Türkiye’nin televizyon serüveni 31 Ocak 1968 akşamı bir spikerin kameraya bakıp yayını başlatmasıyla görünür hale geldi. Oysa ekrana çıkan o birkaç dakikanın arkasında yıllar süren bir hazırlık, yabancı teknik yardım, yetiştirilmeye çalışılan yeni bir meslek ordusu, apartman bodrumlarının stüdyoya çevrilmesi, vericiler, kameralar ve Türkiye’de henüz adı bile tam oturmamış televizyonculuk meslekleri vardı. TRT’nin ilk televizyon yayını bu yüzden yalnızca bir medya olayı değildi; Türkiye’nin sıfırdan yeni bir teknik ve kültürel altyapı kurma girişimiydi.
1960’ların başındaki Türkiye için televizyon kaçınılmaz bir sonraki adım gibi görünmüyordu. Radyo henüz ülkenin her noktasında aynı güçte dinlenemiyor, kamu yatırımlarının öncelikleri ulaştırma, enerji, sanayileşme ve temel altyapı etrafında şekilleniyordu. İstanbul Teknik Üniversitesi 1952’den itibaren dar bir çevreye ulaşan televizyon denemeleri yapmıştı; fakat bunlar ulusal bir kamu yayıncılığından çok teknik ve eğitim amaçlı çalışmalardı. TRT televizyonunun doğuşu, bu deneylerin üzerine çok daha büyük bir iddia koydu: görüntü ve sesi düzenli olarak üretecek, denetleyecek ve giderek bütün ülkeye ulaştıracak bir kamu sistemi kurmak.
¤
ARŞİV GÖRSELİ | Ankara Televizyonu’nun ilk dönem stüdyolarından bir görüntü. Büyük stüdyo kameraları, sınırlı alan ve canlı üretim koşulları televizyonun ilk yıllarındaki teknik ortamı gösteriyor.
Televizyon önce insan yetiştirmek demekti
Türkiye’nin televizyonu kurmaya başlamasındaki kritik dönemeçlerden biri 9 Nisan 1963’te Federal Almanya ile yapılan teknik yardım anlaşmasıydı. Anlaşmanın mantığı basitti ama sonuçları büyüktü: Türkiye bir Televizyon Eğitim Merkezi için mekân sağlayacak, Alman tarafı teknik donanımı ve eğitim desteğini üstlenecekti. Çünkü sorun yalnız kamera satın almak değildi. Kamerayı kullanacak operatör, görüntüyü yönetecek reji ekibi, sesi alacak teknisyen, programı hazırlayacak yapımcı, canlı yayını taşıyacak mühendis, spiker, dekorcu ve montajcı da gerekiyordu.
TRT 1 Mayıs 1964’te resmen kurulduğunda radyo yayıncılığı konusunda belirli bir kurumsal hafıza devralmıştı, ancak televizyon bambaşka bir üretim zinciri gerektiriyordu. TRT’nin resmi kilometre taşlarında 1 Ekim 1964’te televizyon yayınları için teknik personel alımına başlandığı, 4 Aralık 1964’te ise Alman teknik yardımı çerçevesinde Kuzey Alman Radyo ve Televizyon Kurumu’na personel gönderildiği kayıtlı. Başka personel grupları da Almanya’da televizyonculuk eğitimi gördü. Yani Türkiye, düzenli televizyon yayınına başlamadan yıllar önce ekranın arkasındaki insan kaynağını oluşturmaya çalışıyordu.
Bu eğitim meselesi, ilk televizyoncuların anlatılarında özellikle belirgin. Nuran Devres daha sonra TRT Haber’e verdiği röportajda spikerlik sınavlarına yaklaşık bin kişinin katıldığını, seçilenlerin aylar süren eğitim ve eleme süreçlerinden geçtiğini anlatıyordu. Televizyonun hazır bir meslek piyasası yoktu; kurum kendi spikerini, yapımcısını ve teknik kadrosunu neredeyse kendi içinde üretmek zorundaydı. Üstelik ilk yıllarda canlı yayın ağırlığı nedeniyle hata yapıldığında geri dönüş, kurgu ya da yeniden çekim imkânı son derece sınırlıydı.
¤
Bir stüdyo kurmak için iki bodrumu birleştirmek
Televizyon Eğitim Merkezi için Ankara Mithatpaşa Caddesi’ndeki iki apartmanın bodrum katları birleştirildi. Alman teknik yardımı kapsamında gönderilen cihazların montajına 1966’nın sonlarında başlandı. Daha sonra Türkiye’nin ilk düzenli TRT televizyon yayınlarının yapılacağı bu mekân, bugünün televizyon kompleksleriyle karşılaştırıldığında son derece küçük ve mütevazıydı. Ama içinde stüdyo kameraları, ışık, ses sistemi, reji, bağlantı ekipmanları ve vericiyle birlikte Türkiye’nin yeni medya düzeninin çekirdeği bulunuyordu.
Bu noktada televizyonu yalnız ekrandaki program olarak düşünmemek gerekiyor. Bir görüntünün evdeki alıcıya ulaşabilmesi için önce kamerada elektriksel sinyale dönüşmesi, sesle birlikte kontrol edilmesi, vericiye aktarılması ve elektromanyetik dalga olarak yayınlanması gerekiyordu. Ankara’daki sistem başlangıçta sınırlı bir alanı kapsıyordu. Federal Alman Hükümeti’nin sağladığı 5 kW’lık verici ilk dönemin temel araçlarından biriydi. Ulusal televizyon fikri ancak daha sonra yeni vericiler, bölgesel merkezler ve aktarma sistemleri eklendikçe gerçek bir ağ haline gelecekti.
İlk gece: önce test görüntüsü, sonra televizyon
31 Ocak 1968 Çarşamba günü Türkiye’nin televizyon tarihi aslında saat 19.30’dan önce başladı. Araştırmacı ve eski TRT başspikeri Şener Mete’nin dönemin yayın çizelgesinden aktardığına göre saat 18.30’da ekrana test diası verildi ve yaklaşık 45 dakika boyunca ton sesi eşlik etti. 19.15’te TRT yazısı ve sinyal müziği ekrana geldi; 19.29’da saat ayarı ve gong sesi duyuldu. Saat 19.30’da Nuran Emren Devres, Ankara Televizyonu’nun deneme yayınını açtı. Onu Mahmut Tali Öngören’in açış konuşması izledi.
KUTU | 31 OCAK 1968: İLK GECENİN AKIŞI
- 18.30 — Test diası ve ton sesi
- 19.15 — TRT yazısı ve sinyal müziği
- 19.29 — Saat ayarı ve gong
- 19.30 — Açılış ve programın sunuşu: Nuran Emren Devres
- 19.31 — Açış konuşması: Mahmut Tali Öngören
- 19.35 — Devrim Tarihi: Prof. Dr. Afet İnan
- 20.00 — Haberler: Zafer Cilasun
- 20.10 — Hava raporu
- 20.15 — Çizgi film
- 20.38 — Antalya’nın Suları belgeseli
- 20.50 — Kapanış anonsu
- 20.51 — Türk bayrağı, İstiklal Marşı ve kapanış
İlk gece yaklaşık bir saat yirmi dakika sürdü. Akışın kendisi de gelecek yıllardaki TRT zihniyetinin küçük bir özeti gibiydi: tarih, haber, hava durumu, çocuk içeriği, belgesel ve kapanış. Televizyon daha ilk gecesinde yalnız eğlendirmek için kurulmadığını ilan ediyordu. Kamu yayıncılığı anlayışı eğitme, bilgilendirme ve kültür aktarma görevini eğlenceyle aynı ekran içinde birleştirecekti.
▶ VİDEO | Türkiye’de İlk Televizyon Anonsu — TRT Nostalji
Deneme yayını ne demekti?
Bugün “deneme yayını” ifadesi, birkaç gün sürecek teknik bir hazırlık gibi algılanabilir. Oysa TRT’de deneme dönemi televizyon sisteminin kendisinin öğrenildiği uzun bir süreçti. İlk yayınlar haftada üç gün ve sınırlı saatlerle yapıldı; bir yıl sonra yayın günü sayısı dörde çıktı. Program üretim kapasitesi, teknik personel, verici gücü ve kapsama alanı aynı anda büyütülmeye çalışılıyordu. Her yeni program yalnız içerik üretmek değil, stüdyo ışığından kamera hareketine, ses miksajından yayın devamlılığına kadar kurumun televizyon yapmayı öğrenmesi anlamına geliyordu.
Bir başka sorun da izleyiciydi. İlk yayın yapıldığında Türkiye’de televizyon alıcısı hâlâ az ve pahalıydı. Nuran Devres’in anılarında mağaza vitrinlerinden televizyon seyredenler, apartmanda tek televizyon bulunan eve yayın saatinde doluşan komşular var. Televizyonun teknik olarak yayına başlaması ile toplumsal olarak yaygınlaşması aynı şey değildi. İkinci dosyada ayrıntılı biçimde ele alınacağı gibi, alıcı cihazın fiyatı, anten, vericiye uzaklık ve sinyal kalitesi televizyon deneyiminin en az program kadar önemli parçalarıydı.
Ankara’dan İzmir’e, İstanbul’a ve ülkeye
İlk yılların en büyük meselesi, Ankara’daki stüdyoda üretilen programdan ulusal televizyona geçebilmekti. TRT’nin resmi tarihçesine göre İzmir Televizyonu 1970’te, İstanbul Televizyonu 1971’de faaliyete geçti. Bu yalnız iki yeni stüdyo açılması değildi; televizyonun birkaç şehirde görülebilen deneysel bir araçtan ülke çapında kurulmaya çalışan yayın ağına dönüşmesi anlamına geliyordu. Dağlık bir coğrafyada karasal televizyon yayını için yüksek noktalara vericiler ve aktarma sistemleri kurmak, sinyali yeni bölgelere taşımak ve farklı merkezler arasında teknik bağlantı sağlamak gerekiyordu.
1974’e gelindiğinde yayınlar haftanın her gününe yayılmıştı. Buna rağmen TRT’nin kendi verilerine göre televizyon yayınları ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 55’ine, yani 19 milyon kişiye ve yüzölçümünün yalnızca yüzde 28’ine ulaşabiliyordu. Bu rakam televizyonun bir anda bütün Türkiye’nin ortak ekranı olmadığını hatırlatıyor. 1970’lerin ilk yarısında televizyonun hikâyesi, bir yandan programların hızla ortak hafızaya yerleşmesi, diğer yandan milyonlarca insanın hâlâ yayın alanının dışında kalmasıydı.
Yeni teknoloji, yeni meslekler
Televizyon aynı zamanda Türkiye’ye yeni bir işbölümü getirdi. Radyo için yeterli olan ses merkezli üretim, görüntünün gelişiyle birlikte değişti. Kamera operatörü, görüntü yönetmeni, dekor ve kostüm birimleri, stüdyo ışığı, televizyon rejisi, görüntü kayıt ve kurgu teknikleri önem kazandı. Spiker artık yalnız sesiyle değil, bedeni, yüzü ve kıyafetiyle de yayıncılığın parçasıydı. Haberci olayın fotoğrafını tarif etmek yerine görüntüsünü bulmak zorundaydı. Bir tiyatro oyununu televizyona aktarmak, sahnedeki eseri kameranın gördüğü yeni bir mekâna dönüştürmeyi gerektiriyordu.
Bu nedenle TRT televizyonunun kuruluşu yalnız bir elektronik altyapı yatırımı değildi; Türkiye’de yeni bir görsel dilin ve yeni mesleklerin oluşturulmasıydı. İlk ekiplerin Almanya’ya gönderilmesi, kurum içi kurslar, kapalı devre denemeler ve canlı yayın pratiği aslında uzun bir okul işlevi gördü. Daha sonra özel televizyonculuğa, sinemaya, reklamcılığa ve bağımsız yapım sektörüne geçecek insan kaynağının önemli bir kısmı da bu yayıncılık kültüründen beslenecekti.
Ekran büyüdükçe ülkenin gördüğü dünya da büyüdü
Teknik kapasite arttıkça televizyonun ne gösterebileceği de değişti. TRT tarihçesi 1969’da Ay’a ayak basma görüntülerinin ve Zeki Müren’in Ankara konserinin ekrana taşındığını, 1973’te İsmet İnönü’nün cenaze töreninin naklen yayınlandığını, 1974 Kıbrıs Harekâtı’nın TRT yayınlarıyla Türkiye’ye ve Avrupa’ya aktarıldığını kaydediyor. 1975’te Türkiye’nin Eurovision’a katılması ise televizyonun yalnız ülke içine yayın yapan bir araç olmadığını, uluslararası yayın ağının parçasına dönüştüğünü gösteriyordu.
Bu gelişmelerin her biri aynı zamanda teknik bir sınavdı. Stüdyoda hazırlanmış kısa bir program ile dışarıdan canlı görüntü almak aynı şey değildi. Uluslararası bağlantı, spor karşılaşması, tören veya savaş haberi televizyon kurumunu sürekli yeni ekipman, daha güçlü bağlantı ve daha deneyimli ekipler kurmaya zorluyordu. Türkiye televizyonu bu anlamda bir defada kurulmadı; her büyük yayınla biraz daha inşa edildi.
▶ VİDEO | TRT’nin ilk televizyon yayınından 55 yıllık serüvene — TRT Haber
Televizyonun kurulması bitmeyen bir işti
1968’de Ankara’da başlayan yayın 1970’lerin sonunda artık milyonlarca insanın günlük hayatının bir parçasıydı; fakat televizyonun teknik ve toplumsal inşası hâlâ devam ediyordu. Kapsama alanı genişliyor, yayın saatleri uzuyor, yeni program türleri ortaya çıkıyor, dış bağlantılar artıyor ve televizyon alıcısı giderek daha fazla eve giriyordu. Renkli yayın ise henüz gelecek on yılın meselesiydi. Türkiye 1970’ler boyunca siyah-beyaz ekranda televizyonculuğun neredeyse bütün temel türlerini öğrenmiş, tek kanalın etrafında ortak bir izleme kültürü geliştirmişti.
Bu nedenle TRT televizyonunun hikâyesini “31 Ocak 1968’de yayın başladı” cümlesine sıkıştırmak, asıl meseleyi küçültür. O gün ekrana çıkan görüntü, birkaç yıldır kurulmakta olan dev bir sistemin ilk görünür sonucuydu. Türkiye önce stüdyoyu, sonra çalışanı, sonra vericiyi, sonra yayın ağını, en sonunda da izleyici alışkanlığını kurdu. Televizyon bir kutu olarak eve girmeden önce, kurum olarak ülkenin içine yerleşmişti.
Bir sonraki soru artık teknik merkezin dışında, doğrudan salonun içindedir: Bu yeni cihazı kim satın alabiliyordu, ne kadara alıyordu, neden hâlâ siyah-beyazdı ve çatılardaki o balık kılçığı antenler görüntüyü nasıl yakalıyordu?
KAYNAK NOTLARI
TRT Kurumsal — Tarihçe
https://radyo.trt.net.tr/kurumsal/tarihce
TRT Kurumsal — Kilometre Taşları
https://www.trt.net.tr/kurumsal/kilometre-taslari
Şener Mete, “Ekranın Gücü”, TRT Akademi, Cilt 4, Sayı 7, 2019
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/638788
TRT Haber — “TRT’nin ilk televizyon yayını onun anonsuyla başladı” (Nuran Devres röportajı)
https://www.trthaber.com/haber/yasam/trtnin-ilk-televizyon-yayini-onun-anonsuyla-basladi-465600.html
TRT Haber — TRT’nin yayın serüveni foto galerisi
https://www.trthaber.com/foto-galeri/trtnin-57-yillik-yayin-seruveni/35178.html