5 Aralık 1975 Cuma günü televizyonu açan bir aile için akşamın ritmi neredeyse baştan sona belliydi. Saat 18.00’de çocuklar için Ormanlar Kralı vardı. Ardından Belgrad’dan Avrupa Çocuk Şenliği, 19.00’da Urfa ve yöresindeki toprak reformunu anlatan Köy/İmece, 19.45’te hava sohbeti, 20.00’de Haberler, 20.35’te yabancı dizi Doktorlar, 21.25’te Napoliten Şarkılar, 21.50’de Ankara’nın hava kirliliğinin tartışıldığı bir program ve 22.50’de Güne Bakış. Sonra ekran kapanıyordu.
Bugünden bakınca bu akışın en tuhaf yanı programların çeşitliliği olabilir. Çizgi filmden toprak reformuna, yabancı diziden Napoliten şarkılara, hava kirliliği tartışmasından gün sonu haber özetine birkaç saat içinde geçiliyor. Fakat asıl önemli olan, bu birkaç saatin bütün akşamı yapılandırmasıydı. Çünkü başka kanal yoktu. Programı kaçırırsanız ertesi gün uygulamadan açamaz, geri saramaz, internette arayamazdınız. O saatte orada olmanız gerekiyordu.
Televizyon, saati göstermese bile evin saatini yeniden kurmaya başladı.
Yayın akışı aslında bir günlük hayat planıydı
1970’lerin başında TRT yayını bugünkü gibi sabahtan gece yarısına kadar sürmüyordu. 1968’de haftada üç gün, üçer saatle başlayan televizyon yayını bir yıl sonra dört güne çıktı; 1974’te yayın haftanın her gününe yayıldı. Fakat “her gün yayın” yine de “bütün gün yayın” demek değildi. Hafta içi televizyon çoğunlukla akşam açılıyor, birkaç saat sonra kapanıyordu.
Bu kısa yayın süresi nedeniyle program sırası daha büyük anlam taşıyordu. Çocuk programı erken saate, ana haber belirli bir merkeze, yabancı dizi ya da eğlence programı haber sonrasına, tartışma ve kültür programları gecenin ilerleyen bölümüne yerleşiyordu. Yayın akışı yalnız ekrandaki içerikleri sıralamıyor; çocukla yetişkini, eğlenceyle kamu hizmetini, popüler içerikle kültür programını aynı akşamın içine yerleştiriyordu.
5 Aralık 1975 Cuma akışı bu mantığın neredeyse şemasıdır. Çocuk → kamu hizmeti → haber → popüler dizi → müzik → tartışma → gün özeti. TRT’nin yayın felsefesi program listesinin içinde görünür hale gelir.
| Aşama | 5 Aralık 1975 Cuma | 8 Haziran 1975 Pazar |
| Öğlen açılışı | — | 12.55 Avrupa Boks Şampiyonası finali |
| Hafta sonu kuşağı | — | 16.30 Hafta Sonu |
| Akşam açılışı | 18.00 Ormanlar Kralı | — |
| 19.00 kuşağı | 19.00 Köy / İmece | 19.00 Bonanza |
| Ana haber | 20.00 Haberler | 20.00 Haberler |
| Haber sonrası | 20.35 Doktorlar | 20.35 Basın Balosu |
| Müzik / eğlence | 21.25 Napoliten Şarkılar | Akşam özel yayınları |
| Gün sonu | 22.50 Güne Bakış | 23.05 Güne Bakış |
Hafta içi televizyon bir akşam kurumuydu
Cuma örneğinde yayın 18.00’de çocuklarla başlıyor. Bu, televizyonun aile hayatına girişinin yaş gruplarına göre sıralandığını gösteriyor. Çocuk eve gelmiş, okul bitmiş; yetişkinin işten dönmesi ve akşam yemeği saati yaklaşırken ekran giderek yetişkinleşiyor.
Saat 20.00’de Haberler’in yer alması tesadüf değil. Ana haber, akşam yayın akışının en sabit ve en güçlü dönüm noktalarından biriydi. Dizi veya eğlence programı değişebilir, çocuk kuşağının içeriği farklılaşabilir, fakat haber saatinin etrafındaki düzen süreklilik kazanıyordu.
Bu da evde yeni bir günlük ritüel yaratıyordu. Yemek haberden önce mi yenecek, haber sırasında mı sofraya oturulacak, misafir haberden önce mi gelecek, çocuk diziye kadar oturabilecek mi? Bunlar artık yalnız aile içi tercihler değildi; tek kanalın program saati de kararın parçasıydı.
Bugünkü televizyon düzeninde içerik izleyicinin zamanına uymaya çalışıyor. 1970’lerde ise büyük ölçüde izleyici televizyonun zamanına uymak zorundaydı.
Pazar bambaşka bir televizyondu
Hafta sonu geldiğinde ekranın karakteri değişiyordu. 8 Haziran 1975 Pazar günü yayın saat 12.55’te Avrupa Boks Şampiyonası finallerinin naklen yayınıyla açılıyor. Ardından Hafta Sonu programı geliyor; akşam Bonanza, 20.00 Haberler, Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin Basın Balosu görüntüleri ve 23.05’te Güne Bakış var.
Yani hafta içi “akşam kurumu” olan televizyon, Pazar günü evin bütün gününe daha fazla yayılmaya başlıyor.
13 Şubat 1977 Pazar akışı daha da çarpıcı. Çocuk programları, Pembe Panter, trafik eğitimi, Pazar sineması, çocuk üzerine bir program, müzik, haberler, Avrupa Konseyi üzerine bir konuk, havacılık, otomobil magazini, at yarışları, spor programları, Bursaspor-Beşiktaş maçından naklen görüntüler, masa tenisi, sporcu sağlığı, çizgi film ve Pele’nin futbol öğrettiği kısa program aynı günün içine sığıyor.
Bu, yalnız “program çoktu” demek değil. Pazar televizyonu evin zamanını daha geniş biçimde sahipleniyordu: çocuk sabahı, aile filmi, spor, otomobil, müzik, haber ve maç parçaları. Tek kanal, farklı aile üyelerini aynı ekranın etrafında sırayla tutmaya çalışıyordu.
BİR CUMA, BİR PAZAR
- 5 Aralık 1975 Cuma: 18.00’de açılış; çocuk programı, kamu hizmeti, 20.00 haber, yabancı dizi, müzik, tartışma, 22.50 Güne Bakış.
- 8 Haziran 1975 Pazar: 12.55 Avrupa Boks Şampiyonası; uzun hafta sonu programı; Bonanza; 20.00 haber; Basın Balosu; 23.05 Güne Bakış.
- Sonuç: Hafta içi TRT büyük ölçüde “akşam televizyonu”, Pazar ise giderek “günün programcısı” haline geliyordu.
Bir programı kaçırmak gerçekten kaçırmaktı
Bugünün medya düzeni insanı “sonra izlerim” düşüncesine alıştırdı. 1970’lerde bu seçenek çok sınırlıydı. Bazı programlar tekrar edilebilirdi ama tekrarın ne zaman yapılacağına izleyici değil TRT karar veriyordu. Kayıt cihazı evlerde yaygın değildi; yayın akışı tek yönlüydü.
Bu yüzden program saatleri hafızaya kazınıyordu. Çocuk çizgi filmin hangi gün olduğunu, yetişkin dizinin ne zaman başladığını, aile haberin saatini biliyordu. Bir bölümü kaçırmak gerçekten anlatının bir parçasını kaybetmek anlamına gelebiliyordu.
Bu kıtlık, programın değerini artırıyordu. Bugün yüzlerce bölüm arasında kaybolabilecek bir dizi bölümü, o gün tek seçeneğin parçasıydı. Jenerik başladığında evde dikkat başka yere kaymıyor; tam tersine herkesin beklediği şeyin geldiğini haber veriyordu.
Televizyon misafirliği diye bir kurum doğdu
1970’ler üzerine yapılan sözlü tarih araştırmaları, televizyonun ev hayatını değiştirmesinin belki de en güzel örneklerinden birini “televizyon misafirliği” üzerinden gösteriyor. Ankara’da 1970-1980 arasında yaşamış kişilerle yapılan bir TRT Akademi araştırmasında televizyonlu eve gitmenin yalnız program izlemek için olmadığı görülüyor. İnsanlar eğlenmek, haber almak, birlikte zaman geçirmek, sosyal bağı güçlendirmek ve hatta doğrudan “televizyonun ne olduğunu görmek” için başka evlere gidiyordu.
Bu çok önemli bir ayrıntı. Bugün yeni bir cihaz satın almadan önce videosunu seyrediyor, mağazada deniyor, internetten yorum okuyoruz. 1970’lerde televizyonun kendisi deneyimlenecek bir yenilikti. Evinde televizyon olmayan biri komşusuna yalnız Bonanza’yı görmek için değil, “televizyon nasıl bir şey?” diye de gidebiliyordu.
Televizyonlu ev böylece kısa süreliğine küçük bir kamusal mekâna dönüşüyordu. Sandalyeler ekrana çevriliyor, çocuklar yere oturuyor, misafir çayı program arasında tazeleniyor, konuşma ekranın temposuna göre kesiliyor veya yeniden başlıyordu.
Televizyon önce komşuluğu artırdı, sonra azaltmaya başladı
Bu hikâyenin en ilginç tarafı etkisinin zamanla tersine dönmesidir. Televizyon az sayıda evdeyken komşuları bir araya getiriyordu. Televizyonlu ev, mahallede buluşma noktası haline gelebiliyordu. Cihaz sayısı arttıkça ise her aile kendi ekranına kavuştu.
Sözlü tarih çalışmalarında televizyonun ilk dönemde ziyaretleri artırdığı, fakat sahiplik yaygınlaştıkça insanların program izlemek için evlerinde kalmaya başladığı anlatılıyor. Televizyon böylece önce sosyal buluşmanın sebebi, sonra evden çıkmamanın sebebi olabiliyordu.
Bu dönüşüm kesin bir tarihte gerçekleşmedi; şehirden şehre, gelir grubundan gelir grubuna farklı hızlarda yaşandı. Fakat yönü önemli: yeni teknoloji önce paylaşılması gereken kıt bir nesneydi, sonra bireysel hanenin standart eşyasına dönüştü.
Başka bir sözlü tarih çalışması da televizyonla tanışan insanların günlük ve haftalık planlarını ekrana göre ayarladığını; geleneksel sohbet toplantıları ve kahvehane kültürünün bundan etkilendiğini gösteriyor. Hatta bazı anlatılarda insanların televizyon görebilmek için başka yerlere gittiği, ekonomik durumu daha iyi olan veya yurt dışından cihaz getiren kişilerin mahallede statü kazandığı görülüyor.
Akşam sohbeti artık tek başına sohbet değildi
Televizyon öncesinde misafirlik konuşmaya dayanıyordu. Radyo bile sohbetin yanında arka planda kalabiliyordu. Televizyon ise göz ister. Ekrana bakılması gerekir.
Bu nedenle ev içi iletişimin biçimi değişti. İnsanlar aynı odada birlikte oturmaya devam ettiler ama konuşmanın içine üçüncü bir merkez girdi. Program başladığında sohbet kesiliyor, reklam veya ara geldiğinde yeniden açılıyor, ekrandaki karakterler konuşmanın konusu oluyordu.
Televizyon aileyi parçalamadan önce aileyi aynı yöne baktırdı.
Bu cümle 1970’lerin ortak ekran deneyimini iyi özetliyor. Bugün aynı evde dört kişi dört farklı ekran seyredebilir. O dönemde tek televizyon vardı ve çoğu zaman bütün ev halkı aynı görüntüye bakıyordu. Program herkesin tercihi olmayabilirdi ama ortak referans haline geliyordu.
Ertesi gün konuşacak şey de ortaktı
Tek kanalın toplumsal gücü yalnız evin içinde değildi. Bir gece önce yayımlanan program ertesi gün okulda, işyerinde, kahvede ve sokakta konuşulabiliyordu. Çünkü “sen başka bir şey seyrettin, ben başka bir şey” ihtimali sınırlıydı.
Bu, televizyonun ortak hafıza üretme gücünü büyüttü. Bir jenerik, bir sunucu cümlesi, bir dizi karakteri ya da bir yarışmacı çok kısa sürede ülke çapında tanınabiliyordu.
1977’de yayımlanan Gülünüz Güldürünüz gibi programlar bu ortak referans üretme biçiminin güzel örneklerinden. Öztürk Serengil’in sunduğu programdaki bir yarışmacı ya da skeç, ertesi gün milyonlarca insanın konuşabileceği ortak malzemeye dönüşebiliyordu.
▶ VİDEO | Gülünüz Güldürünüz (1977) — TRT Arşiv
Haber saati neden bu kadar merkeziydi?
1970’lerin akışlarına bakıldığında 20.00 Haberler’in sürekli karşımıza çıkması, televizyonun yalnız eğlence olmadığını hatırlatıyor. Haber bülteni aile üyelerinin ve farklı yaş gruplarının aynı anda izlediği en güçlü ortak programlardan biriydi.
Üstelik 1970’ler Türkiye’si siyasi şiddetin, hükümet krizlerinin, ekonomik sorunların, Kıbrıs’ın, petrol krizinin ve yoğun dış politika gündeminin yaşandığı bir dönemdi. Bu ortamda haber saati, gün içinde parçalar halinde duyulan bilgilerin görüntüyle birlikte toparlandığı andı.
Radyo haber veriyordu; televizyon gösteriyordu.
Bu nedenle haberden önce ve sonra gelen programlar da önem taşıyordu. 5 Aralık 1975 örneğinde haberden hemen önce hava durumu, hemen sonra Doktorlar var. İzleyici haber için ekranda kalırken diziye geçiyor; dizi için açan izleyici de habere maruz kalıyor. Tek kanal, farklı program türlerini birbirine bağlayan bir akış yaratıyordu.
Kamu hizmeti ile eğlence aynı gecedeydi
Bugün çocuk kanalı, haber kanalı, spor kanalı, belgesel kanalı, müzik kanalı birbirinden ayrılmış durumda. 1970’lerde bunların hepsi aynı kanalın birkaç saatine sığmak zorundaydı.
Bu yüzden 5 Aralık akşamında çocuk programıyla toprak reformu belgeseli yan yana durabiliyor. Pazar günü Pembe Panter’in ardından trafik eğitimi gelebiliyor. Birkaç saat sonra artistik patinaj, otomobil magazini, haber veya bir konser aynı ekrana çıkabiliyor.
Bu karışım tesadüf değildi. TRT’nin kamu yayıncılığı anlayışı izleyiciyi yalnız “eğlendirilmesi gereken müşteri” olarak değil, bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gereken yurttaş olarak görüyordu. Bunun ne kadar başarılı olduğu veya ne ölçüde “halka rağmen” işlediği başka dosyaların konusu; fakat yayın akışının biçimi bu niyeti açıkça gösteriyor.
Televizyon günü uzattı mı?
İlk yıllarda yayın saatleri kısa olduğu için televizyon gecenin tamamını ele geçirmiş değildi. Tam tersine, kapanış kesin bir sınır koyuyordu. Güne Bakış biter, kapanış anonsu yapılır, İstiklal Marşı gelir ve yayın sona ererdi.
Bu, bugünkü kesintisiz medya ortamından çok farklı bir deneyimdir. Gece televizyonun bir sonu vardı. “Bir bölüm daha” diye devam eden otomatik oynatma yoktu. Kanal değiştirmek de çözüm değildi; diğer kanal yoktu.
Ekranın kapanması günün de kapanış işaretlerinden biri haline gelebiliyordu.
Bu yüzden 1970’lerde televizyon hem akşamı programladı hem de akşama bir son verdi.
Trafik gerçekten azalıyor muydu?
Dönem anlatılarında önemli maçlar, diziler veya özel yayınlar sırasında sokakların boşaldığına ilişkin çok sayıda hatıra bulunuyor. Fakat bu sayı için bu tür ifadeleri doğrudan istatistik gibi kullanmamak gerekir. Şimdilik elimizde belirli program saatleriyle şehir trafiğini karşılaştıran güvenilir bir 1970’ler veri serisi yok.
Bu nedenle “TRT başlayınca trafik kesiliyordu” gibi romantik bir genelleme yerine daha sağlam olanı söylemek gerekir: İnsanlar program saatlerine göre ziyaret, yemek ve boş zaman planı yapıyordu; bunu sözlü tarih araştırmaları destekliyor. Trafik ve sinema gişesi gibi etkiler ise ancak dönem gazetelerinden somut veri bulunursa ayrıca yazılmalı.
Tek kanalın görünmez gücü
Yayın akışına bugün geriye dönüp bakınca program listesinden çok daha fazlasını görüyoruz. O liste, bir ülkenin akşamını hangi sırayla yaşayacağını öneriyor.
Elbette herkes televizyon seyretmiyordu; herkes aynı programı sevmiyordu; yayın ülkenin her yerine aynı kalitede ulaşmıyordu. Fakat televizyon yaygınlaştıkça bu akış giderek daha büyük bir ortak zaman üretti.
Tek kanal, yalnız aynı görüntüyü paylaşmak değildi. Aynı görüntüyü aynı anda paylaşmaktı.
Bu yüzden 1970’lerin televizyonunu anlamak için yalnız “hangi programlar vardı?” diye sormak yetmez. “İnsanlar o programı beklerken ne yapıyordu, program başladığında neyi bırakıyordu, bitince ne konuşuyordu?” diye de sormak gerekir.
Televizyon Türkiye’ye yalnız yeni hikâyeler getirmedi. Yeni bir akşam düzeni getirdi.
Bir sonraki dosyada bu ortak ekranın kültürel otoritesine geçeceğiz: TRT halka yalnız istediği müziği mi veriyordu, yoksa nasıl bir müzik dinlemesi gerektiğine de karar veriyor muydu?
KAYNAK NOTLARI
Milliyet, 5 Aralık 1975 — TRT yayın akışı
https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1975-12-05/8
Milliyet, 8 Haziran 1975 — Pazar yayın akışı ve Avrupa Boks Şampiyonası
https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1975-06-08/8
Cumhuriyet, 13 Şubat 1977 — Pazar yayın akışı
https://egazete.cumhuriyet.com.tr/katalog/192/1977/2/13/6
Milliyet, 5 Şubat 1978 — Pazar yayını, artistik patinaj, Eurovision ve Charlie’nin Melekleri
https://www.gastearsivi.com/gazete/milliyet2/1978-02-05/10
Esra İnce & Burak Erdoğan — Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımı Perspektifinden Televizyon Misafirliği: 1970-1980 Yılları Arasında Ankara Özelinde Bir Araştırma, TRT Akademi
https://dergipark.org.tr/tr/pub/trta/article/1468236
Sözlü Tarih ve Kültürel Değişim: “Televizyona Merhaba” — Milli Folklor
https://dergipark.org.tr/tr/pub/millifolklor/issue/73825/1057508
TRT Haber — TRT’nin 56 yıllık yayın serüveni
https://www.trthaber.com/haber/turkiye/trtnin-56-yillik-yayin-seruveni-480855.html