1975’in bir Pazar günü tek televizyon kanalını açtığınızda karşınıza birkaç saat içinde birbirinden tamamen farklı müzik dünyaları çıkabiliyordu. Hikmet Şimşek yönetiminde Adnan Saygun, Rimski-Korsakov ya da Bach; ardından Türk sanat müziği solistleri; başka bir saatte Charles Aznavour, caz festivali görüntüleri veya Türk hafif müziği sanatçıları… Bugünün kanal mantığıyla bakınca şaşırtıcı bir karışım. Oysa TRT açısından bu karışım rastlantı değildi. Kamu yayıncısı kendisini yalnız insanların zaten sevdiği müziği çalan bir araç olarak görmüyor, hangi müziğin korunması, tanıtılması, geliştirilmesi ve hangi müziğin ekrana girmemesi gerektiğine de karar veriyordu.
Bu yüzden 1970’lerin müzik televizyonunu anlamak için yalnız “hangi sanatçılar çıktı?” diye sormak yeterli değil. Daha temel soru şu: TRT’nin gözünde iyi müzik neydi? Kime göre iyiydi? Bir devlet kurumu halkın müzik zevkini yansıtmalı mıydı, yoksa onu geliştirmeye mi çalışmalıydı?
Pazar sabahı Bach dinleyen Türkiye
Hikmet Şimşek bu hikâyenin en sembolik isimlerinden biri. TRT’nin televizyon müzik bölümünün kurulmasına katkıda bulunan Şimşek, uzun yıllar Pazar Konseri programıyla özdeşleşti. Anadolu Ajansı’nın biyografisine göre program 15 yıl sürdü. Şimşek’in işi yalnız orkestrayı yönetmek değildi; klasik Batı müziğini televizyon seyircisine açıklamak, besteciyi ve eseri tanıtmak, dinleyiciyi daha önce hiç karşılaşmadığı bir repertuvarla buluşturmak da programın temel işleviydi.
1975 yayın akışlarında bunun somut örnekleri görülüyor. 13 Nisan 1975’te Ankara Gençlik Korosu ve Orkestrası, Hikmet Şimşek yönetiminde Adnan Saygun’un Eski Tarzda Kantat’ını seslendiriyor. Bir ay sonra, 18 Mayıs haftasında yayımlanan programda TV Senfoni Orkestrası Şimşek yönetiminde Rimski-Korsakov’un İtalyan Kapriçyosu’nu çalıyor. Aralıkta Suna Kan ile Alberto Lysy, Hikmet Şimşek yönetimindeki TV Orkestrası eşliğinde Bach’ın iki keman için konçertosunu seslendiriyor.
Tek kanallı Türkiye’de bunların anlamı bugünkünden farklı. İzleyici “klasik müzik kanalını” seçmiyor. Klasik müzik, herkesin kullandığı aynı kanalın içine yerleştiriliyor. Futbol, Bonanza, haberler ve Kaynanalar’la aynı ekran klasik müziği de evin içine getiriyor.
Bunun seçkinci olduğu söylenebilir. İzleyicinin önemli bölümünün talep etmediği bir müzik türü devlet televizyonu tarafından ısrarla sunuluyor. Ama kamu hizmeti açısından ters soru da sorulabilir: Ticari bir kanal milyonlarca kişiye Saygun, Bach ya da Rimski-Korsakov dinletmek için yayın süresini ayırır mıydı?
TRT’nin kültür politikası tam da bu iki cevap arasındaki gerilimde duruyordu.
▶ VİDEO | Pazar Konseri — Hikmet Şimşek
Bir kanal, dört ayrı müzik anlayışı
TRT’nin ekranında aynı anda birkaç farklı müzik politikası yürüyordu. Türk sanat müziği ve Türk halk müziği, kurumun koruduğu, arşivlediği ve icra standardını belirlediği ana alanlardı. Çok sesli Batı müziği kültür ve eğitim misyonunun önemli parçasıydı. Türk hafif müziği ve pop ise genç seyircinin talebiyle giderek daha büyük yer istiyordu.
1975’in bir Pazar akışında bunu neredeyse aynı gün içinde görmek mümkün: Hikmet Şimşek yönetiminde klasik müzik, Recep Birgit ve Nesrin Sipahi gibi isimlerin yer aldığı Türk sanat müziği programı, Montreux Caz Festivali’nden görüntüler ve Charles Aznavour’un yeni albümünü tanıtan hafif müzik programı aynı yayın dünyasının parçaları.
Dolayısıyla “TRT Batı müziğine karşıydı” demek yanlış olur. Tam tersine klasik Batı müziği, caz ve belirli yabancı popüler müzik türleri ekranda kendine yer bulabiliyordu. Sorun “Batılı olan” ile “yerli olan” arasındaki basit ayrım değildi. Asıl mesele hangi müziğin kültürel olarak değerli, estetik olarak yeterli ve yayın açısından uygun görüldüğüydü.
| Alan | TRT’deki konum | 1975 örneği | Temel gerilim |
| Klasik Batı / çoksesli müzik | Kültür ve eğitim misyonunun güçlü alanı | Saygun, Rimski-Korsakov, Bach | Kamu hizmeti mi seçkincilik mi? |
| Türk sanat ve halk müziği | Korunan, arşivlenen ve standardı belirlenen alan | Solistler Geçidi, Beraber Şarkılar | Koruma mı, repertuvarı daraltma mı? |
| Türk hafif müziği / pop | Genç talebi yüksek; yayın ve denetim birlikte | Sizin Seçtiklerimiz, gençlik programları | Talep ile kurul ölçütleri arasındaki çatışma |
| Caz / yabancı popüler müzik | Seçici biçimde ekranda | Montreux Caz Festivali, Charles Aznavour | “Batı müziği yoktu” iddiasını bozan alan |
| Arabesk | Uzun süre yayın repertuvarı dışında | Piyasada Orhan Gencebay; TRT’de sınırlı görünürlük | Pazar başarısı ile kamu yayıncısının reddi |
Müzik yayıncısı mı, konservatuvar mı, hakem mi?
TRT’nin gücü yalnız program saatinden gelmiyordu. Kurum repertuvar kurulları, korolar, orkestralar, ses sanatçıları ve denetleme mekanizmalarıyla fiilen bir kültür kurumu gibi çalışıyordu.
1973 tarihli Hey dergisindeki ayrıntılı dosya, TRT Genel Müdürlüğüne bağlı üç ayrı müzik değerlendirme yapısından söz ediyor: Özel Danışma Kurulu, Bilimsel Araştırma ve Repertuvar Kurulu ve farklı müzik türleri için çalışan Denetleme Kurulları. Türk halk müziği, Türk sanat müziği ve çok sesli/hafif müzik alanlarında eserler söz, yorum, çalgılama ve kayıt açısından inceleniyordu.
Bu durum TRT’yi sıradan yayıncı olmaktan çıkarıyordu. Bir plak şirketi bir eseri yayımlayabilir, bir gazino sanatçıyı sahneye çıkarabilir, halk plağı satın alabilir; fakat milyonlarca kişiye ulaşan kamu yayıncısının “yayınlanabilir” damgası ayrı bir meşruiyet yaratıyordu.
Ve “yayınlanamaz” kararı da aynı ölçüde ağırdı.
1973’TE MÜZİK DENETİMİNDE BAKILANLAR
- Ulusal birliği bozucu sözler
- “Moral yıkıcı” kabul edilen içerik
- Herhangi bir politikayı övme
- Müstehcenlik
- “Anlamsız” sözler
- İnsan haysiyetine aykırılık
- Temiz Türkçe ve doğru prozodi
- Yabancı müziğe Türkçe söz yazılmışsa sözlerin müziğin özüne uygunluğu
Bu ölçütlerin bazıları anlaşılır yayın ilkeleri gibi görünebilir. Fakat “moral yıkıcı” veya “anlamsız” gibi kavramlar son derece geniştir. Bir şarkının anlamsız olduğuna kim karar verecek? Bir eserin moral bozması yayınlanmaması için yeterli midir? Politikayı övmek ile toplumsal eleştiri arasındaki sınır nerede başlar?
1970’lerdeki müzik tartışmalarının önemli bölümü bu belirsizliğin içinde büyüdü.
Denetleyenler kimdi?
Bir başka klişeyi de düzeltmek gerekiyor. Denetleme kurulları yalnız müzikten anlamayan bürokratlardan oluşmuyordu. 1973 tarihli Hey dosyasında Hafif Batı Müziği Denetleme Kurulunda İlhan Usmanbaş, Ergican Saydam, Nida Tüfekçi, Cavidan Selek ve Turgut Yaşin gibi isimler sayılıyor. Çok Sesli Sanat Müziği kurulunda yine Usmanbaş ve Selek’in yanı sıra Ferit Tüzün, Dilek Özmen ve Ayla Arıcı bulunuyor.
Yani bazen sanatçıyı denetleyen yine sanatçıydı.
Bu durum tartışmayı daha karmaşık hale getiriyor. Mesele yalnız “devlet sanatçıya karıştı” değil; hangi estetik anlayışın kurumsal otorite kazandığıydı. Konservatuvar eğitimi almış besteciler ve müzik uzmanları, popüler müziği kendi kalite ve kültür ölçütleriyle değerlendirdiğinde sonuç doğal olarak plak satış listeleriyle aynı olmayabiliyordu.
Gençler mektup yağdırıyordu
1975’te televizyon dergilerinin gençlik sayfalarını açınca başka bir Türkiye çıkıyor karşımıza. TRT yöneticileri klasik müzik, sanat müziği, halk müziği ve kültür programlarını kamu hizmeti sayarken, genç izleyiciler “bizim sevdiğimiz müzik nerede?” diye soruyordu.
13 Ekim 1975 tarihli TV’de 7 Gün’ün gençlik sayfasında mektupların ortak tonu çok açık: Gençler Türk hafif müziğine daha fazla yer verilmesini istiyor, Avrupa’daki gençlik şovlarını örnek gösteriyor, TRT’nin kendi zevklerini yeterince dikkate almadığını söylüyor. 27 Ekim ve 3 Kasım sayılarında da benzer şikâyetler devam ediyor. Bazı okurlar klasik Türk müziğine fazla ağırlık verildiğini, bazıları popüler sanatçıların ekranda az göründüğünü, bazıları ise Denetim Kurulunun toplumsal içerikli parçaları geri çevirdiğini savunuyor.
Bu mektuplar çok değerli, çünkü “halk ne istiyordu?” sorusunu soyut bırakmıyor. En azından genç seyircinin bir bölümü kendi müzik zevkinin kamusal ekranda yeterince temsil edilmediğini açıkça söylüyor.
Daha ilginci, TRT yöneticileri de bu baskının farkında. 6 Ekim 1975’te TV Daire Başkanı Zeki Sözer, Ankara Televizyon Müdürü Ertan Karasu ve Müzik-Eğlence Şubesine vekâlet eden Kaynak Gültekin, yeni sezonda Türk hafif müziğinin daha fazla yer alacağını açıklıyor. Ertan Karasu, bu türün “en çok yayınlanan program” olacağını söylüyor.
Yani seyircinin talebi tamamen duyulmuyor değildi. Fakat verilen sözlerle ekrandaki gerçek görünürlük arasındaki tartışma bitmiyordu.
Cem Karaca ekrana giriyordu; sonra giremiyordu
Bu dosyanın en iyi örneklerinden biri Cem Karaca. 17 Mart 1975 tarihli TV’de 7 Gün, Sizin Seçtiklerimiz programında Cem Karaca’nın Tamirci Çırağı’nı listeliyor. Aynı programda İlhan İrem, Hümeyra, Melike Demirağ, Fikret Kızılok, Nilüfer ve Ali Rıza Binboğa gibi isimler de var.
Bu görüntü önemli: Anadolu rock veya toplumsal sözlü popüler müzik TRT’de hiç yok değildi.
Fakat 1976’da tablo sertleşiyor. Dönemin basını Cem Karaca, Melike Demirağ, Esmeray, Şenay, Ayla Algan ve Ali Rıza Binboğa gibi isimlerin bazı eserlerinin ya da ekran görünürlüğünün sınırlandığını yazıyor. Mart 1976 tarihli Cumhuriyet, televizyona girecek müzik parçaları için daha sıkı denetim uygulandığını ve Cem Karaca’nın adını açıkça örnek olarak veriyor. Mayıs 1976 tarihli Hey de Cem Karaca ve Edip Akbayram’ın birçok eserinin Denetleme Kurulundan dönemediğini aktarıyor.
Ağustos 1976’da Melike Demirağ doğrudan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e başvurarak kendisi, Esmeray, Şenay, Ayla Algan, Cem Karaca ve Ali Rıza Binboğa’ya karşı haksız yayın yasakları uygulandığını ileri sürüyor. Burada dikkat edilmesi gereken şey, bunun sanatçının iddiası olduğudur; TRT’nin bütün bu isimler için tek ve açık bir “süresiz yasak kararı” yayımladığı anlamına gelmez. Dönem kaynaklarında resmi karar, eser denetimi, fiili ekran dışı bırakma ve sanatçıların “boykot” diye tarif ettiği uygulamalar zaman zaman birbirine karışıyor.
Bu nedenle yazıda “TRT Cem Karaca’yı yasakladı” gibi tek cümle yerine daha doğru olanı söylemek gerekir: Cem Karaca’nın bazı eserleri denetimden dönüyor, 1976’da ekran görünürlüğünün sınırlandığına ilişkin güçlü dönem kaynakları bulunuyor ve sanatçılar bu uygulamaları siyasi ve hukuksuz bulduklarını açıkça dile getiriyor.
Plakçıda var, ekranda yok
İşte burada televizyonun kültürel gücü daha görünür hale geliyor. Bir sanatçının TRT’de olmaması onun piyasadan yok olması anlamına gelmiyordu.
- Plak satılıyordu.
- Kaset yaygınlaşıyordu.
- Gazinolar doluyordu.
- Sinema filmlerinde şarkılar kullanılıyordu.
- Radyo dışı dinleme imkânları büyüyordu.
Ama televizyon başka bir şeydi. Tek kanal, sanatçıyı milyonlarca evde aynı anda görünür kılıyordu. Ekranda yer almak, yalnız şarkının duyulması değil, sanatçının yüzünün, kıyafetinin, tavrının ve kişiliğinin ülke çapında tanınması demekti.
Bu nedenle TRT denetimi yalnız müzik repertuvarını değil, popüler kültürün yıldız sistemini de etkiliyordu.
Arabesk: herkes dinliyor, TRT dinlemiyor
Bu çelişkinin en büyük örneği arabesk.
1970’lerde kentleşme, iç göç ve gecekondu kültürüyle birlikte arabesk müzik hızla büyüdü. Orhan Gencebay’ın plakları büyük satışlara ulaşıyor, şarkıları filmlere dönüşüyor, sinema ve gazino dünyası arabeskle iç içe geçiyordu. Buna karşılık TRT uzun süre arabesk müziği yayın repertuvarının dışında tuttu.
Bu “arabesk dinlemek yasaktı” anlamına gelmiyor. Arabesk plak satın almak, konser dinlemek veya filmi sinemada seyretmek hukuken yasak değildi. Yasak, kamu yayıncısının kendi radyo ve televizyon alanındaki yayın politikasıydı.
Akademik literatürde bu politikanın arkasında arabeskin “yoz”, aşırı karamsar, kaderci ya da Türk müziğinin olması gereken senteze aykırı görülmesi gibi gerekçeler tartışılıyor. TRT’nin müzik politikası uzun süre ulusal ve çağdaş bir müzik kültürü oluşturma hedefiyle şekillendi; arabesk ise bu projenin dışında kaldı.
Ama halkın tercihi başka yöndeydi.
Orhan Gencebay plak satıyor, filmleri izleniyor, şarkıları sokakta duyuluyor; TRT ekranı ise aynı kültürel fenomeni büyük ölçüde görmezden geliyordu.
Fakat on yılın sonuna doğru duvar çatlamaya başladı. TRT Arşiv’de bulunan 1979 tarihli Yeditepe’den programında Orhan Gencebay ekrana çıkıyor ve hayat hikâyesini anlatıyor. Bu, arabeskin TRT’de bütünüyle ve bir anda meşrulaştığı anlamına gelmiyor; fakat 1970’lerin başındaki katı dışlama çizgisinin sonlarına doğru esnemeye başladığını gösteren önemli bir görüntü.
▶ VİDEO | Orhan Gencebay’ın Hayatı | TRT Arşiv
Kitap da ekranda tartışılıyordu
TRT’nin kültürel yönlendirme iddiası müzikle sınırlı değildi. 1975’te yayımlanan Kitaplar ve Düşünceler programı bunun güçlü örneklerinden biri.
3 Mart 1975 tarihli TV’de 7 Gün, Haluk Şahin’in yönettiği programda Cemal Süreya, Hilmi Yavuz ve Mehmet Kaplan’ın yeni yayımlanmış yerli kitapları tartıştığını yazıyor. Programın amacı açıkça “halkın kitap beğenisine yardımcı olmak”, edebiyat meraklılarının ihtiyacına cevap vermek ve yerli yaratıcı kaynakları canlı tutmak olarak tarif ediliyor.
Bugün bir ana televizyon kanalının Pazar gecesinde şair, eleştirmen ve akademisyenleri yeni çıkan şiir ve öykü kitaplarını tartışırken düşünmek zor olabilir. 1975’te bu, TRT’nin kamu yayıncılığı fikrinin doğal uzantısıydı.
Ama burada da aynı soru geri geliyor: “Kitap beğenisine yardımcı olmak” ne demektir? Halkın ne okuyacağını söylemek mi, piyasada görünmeyecek eserleri görünür kılmak mı?
İsmail Cem’in görevden alınmasından sonra programın bazı panelistlerinin bunu antidemokratik bulup programa katılmama kararı aldığı dönemin Cumhuriyet yazılarında aktarılıyor. Kültür programı bile bir anda siyasal tartışmanın parçasına dönüşebiliyordu.
TRT halkı eğitiyor muydu, halka rağmen mi davranıyordu?
Bu dosyanın kolay cevabı yok.
Bir tarafta çok güçlü bir kamu hizmeti argümanı var. Tek kanal, piyasanın büyük ihtimalle öncelik vermeyeceği klasik müziği, çağdaş Türk bestecilerini, kitap tartışmalarını, tiyatroyu, halk müziği arşivini ve Türk sanat müziği repertuvarını milyonlarca insanın önüne getiriyordu.
Hikmet Şimşek’in Pazar Konseri olmasaydı kaç çocuk Bach’ı, Saygun’u veya Rimski-Korsakov’u ilk kez televizyonda duyacaktı?
Kitaplar ve Düşünceler olmasaydı kaç kişi Cemal Süreya ile Mehmet Kaplan’ı aynı masa etrafında görecekti?
Bu, kamu yayıncılığının savunulabilecek en güçlü tarafı.
Öte tarafta ise aynı kurum popüler müzik üzerinde estetik ve politik bir hakemlik yapıyor; “moral yıkıcı”, “anlamsız” veya uygunsuz bulduğu eserleri ekrandan uzak tutabiliyor. Arabesk gibi milyonlarca insanın sevdiği bir türü uzun süre yok sayıyor. Gençlerin sevdiği bazı sanatçılar ekran dışında kalabiliyor.
Kamu hizmeti ile kültürel vesayet arasındaki çizgi burada bulanıklaşıyor.
| Uygulama | Kamu hizmeti okuması | Eleştirel okuma |
| Klasik müzik | Piyasanın sunmayacağı repertuvarı halka ulaştırmak | Talep edilmeyen kültürü yukarıdan dayatmak |
| Repertuvar kurulları | Standart, arşiv ve nitelik oluşturmak | Tek estetik anlayışa kurumsal üstünlük vermek |
| Müzik denetimi | Dil, kayıt ve yayın kalitesini korumak | Siyasi/estetik görüşü yayın hakkının önüne geçirmek |
| Arabeskin dışlanması | Kamu yayınında kültürel kalite ölçütü uygulamak | Milyonların gerçek müzik zevkini yok saymak |
“Kaliteli” müziği kim tarif eder?
Asıl mesele belki de bu.
TRT 1970’lerde yalnız toplumun aynası değildi; toplumun nasıl görünmesi gerektiğine ilişkin bir fikri vardı. Halk müziğini araştırıyor ve derliyordu. Türk sanat müziğinin repertuvarını standartlaştırıyordu. Çok sesli müziği yaygınlaştırmaya çalışıyordu. Gençlik müziğini denetliyordu. Arabeske mesafe koyuyordu.
Bütün bunların arkasında bir kültür politikası vardı.
Bu politikanın bir bölümü bugün bile kamu yayıncılığının temel gerekçesi sayılabilir: ticari değeri düşük ama kültürel değeri yüksek içeriği korumak.
Başka bir bölümü ise bugünden bakınca çok daha sorunlu görünüyor: milyonların dinlediği müziğin “yanlış beğeni” olduğuna karar vermek ve onu kamusal ekrandan dışlamak.
1970’lerde gençlerin televizyon dergilerine yazdığı mektupların asıl önemi burada. Gençler yalnız daha fazla şarkı istemiyor. Kuruma şunu söylüyorlar:
“Biz de bu ülkenin seyircisiyiz.”
Bu, televizyon tarihinden daha büyük bir soru. Kamu kültür politikası halkı geliştirmeyi amaçladığında, halkın gerçek zevkine ne kadar kulak vermek zorunda?
Tek kanal Türkiye’sinin müzik tartışması tam olarak bu sorunun üzerinde yükseldi.
KAYNAK NOTLARI
Anadolu Ajansı — TRT Pazar Konseri’nin ünlü orkestra şefi Hikmet Şimşek
https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/trt-pazar-konserinin-unlu-orkestra-sefi-hikmet-simsek/2002639
TV’de 7 Gün, 7 Nisan 1975 — Hikmet Şimşek, Adnan Saygun, caz ve hafif müzik programları
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-04-07/25
TV’de 7 Gün, 12 Mayıs 1975 — Hikmet Şimşek, klasik müzik, Türk sanat müziği ve hafif müzik
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-05-12/26
TV’de 7 Gün, 1 Aralık 1975 — Hikmet Şimşek yönetiminde Bach konseri
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-12-01/23
Hey, 12 Eylül 1973 — TRT müzik denetleme kurulları ve yayın ölçütleri
https://www.gastearsivi.com/gazete/hey/1973-09-12/7
TV’de 7 Gün, 13 Ekim 1975 — Gençlerin TRT müzik politikasına tepkileri
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-10-13/31
TV’de 7 Gün, 27 Ekim 1975 — Türk hafif müziği ve genç izleyici mektupları
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-10-27/34
TV’de 7 Gün, 3 Kasım 1975 — “TRT gençlerin sesine kulak vermelidir” mektupları
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-11-03/35
TV’de 7 Gün, 17 Mart 1975 — Sizin Seçtiklerimiz; Cem Karaca / Tamirci Çırağı
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-03-17/34
Cumhuriyet, 12 Ağustos 1976 — Melike Demirağ’ın TRT uygulamalarına ilişkin Cumhurbaşkanlığı başvurusu
https://egazete.cumhuriyet.com.tr/katalog/192/1976/8/12/6
Hey, 10 Mayıs 1976 — Türk hafif müziğinde yayın yasakları ve denetim tartışması
https://www.gastearsivi.com/gazete/hey/1976-05-10/10
Gülay Karşıcı — Müzik Türlerine İdeolojik Yaklaşım: 1970-1990 Yılları Arasındaki TRT Sansürü
https://dergipark.org.tr/tr/pub/fe/article/274079
TV’de 7 Gün, 3 Mart 1975 — Kitaplar ve Düşünceler
https://www.gastearsivi.com/gazete/tvde7gun/1975-03-03/22
Cumhuriyet, 26 Mayıs 1975 — İsmail Cem’in görevden alınması sonrası kültür programları