisan Çocuk Şenliği’ni de düzenledi. Kurumun kendi tarihçesine göre 1979’daki ilk şenliğe beş ülkeden 133 çocuk ve Türkiye’nin 31 ilinden katılımcılar geldi.
Televizyon artık çocuğa yalnız içerik göstermiyor; çocukluğu uluslararası bir televizyon olayına da dönüştürüyordu.
Çocuk ne öğrendi?
Bu soruya tek bir cevap vermek mümkün değil.
- Heidi’den empati öğrenmiş olabilir.
- Pembe Panter’den hiçbir “ders” almadan yalnız gülmüş olabilir.
- Temel Reis sayesinde ıspanağı merak etmiş olabilir.
- Tonton Ailesi’nden problemi birlikte çözmenin eğlenceli olduğunu görmüş olabilir.
- Tavşan ile Kaplumbağa’dan sabır dersi çıkarmış olabilir.
- Güliver’den dünyanın kendi mahallesinden çok daha büyük olduğunu hissetmiş olabilir.
- TRT’nin yerli programından harf, sayı, spor kuralı veya Türkiye’deki bir mağarayı öğrenmiş olabilir.
Ama televizyonun çocuk üzerindeki gerçek etkisini tek tek mesajların toplamına indirgemek doğru olmaz.
Daha büyük değişim şuydu: Çocuk artık yalnız ailesinin, okulunun ve mahallesinin anlattığı dünyayı görmüyordu.
Ekran ona başka çocuklar, başka ülkeler, başka aileler, başka mizahlar, başka korkular ve başka hayatlar gösteriyordu.
Ve bütün bunlar tek kanaldan, aynı anda milyonlarca çocuğa ulaşıyordu. Tek kanalın en güçlü tarafı belki de buydu.
Bir çizgi film yalnız çizgi film değildi. Bir kuşağın ortak referansıydı.
KAYNAK NOTLARI
TV’de 7 Gün, 25 Ağustos 1975 — TRT Çocuk Bölümü yeni sezon programları, çizgi filmler ve çocuk oyunları
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-08-25/39
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-08-25/40
TV’de 7 Gün, 24 Mart 1975 — Çocuklar Sizin Saatiniz; çocuk mektupları, Spor Köşesi ve Sorun Cevap Verelim
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-03-24/25
TV’de 7 Gün, 31 Mart 1975 — Elma Şekeri ve “K” harfi
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-03-31/19
TV’de 7 Gün, 22 Eylül 1975 — Çocuk ve Spor programı
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-09-22/15
TV’de 7 Gün, 29 Aralık 1975 / 5 Ocak 1976 — 1975’in çocuk programları ve çizgi film listeleri
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-12-29/3
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1976-01-05/7
Milliyet, 13 Mayıs 1977 — Heidi / “İki Kalp”
https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1977-05-13/12
Milliyet, 4 Kasım 1977 — Heidi / “Clara Yürüyor”
https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1977-11-04/11
TV’de 7 Gün, 21 Kasım 1977 — Heidi ve TRT çocuk programlarına yönelik dönem eleştirisi
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1977-11-21/34
TV’de 7 Gün, 10 Şubat 1975 — Pembe Panter’in çocuklar arasındaki popülerliği
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-02-10/12
Milliyet, 30 Kasım 1977 — İdık ile Bıdık ve Şımarık Kaplumbağa
https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1977-11-30/10
Cumhuriyet, 3 Mayıs 1978 — Çocukların Televizyonu: dargınlık, arkadaşlık ve Tonton Ailesi
https://egazete.cumhuriyet.com.tr/katalog/192/1978/5/3/9
Milliyet, 5 Nisan 1978 — Tonton Ailesi, mikroskop ve tren bölümleri
https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1978-04-05/11
Milliyet, 8 Şubat 1978 — Okul öncesi Çocukların Televizyonu ve Tonton Ailesi
https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1978-02-08/10
1970’lerde TRT çocuk yayıncılığı üzerine akademik çalışma
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3376999
TRT Çocuk Yayınları Semineri’ne atıf yapan akademik kaynaklar
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/212609
TRT Kurumsal — Tarihçe / 1979 ilk 23 Nisan Çocuk Şenliği