Türkiye’de Hababam Sınıfı’nı bilmeyen çok az insan vardır. Ama Hababam Sınıfı’nı bilenlerin önemli bir bölümü Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı’nı bilmiyor olabilir. Çünkü zihnimizdeki Hababam büyük ölçüde 1975’te Ertem Eğilmez’in çektiği filmdir.
İnek Şaban kandırılması kolay, saf, haylaz ve komik öğrencidir. Mahmut Hoca sert görünür ama sınıfın gerçek babasıdır. Hafize Ana şefkattir, Damat Ferit karizmadır, Güdük Necmi muzipliktir. Okul da bütün bunların oynandığı sıcak, biraz acımasız ama sonunda sevgiyle toparlanan bir çocukluk sahnesidir.
Romanı açınca ilk şaşkınlık burada başlıyor: Ilgaz’ın İnek Şaban’ı bambaşka biridir. Mahmut Hoca da öyle. Hababam’ın asıl kavgası öğrencilerin haylazlığıyla değil, okul denen makinenin neyi “öğrenmek”, neyi “başarı”, neyi “saygı” kabul ettiğiyle ilgilidir.
Hababam önce bir roman bile değildi
Rıfat Ilgaz, Hababam Sınıfı’nı 1950’lerin ortasında İlhan Selçuk’un çıkardığı Dolmuş mizah dergisinde küçük hikâyeler halinde yazmaya başladı. İmzası kendi adı değildi. Dolmuş’un yazarları derginin adına uygun olarak Direksiyon, Egzoz, Çamurluk gibi takma adlar kullanıyordu. Ilgaz’a da “Stepne” kaldı.
İlk Hababam öykülerinden biri 25 Temmuz 1956 tarihli Dolmuş’ta yayımlandı. Hikâyeler okur ilgisi gördükçe devam etti, zamanla birbirine eklenip genişledi ve kitaplaştı. Ilgaz yıllar sonra Hababam Sınıfı’nı 73 öyküden oluşmuş bir roman olarak tarif edecekti.
Kaynağı da bütünüyle masa başı değildi. Ilgaz, Kastamonu Lisesi ve Kastamonu Muallim Mektebi yıllarında tanıdığı öğrencileri ve öğretmenleri karakterlere dönüştürdüğünü anlattı. Güdük Necmi’nin kendisinden, İnek Şaban’ın Safranbolulu arkadaşı Ahmet’ten, Kel Mahmut’un ise müdür yardımcısı Nihat Dicle’den izler taşıdığını söyledi. Daha sonra öğretmenlik gözlemleri ve oğlu Aydın’ın okul maceraları da bu dünyanın malzemesine karıştı.
Yani Hababam’ın sınıfı, sinema için kurulmuş haylazlar topluluğu değildi. Bir eğitimcinin yıllarca gözlediği okul hayatının karikatürleşmiş haliydi.
Ilgaz neyi yermek istiyordu?
Rıfat Ilgaz bunu son derece açık söylemişti: “Hababam Sınıfı bir eğitim yergisidir.” Sonra üç hedef sayıyordu: kopya, ezber ve uydurma saygı. Bu üç kelime romanla film arasındaki farkı anlamanın en kısa yolu olabilir.
ILGAZ'IN ÜÇ HEDEFİ
Kopya, ezber, uydurma saygı
Ilgaz’ın eğitim eleştirisinin merkezinde öğrencinin tek tek ahlaki kusurları değil, bu davranışları üreten okul düzeni vardır. Kopya ölçme biçimini, ezber öğrenme anlayışını, ‘uydurma saygı’ ise otoriteyle kurulan biçimsel ilişkiyi hedef alır.
Filmde kopya çoğu zaman komik öğrencilerin yaptığı muzırlıktır. Romanda ise kopya sistemin ürettiği davranışlardan biridir; öğrencinin ahlaki kusurundan önce eğitim yönteminin sonucudur. Örneğin Ilgaz’ın öğretmen karakterlerinden Maraton Raşit, anlatacağı dersi kendisi küçük kâğıtlara yazıp bakarak anlatır. Öğretmen bilgiyi gerçekten işlemek yerine kendi “kopyası”yla derse girerken öğrencinin sınavda aynı yönteme başvurması yalnız öğrenci ahlakı üzerinden açıklanamaz.
Ilgaz’ın esprisi öğrenciyi temize çıkarmak değildir; kurumu suçüstü yakalamaktır. Sistem öğrenciden ezberi istiyor, sonra ezberleyemeyen öğrenciyi kopya çektiği için cezalandırıyor.
Ezber neden kopyanın kardeşi?
Ilgaz’ın İnek Şaban’ı bu eleştirinin en iyi araçlarından biridir. Filmde Kemal Sunal’ın canlandırdığı Şaban, sınıfın en saf üyesidir; arkadaşlarının oyunlarına gelir, aşk mektuplarına inanır, çoğu zaman olayları en son anlar. “İnek” sözcüğü bile filmde neredeyse anlamsız bir lakaba dönüşür.
Romanda ise Şaban’ın “inekliği” ders çalışması ve ezberciliğiyle ilgilidir. Bir çalışmada romandaki Şaban için kullanılan cümle aktarılır: Kitapta ne yazıyorsa “tele alınmış gibi” tekrarlar. Ilgaz’ın derdi tam budur. Öğrenci konuyu anladığı için değil, kitaptaki cümleyi geri verebildiği için başarılı sayılıyorsa bilgi ile hafıza birbirine karışır.
Filmler de bu eleştirinin izlerini tamamen kaybetmez. İlk filmde gözleri iyi görmeyen felsefe öğretmeninin önünde öğrenci cevabı kitaptan okur. Öğretmen bunu fark etmez ve “kitap gibi ezberlediği” için onu över. Komik bir sahnedir; ama şakanın hedefi öğrenciden çok ölçme biçimidir. Kitaptan okumakla kitabı ezberden söylemek arasında öğrenme açısından neredeyse hiçbir fark yoksa sınavın neyi ölçtüğü belirsizleşir.
Ilgaz ezberi “bellekten kopya çekmek” gibi görüyordu.
Bu bakımdan Hababam’ın kopyacılığı bir öğrenci suçu olmaktan çıkar; sınavın öğrenciden istediği şeyin parodisine dönüşür.
“Uydurma saygı” ne demek?
Romanın üçüncü hedefi bugün diğer ikisi kadar hatırlanmıyor. Öğrenciler öğretmenlere yüzlerine karşı “hocam” derken kendi aralarında onları Kel Mahmut, Maraton Raşit, Badi Ekrem, Vakvak Rıza gibi lakaplarla anıyorlar. Bu yalnız gençlerin terbiyesizliği olarak okunabilir. Ilgaz ise bunun arkasında başka bir çelişki görüyor: Saygı emrediliyor ama her zaman kazanılmıyor.
Öğrencinin öğretmene dışarıdan gösterdiği davranış ile içeride duyduğu şey birbirinden kopuyor. Böylece okul gerçek saygı üretmek yerine saygının görüntüsünü üretiyor. Otoriteyi sorgulayan öğrenci “saygısız”, otoritenin önünde biçimsel davranışı yerine getiren öğrenci ise “terbiyeli” kabul edilebiliyor.
Hababam’ın alayı burada bir tür kaçak dil haline geliyor. Öğrenci sınıfta söyleyemediğini lakapla söylüyor. Bu yüzden Ilgaz’ın “uydurma saygı” eleştirisi yalnız öğretmenlere takılan adlarla ilgili değildir; kurumun karşılıklı güven üretmeden itaat görüntüsü istemesiyle ilgilidir.
Film tam burada yön değiştiriyor
Hababam Sınıfı’nın sinemaya gelmesi kolay olmadı. 1960’ların ortasından itibaren farklı yapımcı ve yönetmenler filmi çekmeye çalıştı; projeler sansür engeline takıldı. 1975’te Umur Bugay’ın senaryosu ve Ertem Eğilmez’in yönetimiyle Arzu Film sonunda filmi çekebildi.
Rıfat Ilgaz’ın bu uyarlamayla temel sorunu açıktı. Ona göre eserin toplumsal ve eğitimsel eleştirisi boşaltılmış, geriye daha çok eğlencelik komedi kalmıştı. Çınar Yayınları’nın Ilgaz üzerine yayımladığı yazıda bu itiraz doğrudan aktarılıyor: Ilgaz, romanın “toplum ve sistem eleştirisinden arıtıldığı” düşüncesindeydi.
Dönemin sansür ortamının bunda payı olduğu açık. İlk uyarlama girişimlerinin yıllarca engellenmiş olması zaten bunu gösteriyor. Aydın Ilgaz’ın aktardığına göre sansür kurulunun itirazlarından biri “Kel Mahmut” adının bir öğretmene yakıştırılmamasıydı; sinema uyarlamasında karakter “Mahmut Hoca” olarak yumuşatıldı.
Başka bir önemli değişiklik de okulun niteliğiydi. Filmde olaylar Özel Çamlıca Lisesi’nde geçiyor. Böylece yozlaşmış okul düzeni doğrudan devlet okulunun resmi bir portresi olmaktan uzaklaşıp para karşılığı başarısız öğrencileri bünyesinde tutan özel bir kurumun hikâyesine dönüşüyor. Bu dönüşümün sansür koşullarıyla ilişkili olduğu dönemin ve sonraki yorumların ortak açıklamalarından biri.
Fakat sinema yalnız sansüre boyun eğmedi; aynı zamanda kendi ihtiyacını yarattı. Film bir sistem analizi değil, iki saat içinde çalışan karakterler ve duygusal çatışmalar istiyordu. Ve tam burada iki kişi baştan yaratıldı.
İnek Şaban neden değişti?
Romandaki İnek Şaban çalışkan, ezberci ve kimi anlatımlarda ispiyonculuğa varan biçimde düzene uyumlu bir öğrencidir. Bu karakter Ilgaz’ın eğitim eleştirisi açısından çok kullanışlıdır. Çünkü başarının kendisiyle alay eder. Şaban “başarılıdır” ama öğrenmenin karikatürüdür; sistemin istediğini kusursuz yapar: ezberler, tekrarlar, uyum gösterir.
Film ise bu ince ironiyi bırakıp çok daha güçlü bir sinema karakteri üretir. Kemal Sunal’ın Şaban’ı saf, sakar, kolay kandırılan, arkadaş grubunun hem parçası hem oyuncağıdır. Böylece “İnek Şaban” eğitim sisteminin ürettiği ezberci öğrenci olmaktan çıkar, Türk sinemasının en tanınan komedi tiplerinden birine dönüşür.
Üstelik bazı romandaki olaylar da onun üzerine taşınır. Örneğin romanda düzmece aşk mektubuna inanıp bekleyen kişinin Sidikli Turan olduğu belirtilirken film hafızasında bu tür kandırılma sahneleri Şaban karakterinin temel özelliğine dönüşür.
Rıfat Ilgaz’ın eleştirmek için yarattığı “inek”, sinemada ezberciliğin değil saflığın sembolü oldu. Karakter o kadar büyüdü ki sonunda kitabı gölgede bıraktı.
Kel Mahmut neden Mahmut Hoca oldu?
Daha büyük dönüşüm belki burada. Romandaki Kel Mahmut sert, otoriter, öğrencilerle karşı karşıya gelen müdür yardımcısıdır. Karakterin gerçek hayattaki esin kaynaklarından biri Ilgaz’ın Muallim Mektebi’ndeki müdür yardımcısı Nihat Dicle’dir.
Filmde Münir Özkul’un oynadığı Mahmut Hoca ise giderek bütün okulun ahlaki merkezi haline gelir. Evet, cezalandırır; Hababam’ı aç bırakır, tek ayak üstünde bekletir, okuldan kaçmalarını engeller. Ama filmin temel duygusu onun öğrencilerin karşısında değil, onların yanında olduğunu sürekli yeniden kurar.
Öğrencilerin aileleriyle yüzleşir, okul sahibinin ticari mantığına karşı çıkar, onları yalnız not üzerinden değerlendirmez. Hababam’ın gerçek sorununu anlamaya çalışan neredeyse tek yetişkin haline gelir. Akademik film analizlerinde de Mahmut Hoca serinin diğer yöneticilerinden farklı olarak olumlu yönetici modeli kabul ediliyor.
Bu çok büyük bir ideolojik değişikliktir. Romanda okul sistemi eleştirinin hedefidir. Filmde ise sistemin içinde “doğru öğretmen” bulunursa çocukların kurtarılabileceği fikri güçlenir. Kurumsal sorun, ahlaki bir yetişkin karakter tarafından dengelenir. Sistem eleştirisinin yerini yavaş yavaş iyi öğretmen-kötü öğretmen ayrımı alır.
Ve seyirci Mahmut Hoca’yı sever. Bu kötü bir sinema tercihi değildir. Münir Özkul’un karakteri Türk sinemasının en etkili öğretmen figürlerinden birini yaratmıştır. Ama Ilgaz’ın söylediği şey artık tam olarak aynı değildir.
Kitapta Hababam neden daha politik?
Buradaki “politik” kelimesini parti siyaseti anlamında okumamak gerekir. Roman öğrencinin okulla ilişkisini sınıf, para, otorite ve gelecek üzerinden düşünür. Ilgaz’ın Hababam’ı yalnız eğlenmek isteyen çocuklardan oluşmaz; bir eğitim kurumunun içinde kendi sorunları karşısında toplu davranmayı öğrenen bir gruptur.
Metin Akpınar yıllar sonra tiyatroda oynadıkları Hababam ile film arasındaki farkı anlatırken romanın sonunda öğrencilerin Anadolu’ya gönderilmelerine karşı çıkan damarı hatırlatıyordu. Bu çizgi, Ilgaz’ın öğretmen kökeniyle de ilgili. Onun için okul yalnız komik tiplerin karşılaştığı bina değil, devletin yurttaş ürettiği yerlerden biridir.
Bu yüzden kopya yalnız kopya değildir. Ezber yalnız ezber değildir. Öğretmene sahte saygı yalnız okul şakası değildir. Bunlar insanın otorite, bilgi ve başarıyla nasıl ilişki kuracağını öğreten düzeneklerdir.
Sinema bu toplumsal merceği bütünüyle yok etmedi. Mahmut Hoca’nın okul sahibine karşı çıkışında, parayla diploma satın alınmasına itirazında, ezberci öğretmenlerin karikatürlerinde, öğrencilerin ailelerine ilişkin bölümlerde hâlâ Ilgaz’ın damarını görmek mümkün. Ama filmin ağırlık merkezi değişti.
Roman soruyor: “Bu çocuklar neden böyle?” Film ise çoğu zaman “Bu çocuklar şimdi ne yaramazlık yapacak?” diye soruyor.
Hangisi gerçek Hababam?
Belki ikisi de. Ertem Eğilmez’in filmi Rıfat Ilgaz’ın romanına sadık bir eğitim sistemi uyarlaması değil. Ama bu, filmin değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine sinema başka bir eser yaratmış durumda.
Kemal Sunal’ın İnek Şaban’ı, Münir Özkul’un Mahmut Hoca’sı, Adile Naşit’in Hafize Ana’sı ve Melih Kibar’ın müziği Ilgaz’ın kitabında bulunmayan ikinci bir Hababam hafızası kurdu. Sorun yalnız şu: İkinci eser o kadar güçlü oldu ki birincinin ne söylediğini unutturdu.
Bugün filmi izlerken kopya sahnesine gülebiliyoruz. Ilgaz ise “neden kopya çekiyorlar?” diye soruyordu. Ezber yapan öğrenciye gülebiliyoruz; Ilgaz “neden ezber başarı sayılıyor?” diye soruyordu. Öğretmene takılan lakaplara gülebiliyoruz; Ilgaz “neden saygı yalnız görünüşte?” diye soruyordu.
Belki Hababam Sınıfı’nı yanlış hatırlamıyoruz. Eksik hatırlıyoruz. Filmler bize çocukları bıraktı; roman ise çocukları üreten okulu da bırakmıştı.
Editoryal kaynaklar
TRT Haber — Hababam Sınıfı’nın yazarı: Rıfat Ilgaz
Çınar Yayınları — Rıfat Ilgaz bize iyi gelir
Cumhuriyet — Çınar Yayınları klasiklerinde usta yapıtlarıyla Rıfat Ilgaz
Cumhuriyet — Aydın Ilgaz’ı uğurlarken
TRT Haber — Gerçek Kel Mahmut’un fotoğrafı müzede sergileniyor
İstanbul Eğitim ve Kültür Dergisi — Hababam Sınıfı üzerine değerlendirme
Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi — Türk romanlarında eğitim sorunları
International Journal of Turkish Education Sciences — Hababam Sınıfı ve 1970-1980 eğitim politikası
DergiPark — Hababam Sınıfı filmlerinde ölçme ve değerlendirme alt metinleri
Cumhuriyet Arşivi — Hababam Sınıfı’nın sinemaya uyarlanma süreci, 12 Nisan 1975